logo
14 MAYIS 2026

‘Bu hastalıkların habercisi olabilir’

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ünal Bayiz, "Koronavirüs enfeksiyonunun görüldüğü hastalarda, yüksek ateş, kuru öksürük, nefes darlığı gibi ana belirtilere ek olarak tat ve koku alma sorunları da gözlenebiliyor. Fakat tat ve koku alma bozuklukları yalnızca Covid-19 belirtisi olmayıp diğer etkenlerden kaynaklı soğuk algınlıklarında ve daha pek çok farklı hastalık türünde de görülebiliyor" dedi

03.12.2020 01:52:00
‘Bu hastalıkların habercisi olabilir’
‘Bu hastalıkların habercisi olabilir’
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ünal Bayiz, tat ve koku alma bozukluklarının nedenleri, teşhisi ve tedavisi hakkında bilinmesi gereken tüm detayları paylaştı. Konu ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Bayiz, "Covid-19 pandemisinin pek çok kişiyi etkilediği ve can kayıplarına yol açtığı şu günlerde hastalığı işaret eden belirtiler konusunda herkes oldukça dikkatli davranıyor. Koronavirüs enfeksiyonunun görüldüğü hastalarda; yüksek ateş, kuru öksürük, nefes darlığı gibi ana belirtilere ek olarak tat ve koku alma sorunları da gözlenebiliyor. Söz konusu sorunun hangi nedenden kaynaklandığının tespiti konusunda bireyde görülen diğer semptomlar belirleyici oluyor" dedi.

Birçok hastalıktan kaynaklanabiliyor

Koku ve tat alma bozukluklarının, Covid-19 semptomları arasındaki yerini almadan önce toplum tarafından önemsiz bir durum olarak görüldüğünü belirten Uzmanı Prof. Dr. Ünal Bayiz, "Oysaki bu tip sorunlar Covid-19 gibi ciddi bir viral enfeksiyonun yanı sıra akut veya kronik önemli hastalıkların habercisi olarak da karşımıza çıkabiliyor. Kronik rinit, alerji ve soğuk algınlıkları nedeniyle oluşan tat ve koku alma bozukluklarının haricinde ani olarak gelişen durumlarda bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurulması ve muayeneden geçilmesi gerekiyor.
Beslenmeyi olumsuz etkilemesinin yanı sıra bu tip sorunlar bozulmuş besinlerin tüketimi, gaz kaçağı gibi tehlikelerin algılanamaması gibi olumsuzluklara da yol açabiliyor. Yaşlılık, Soğuk algınlıkları ve gribal enfeksiyonlar, alerjiler, burun polipleri, psikiyatrik hastalıklar, ağız kuruluğu ve diş çürükleri, kimyasallara maruz kalma, sigara ve uyuşturucu madde kullanımı, çeşitli ilaçların kullanımı, yüz felci, beyin sarsıntısı ve baş travmaları, multipl skleroz, alzheimer, parkinson ve demans gibi hastalıklar, baş tabanı tümörleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, tükrük bezlerine ilişkin bazı hastalıklar, sgibi hastalıklar tat ve koku alma bozukluklarının nedenleri arasında şunlar yer alıyor" şeklinde konuştu.

Koronavirüs şüphesinde en önemli etken

Koku ve tat alma bozukluklarında belirtiler genellikle bu duyuların çeşitli derecelerde azalması veya tamamen kaybı ile olduğunu vurgulayan Bayiz, "Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi tatlardan bazılarının hissedilememesi, tatların normalden farklı şekilde algılanması şeklinde olabiliyor. Tat alma duyusu, koku alma duyusuna bağlı bir duyu olduğundan koku alma bozukluğu tat almayı da doğrudan etkiliyor. Gribal enfeksiyonlar veya tat-koku kaybına yol açabilen teşhisi konulmuş hastalıkların dışında hissedilen, özellikle de ani olarak ortaya çıkmış tat ve koku alma bozukluklarında sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini vurguluyor. Elbette koronavirüs ile enfekte olan her bireyde koku ve tat alma bozuklukları gelişmeyebiliyor.
Bu sorunu yaşayan hastalarda tat ve koku kayıpları tek başına olabileceği gibi öksürük, nefes darlığı, yüksek ateş, boğaz ağrısı gibi diğer koronavirüs belirtileri ile bir arada da görülebiliyor. Koku ve tat alma bozukluklarının koronavirüs enfeksiyonu şüphesi oluşturmasında en önemli etken, söz konusu semptomun ani bir şekilde ortaya çıkması ve şiddetli olması olarak değerlendiriliyor. Bunun yanı sıra diğer koronavirüs belirtilerinin tat ve koku kaybına eşlik etmesi, bireyin herhangi bir koronavirüs hastası ile temasının olması gibi durumlar Covid-19 enfeksiyonu ihtimalini güçlendiren durumlar arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı.

'İki şekilde koku testlerine başvuruluyor'

Tat ve koku alma bozuklukları ile sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların Covid-19 şüphesinin bulunması halinde hastanın hemen izole edilmesi ve Covid-19 testine tabi tutulması gerektiğini belirten Bayiz, "Bunun dışındaki koku alma bozukluklarının teşhis edilebilmesi için objektif veya subjektif olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilen koku testlerine başvuruluyor. Bunlardan objektif olarak nitelendirilen test, bir makine kullanılarak bireyin verilen kokuları alıp almadığının öğrenilmesine yardımcı oluyor. Subjektif testlerde ise koku alma yeteneğinin yanı sıra bireyin hissedilen duyulara ilişkin cevap verme yeteneği de detaylı şekilde araştırılabiliyor. 8'li test veya 40'lı test şeklinde yapılan koku testleri yardımıyla koku ve tat alma bozuklukları kolaylıkla teşhis edilebiliyor. 8'li test süre açısından avantaj sağlaması nedeniyle çok daha sık kullanılırken daha uzun bir zaman gerektiren 40'lı test ile çok sayıda farklı kokuya ilişkin duyu araştırması yapılabiliyor.
Duyularda herhangi bir sorunun teşhis edilmesi halinde burun etinden örnek alınarak koku hücrelerinin koku moleküllerine verdiği tepkilerin araştırılıyor. Burun içerisinin havalandırılması, burundaki havalanma bozukluğuna yol açan yapısal bozukluklar ve diğer durumların tedavi edilmesi de tat ve koku alma bozukluklarının tedavisinde önemli bir yer tutuyor. Bunların sonuç vermemesi halinde koku alma egzersizleri yardımıyla beyindeki koku soğancığı ve koku alma merkezinin aktifleştirilmesi mümkün olabiliyor. Alerji sorunu bulunan hastalarda antihistaminik ilaç tedavileri, burun akıntısını ve ağız kuruluğunu azaltmada etkili olan ilaçların kullanımı, nazal tümörler ile poliplerin çıkarılması, diş ve diş eti hastalıklarının tedavisi, sigara ve madde kullanımının engellenmesi gibi uygulamalar da koku ve tat alma bozukluklarının tedavisinde tercih edilebilen yöntemler arasında yer alıyor" diye konuştu. İHA



Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek

Ehliyetlere ilişkin yeni düzenlemeyle birlikte ileri yaştaki sürücüler için sağlık kontrolü ve belge yenileme süreçlerinin sıklaştırılması planlanıyor. Buna göre 65 yaş üstü sürücüler üç yılda bir, 80 yaşını aşan yurttaşlar ise iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek ehliyetlerini yenileyecek

14.05.2026 12:13:00
Haber Merkezi
Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek
Ehliyet yenilemede yeni dönem: O yaştakiler iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek
Milyonlarca sürücüyü yakından ilgilendiren ehliyet düzenlemeleri, özellikle belirli yaş grupları için getirilen yeni kriterlerle gündemdeki yerini koruyor. Gazete Pencere'nin haberine göre; 80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara yönelik sağlık kontrolü ve sürüş yeterliliği şartlarında güncelleme yapılması planlanıyor.

Ehliyet sahipleri için yapılan düzenlemeye göre belli yaşı aşan sürücüler için yenileme süreçlerine yeni kurallar eklendi. Yaşı gelen sürücülerin belirli zaman aralıklarıyla sağlık kontrollerinden geçerek sürücü belgelerini yenileyebilecek.

Gelen son bilgilere göre 65 yaşını dolduran bireyler için ehliyet yenileme süreci daha sık hale geliyor.

Bu yaş grubundaki sürücülerin her üç yılda bir sağlık kontrolünden geçerek belgelerini yenilemeleri gerekecek

Daha ileri yaş grubundaki vatandaşlar için ise bu süre daha da kısalıyor. 80 yaşını aşan sürücüler için ehliyet yenileme aralığı iki yıla indiriliyor.

Bu uygulama yaş ilerledikçe artan sağlık risklerinin trafikte yaratabileceği tehlikeleri en aza indirme amacı taşıyor.

TÜİK, "İstatistiklerle Gençlik 2025" araştırmasını yayımladı

Türkiye'de geçen yıl itibarıyla 12 milyon 708 bin 348 genç bulunuyor, genç nüfus toplam nüfusun yüzde 14,8'ine karşılık geliyor

14.05.2026 12:03:00 / Güncelleme: 14.05.2026 12:07:36
AA
TÜİK, "İstatistiklerle Gençlik 2025" araştırmasını yayımladı
TÜİK, "İstatistiklerle Gençlik 2025" araştırmasını yayımladı

Türkiye İstatistik Kurumunun "İstatistiklerle Gençlik 2025" araştırmasına göre, nüfusun yüzde 14,8'ini 15-24 yaş grubundaki genç nüfus oluşturdu.

Ülke genelindeki genç sayısı 12 milyon 708 bin 348 kişi olarak hesaplanırken bunun yüzde 51,2'si genç erkek, yüzde 48,8'i ise genç kadın nüfus olarak kayıtlara geçti.

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre, genç nüfus oranının 2030 yılında yüzde 14,8, 2040'ta yüzde 12,2, 2060'ta yüzde 10,3, 2080'de yüzde 8,8 ve 2100'de yüzde 9,6 olacağı öngörüldü.

Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş eğiliminin devam edeceğini varsayan düşük senaryoya göre, genç nüfus oranının 2030'da yüzde 14,8, 2040'ta yüzde 12,4, 2060'ta yüzde 9,2, 2080'de yüzde 7,2, 2100'de yüzde 7,2 olacağı hesaplandı.

Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağını varsayan yüksek senaryoya göre, genç nüfus oranının 2030'da yüzde 14,8, 2040'ta yüzde 12, 2060'ta yüzde 11,1, 2080'de yüzde 9,8, 2100'de yüzde 11,4 olacağı varsayıldı.

Genç nüfus oranının en yüksek olduğu il, yüzde 20,4 ile Şırnak oldu. Bu ili yüzde 20 ile Hakkari ve yüzde 19,8 ile Siirt izledi.

Genç nüfus oranının en düşük olduğu iller ise yüzde 11,7 ile Balıkesir, yüzde 11,9 ile Ordu ve yüzde 12 ile Muğla olarak sıralandı.

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranları incelendiğinde, 2025 yılında genç nüfus ortalaması yüzde 10,7 oldu.

AB üye ülkeleri arasında en yüksek genç nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla yüzde 12,7 ile İrlanda, yüzde 12,2'şer ile Hollanda ve Danimarka olduğu tespit edildi.

Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise yüzde 9,4 ile Malta, yüzde 9,5 ile Bulgaristan, yüzde 9,7 ile Litvanya olarak belirlendi. Türkiye'nin genç nüfus oranının, yüzde 14,8 ile AB üye ülkelerinin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu görüldü.

Genç nüfus oranının dünya ortalaması, 2025 yılında yüzde 15,6 olurken, Türkiye'nin genç nüfus oranının bu ortalamanın altında olduğu saptandı.

Türkiye'de, 18-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 75,5'inin işinden, yüzde 52'sinin elde ettiği kazançtan memnun olduğu belirlendi.

Yaş grubuna göre incelendiğinde, 2025'te genç nüfusun yüzde 30,3'ünün 15-17, yüzde 20,4'ünün 18-19, yüzde 29,2'sinin 20-22 ve yüzde 20,1'inin 23-24 yaş grubunda yer aldığı görüldü.

2022-2024 yıllarına ilişkin "hayat tabloları" dikkate alındığında, doğuşta beklenen yaşam süresi Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl ve kadınlar için 80,7 olarak kayıtlara geçti. Türkiye'de, çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki gençler için beklenen yaşam süresinin 64,3 yıl, erkekler için 61,7 yıl ve kadınlar için 66,9 yıl olduğu belirlendi. Diğer bir ifade ile 15 yaşına ulaşan genç kadınların, genç erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha fazla yaşayacağı tahmin edildi.

Genç nüfus yasal medeni duruma göre incelendiğinde, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu görüldü. Evli olan genç kadınların oranı, evli olan genç erkeklerin oranının 3,5 katı oldu. Genç erkek nüfusun 2025'te yüzde 96,8'inin hiç evlenmediği görülürken, yüzde 3,1'inin evli, yüzde 0,1'inin boşanmış olduğu kayıtlara geçti. Genç kadın nüfusun ise yüzde 88,9'unun hiç evlenmemiş, yüzde 10,7'sinin evli, yüzde 0,4'ünün ise boşanmış olduğu görüldü.

İç göç istatistiklerine göre, Türkiye'de 2024 yılında en fazla göç hareketliliğinin yaşandığı 15-24 yaş grubunun göç etme nedenleri incelendiğinde, bu hareketliliğin en büyük nedeninin eğitim olduğu görüldü. Gençlerin 448 bin 826'sının eğitim, 102 bin 660'ının işe başlamak veya iş bulmak, 79 bin 831'inin ise hane veya aile fertlerinden birine bağımlılık nedeniyle göç ettiği belirlendi.

Kadınlarda yükseköğretimde net okullaşma oranı yüzde 53

Türkiye'de, 2024-25 öğretim yılında yükseköğretim net okullaşma oranı, yüzde 46,3 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerde yüzde 39,9, kadınlarda ise yüzde 53 olarak kayıtlara geçti.

Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, gençlerde iş gücüne katılma oranı, 2024'te yüzde 47,2 iken, geçen yıl itibarıyla yüzde 47,6'ya çıktı. Genç erkeklerde işgücüne katılma oranı, 2024'te yüzde 59,5 iken geçen yıl yüzde 60,1, genç kadınlarda ise yüzde 34 iken 2025'te yüzde 34,3 olarak kayıtlara geçti.

Gençlerde işsizlik oranı, 2024'te yüzde 16,3 iken, 2025'te yüzde 15,3 olarak hesaplandı. Genç erkeklerde işsizlik oranı, 2024'te yüzde 13,1 iken, 2025'te yüzde 11,7 oldu. Genç kadınlarda ise bu oran, 2024'te yüzde 22,3 iken, geçen yıl itibarıyla yüzde 22,1 oldu.

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı, 2024'te yüzde 22,9 iken, geçen yıl yüzde 23,3 olarak belirlendi. Bu oran, genç erkeklerde 2024'te yüzde 16,2 iken, 2025'te yüzde 16,3, genç kadınlarda ise yüzde 30,1 iken, geçen yıl yüzde 30,9 olduğu görüldü.

Genç nüfusun istihdam oranı, 2024'te yüzde 39,5 iken, 2025'te yüzde 40,3'e yükseldi. Bu oran, genç erkeklerde 2024'te yüzde 51,7 iken 2025'te yüzde 53, genç kadınlarda yüzde 26,4 iken yüzde 26,7 oldu.

İstihdamdaki gençlerin yüzde 57,9'u hizmet sektöründe yer aldı

Sektörlere göre incelendiğinde, istihdam edilen gençlerin 2025'te yüzde 11,6'sının tarım, yüzde 30,5'inin sanayi ve yüzde 57,9'unun hizmet sektörlerinde yer aldığı tespit edildi.

İstihdam edilen genç erkeklerin yüzde 11'inin tarım, yüzde 36,6'sının sanayi ve yüzde 52,4'ünün hizmet sektöründe yer aldığı belirlendi. Genç kadınların yüzde 12,9'unun tarım, yüzde 17,7'sinin sanayi ve yüzde 69,5'inin hizmet sektöründe çalıştığı kayıtlara geçti.

- Gençlerin yüzde 54,4'ü kendini mutlu hissediyor

Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, 2025'te 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerden kendini mutlu hissettiğini belirtenlerin oranı yüzde 53,3 iken, kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı yüzde 13 oldu.

Geçen yıl, 18-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde kendini mutlu hissettiğini beyan edenler yüzde 54,4 iken, kendini mutsuz hissettiğini belirtenler yüzde 11,9 olarak belirlendi. Bu yaş grubundan kendini mutlu olarak hisseden erkekler yüzde 52,3 iken, kendini mutsuz hissettiğini belirtenler yüzde 13,3 oldu. Genç kadınlarda mutlu hissedenler yüzde 56,7 iken, kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı yüzde 10,4 olarak tespit edildi.

Gençlerin mutluluk kaynağı olan değerler arasında yüzde 38,8 ile sağlık, ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 22,8 ile başarı ve yüzde 16,6 ile para izledi. Genç erkeklerde yüzde 33,7 ile ilk sırayı sağlık alırken, bunu yüzde 24,2 ile para ve yüzde 21,9 ile başarı takip etti. Genç kadınlarda ise yüzde 44,2 ile ilk sırayı sağlık alırken, bunu yüzde 23,8 ile başarı ve yüzde 20,1 ile sevgi takip etti.

Gençlerin yüzde 75,5'i işinden memnun

Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerin genel sağlık durumlarından memnuniyeti, geçen yıl yüzde 68,6 oldu. Genç nüfusun genel sağlık durumundan memnuniyetinin, aynı dönemde yüzde 87,2 olduğu görüldü. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 88,2, genç kadınlarda ise yüzde 86,2 olarak belirlendi.

Aynı sonuçlara göre 2025'te, gençlerin yüzde 75,5'inin işinden, yüzde 52'sinin elde ettiği kazançtan memnun olduğunu tespit edildi.

Genç erkeklerde çalışılan işten duyulan memnuniyet yüzde 77,5, elde edilen kazançtan memnuniyet yüzde 54 olurken, genç kadınlarda ise bu oranlar yüzde 70,8 ve yüzde 47,5 olarak kayıtlara geçti.

Gençlerin yüzde 73'ü, geçen yıl itibarıyla şimdiye kadar aldığı eğitimden memnun olduğunu belirtti. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 72,3 iken, genç kadınlarda yüzde 73,7 oldu.

Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması, 2024 yılı sonuçlarına göre, son 12 ayda en fazla şiddete maruz kalanların, 15-24 yaş grubundaki genç kadınlar olduğu görüldü. Genç kadınlara yönelik şiddet türleri arasında yüzde 15,2 ile psikolojik şiddet, ilk sırayı aldı. Bunu yüzde 7,3 ile dijital, yüzde 5,8 ile ısrarlı takip, yüzde 4,6 ile ekonomik, yüzde 3,8 ile fiziksel ve yüzde 1,8 ile cinsel şiddet izledi.

Gençlerin yapay zeka kullanma oranı yüzde 39,4

Yapay Zeka İstatistiklerine göre, 2025'te internet kullanan bireylerden üretken yapay zeka kullandığını beyan eden 16-24 yaş grubundaki gençlerin oranı, yüzde 39,4 oldu. Bu oranın genç erkeklerde yüzde 38,3, genç kadınlarda ise yüzde 40,5 olduğu görüldü.

Yapay zeka kullanan gençler incelendiğinde yüzde 75,3'ünün özel, yüzde 53,9'unun örgün eğitim ve yüzde 19,7'sinin ise mesleki ve iş amaçlı kullandıkları görüldü.

Yapay zeka kullanmadığını beyan eden gençlerin nedenlerinin, yüzde 80,7 ile ihtiyaç duyulmaması, yüzde 8,2 ile nasıl kullanılacağının bilinmemesi, yüzde 8,1 ile varlığından haberdar olunmaması ve yüzde 2,8 ile gizlilik, güvenlik veya emniyetle ilgili endişeler olduğu görüldü.

İBB davasının 38. duruşması başladı

77'si tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere 414 sanığın yargılandığı İBB davasının 38. duruşması başladı

14.05.2026 11:20:00
AA
İBB davasının 38. duruşması başladı
İBB davasının 38. duruşması başladı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da katıldığı duruşmada, bazı CHP milletvekilleri ve tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, dün savunmasını tamamlayan tutuklu sanık Kültür AŞ Hakediş Şefi Gökhan Köseoğlu'nun avukatlarının beyanlarının alınmasıyla sürüyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", tutuklu sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve tutuksuz sanık Ertan Yıldız, başka suçtan tutuklu Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 33 sanığın tahliyesiyle davada 77 tutuklu sanık bulunuyor. 

Ankara'da korsan otoparkçılık yaptığı belirlenen 32 şüpheli gözaltına alındı

Ankara'da, sürücülere araçlarını koruduklarını öne sürerek haksız kazanç sağlayan ve halk arasında 'değnekçi' olarak bilenen korsan otoparkçılara yönelik düzenlenen operasyonda 32 şüpheli gözaltına alındı

14.05.2026 11:00:00
İHA
Ankara'da korsan otoparkçılık yaptığı belirlenen 32 şüpheli gözaltına alındı
Ankara'da korsan otoparkçılık yaptığı belirlenen 32 şüpheli gözaltına alındı
Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, sokak ve caddelerdeki mekanların önünde korsan otoparkçılık yapan kişileri yakalamak için çalışma başlattı. İcra edilen operasyonlarda 'değnekçi' olarak tabir edilen 32 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Yakalanan zanlıların, sürücülerden araçlarını korumak için para istedikleri, kendilerine ait olmayan park alanlarını kullandıkları ve bu yöntemlerle haksız kazanç elde ettikleri tespit edildi. Şüphelilerin alınan ifadelerinde ise sadece bahşiş aldıklarını iddia ettiklerini öğrenildi.

Öte yandan, Ankara Emniyet Müdürlüğü ekipleri, vatandaşlara benzer durumlarla karşılaşmaları halinde polise ihbarda bulunması gerektiği yönünde uyarıda bulundu.


"Sokaklar temizlenmiş oldu"



Vatandaşlar, gerçekleştirilen operasyonları olumlu bulduklarını söyledi. Furkan Yıldırım isimli vatandaş, "Burada eskisi gibi öyle kişiler kalmadı. Eskiden yol kenarında para isteyenler vardı. Artık öyle bir durum kalmadı. Sokaklar öyle kişilerden temizlenmiş oldu" dedi.

Avni Aydoğdu ise, "Artık öyle kişiler yok burada, kesildi hep. Bu durumdan gayet memnunuz. Bu şekilde devam etmesini isteriz" ifadelerine yer verdi.
Gökhan Al, isimli vatandaş ise, "Polisimize teşekkür ederiz. Allah devletimize zarar vermesin. Böyle bir şey yapmaları çok iyi oldu. İnsanları rahatsız ederek zorla bir şeyler yaptırmaya çalışıyorlardı. Şu an her şey yolunda bir sıkıntı yok" dedi.

Fabrika yangınından acı haber

Mersin'de faaliyet gösteren bir yağ fabrikasında çıkan yangında bir işçi hayatını kaybetti. Yangının halen kontrol altına alınamadığı bildirildi

13.05.2026 16:55:00
İhlas Haber Ajansı
Fabrika yangınından acı haber
Fabrika yangınından acı haber
Mersin'de bir yağ fabrikasında çıkan yangında bir işçi yaşamını yitirdi. 

Olay, merkez Akdeniz ilçesi Kazanlı Mahallesi'nde bulunan Aves Enerji Dolum Tesislerinde meydana geldi. Yakıt tankında henüz belirlenemeyen bir nedenle patlama yaşandı. Patlama sırasında tank üzerinde bulunan Süleyman Güner (47), yaklaşık 20 metre yükseklikten beton zemine düştü. Ağır yaralı olarak Toros Devlet Hastanesi'ne kaldırılan işçi, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

Patlamanın ardından fabrikada çıkan yangına ilk olarak tesisin kendi ekipleri müdahale etti. Alevlerin kısa sürede büyümesi üzerine bölgeye Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, AFAD ve emniyete bağlı TOMA araçları sevk edildi.

Yağ dolum silolarındaki yanıcı maddeler nedeniyle ekiplerin söndürme çalışmalarını güçlükle yürüttüğü öğrenildi. Fabrikadan yükselen yoğun siyah duman kilometrelerce uzaklıktan görülürken, yangın dron ile havadan görüntülendi.

Öte yandan, fabrika çevresinde geniş güvenlik önlemleri alınırken, muhtemel risklere karşı bazı bölümlerin tahliye edildiği bildirildi. Yangına müdahalenin sürdüğü, olayla ilgili inceleme başlatıldığı öğrenildi.

Çankırı'da su baskınları sonrası tahliye çalışmaları sürüyor

Çankırı'da sağanak yağışın ardından su baskınlarının yaşandığı ev ve iş yerlerinde tahliye ve temizlik çalışmaları devam ediyor

13.05.2026 14:58:00
İHA
Çankırı'da su baskınları sonrası tahliye çalışmaları sürüyor
Çankırı'da su baskınları sonrası tahliye çalışmaları sürüyor
Meteoroloji'nin uyarıda bulunduğu Çankırı'da dün etkili olan şiddetli sağanak hayatı olumsuz etkiledi. Sağanak sebebiyle ev, iş yeri ve yollarda su baskınları yaşandı. Yağışın durmasının ardından tahliye ve temizlik çalışması başlatan ekipler, cadde ve sokakları iş makineleriyle temizledi.






Su baskınlarının yaşandığı ev ve iş yerlerinde ise suların tahliye edilmesinin ardından hasar gün yüzüne çıktı. Su baskınlarının yaşandığı çok sayıdaki evin zemin kaplamaları, mobilyaları ve elektronik eşyaları zarar gördü. Ekipler, dün başladıkları su tahliye çalışmalarına devam ediyor.








"Yaklaşık 331 personelimizle çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyor"

Çalışmaların aralıksız devam ettiğini söyleyen Çankırı Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, "Metrekare başına 47 kilogram yağışın düştüğü bu süreçte, özellikle dere yatağına yakın bölgelerde bulunan, başta Buğday Pazarı Mahallesi olmak üzere birçok noktada zemin katlarda su baskınları yaşandı. Gün boyu aralıksız ve agresif şekilde devam eden yağış, ekiplerimizi anlık ve yoğun müdahaleye sevk etti. Yaşanan olumsuzluklara karşı hızlıca kriz ekibimiz oluşturuldu. Tüm müdürlüklerimiz koordineli şekilde sahada görev aldı. Yaklaşık 331 personelimizle çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyor, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için yoğun çaba gösteriyoruz. Zor bir süreçten geçiyoruz. Vatandaşımız her zaman haklıdır. Bizler, şehrimiz için yedi gün yirmi dört saat görev başındayız ve hemşehrilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz" diye konuştu.



























IEA: Küresel petrol arzı nisanda savaşın etkisiyle günlük 1,8 milyon varil geriledi

Küresel petrol arzı, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın etkisiyle nisanda önceki aya göre günlük 1 milyon 800 bin varil azaldı

13.05.2026 14:57:00
AA
IEA: Küresel petrol arzı nisanda savaşın etkisiyle günlük 1,8 milyon varil geriledi
IEA: Küresel petrol arzı nisanda savaşın etkisiyle günlük 1,8 milyon varil geriledi
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Petrol Piyasası Raporu'na göre, petrol arzı geçen ay Orta Doğu'daki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı'ndan tanker geçişlerine uygulanan kısıtlamalar nedeniyle düştü.

Küresel petrol arzı nisanda günlük 1 milyon 800 bin varil azalarak 95,1 milyon varile gerilerken, savaşın başlangıcından bu yana toplam arz kaybı günlük 12,8 milyon varile ulaştı.

Bu dönemde, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubunun günlük üretimi 1,9 milyon varil azalarak 40 milyon 100 bin varile geriledi. Böylece grubun üretimi savaş öncesi seviyelerin günlük 11,9 milyon varil altında kalırken, OPEC'in üretimi son 35 yılın en düşük düzeyine geriledi.

OPEC+ dışı ülkelerin arzı ise mart ayındaki düşük seviyelerin ardından nisanda sınırlı toparlanma göstererek günlük 90 bin varil artışla 54,9 milyon varile çıktı. Buna rağmen üretim, İran'ın Katar'daki enerji altyapısına yönelik saldırılarının ardından yaşanan kayıpların etkisiyle çatışma öncesine göre günlük 820 bin varil daha düşük seviyede kaldı.

Körfez ülkelerinin toplam petrol ihracatı nisanda bir önceki aya göre günlük 1,9 milyon varil artarak 10,5 milyon varile yükseldi.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Irak ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kullanmadan gerçekleştirdiği petrol ihracatı nisanda toplam günlük 1,3 milyon varil artarak 7,8 milyon varile çıktı.

Katar dahil Orta Doğu Körfez bölgesinin toplam petrol üretimi ise savaşın başlangıcından bu yana günlük 14,4 milyon varil azalışla yüzde 45 gerileyerek nisanda 17,6 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.

Hürmüz Boğazı'nın haziran başına kadar kapalı kalacağı öngörülüyor
Raporda, Hürmüz Boğazı'nın raporun hazırlandığı dönemde fiilen kapalı olduğu ve ABD ile İran arasında müzakerelerin sürdüğü belirtilerek, tahminler üzerinde önemli belirsizlikler bulunduğu ifade edildi.

Mevcut senaryoda boğazın haziran başına kadar kapalı kalacağının varsayıldığı aktarılan raporda, mayın temizleme çalışmalarının ardından ihracatın tamamen normale dönmesinin en az iki ila üç ay sürebileceği, Orta Doğu'daki petrol üretiminde ciddi toparlanmanın ise daha uzun zaman alabileceği değerlendirildi.

Raporda ayrıca enerji altyapısında meydana gelen hasarın mevcut tahminlere dahil edildiği, ancak etkinin gerçek boyutu ve toparlanma sürecine ilişkin daha net veriler ortaya çıktıkça öngörülerin yeniden revize edilebileceği kaydedildi.

Küresel petrol arzının mayısta günlük 530 bin varil daha azalarak 94,5 milyon varile gerileyeceği, 2026'nın üçüncü çeyreğinden itibaren ise kademeli toparlanma sürecine girileceği tahmin edildi. Küresel petrol üretiminin 2026 genelinde ise bir önceki yıla göre günlük 3,9 milyon varil düşüşle 102,2 milyon varil seviyesine ineceği öngörüldü.

Katar'daki kayıplar OPEC+ dışı üretimi baskıladı
OPEC+ grubunun üretiminin, BAE'nin de dahil olduğu hesaplamaya göre, Körfez ülkelerindeki ağır üretim kayıplarının etkisiyle bu yıl günlük 4,7 milyon varil azalarak 46,4 milyon varile gerilemesi bekleniyor.

Buna karşın OPEC+ dışı üretimin ABD, Kanada, Brezilya, Guyana ve Arjantin'den oluşan "Amerika Beşlisi"ndeki artışların Katar'daki üretim kayıplarını fazlasıyla telafi etmesi sayesinde günlük 820 bin varil artışla 55,8 milyon varile ulaşacağı tahmin ediliyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğinin halen sınırlı seviyelerde seyretmesi nedeniyle Körfez ülkelerinden kaynaklanan toplam petrol arz kaybının şimdiden 1 milyar varili aştığı belirtilirken, günlük 14 milyon varilin üzerinde üretimin durduğu ve bunun benzeri görülmemiş bir arz şoku yarattığı ifade edildi.

Buna rağmen, piyasanın krize arz fazlası koşullarında girdiğine işaret edilen değerlendirmede, hem üreticilerin hem de tüketicilerin piyasa sinyallerine tepki vermesi sayesinde mevcut arz-talep açığının daha sınırlı seviyede kaldığı kaydedildi.

Şanlıurfa'da yasa dışı bahis operasyonu: 61 gözaltı

Şanlıurfa merkezli 21 ilde yasa dışı bahse yönelik operasyonlarda hesaplarında 5 milyar 800 milyon Türk lirası para hareketliliği bulunan 61 şüpheli yakalandı

13.05.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
Şanlıurfa'da yasa dışı bahis operasyonu: 61 gözaltı
Şanlıurfa'da yasa dışı bahis operasyonu: 61 gözaltı
Şanlıurfa merkezli 21 ilde yasa dışı bahse yönelik operasyonlarda hesaplarında 5 milyar 800 milyon Türk lirası para hareketliliği bulunan 61 şüpheli yakalandı.

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, Jandarma Genel Komutanlığı KOM ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıkları ile Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) koordinesinde; Şanlıurfa merkezli Adana, Ankara, Antalya, Batman, Bingöl, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kahramanmaraş, Kayseri, Mardin, Mersin, Niğde, Osmaniye, Samsun, Şanlıurfa, Şırnak ve Yozgat'ta yasa dışı bahse yönelik operasyonlar düzenlendi.

Yapılan operasyonlarda hesaplarında 5 milyar 800 milyon Türk lirası para hareketliliği bulunan 61 şüpheli yakalandı. Operasyonlarda yakalanan şüphelilerin İinternet siteleri üzerinden yasa dışı bahis oynattıkları ve bu suçtan elde edilen gelirin nakline aracılık ettikleri tespit edildi.

Bolu Belediyesi'ne 5'inci dalga operasyon

Bolu İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Bolu Belediyesi'ne yönelik sabah saatlerinde 5'inci dalga operasyonu düzenlendi. Operasyon kapsamında belediyeye bağlı bazı birimler ve Bol Tur A.Ş.'deki evraklar inceleme altına alındı

12.05.2026 12:39:00
İHA
Bolu Belediyesi'ne 5'inci dalga operasyon
Bolu Belediyesi'ne 5'inci dalga operasyon
Edinilen bilgiye göre, yürütülen bir soruşturma kapsamında Bolu İl Jandarma Komutanlığı ekipleri sabah saatlerinde Bolu Belediyesi hizmet binasına geldi.






Binaya otopark kısmından giriş yapan jandarma ekipleri, belediye bünyesindeki bazı birimler ile Bol Tur A.Ş.'de arama ve inceleme çalışması başlattı. 






Soruşturmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda evrak, jandarma ekipleri tarafından titizlikle mercek altına alındı.








Ekiplerin binadaki incelemeleri sürüyor.













Heybeliada Ruhban Okulu açılmamalı

Bartholomeos Atina’da Heybeliada Ruhban Okulu’nu açma provokasyonu yaparken, hükümetin “diyalog” ve “jest” politikası millî egemenliğimizi etkiliyor. Türkiye, Lozan’a aykırı bu ekümenik tehdide boyun eğmemeli; Ruhban Okulu kapalı kalmalı 

12.05.2026 12:10:00
Eyüp Kabil
Heybeliada Ruhban Okulu açılmamalı
Heybeliada Ruhban Okulu açılmamalı
Atina'da resmi bir ziyaret sırasında Yunan Parlamentosu'nda ve 35. patriklik yıl dönümü töreninde konuşan Fener Rum Patriği Bartholomeos, Heybeliada Ruhban Okulu'nun Eylül ayında "görkemli bir açılış"la faaliyete geçeceğini iddia etti.

Yenileme çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Bartholomeos, bu açıklamasıyla bir kez daha Türkiye'nin iç işlerine müdahale eden, Lozan Antlaşması'na aykırı ve millî egemenliğimizi hiçe sayan bir tutum sergiledi.

Bu sözler, Yunanistan'da büyük heyecan yaratırken, Türkiye'de haklı bir tepkiyle karşılandı. Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Türk hukukuna göre kapatılmış bir kurumdur. Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içinde bulunan bu okulun statüsü, azınlık hakları kisvesi altında yabancı bir dinî merkezin eğitim faaliyetine dönüştürülmek istenmesi, açık bir millî güvenlik ve egemenlik meselesidir. Okulun açılması, Fener Rum Patrikhanesi'nin "ekümenik" iddialarını güçlendirerek, Türkiye'deki Rum cemaatinin ötesinde küresel bir Ortodoks merkezi haline gelmesine zemin hazırlayacaktır. Bu da, tarih boyunca defalarca görüldüğü üzere, dış güçlerin Türkiye'ye karşı kullandığı bir araçtır.

Sadece bir açılış duyurusu değil

Bartholomeos'un Atina'da yaptığı konuşma, sadece bir "açılış duyurusu" değil, aynı zamanda Yunanistan'la ortak bir gündem oluşturma ve uluslararası kamuoyunu Türkiye'ye karşı mobilize etme çabasıdır. Patriğin "barış, insan hakları ve dinler arası diyalog" gibi genel geçer ifadeleri arkasına sığınarak Türkiye'yi "dini özgürlükleri engellemekle" suçlama taktiği, klasik bir dış propaganda yöntemidir. Oysa gerçek şudur: Türkiye, azınlıklara yönelik en geniş hakları sağlayan ülkelerden biridir. Ancak bu haklar, Türk devletinin üniter yapısını ve millî güvenliğini tehdit edecek şekilde istismar edilemez.

Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı kalması, Türkiye'nin egemenlik hakkıdır. Okulun yeniden açılması, patrikhanenin siyasi emellerini besleyecek, yabancı ajanlık faaliyetlerine kapı aralayacak ve Lozan'ın ruhuna aykırıdır. Türkiye, kendi topraklarında bir "Vatikan benzeri" dinî devletin filizlenmesine izin vermemelidir.

Patrikhane'nin istihbarat bağlantıları göz ardı edilmemeli

Hükümetin tutumu ise eleştiriyi hak ediyor. Uzun yıllardır "yeniden açacağız, diyalogla çözeceğiz, AB ve ABD'ye jest yapacağız" yaklaşımı, millî çıkarlar karşısında yetersiz ve tehlikeli bir uzlaşmacılıktır.

Erdoğan'ın geçmişte "çalışıyoruz" açıklamaları ve son dönemde hızlanan restorasyon izinleri, Bartholomeos'a cesaret vermiştir. İktidar, "yumuşak güç" ve "komşularla iyi ilişkiler" adına stratejik tavizler verirken, Patrikhane'nin siyasi emellerini ve yabancı istihbarat bağlantılarını göz ardı etmemelidir. Bu yaklaşım, Lozan'ın ruhuna aykırıdır ve Türkiye'yi "Vatikan benzeri" bir yapının gölgesinde bırakma riski taşımaktadır. Millî güvenlik meselelerinde "diyalog" bahanesiyle adım atmak, uzun vadede egemenlik kaybına yol açar.

Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı kalması, Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez egemenlik hakkıdır. Bartholomeos'un Atina'daki gövde gösterisi ve hükümetin yumuşak tutumu, bu gerçeği değiştirmez. Türkiye, kendi topraklarında dinî bir "devlet içinde devlet" oluşumuna izin vermemeli.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.