logo
05 NİSAN 2026

Çözüm değil sorun planı

13.01.2003 00:00:00
Türkiye'nin uluslararası alanda en haklı davası Kıbrıs'ta çok kritik bir dönemece girildi. 12 Aralık 2002'de, AB'nin, Kıbrıs Rum Kesimini, tüm Kıbrıs'ı temsilen üyeliğe kabul etmesiyle başlayan süreç konuyu tam bir yol ayrımına getirdi. KKTC'nin de bu lokomotife takılmasıyla Türklerin Anadolu'ya hapsedilme süreci tamamlanmış olacak. KKTC'yi bu lokomotife takmak için ise Annan Planı diye bir plan, tarafların önüne konuldu. 28 Şubat 2003'e kadar kabul edilmesi gerektiği bildirilen bu plan, kabul edildiği takdirde, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin bugüne kadar edindiği haklı kazanımları sıfıra çıkaracak. Türkiye'nin bu en haklı davasında geri adım atması, bu davadan vazgeçmesi, AB şemsiyesi altında Kıbrıs'ı "enosis"e kurban etmesi demek olacak. Gerçek bu iken Kıbrıs davasının haklı tarafı Türkiye'den "statükodan yana değiliz" türünden endişe verici yetkili sesler yükselmesi girilen dönemecin kritiklik katsayısı hakkında bilgi veriyor. İşte, Türkiye'nin en haklı davasında bel bükme sonucunu doğuracak boyun bükmelerin görülmeye başlandığı bu kritik dönemeçte, yazarımız Muharrem Bayraktar, bizzat KKTC'ye giderek KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile Annan Planı merkezli Kıbrıs olayını görüştü. Bu görüşmeyi arkadaşımız Kamil Bayraktar yayına hazırladı.

n Sayın Bakanım, şu anda gündemde Annan Planı var. Bu plan uygulandığı takdirde Kıbrıs sorununun çözüleceğine dair bir manipülasyon yapılıyor. Annan planı uygulandığı takdirde Kıbrıs sorunu diye bilinen sorun ortadan kalkacak mı?

Ertuğruloğlu- Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Bu plan, yürürlüğe girmesi halinde tam tersini gerçekleştirecek ve çözülmüş olan bir sorunu yeniden sorun haline getirecektir. Kıbrıs sorunu denilen olay 1974 Barış Harekâtı ile çözülmüştür. 1974 yılından itibaren Ada'da Kıbrıs sorununu çözme diye bir olay yoktur. Ada'da var olan, iki milletin iki devleti arasında var olan çeşitli sorunların giderilmesine yönelik bir anlaşma, bir uzlaşma olur mu olmaz mı safhasına gelinmiş olmasıdır. Eğer Kıbrıs'ın gerçeklerine uygun bir yaklaşım sergilenirse, uluslararası camia tarafından Rum tarafı Türklerle bir uzlaşıya cesaretlendirilirse, bu anlaşma olası olabilir. Ama şu anda bu anlaşmanın olmama olasılığı çok daha fazladır.

Annan Planı çzölmüş

bir sorunu tekrar sorun

haline getirecek

Meseleye, "Kıbrıs'ta Türklerle Rumlar arasında bir uzlaşı olursa bunun adına çözüm denir. Uzlaşı olmaz, yeni bir ortaklığa gidilmezse bu çözümsüzlük demektir" diye bakmak yanlıştır. Kıbrıs adasında bizlerin tek alternatifi, vazgeçilmez alternatifi, Allah'ın emriymiş gibi yapabileceğimiz tek bir şey var; o da Rumlarla ortak olmaktır, diye bakmak yanlıştır. Ortaklık bir alternatiftir. Olabilir mi, olamaz mı, bu araştırılır. Yıllarca araştırılmaktadır. Ama mümkün olamamıştır. Nedeni de uluslararası camianın Kıbrıs'taki Türk varlığına yönelik yanlış politikalarıdır. Eski ortaklığı bozan Rum'a, ortaklığın yasal varisi imiş gibi muamele gösterdiği, Kıbrıs adasında olmayan bir cumhuriyet varmış gibi, olmayan yasal merkezi bir hükümet varmış gibi muamele gösterdiği için bizlerle Rumlar arasında bir uzlaşma mümkün olmamıştır. Bu, bugün için de geçerlidir. Özetle Annan planı Kıbrıs sorununu çözecek ve bu Ada'da en nihayet barış, istikrar, huzur gündeme gelecek şeklindeki söylemler tamamiyle asılsızdır. Gerçekle hiç bir şekilde bağdaşmıyor. Çözülmüş bir sorunu tekrar sorun haline getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Türkiye ve Türkleri

Kıbrıs'tan tasfiye planı

n Bu planın ne olduğu konusunda gerek Türkiye gerek KKTC kamuoyunun doğru bilgi sahibi olduğunu söylemek de zor. Siz bu konuda, çözülmüş olan bir sorunun tekrar sorun haline geleceğini söylüyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da altını çizdiği cümleler var. "Türkler azınlık durumuna düşecek. 50 bin göçmen meydana gelecek" diyor.

Ertuğruloğlu- Olay şöyledir: Bizden istenen toprak oranına baktığımızda topraklarımızın neredeyse % 23'ü bizden talep edilmektedir. Bu % 23'lük bölgede halen yaşamakta olan nüfusumuzun 55 bin civarında olduğu görülüyor. Ama olay bununla bitmiyor. Plana göre her yıl belli oranlarda Rumların kuzeye, bizim içimize gelerek eski mallarına yerleşme hakkı da tanınıyor. Bu planın revize edilmiş şekliyle 15 yıl sonra bizim nüfusumuzun % 28'i oranında bir Rum kitlesi kuzeyde, bizim içimizde, kendi malları üzerinde yerleşmiş olacaktır. 25 yıl sonra da bütün kısıtlamaların ortadan kaldırılması gündemiyle taraflar müzakereye oturacaklar, durumu değerlendirecekler. Şimdi bizim nüfusumuzun % 28'i gibi bir oran takriben 60 bin civarında bir kitle demektir. Yani 55 bine ilaveten en az 60 bin Rum'un, kendi evine dönüyor diye gelmesiyle bir o kadar insanımız daha yerinden edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Yani 200 bin nüfusluk KKTC'nin nüfusunun yarısından fazlası yerinden edilmiş olacaktır.

Bunlara ilaveten Rumlar içimize geliyor diye doğacak olan güvenlik endişelerinden, bunca yıllık mücadele sonunda, bunca yıl yapılan fedakârlıklar, ödenen bedeller sonunda, bunun için mi biz mücadele ettik diye ihanete uğramışlık duygusuyla Ada'dan kendiliğinden de göç olacaktır.

n Yani Ada Türklerin elinden resmen alınıyor, öyle mi?

Ertuğruloğlu- Evet. Bu plan, genelde uygulanmakta olan, Türkiye'den Kıbrıs'ı almak politikasının bugünkü konjonktürdeki göstergesidir. Bu hedef yeni ortaya çıkmış değildir. Bu hedef başından beri vardır. Bu hedef, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'deki etkin konumunu sıfırlamak, Türkiye'den Kıbrıs'ı almak ve bu adanın Helenleşmesine kapıyı açmaktır.

Bildiğiniz gibi tarihte bu kanıtlanmıştır. Bu, belgelerde vardır. Özellikle İngiltere ve onun güdümünde oluşan Avrupa kamuoyu, Yunanistan'a Kıbrıs adasını söz vermişlerdir. Bu söz yerine getirilmeye çalışılıyor. Kıbrıs gibi bir konuda, bizlerin yerden göğe kadar haklı olduğu bir konuda, uluslararası anlaşmalarla elde etmiş olduğu hak ve çıkarlarına rağmen Kıbrıs'ta zemin kaybettirilen bir Türkiye artık başka hiç bir davasında zemin tutturamaz duruma düşecektir.

Kıbrıs son değil

n Sayın Bakanım, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın önemli açıklamaları oldu. Çok önemli iki şey söyledi. "Bu plan sanki Rumlarla beraber hazırlanmış izlenimi veriyor" dedi. İkincisi de, "Bu plan uygulanırsa Türkler Anadolu'ya hapsolur" dedi. Bu görüşlere katılıyor musunuz?

Ertuğruloğlu- Kesinlikle katılıyorum. Aynı şeyi söylüyoruz. Bu ada Türk varlığından yoksun edilir. Burası yeni bir Girit olur. 10-15 yıl içerisinde buradaki Türk varlığı sona erer. Ve Türkiye'nin kendi güvenliği tehdit altına alınır. Türklük Anadolu'ya hapsedilir. Oynanan senaryo budur. İş bununla da bitmeyecektir. Kıbrıs bu şekilde elden çıkarıldığı takdirde arkadan Ege gelecektir. Ardından Patrikhane gelecektir. Ruhban Okulu gelecektir. Yabancı vakıfların malları gündeme gelecektir. Güneydoğu gündeme gelecektir. Ermeni olayları gündeme gelecektir. En sonunda da MGK'nın oluşumuna, etkinliğine gelecektir.

Oynanan oyunlar bunlardır. Ama gerek KKTC'de, gerek anavatanda birileri çıkıyor, "Bu plan bulunabilecek en güzel plandır. Bu planla Türkler, bugüne kadar elde edemediği bütün hakları elde etmektedir. Türklere tanınmamış bütün haklar bu planla tanınmaktadır. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bunu kabul etmemiz ve yürürlüğe sokmamız halinde Türkiye'nin önünü de açacağız" diyorlar. Sanki Kıbrıs konusunu bu şekilde halledersek Türkiye elini kolunu sallayarak AB'ye girecekmiş. Böyle bir şey yok.

Asıl statüko Rumlara tüm Kıbrıs'ın hükümeti görmektir

n Sayın Bakan, özellikle Sayın Denktaş'ı suçlayarak, "40 yıldan beri bir sorunu çözemediler. Çözümsüzlüğe ittiler. Bu zamana kadar sorunun çözülememesinin sebebi Cumhurbaşkanı Denktaş ve hükümetlerdir" deniliyor. Bu konuda sayın Denktaş'ın ve hükümetlerin bir vebali var mı?

Ertuğruloğlu- Kesinlikle yok. Bu söyleme biz de katılıyoruz. Ama şu anlamda katılıyoruz. Başka hangi sözcüklere katılıyoruz? "Statüko kabul edilmez"e de katılıyoruz. Ama neyi ifade etmek istediğimiz üzerinde mutabık kalmamız lazımdır. "40 yıldır çözemeyenler" denildiğinde eğer hedef biz isek, bu, yanlıştır. Hedef, bu olayı çözümsüzlüğe iten uluslararası camianın politikaları ise ve hedef Rumlara gayri yasal bir şekilde bütün Kıbrıs'ın hükümetiymiş gibi muamele gösterenler ise, kabul. Hedef bu olması lazım. Çözümsüzlüğün sahibi uluslararası camiadır. Çözümsüzlüğün sahibi uluslararası camianın şımarttığı Rum tarafıdır. Bizler, eski ortaklığın bozulmasından bugüne bedel ödemiş ve ödemeye devam eden tarafız. Üzerimizdeki ambargonun varlığından, siyasi tanınmamışlıktan, izole politikalarının bize uygulanmasından dolayı bir uzlaşının yokluğundan zarar gören bizleriz. Dolayısıyla bir uzlaşıyı, ama gerçek anlamda bir uzlaşıyı, -Annan belgesi gibi bir uzlaşıyı değil, çünkü o uzlaşı belgesi değil, teslimiyet belgesidir- arzu eden ve böyle bir uzlaşı için gayret gösteren taraf biz olmuşuzdur. Görüşmeler sürecine bakıldığında sürekli olarak masaya teklif getiren, öneri getiren, açılımlar yapılmasını sağlamaya çalışan Cumhurbaşkanımız Denktaş ve Türk tarafı olmuştur. Ama bütün bunların önünü kapayan, göstermelik olarak masaya gelen, taktik maksatlı masaya gelen, sırf masaya gelmedi diye suçlanmamak için gelen ama Kıbrıs olayını görüşme süreci dışında kendi çıkarları doğrultusunda çözmeye çalışan Rum tarafı olmuştur. Dolayısıyla ben söylemi, kelimeleri itibariyle kabul ediyorum. Ama ima edilenler açısından nereye yönelik olmaları gerektiği konusunda da bir izahat gerekir, diyorum.

Yanlış anlamalara imkan tanınmamalı

n Sayın Bakanım, Türkiye'de, Genelkurmay'ın yaptığı açıklamalar net bir çizgiyi gösterdi. Fakat Dışişleri Bakanlığında aynı net çizgiyi görmek biraz zor. Bir kaç gün evvel Türk Dışişleri Bakanlığından, "Kıbrıs politikamızda bir değişikliğe gidiyoruz" açıklaması geldi. Bu açıklamalar sizin açınızdan endişe teşkil ediyor mu?

Ertuğruloğlu- Talihsiz bir açıklama diyeyim. Belki söylenmek istenmeyen bir şey ima edilmiş olabilir. Çünkü enteresandır; o açıklamanın bir gün öncesinde buraya Türkiye Dışişlerinden, müsteşar yardımcısı başkanlığında üç kişilik bir heyet geldi. Burada bizlerle, Cumhurbaşkanımızla, parti liderleriyle, hatta muhalefet liderleriyle istişarelerde bulundular. Herhangi bir şekilde yeni bir politikaya geçildiğine dair bir şey ortaya çıkmadı. Tam bir görüş birliği içerisinde bizler heyeti uğurladık. Bakanlığımıza geldik. Böyle bir açıklamanın yapıldığı bilgisi geldi. Heyetle tekrar temas kurduk. "Bu açıklama ne anlama geliyor? Biz burada görüştük. 'Aynı politikamıza devam ediyoruz' ile ayrıldık" dedik. Bize, "Yanlış bir yorumlama var. Böyle bir şey söz konusu değil. Bilinen politikamıza aynen devam ediyoruz" denildi.

Tabii sıkıntı şuradan kaynaklanıyor. Belli bir dönemdir. Çeşitli makamlarda Kıbrıs Türk'ünü huzursuz eden, Kıbrıs Türkünün aklını karıştıran bir takım mesajlar gelmiştir. Maalesef bunu biz ilk kez yaşıyoruz. Bizi rahatsız eden söylenen söylemin kendisi değildir. Bu tür söylemler, söylemin, bizim dışımızdakiler tarafından başka yorumlara açık bir şekilde söylenmiş olmasıyla sanki bizlerle Türkiye hükümeti arasında bir ters düşme varmış gibi bir olayın yaratılmasına katkıda bulunuyor. İşin rahatsız edici yönü bu. Yoksa dediğim gibi statüko kabul edilmez. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Ama hangi statüko? Güney Kıbrıs Rum Devletinin Kıbrıs Cumhuriyeti diye kabul edilmesi, KKTC'nin varlığının inkâr edilmesi ve tanınmaması; statüko budur. Bu kabul edilmez tabii. Ama "statüko kabul edilmez" denilince, başka birtakım kesimler, bu söylemi, başka türlü yorumlayarak, kamuoyunu yönlendirme yönüne gidebiliyorsa bu söylemlere dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

n Sayın Bakanım, yaptığınız bu açıklamalar için teşekkür ederiz.

AB Kıbrıs'ta işgalci

t Konunun AB ile ilgili boyutu da var. AB'ye kabul edilen hiç bir ülke, "komşularınızla olan problemlerinizi çözün de gelin" diye bir dayatma ile karşı karşıya kalmadılar. İlk defa Türkiye ve KKTC'ye "problemlerini hallet gel" deniliyor. Bu, AB'nin kendi standartları açısından da bakıldığında bir çifte standart değil midir?

Ertuğruloğlu- Kesinlikle öyle. Sadece çifte standart uygulaması ile kalınmamıştır. AB, uluslararası hukuka aykırı bir karar almıştır. AB, hukuku ihlal etmiştir. Hukukun, adaletin, hakların savunucusu diye kendini ortaya atan, bu söylemleriyle kendini kabul ettirmeye çalışan AB'nin kendisi, Kıbrıs konusunda aldığı kararla hukuk çiğnemiştir, hukuka aykırı hareket etmiştir. Şu anda AB, Kıbrıs'ta işgalci konumundadır. Çünkü uluslararası anlaşmalara göre Kıbrıs denilen bir antite, Türkiye ve Yunanistan'ın, her ikisinin birlikte içerisinde bulunmadığı hiç bir siyasi ve ekonomik oluşuma giremezdi. 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin oluşumunda var olan uluslararası anlaşmalar ve o ortaklık cumhuriyetinin egemenliğinin kısıtlanması gerekliliği noktasından hareketle, Ada'da Türkiye ve Yunanistan dengesinin korunması gerektiği noktasından hareketle Kıbrıs denilen bir antite, Türkiye ve Yunanistan'ın her ikisinin de içinde bulunmadığı bir siyasi ve ekonomik oluşuma üye olamazdı. Buna rağmen AB, içerisinde Yunanistan'ın bulunduğu, Türkiye'nin bulunmadığı bir oluşuma Kıbrıs adı altında Rum devletini ama sözde Kıbrıs adasının tümünü içerecek bir şekilde üye kabul etmiştir. Uluslararası anlaşmalara bağlı olarak Kıbrıs denilen bir antitenin AB üyeliği önünde Türkiye bir önkoşul olması gerekirken, AB olayı ters yüz etmiş ve Türkiye'nin AB üyeliği önüne Kıbrıs koşulunu koymuştur. Bundan daha büyük adaletsizlik, çifte standart söz konusu olamaz.

Batının bir Şark Meselesi vardır

Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

05.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Batının bir Şark Meselesi vardır
Batının bir Şark Meselesi vardır
Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

Buraya gelmişken şunu söylemekte fayda vardır: Misyonerlik faaliyetleri aslında bir insanı, Hıristiyan ya da Musevi yapma şeklinde görünmüş olsa da, asıl amacı, yaşadığımız şu toprakları elimizden almaktır.

Batının bir Şark Meselesi vardır



Buna göre 'Türkler Orta Asya'nın mahsulü bir millettir. Zorla Anadolu' ya gelmişlerdir. Anadolu medeniyeti, Batı uygarlığına aittir. Er veya geç bu uygarlığı terk edip kendi ülkelerine dönmesi lazımdır.

Türkler Anadolu'da yaşayan insanları özellikle din yoluyla asimile ederek Türkleştirmişlerdir. Aslında orada yaşayan insanlar Türk değildir" gibi çok saçma, çok garip bir iddia ile misyonerlik faaliyetlerini maalesef ülkemizin her bölgesine yoğun bir şekilde teksif ettiler. Bu faaliyetler bugün, dünkünden çok daha fazladır.

Sizlerde biliyorsunuz ki, Karadeniz Bölgesinde de çok ciddi misyonerlik faaliyetleri var. Mesela Trabzon'daki Santa Maria Kilisesi'nin kapısını bundan 20 yıl önceye kadar açan bir tek insan yoktu. Ama şimdi?

Anlatmak istediğimiz şu: Bir insan sahipsiz kalınca, onu sahiplenip emellerine vasıl olmak isteyenlerin olması kaçınılmaz olur. Bir defa bu insanlar dindar olsun diye bu işin içerisinde değiller. Batının böyle bir derdi olmuş olsa kendi, ülkesinde, kendi vatandaşının dini ihtiyacı ile uğraşır. Böyle bir derdi yok.

Hatta batıya gidin, Türk işçilerinin yaptığı camilerin hemen hemen ekserisi kiliselerden yapılmıştır. Kendi ülkesinde böyle bir derdi olmayan Batının buradaki derdi de insanı, Hıristiyan veya Musevi' yapmak değil, Hıristiyan veya Musevi' yapmak suretiyle sen Türk değilsin" sözünü ona söyletmektir.

Ondan sonra ikinci adım da, 'Madem sen, Türk değilsin. O halde nesin? Rum'sun veya Ermenisin veya Süryani'sini' kabul ettirmektir. Üçüncü adımı da, 'dolayısıyla bu topraklar Türklerin değildir" anlayışını yerleştirmektir.

Ülkede böyle çok garip bir olay var. Maalesef bu olaya karşı herkes duyarsız. Ama bir gün gözümüzü açtığımız zaman vakit çok geçmiş olabilir. O zaman "Eyvah! Ne yaptık da bu bela başımıza geldi?" demenin de bir kıymeti olmaz.

Yanlış anlaşılmasın. Biz bir insanın herhangi bir dini tercih etmesi veya o kuralları yaşamasına karşı değiliz. Takdir edersiniz ki bizim inancımızda da bir insanın inancına hürmet etme, saygı duyma, hatta gerekirse imkan tanıma vardır.

Ama buradaki olay bu değildir. Onların, bu kapıdan girerek, yani buradaki müsamahadan istifade ederek yapmak istedikleri ülkeyi bölmektir, vatanı işgal etmektir. Biz, buna karşıyız. Dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri vardır ve devam etmektedir.

Müslüman gelenekten gelen bir insanı Musevi, Hıristiyan yapabilmeniz, ardından da, "sen Rum'sun. Ermeni'sin"  diyebilmeniz Müslüman gelenekten gelen bir insanı bu konuda ikna etmeniz o kadar kolay bir hadise değildir.

Onun için diyalog adı altında 'canım zaten bu dinlerin hepsi aynı kaynaktan besleniyor. Hepimizin Allah'ı bir. Orada da olsan budur, burada da olsan budur' demek suretiyle Tevhid Akidesini,  Teslisle karıştırıp (bal ile sirkeyi karıştırmak gibi bir olay) çok ciddi bir oyun oynuyorlar.

Bu yolla yapılmak istenilen o masum insanların akaidini,  inancını bozup,  bilahare de onu ifsad etmektir. Yani milletine, devletine karşı buğz eder bir hale getirmektir. Kabul etsek de, etmesek de bu anlayış ülkemizde var.

Ekserisi de bu olaylardan geçip bu noktaya gelen insanların devletine ve milletine karşı takındığı tavır, ifade etmek istediğimiz tavırdır. Üç-beş sene evvel insanımızda devletine, milletine, askerine, vatanına, bayrağına karşı böyle bir tavır yoktu.

Diyalog süreci içine girildiğinde bir de bakıyorsun en mukaddes değerlerini tartışmaya açmak bir tarafa küfrediyor. O insan, diyalog süreci ile o noktaya geliyor ve olay, milletin milli bünyesini tahrip edecek vahim boyutlara ulaşıyor.  Diyalog hem milli olarak, hem de dini olarak masum bir hareket değildir." (Prof. Dr. Haydar Baş Niçin Türkiye eserinden)

Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu

Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde özel halk minibüsünün köprü direğine çarpması sonucu hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün kimlikleri belli oldu

04.04.2026 18:11:00 / Güncelleme: 04.04.2026 18:13:55
İHA
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Ankara'daki kazada hayatını kaybedenlerin kimlikleri belli oldu
Kaza, Kahramankazan ilçesi Saray mevkiinde meydana geldi. Kızılcahamam istikametine seyreden 06 HO 1460 plakalı özel halk minibüsü, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu bariyerlere çarptı. Kazanın etkisiyle takla atan otobüs, köprü ayağına çarparak durabildi. Kazada 5 kişi hayatını kaybederken, 14 kişi de yaralandı. Kazada hayatını kaybeden 5 kişiden 4'ünün minibüs şoförü Efe Erdem (31) ile yolculardan Mehmet Sucu ve kızı Safiye Simge Sucu ile Hamiyet Bilge Uslu olduğu tespit edildi.



Hayatını kaybeden diğer kadın yolcunun kimliğini belirlemek için çalışmalar sürüyor. Otobüsün şoförü Efe Erdem'in evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.



Kazayla ilgili 3 cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 2 bilirkişi de incelemelerini sürdürüyor. 

Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı

Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde 5 kişinin hayatını kaybettiği trafik kazasıyla ilgili özel halk otobüsünün sahibi gözaltına alındı

04.04.2026 18:04:00
İHA
Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı
Ankara'daki feci kazada otobüs sahibi gözaltına alındı
Kahramankazan ilçesinde özel halk otobüsünün kaza yapması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmiş, 14 kişi de yaralanmıştı. Olayla ilgili 3 savcı görevlendirilirken, yürütülen soruşturma kapsamında özel halk otobüsünün sahibi İ.Ç. gözaltına alındı.

Özel halk otobüsü şoförünün işe alınırken gerekli yeterlilik belgelerini Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne göndermediği ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden işe başlaması konusunda uygunluk raporunun alınması gerekirken, araç sahibi İ.Ç'nin bu belgeleri temin ederek belediye ekiplerine sunmadığı, araç sahibi İ.Ç.'nin bu nedenle gözaltına alındığı açıklandı.

Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu

Gaziantep'te adliyede yapılandığı tespit edilen şahıslara yönelik rüşvet ve uyuşturucu operasyonunda aralarında savcı, avukat, polis, katip ve adliye çalışanlarının olduğu 16 şüpheli gözaltına alındı. Yakalanan şahıslardan 2 katip tutuklanırken diğer şüphelilerin işlemlerinin ise sürdüğü belirtildi

04.04.2026 13:00:00
İHA
Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu
Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Gaziantep Adliyesi'nde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' suçlarıyla yapılandığı tespit edilen şahıslara yönelik geniş çaplı soruşturma başlattı. Soruşturma çerçevesinde, şüphelilerden zabıt katibi H.İ.U. teknik ve fiziki takibe alındı. Yapılan teknik ve fiziki takip ile şüphelinin telefonundaki dijital incelemeler sonucunda adliye içi ve dışından farklı kişilerin suça dahil olduğu belirlendi.

Aralarında savcı, katip, avukat ve polisin olduğu 16 şahıs yakalandı

Şüphelilere yönelik soruşturmanın ardından İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin desteğiyle operasyon başlatıldı. Savcılık talimatıyla yapılan operasyon sonucunda aralarında 1 Cumhuriyet savcısı, 2 avukat, 2 zabıt katibi, 5 adliye personeli ile 6 sivil vatandaşın bulunduğu toplam 16 kişi gözaltına alındı. Yakalanan şüpheliler hakkında uyuşturucu ticareti, rüşvet, nüfuz ticareti ve soruşturmanın gizliliğini ihlal suçlamalarıyla işlem başlatıldı.

2 katip tutuklandı, soruşturma derinleştirildi, HSK'ya bilgi verildi

Emniyette tamamlanan işlemler ve sağlık kontrollerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden zabıt katipleri H.İ.U. ve M.Ç. nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine teslim edildi. Diğer şüpheliler hakkındaki yasal işlemler sürerken soruşturma dosyasında adı geçen bazı kişilerle ilgili de Hakimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) gerekli bildirimler yapılarak soruşturmanın derinleştirildiği belirtildi.

Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği

Bartın Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü binası önünde elinde çanta ile gelen ve "bomba var" diye bağıran kişi gözaltına alınırken, çanta ise fünye ile patlatıldı

03.04.2026 15:04:00 / Güncelleme: 03.04.2026 15:06:54
İhlas Haber Ajansı
Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği
Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği
Bartın Valiliği'ne 150 metre, Bartın Belediyesine 100 metre uzaklıkta bulunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne gelen Halil K. isimli şahıs, bina girişinde elindeki çantayı göstererek, "Bomba var, patlatacağım burayı" diyerek bağırmaya başladı. Görenlerin ihbarı üzerine olay yerine giden ekipler, şahsı gözaltına alırken çantayı ise fünye ile patlattı. Çanta ilk iki patlamada açılmazken, üçüncü denemede açıldı.

Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü önünde geniş güvenlik tedbiri alınırken, bina boşaltıldı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mehmet Özdemir, polis ekipleri tarafından binadan tahliye edildi. Çevredeki vatandaşlar ise alana yaklaştırılmadı.

3 patlamada açılan çantada küçük çaplı yangın çıkarken, yangın söndürme tüpü ile alevler söndürüldü. Çantadan ise altın, tablet ve kağıtlar çıktığı öğrenildi.

Gözaltına alınan H.K.'nin Gaziahtep'te polis olduğu ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nde çalışan kardeşine disiplin cezası verilmesi nedeniyle böyle bir eylemde bulunduğu belirlendi.



İnternetten silah satıp, eleman topluyorlar: 35 gözaltı

İnternet üzerinden silah sattıkları ve dijital ortamda suç işlemek amacıyla eleman topladıkları öne sürülen kişilere yönelik İstanbul merkezli 16 ilde düzenlenen operasyonda 35 şüphelinin yakalandığı bildirildi

03.04.2026 10:54:00
İhlas Haber Ajansı
İnternetten silah satıp, eleman topluyorlar: 35 gözaltı
İnternetten silah satıp, eleman topluyorlar: 35 gözaltı
İnternet üzerinden silah sattıkları ve dijital ortamda suç işlemek amacıyla eleman topladıkları öne sürülen kişilere yönelik İstanbul merkezli 16 ilde düzenlenen operasyonda 35 şüphelinin yakalandığı bildirildi.

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, internet üzerinden silah sattıkları iddia edilen ve dijital ortamda suç işlemek amacıyla eleman topladıkları öne sürülen kişilere yönelik geniş çaplı çalışma başlattı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmaya göre, dijital ortamda suç işlemek amacıyla şahıs temini ve silah satışı faaliyetlerinde bulunan kişiler takibe alındı.



Emniyet ekipleri tarafından yürütülen istihbari analiz ve veri inceleme çalışmaları neticesinde; suç içerikli paylaşımlar, kullanıcı etkileşimleri ve dijital izler detaylı şekilde değerlendirildi, bu kapsamda suça karıştığı belirlenen şahısların tüm bağlantılarıyla deşifre edildi.

Yapılan teknik ve fiziki takibin ardından bu sabah operasyonun düğmesine basıldı. İstanbul başta olmak üzere Bursa, İzmir, Adana, Konya, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Diyarbakır, Ankara, Manisa, Mardin, Adana ve Antalya'yı kapsayan toplam 16 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Zincirle baskınlarda 35 şüpheli şahıs yakalanarak gözaltına alındı. Zanlılar sorgulanmak üzere İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. Gerçekleştirilen operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemleri devam ediyor.

İşyerlerini kurşunlayıp haraca bağlamışlar:: 46 gözaltı

Kurşunladıkları iş yerlerinin sahiplerinden haraç isteyen çeteye yönelik İstanbul merkezli 3 ilde gerçekleştirilen operasyonda 46 şüpheli yakalandı

03.04.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
İşyerlerini kurşunlayıp haraca bağlamışlar:: 46 gözaltı
İşyerlerini kurşunlayıp haraca bağlamışlar:: 46 gözaltı
Kurşunladıkları iş yerlerinin sahiplerinden haraç isteyen çeteye yönelik İstanbul merkezli 3 ilde gerçekleştirilen operasyonda 46 şüpheli yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, Silivri ve çevre ilçelerde faaliyet yürüttüğü belirlenen, elebaşılığını M.A. isimli kişinin yaptığı silahlı suç örgütüne yönelik çalışma yapan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ekipleri, kurşunladıkları iş yerlerinin sahiplerinden haraç isteyen çeteye yönelik operasyon başlattı.



İstihbarat Şube Müdürlüğü ile müşterek yürütülen operasyon, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile gerçekleştirildi.

Soruşturma kapsamında, Silivri ve çevre ilçelerde faaliyet yürüttüğü belirlenen, liderliğini M.A. isimli şahsın yaptığı silahlı suç örgütüne bu sabah İstanbul, Ankara ve Tekirdağ illerini kapsayan operasyonda, 46 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Adreslerde yapılan aramalarda ise 9 tabanca, 1 av tüfeği, çok sayıda senet ve kıymetli evrak, yakalanan silahlara ait değişik çaplarda çok sayıda mermi ele geçirildi. 3 ilde gerçekleştirilen operasyon kapsamında gözaltına alınan 46 şüpheli, sorgulanmak üzere İstanbul Organize Şubeye götürüldü.

İBB davasında 18 sanık tahliye edildi

107'si tutuklu, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere 407 sanığın yargılandığı İBB davasında, 18 sanığın tahliyesine karar verildi

03.04.2026 01:11:00
AA
İBB davasında 18 sanık tahliye edildi
İBB davasında 18 sanık tahliye edildi

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan 15'inci duruşmaya, tutukluluk incelemesi için verilen 1,5 saatlik aranın ardından devam edildi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Kasapoğlu'nun şoförü Sabri Caner Kırca, Ağaç AŞ Satın Alma Şefi Fatih Yağcı, İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, taşımacılık işiyle uğraşan Ebubekir Akın, CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük, İSPER AŞ personeli Davut Bildik, eski İstanbul Planlama Ajansı çalışanı Esra Huri Bulduk, sosyal medya hesap yöneticisi Mahir Gün, şoför Kadir Öztürk, bir firmanın çalışanı Başak Tatlı, İmamoğlu İnşaat AŞ çalışanı Baran Gönül, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in şoförü Hüseyin Yurttaş, Mustafa Bostancı, Şehide Zehra Keleş, iş insanları Altan Ertürk, Ali Üner ile Evren Şirolu'nun tahliyesine karar verdi.

Tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 89 sanığın tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi.

Duruşma, 6 Nisan Pazartesi'ye ertelendi. 

MSB'den Perinçek'in iddiasına yanıt

MSB, Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, yaptığı açıklamada, Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşen C-130 uçağı ile ilgili iddialara cevap verildi. "Bir siyasi parti genel başkanı tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan ve siyasi saiklerle yapılan açıklamalar, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir dezenformasyondur" ifadesini kullandı
 

02.04.2026 12:39:00 / Güncelleme: 02.04.2026 12:59:58
Anadolu Ajansı
MSB'den Perinçek'in iddiasına yanıt
MSB'den Perinçek'in iddiasına yanıt

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu.

Aktürk, Bakanlığın tüm birlik ve kurumlarının, Türkiye'nin savunma ile güvenliği için nitelik ve nicelik olarak daha da güçlenmeye, üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye devam ettiğini söyledi.

Tuğamiral Aktürk, 1 Mart'ta 629 bin 129 adayın katılımıyla gerçekleştirilen Milli Savunma Üniversitesi sınavı sonuçlarının 24 Mart'ta açıklandığını hatırlatarak, 25 Mart'ta başlayan tercih işlemleri kapsamında bir hafta içerisinde 55 bin adayın harp okulları ve astsubay meslek yüksekokulları için tercihlerini tamamladığını belirtti.

Tercih işlemlerinin, 24 Nisan'da tamamlanacağını ifade eden Aktürk, şunları kaydetti:

"Şanlı ordumuzda görev yapmak isteyen gençlerimizi, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü milli ve çağdaş eğitim anlayışıyla yetiştiren savunma, güvenlik ve strateji alanlarında bilgi üreten ve uluslararası düzeyde saygın bir konuma sahip Milli Savunma Üniversitemize bekliyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü koordinesinde düzenlenen Bölgesel Kariyer Fuarları kapsamında, 8-9 Nisan'da Samsun'da gerçekleştirilecek Orta Karadeniz Kariyer Fuarı'na katılım sağlanacak, engelli ve Terörle Mücadelede Malul Sayılmayacak Şekilde Yaralananlardan Sürekli İşçi Temini başvuruları 6-10 Nisan tarihleri arasında İŞKUR'a yapılabilecektir."

Terörle mücadele

Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye'nin huzur, güvenlik ve istikrarı için aralıksız şekilde görev ve faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.

Bu kapsamda yapılan çalışmalara ilişkin bilgi veren Aktürk, "Geride bıraktığımız hafta içerisinde, 2 PKK'lı terörist daha teslim olmuş, operasyon bölgelerinde mağara, sığınak ve barınak ile mayın ve el yapımı patlayıcı tespit ve imha çalışmaları etkin şekilde icra edilmiştir." dedi.

Hudut güvenliği

Kademeli güvenlik sistemi ve teknoloji destekli tedbirlerle yasa dışı geçiş ve kaçakçılıkla mücadelenin aralıksız devam ettiği hudutlarda hafta boyunca 2'si terör örgütü mensubu olmak üzere 171 kişinin yakalandığını aktaran Aktürk, 1 Ocak'tan bugüne kadar hudutlardan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısının 1695 olduğunu bildirdi.

Aktürk, engellenen 1968 kişiyle birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısının da 18 bin 897'ye ulaştığı bilgisini verdi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ikili ilişkiler ve NATO başta olmak üzere uluslararası görevler kapsamında, Kıbrıs, Azerbaycan, Libya, Somali, Katar, Bosna Hersek ve Kosova'da kardeş, dost ve müttefik ülkelere destek vererek bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamayı sürdürdüğünü ifade eden Aktürk, Türkiye'nin 1952'den bu yana üyesi olduğu ve etkin katkılar sunduğu NATO'nun 77'nci kuruluş yıl dönümünü kutladı.

Aktürk, Türkiye'nin ittifak içerisindeki sorumluluklarını bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla yerine getirmeye devam edeceğini, NATO'nun barış, güvenlik ve istikrara yönelik faaliyetlerine önemli katkılar sunmayı sürdüreceğini vurguladı.

108 yıl önce Taşnak ve Bolşevik çeteleri tarafından Azerbaycan Türklerine karşı gerçekleştirilen mezalimde hayatını kaybedenleri rahmetle anan Aktürk, kardeş Azerbaycan halkının acısını gönülden paylaştıklarını ifade etti.

İsrail

Orta Doğu'daki gelişmeler kapsamında İsrail ve ABD tarafından İran'a yapılan saldırılarla başlayan ve İran'ın üçüncü ülkeleri hedef almasıyla şiddetlenen savaşın, bölgeye daha da yayılma tehlikesinin devam ettiğine işaret eden Aktürk, şöyle devam etti:

"Tüm ihtilafların uluslararası hukuk temelinde, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği yönündeki kararlı tutumumuz ve bu yöndeki çabalarımız sürmektedir. Bölgemizin huzur ve istikrarına zarar veren çatışmaların en kısa zamanda sonlandırılması temennimizdir. Öte yandan İsrail'in, Lübnan'daki uluslararası hukuk ve insancıl hukukun ihlali niteliğindeki saldırılarıyla 3 Birleşmiş Milletler barış gücü personeli hayatını kaybetmiştir. İsrail ayrıca, Suriye'nin güneyindeki saldırılarıyla ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal etmeye, Batı Şeria'da yasa dışı yerleşim faaliyetlerine ve Gazze'yi hedef alan saldırılarına da devam etmektedir. Uluslararası sistemin meşruiyetinin ve uluslararası hukuka olan inancın daha fazla zedelenmemesi amacıyla başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası toplumu, İsrail'in bu saldırganlıklarının önlenmesi için sorumluluk almaya bir kez daha davet ediyoruz."

Aktürk, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'nun bugün Libya Kara Kuvvetleri Komutanı'nı kabul edeceği bilgisini paylaştı.

3'üncü Uluslararası Askeri Sporlar Konseyi (CISM) Dünya Yarı Maraton Şampiyonası'nın Genelkurmay Başkanlığının organizatörlüğünde 24 ülkeden 128 sporcunun katılımıyla 3-7 Nisan'da Antalya'da düzenleneceğini belirten Aktürk, bu kapsamda 4 Nisan'da Türk Armoni Yıldızları (TÜRKAY) Orkestrasınca konser verileceğini söyledi.

Savunma sanayisi ve envantere giren yeni silah sistemleri

Savunma sanayisinin her alanında yerli ve milli olarak geliştirilen stratejik ve teknolojik ürünlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin imkan ve kabiliyetlerinin daha da artırıldığına dikkati çeken Aktürk, şöyle konuştu:

"Bu kapsamda Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda yeni nesil T-155 kundağı motorlu fırtına obüs, 5,56 milimetre hafif makineli tüfek ile 17 kişilik karinalı bot, muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alınmıştır. Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz (MKE) tarafından hafta içerisinde başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere dost ve müttefik ülkeler ile uluslararası iş ortaklarına muhtelif adet ve çapta silah ve mühimmatın teslimatı tamamlanmış, yerli ve milli olarak geliştirilen Milli Deniz Topu Denizhan'ın üretimi tamamlanan 6'ncısı istif sınıfının 5'inci fırkateyni olan Akdeniz'e entegre edilmek üzere teslim edilmiştir."

ASFAT yükleniciliğinde 2'nci Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü'nde, Senegal Hava Kuvvetlerine ait CN-235 tipi uçağın bakım ve onarımına yönelik sözleşme imzalandığı bilgisini veren Aktürk, söz konusu uçağın, bakım-onarım için Kayseri'ye intikal ettirildiğini, bu projenin, uluslararası işbirliklerinin geliştirilmesi ile bakım-onarım kabiliyetlerinin küresel ölçekte etkin şekilde sunulması açısından önem arz ettiğini bildirdi.

Aktürk, "Milli Mücadelemizin başladığı süreçte ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan ve bugün dünyanın önde gelen haber ajansları arasında yer alan Anadolu Ajansının 106'ncı kuruluş yıl dönümünü şimdiden tebrik ediyoruz." dedi.

"NATO konusunda eksik bilgiler var"

Türkiye'nin, Karadeniz'e yönelik güvenlik anlayışı ve NATO Karargahları hakkındaki sorulara ilişkin açıklamada, son dönemde bazı basın yayın organları ile sosyal medya mecralarında, Türkiye'nin NATO'ya katkıları, Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu ve Karadeniz'de yürütülen faaliyetlere ilişkin konularda eksik bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapıldığı ve bazı kavramların karıştırıldığı vurgulandı.

Açıklamada, "Öncelikle Bakanlığımız tarafından, kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesi esas alınmakta, bu kapsamda her hafta düzenli olarak basın bilgilendirme toplantısı icra edilmekte ve basın mensuplarının soruları cevaplandırılmaktadır. Savunma ve güvenlik konularında yapılan çalışmalar ilgili makamlarla koordineli olarak yürütülmekte, süreç tamamlandıktan sonra gerekli bilgiler milli güvenliğimizi zafiyete uğratmayacak şekilde kamuoyuyla şeffaf olarak paylaşılmaktadır." ifadeleri kullanıldı.

Türkiye'nin, Karadeniz'e yönelik temel stratejisi ve bu strateji çerçevesinde inisiyatif alarak kurulan NATO ve NATO dışı çok uluslu Deniz Karargahları ile Adana'da kurulum çalışmaları devam eden Çok Uluslu Kolordu Karargahı hakkında ise şu açıklamalarda bulunuldu:

"Bölgesel sahiplik ilkesi ve Montrö Sözleşmesi'nden taviz verilmesi söz konusu değildir. Bütün çalışmalar buna göre yapılmaktadır. Türkiye'nin, Karadeniz'e yönelik güvenlik anlayışı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı denge ve istikrarın korunmasına, bölgesel sahiplik ilkesi doğrultusunda Karadeniz'e kıyıdaş ülkelerin öncelikli rol üstlenmesine dayanmaktadır. Bu yaklaşım sayesinde Karadeniz, geçmişte olduğu gibi günümüzde de geniş çaplı bir çatışma alanına dönüşmemiştir. Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Montrö hükümlerini kararlılıkla uygulayarak çatışmanın deniz boyutuna yayılmasını önlemiştir. Karadeniz'de artan jeopolitik rekabet ve güvenlik risklerine rağmen ülkemiz, bölgedeki istikrarın korunması, gerilimin tırmandırılmaması ve güvenliğin öncelikle kıyıdaş ülkeler tarafından sağlanması yönündeki tutumunu sürdürmektedir. Bu doğrultuda Türkiye, Karadeniz'in bir rekabet alanına dönüşmesini engellemeye yönelik inisiyatif almaya devam etmekte ve bölgesel güvenlik mimarisinin korunmasında aktif rol üstlenmektedir."

Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu

Açıklamada, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın anlaşmayla sona ermesi durumunda alınacak güvenlik düzenlemelerine yönelik planlamaların yürütüldüğü ve halihazırda 33 ülkenin katılma isteğini beyan ettiği, "Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu"nun, NATO ile ilişkili olmayan çok uluslu bir girişim olduğuna işaret edildi.

Bu girişim kapsamında oluşturulan Çok Uluslu Ukrayna Kuvvetinin (MNF-U), Fransa'da çekirdek personel ile teşkil edilen operatif karargah üzerinden yönetilmesinin planlandığına vurgu yapılan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

"Bu kuvvetin Deniz Unsur Komutanlığı (MCC) görevi güvenlik ve istikrarın korunması, bölgesel sahiplik ilkesinin sürdürülmesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tesis edilen dengenin muhafazası amacıyla ülkemiz tarafından yürütülecektir. Bu doğrultuda, 15-16 Nisan 2025 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye'nin deniz boyutundaki planlama faaliyetlerine liderlik etmeyi sürdürmesi ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin ortaya koyduğu hukuki çerçevenin planlamalarda esas alınması hususlarında mutabakata varılmıştır. Deniz Unsur Komutanlığı Karargahı, 25 Ağustos 2025 tarihinden itibaren tamamı Türk personelden oluşan çekirdek kadro ile teşkil edilmiştir. Deniz Unsur Komutanlığına 14 ülke katkı beyanında bulunmuştur ancak deniz platformlarına yönelik katkılar sadece kıyıdaş ülkeler olan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından sağlanacaktır."

MCM Black Sea

Rusya-Ukrayna Savaşı esnasında Karadeniz'de sürüklenen mayın tehlikesine karşı kurulan Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu'nun (MCM Black Sea) görevlerine ilişkin bilgilerin de yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Türkiye öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan tarafından oluşturulmuş, NATO kuvvet yapısı dışında kalan bir girişimdir. Söz konusu görev kuvveti, 11 Ocak 2024 tarihinde imzalanan mutabakatla kurulmuş ve 1 Temmuz 2024'te ilk aktivasyonu ilan edilmiştir. Temel görevi, Karadeniz'de mayın arama faaliyetleri icra etmek ve kritik sualtı altyapılarının güvenliğine katkı sağlamak olan bu yapı, katılımcı ülkelerin milli mayın arama gemileriyle faaliyet göstermekte, komuta ve karargah görevi 6 aylık rotasyonlarla üç ülke arasında dönüşümlü olarak yürütülmektedir. Halihazırda görev kuvveti, ülkemiz tarafından komuta edilen 9'uncu aktivasyon periyodunu icra etmektedir."

"Açık bir dezenformasyondur"

Açıklamada, Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşen C-130 uçağı ile ilgili iddialara da cevap verildi.

"Bir siyasi parti genel başkanı tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan ve siyasi saiklerle yapılan açıklamalar, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir dezenformasyondur." ifadesi yer alan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hiçbir somut veriye dayanmayan söz konusu ifadeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizi kamuoyunda yıpratmaya yönelik asılsız iddialar içermekte, yapılan resmi açıklamalar kasten çarpıtılmaktadır. Özellikle, Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşen ve 20 kahraman silah arkadaşımızın şehit olduğu olayla ilgili şehit sayımızın dahi yanlış ifade edildiği vahim ve dayanaktan yoksun ifadeler art niyetli bir yaklaşımın ürünüdür. Düşen C-130 uçağımız ile ilgili olarak derhal başlatılan teknik inceleme tüm boyutlarıyla ve titizlikle yürütülmektedir. Hazırlanacak nihai rapor, ilgili süreçlerin tamamlanmasının ardından kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılacaktır. Konuya ilişkin suç duyurusunda bulunulmuş ve yasal işlem başlatılmıştır. Milli güvenliğimizi ilgilendiren konularda somut delillere dayanmayan mesnetsiz iddia ve ithamlara, spekülatif ve manipülatif açıklama ve yorumlara itibar edilmemesi, yapılacak resmi açıklamaların dikkate alınması büyük önem taşımaktadır."

Fethiye'de tekne battı: 1 ölü

Muğla'nın Fethiye ilçesinde kıyıya çarparak batan teknedeki 1 kişi öldü, 6 kişi kurtarıldı

 

02.04.2026 10:38:00 / Güncelleme: 02.04.2026 13:00:45
Anadolu Ajansı
Fethiye'de tekne battı: 1 ölü
Fethiye'de tekne battı: 1 ölü

Fethiye Ölüdeniz Mahallesi'ndeki Kumburnu Plajı önlerinde kuvvetli rüzgar nedeniyle bir tekne kıyıya sürüklendi.

Teknenin kayalıklara çarparak battığını fark edenler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.

İhbar üzerine bölgeye sahil güvenlik, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timi ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kurtarılan 6 kişiye sağlık ekiplerince müdahale edildi.

Sahil güvenlik dalış ekiplerince denizde, jandarma ekiplerince ise karada arama çalışması yapıldı.

Ekipler tarafından İbrahim Özbek'in (59) cesedine ulaşıldı. Özbek'in cenazesi Fethiye Devlet Hastanesi morguna gönderildi.

Yakıt sızıntısı ihtimali üzerine büyük bölümü suyun içinde bulunan teknenin çevresi bariyerlerle çevrildi. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.