Bireyden en tepedekilere asıl soru: 'Faize karşı mısınız yoksa faiz karşıtı mısınız?
Hiç birisi faiz karşıtı değildir. Eğer faiz karşıtı olmasalardı meydanlarda ayet-hadisi delil gösterip arkasında faize teslim olmazlardı.
Eğer faiz karşıtı olsalardı, hem Hz. Peygamberin 'faizin her çeşidi ayaklarımın altındadır' hadisini okuyup ardından da 'evi TOKİ'den, krediyi devlet bankasından alırsanız faiz sayılmaz' şirkine düşmezlerdi.
Eğer gerçekten faiz karşıtı olsalardı, faizin Allah ve Resulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilir ve faizi, faizli sistemi terk ederlerdi.
Hepsi çok iyi biliyor ki, helali olmayan bir şeyi Yüce Allah yasaklamaz. İşte insanlar helalini aramak, helale sarılmak yerine harama sarıldılar. Haliyle bunlar faiz karşıtı değildir. Meydanlara karşı faize karşıdırlar.
Diyanet İşleri Başkanlarından, camilerdeki memurlara, medyadaki İslamcı şövalyelerden cübbeli şalvarlılara kadar hepsi 'faizin' ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatırlar.
Ama hiç birisi kapitalizme, serbest piyasa ekonomisine, serbest piyasa anlayışına ve bunların sadık uygulayıcılarına, yılda 40-50 milyar dolar (2-3 trilyon) faiz ödeyenlere tek bir laf edemezler. Neden? Çünkü aynı gemideler.
'Faiz bütün kötülüklerin anasıdır'
Öyle diyorlar değil mi? Evet, doğrudur. Ama gerisini anlatmıyorlar! Ben anlatayım o zaman;
Faiz, parayı tekelleştirir. Para tekelleşmesi, gelir adaletsizliğini doğurur. Gelir adaletsizliği, tüketimi azaltır. Azalan tüketim, istihdamı (üretimi) azaltır, işsizliği doğurur.
Gelir adaletsizliğinin, işsizliğin olduğu toplumlarda paraya giden her yol meşrudur, anlayışı yerleşir. Bu anlayış kumardan uyuşturucuya, kaçakçılıktan yolsuzluğa kadar bütün suçları sıradanlaştırır ve toplumsal çöküş başlar.
Artı
Bir toplumda güçler ayrılığı ilkesi zedelenmiş, hukuk tartışılmaya başlanmış, adalet dile düşmüşse bu durum o toplumda güven kaybolur. Adalete güvenin kaybolduğu toplumlarda herkes kendi adaletini üstün kılmaya ve uygulamaya kalkar.
İşte böyle bir ortamda zengin daha zengin, fakir ise daha öfkeli olur.
İşte 'Faiz bütün kötülüklerin anasıdır' bu gerçekleri anlatmıyorlar. Neden mi? Çünkü millet ve devletimizin yaşadığı gerçek bu!
Bu gerçeğin sebebi faiz, faili ise bu sistemi uygulayanlardır.
Delil ister misiniz?
2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'deki toplam kamu personel sayısı 5.342.254.
Bu vatandaşlarımıza verilen maaş toplamı 3 trilyon 168 milyar TL.
2025 yılındaki faiz ödemesi ise 2 trilyon 51 milyar TL.
2026 ilk 4 ayda personel gideri 1 trilyon 486 milyar TL. Faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL.
AKP iktidarı savunma sanayi hamleleri ile övünüyor. İyi, güzel!
2026 bütçesinden Millî Savunma Bakanlığına ayrılan bütçe 823 milyar TL.
Peki, faiz baronları ayrılan pay ne kadar biliyor musun? 2 trilyon 856 milyar TL.
AKP iktidarı, eğitimde devrim yapmakla övünüyor.
2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 943 milyar TL,
Faiz baronlarına ayrılan pay ne kadardı? 2 trilyon 856 milyar TL.
'Bizim felsefemiz, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışıdır' diyenler Sağlık Bakanlığına 1 trilyon 475 milyar TL bütçe ayırdı. Faiz baronlarına ise 2 trilyon 856 milyar TL.
Sözde faiz karşıtı AKP hükümeti kime hizmet ediyor, kimi besliyor? Faiz baronlarını. Kimden aldığı para ile? Senden, benden, hepimizden. Peki, nasıl yapıyor bu işi? Verdiğin yetki ile!
Ya! Dolar bazında 23 yılda 610 milyar dolar faiz ödediler. 23 yılda vatandaştan aldıkları 610 milyar doları vatandaş için yatırıma dönüştürselerdi bu ülkede üretim, istihdam, enflasyon vs. sorunu olur muydu?
Olmazdı. Neden yapmadılar? Senden aldıkları yetki ile!
14 yıl önce
Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Merhum Prof. Dr. Haydar Baş 14 yıl önce gazetemizde yayımlanan makalesinden şöyle diyordu:
"Devletlerin siyasi, sosyal vs. konularda meseleleri olabilir, ancak ekonomi ana başlıktır.
Bağımsız bir ekonomi, bağımsız bir devlet demektir. Bağımsız bir ekonomi yönetimi, halkının refah ve saadetini temin edebilmek demektir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, IMF ve Dünya Bankası'nın kurulma gerekçeleri de daha iyi anlaşılacaktır.
"Borç vererek ülkelerin iç işlerine karışma" politikası ile çalışan bu uluslararası kuruluşlar, aslında globalizmin ekonomik ayağını oluşturmaktadırlar.
Milli Ekonomi Modeli'ni (MEM) yazmamızın sebebi de budur. Kaynaklarını kullanarak kendi kendine yeten bir ülke olmanın şartı milli bir ekonomi modelinden geçmektedir…
Rusya, Mayıs 2006 tarihinden itibaren Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmeye başlamıştır.
MEM'i stratejik kalkınma programına alan Rusya, 2006'dan bu yana şu adımları atmıştır:
Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı verilmeye başlanmıştır.
Ev hanımlarına emeklilik hakkı verilmiştir.
Yeraltı kaynaklarını devlet-millet ortaklığı ile işletmeye başladı.
Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus rublesi talep edilmeye başlandı.
Asgari ücreti 2000 dolara çıkarmaya karar verdi. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
Vatikan, Ocak 2009'da ev kadınına maaş projesini dile getirdi. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli bu konuda şunları söylemişti:
"Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gereken atılımları ve yardımları tek başına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz."…
Dünya MEM'i kabul etmiştir. Kapitalizmden ezilen halkların tek kurtuluşu olarak tanıtılan MEM, hayata geçtiği ülkeler dikkate alındığında uygulanabilirliğini de ispat etmiştir.
MEM'in içinden çıktığı Türk milleti ise henüz bu modelden ve kurtuluş reçetesi projelerden mahrumdur.
Türk halkı bu tezi yıllarca dinlemiş ama kulağını tıkamış veya yapılan fitnelere kanmıştır.
Keşke kanmamış olsaydı ve şimdi diğer ülkelerin değil, MEM'in ana vatanı Türkiye'nin uyguladıklarından bahsetse idik.
Ev hanımlarımızın maaşa bağlanmalarından, geliri düşük olanlardan vergi alınmamasından, doğum ikramiyesinden vs. diğer projelerin Türk halkı için hayat geçtiğinden…
Ancak gelinen nokta Türk halkının oyları ile belirlediği kendi tercihidir ve bizim elimizden daha fazlası gelememektedir." (https://www.yenimesaj.com.tr/milli-ekonomi-modeli-H1481482.htm)
Hiç birisi faiz karşıtı değildir. Eğer faiz karşıtı olmasalardı meydanlarda ayet-hadisi delil gösterip arkasında faize teslim olmazlardı.
Eğer faiz karşıtı olsalardı, hem Hz. Peygamberin 'faizin her çeşidi ayaklarımın altındadır' hadisini okuyup ardından da 'evi TOKİ'den, krediyi devlet bankasından alırsanız faiz sayılmaz' şirkine düşmezlerdi.
Eğer gerçekten faiz karşıtı olsalardı, faizin Allah ve Resulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilir ve faizi, faizli sistemi terk ederlerdi.
Hepsi çok iyi biliyor ki, helali olmayan bir şeyi Yüce Allah yasaklamaz. İşte insanlar helalini aramak, helale sarılmak yerine harama sarıldılar. Haliyle bunlar faiz karşıtı değildir. Meydanlara karşı faize karşıdırlar.
Diyanet İşleri Başkanlarından, camilerdeki memurlara, medyadaki İslamcı şövalyelerden cübbeli şalvarlılara kadar hepsi 'faizin' ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatırlar.
Ama hiç birisi kapitalizme, serbest piyasa ekonomisine, serbest piyasa anlayışına ve bunların sadık uygulayıcılarına, yılda 40-50 milyar dolar (2-3 trilyon) faiz ödeyenlere tek bir laf edemezler. Neden? Çünkü aynı gemideler.
'Faiz bütün kötülüklerin anasıdır'
Öyle diyorlar değil mi? Evet, doğrudur. Ama gerisini anlatmıyorlar! Ben anlatayım o zaman;
Faiz, parayı tekelleştirir. Para tekelleşmesi, gelir adaletsizliğini doğurur. Gelir adaletsizliği, tüketimi azaltır. Azalan tüketim, istihdamı (üretimi) azaltır, işsizliği doğurur.
Gelir adaletsizliğinin, işsizliğin olduğu toplumlarda paraya giden her yol meşrudur, anlayışı yerleşir. Bu anlayış kumardan uyuşturucuya, kaçakçılıktan yolsuzluğa kadar bütün suçları sıradanlaştırır ve toplumsal çöküş başlar.
Artı
Bir toplumda güçler ayrılığı ilkesi zedelenmiş, hukuk tartışılmaya başlanmış, adalet dile düşmüşse bu durum o toplumda güven kaybolur. Adalete güvenin kaybolduğu toplumlarda herkes kendi adaletini üstün kılmaya ve uygulamaya kalkar.
İşte böyle bir ortamda zengin daha zengin, fakir ise daha öfkeli olur.
İşte 'Faiz bütün kötülüklerin anasıdır' bu gerçekleri anlatmıyorlar. Neden mi? Çünkü millet ve devletimizin yaşadığı gerçek bu!
Bu gerçeğin sebebi faiz, faili ise bu sistemi uygulayanlardır.
Delil ister misiniz?
2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'deki toplam kamu personel sayısı 5.342.254.
Bu vatandaşlarımıza verilen maaş toplamı 3 trilyon 168 milyar TL.
2025 yılındaki faiz ödemesi ise 2 trilyon 51 milyar TL.
2026 ilk 4 ayda personel gideri 1 trilyon 486 milyar TL. Faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL.
AKP iktidarı savunma sanayi hamleleri ile övünüyor. İyi, güzel!
2026 bütçesinden Millî Savunma Bakanlığına ayrılan bütçe 823 milyar TL.
Peki, faiz baronları ayrılan pay ne kadar biliyor musun? 2 trilyon 856 milyar TL.
AKP iktidarı, eğitimde devrim yapmakla övünüyor.
2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 943 milyar TL,
Faiz baronlarına ayrılan pay ne kadardı? 2 trilyon 856 milyar TL.
'Bizim felsefemiz, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışıdır' diyenler Sağlık Bakanlığına 1 trilyon 475 milyar TL bütçe ayırdı. Faiz baronlarına ise 2 trilyon 856 milyar TL.
Sözde faiz karşıtı AKP hükümeti kime hizmet ediyor, kimi besliyor? Faiz baronlarını. Kimden aldığı para ile? Senden, benden, hepimizden. Peki, nasıl yapıyor bu işi? Verdiğin yetki ile!
Ya! Dolar bazında 23 yılda 610 milyar dolar faiz ödediler. 23 yılda vatandaştan aldıkları 610 milyar doları vatandaş için yatırıma dönüştürselerdi bu ülkede üretim, istihdam, enflasyon vs. sorunu olur muydu?
Olmazdı. Neden yapmadılar? Senden aldıkları yetki ile!
14 yıl önce
Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Merhum Prof. Dr. Haydar Baş 14 yıl önce gazetemizde yayımlanan makalesinden şöyle diyordu:
"Devletlerin siyasi, sosyal vs. konularda meseleleri olabilir, ancak ekonomi ana başlıktır.
Bağımsız bir ekonomi, bağımsız bir devlet demektir. Bağımsız bir ekonomi yönetimi, halkının refah ve saadetini temin edebilmek demektir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, IMF ve Dünya Bankası'nın kurulma gerekçeleri de daha iyi anlaşılacaktır.
"Borç vererek ülkelerin iç işlerine karışma" politikası ile çalışan bu uluslararası kuruluşlar, aslında globalizmin ekonomik ayağını oluşturmaktadırlar.
Milli Ekonomi Modeli'ni (MEM) yazmamızın sebebi de budur. Kaynaklarını kullanarak kendi kendine yeten bir ülke olmanın şartı milli bir ekonomi modelinden geçmektedir…
Rusya, Mayıs 2006 tarihinden itibaren Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmeye başlamıştır.
MEM'i stratejik kalkınma programına alan Rusya, 2006'dan bu yana şu adımları atmıştır:
Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı verilmeye başlanmıştır.
Ev hanımlarına emeklilik hakkı verilmiştir.
Yeraltı kaynaklarını devlet-millet ortaklığı ile işletmeye başladı.
Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus rublesi talep edilmeye başlandı.
Asgari ücreti 2000 dolara çıkarmaya karar verdi. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
Vatikan, Ocak 2009'da ev kadınına maaş projesini dile getirdi. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli bu konuda şunları söylemişti:
"Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gereken atılımları ve yardımları tek başına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz."…
Dünya MEM'i kabul etmiştir. Kapitalizmden ezilen halkların tek kurtuluşu olarak tanıtılan MEM, hayata geçtiği ülkeler dikkate alındığında uygulanabilirliğini de ispat etmiştir.
MEM'in içinden çıktığı Türk milleti ise henüz bu modelden ve kurtuluş reçetesi projelerden mahrumdur.
Türk halkı bu tezi yıllarca dinlemiş ama kulağını tıkamış veya yapılan fitnelere kanmıştır.
Keşke kanmamış olsaydı ve şimdi diğer ülkelerin değil, MEM'in ana vatanı Türkiye'nin uyguladıklarından bahsetse idik.
Ev hanımlarımızın maaşa bağlanmalarından, geliri düşük olanlardan vergi alınmamasından, doğum ikramiyesinden vs. diğer projelerin Türk halkı için hayat geçtiğinden…
Ancak gelinen nokta Türk halkının oyları ile belirlediği kendi tercihidir ve bizim elimizden daha fazlası gelememektedir." (https://www.yenimesaj.com.tr/milli-ekonomi-modeli-H1481482.htm)
Akın Aydın / diğer yazıları
- İşe Bak! En çok faiz ödeyenler faiz karşıtlığı yapıyor / 02.07.2026
- Gazze’nin hesabını soracak kadro! / 01.07.2026
- Trump, Erdoğan’ı neden övüyor? / 29.06.2026
- Neden yazıyor, neden konuşuyoruz, diye sorguluyorum / 28.06.2026
- Abdülhamit’ten, Menderes’ten, Erdoğan’a ABD / 26.06.2026
- İmam Bakır’dan ‘Aşura Ziyaretnamesi’ / 25.06.2026
- Selam olsun Kerbela şehitlerine ve şahitlerine / 24.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Gazze’nin hesabını soracak kadro! / 01.07.2026
- Trump, Erdoğan’ı neden övüyor? / 29.06.2026
- Neden yazıyor, neden konuşuyoruz, diye sorguluyorum / 28.06.2026
- Abdülhamit’ten, Menderes’ten, Erdoğan’a ABD / 26.06.2026
- İmam Bakır’dan ‘Aşura Ziyaretnamesi’ / 25.06.2026
- Selam olsun Kerbela şehitlerine ve şahitlerine / 24.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026






















































