Ortadoğu'nun jeopolitik fay hatları, 26 Haziran 2026'da Washington'da yürütülen doğrudan müzakerelerin beşinci turunun ardından imzalanan yeni çerçeve anlaşmasıyla yeniden sarsıldı.
ABD ara buluculuğunda İsrail ile Lübnan hükümeti arasında varılan bu mutabakat, ilk bakışta bölgede kalıcı barışı tesis etmeyi hedefleyen diplomatik bir başarı gibi sunulsa da sahadaki askeri ve siyasi gerçekler tam tersi bir istikamete işaret ediyor.
Lübnan genelinde kontrolün kademeli olarak Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne devredilmesini ve Hizbullah dahil tüm milis grupların silahsızlandırılmasını öngören bu metin, İsrail'in uzlaşmaz ve saldırgan yaklaşımları nedeniyle henüz uygulamaya geçmeden derin bir kördüğüme dönüşmüş durumda.
Çözümsüz şartlar ve sahada ertelenen takvim
Anlaşmanın en çok tartışılan ve uygulanabilirliği en düşük olan maddesi, İsrail birliklerinin Lübnan topraklarından çekilmesini doğrudan Hizbullah'ın silahsızlandırılması şartına bağlamasıdır.
Bu durum, İsrail'e Lübnan'ın güneyinde oluşturduğu yaklaşık 10 kilometre derinliğindeki tampon bölgeyi meşru bir zeminde süresiz olarak elinde tutma fırsatı veriyor.
Nitekim İsrail devlet televizyonu KAN'ın ordu kaynaklarına dayandırdığı son haberler, imzalanan anlaşmada olmasına rağmen İsrail'in daha şimdiden Zavtar ve Ferrun gibi pilot bölgelerden çekilme takvimini "ortak denetim mekanizması kurulması" bahanesiyle ertelediğini ortaya koyuyor.
Tarihsel tecrübeler, İsrail'in yayılmacı politikaları doğrultusunda işgal ettiği topraklardan diplomatik müzakerelerle değil, ancak sahada karşılaştığı askeri dirençle çekildiğini göstermektedir.
Dolayısıyla, Lübnan ordusunun Hizbullah'a karşı somut adımlar atması gibi ucu açık ve gerçekleşmesi neredeyse imkansız standartlar öne sürülmesi, güneydeki askeri varlığı kalıcı hale getirmenin diplomatik kılıfından başka bir şey değildir.
Londra Ekonomi ve Siyasal Bilgiler Okulu'ndan (LSE) akademisyen Fawaz Gerges'in de belirttiği gibi, hayata geçirilmesi imkansız bir şarta dayanan bu anlaşma aslında "ölü doğmuştur" ve Tel Aviv'e stratejik bir avantaj sağlamaktadır.
Lübnan'ın iç dengeleri ve egemenlik açmazı
Lübnan hükümeti, bu anlaşmaya imza atarak Hizbullah silah bırakana kadar İsrail'in güneyde işgalci olarak kalmasını resmen ve hukuken kabul etmiş sayılıyor.
Bu durum, Beyrut yönetiminin egemenlik haklarından ödün verdiği büyük bir başarısızlık olarak değerlendiriliyor.
Üstelik Lübnan ordusunun ülkenin tek meşru savunma gücü haline gelmesi teoride ideal görünse de realitede ordunun en büyük finansal destekçisinin Pentagon olması, bu gücün tarafsızlığını ve yerel dinamiklerdeki caydırıcılığını tartışmaya açıyor.
İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'daki saldırganlığı sürerken, Lübnan topraklarını savunan Hizbullah'ın bu şartlar altında silah bırakması uzak bir ihtimaldir.
Hizbullah lideri Naim Kasım'ın anlaşmayı "hükümsüz bir teslimiyet belgesi" olarak nitelendirip savaşa devam edeceklerini açıklaması, Hizbullah'ın pozisyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu dayatmanın Beyrut'taki hassas mezhepsel dengeleri sarsması, Şii toplumunda infiale yol açarak ülkeyi yeni bir iç çatışmanın eşiğine getirme riski barındırıyor. Belki de ABD-İsrail ikilisinin de planı bu çerçevede yani bir iç savaş.
Bu barış anlaşmasıysa, İsrail neden çok mutlu?
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun anlaşmayı "tarihi bir başarı" olarak nitelendirmesi, Tel Aviv'in askeri hedeflerine diplomatik yollarla meşruiyet kazandırdığının açık bir itirafıdır.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise tarafların birkaç ay öncesine kıyasla doğrudan görüşüyor olmasını olumlu bir değişim olarak yorumlasa da bu değişimin Lübnan halkına faydası olmadığı açıktır.
Eski İsrail askeri istihbarat görevlisi Danny Citrinowicz'in de vurguladığı üzere; mevcut konjonktürde ne İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilecek ne de Hizbullah silah bırakacaktır.
2 Mart 2026'dan bu yana 4 binden fazla insanın öldüğü ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edildiği bu ağır trajedinin gölgesinde imzalanan Washington çerçeve anlaşması, bölgesel bir barış getirmekten ziyade mevcut işgali kronikleştiren yeni bir istikrarsızlık döneminin kapısını aralamaktadır.
- Çalışanın da çalışamayanın da mağdur olduğu Türkiye ekonomisi / 01.07.2026
- Operasyonlar neden çeteleri bitiremiyor? / 30.06.2026
- Geleceğin ışığını söndüren eğitim krizi / 29.06.2026
- Kerbela’nın aynasında Hüseyni Duruş / 28.06.2026
- NATO’da Türkiye için kayıp denge ve stratejik yalnızlık / 27.06.2026
- Bir günün yükü 17 yıl etmemeli / 26.06.2026
- Zulme karşı ölümsüz kıyam / 25.06.2026
- Yeni anayasa, meşruiyet arayışı ve muhalefetin dizaynı / 24.06.2026
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026






















































