HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 28 EYLÜL 2021, SALI

Devlet olmak

26.07.2021 00:00:00
'Devlet olmak' seslendirme dosyası:

Devlet, "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır" şeklinde tarif edilir. Bu tanımdan yola çıkarak devletin var olabilmesinde üç unsurun mutlaka bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Devletin her şeyden önce bir ülkesinin olması gerekir. Yani devlet meşru ve diğer devletlerce kabul edilmiş bir toprak parçası üzerinde varlığını sürdürebilir. Devletin diğer unsuru ise millet, halk gibi kavramlarla ifade edilen 'insan topluluğu'dur. Bu unsur; devlete vatandaşlık bağı ile bağlı insanları tanımlamaktadır. Devletin üçüncü unsuru 'egemenlik'tir. Bağımsız olmayan bir devlet, devlet kabul edilemez. 

Devlet, hem sınırlarını koruyarak dış güvenliğini, hem de sınırları içerisinde yaşayan yurttaşların can ve mal emniyetini sağlar. Vatandaşları arasında eşitliği sağlamakla yükümlüdür. Bunun için de anayasaya ve kanunlara uyulmasını sağlamakla görevlidir. Devlet, kendisi de kanunlarla bağlıdır ve tüm yurttaşların da kanunlara bağlı kalmasını sağlamalıdır.

Devletin idare edilebilmesi için bir hükümeti olmalıdır. Devletin yönetimine seçilerek gelmiş bulunan hükümetin ise o devlette yaşayan milletin hakkını koruması ve yurttaşların haklarını arayacakları ve koruyacakları mekanizmaları çalıştırması yükümlülüğü vardır.

Bu kadar önemli görev ve sorumlulukları bulunan bir kurumun idare edilmesi elbette ki kolay değildir. Bu açıdan, idareci konumundaki kişilerin "adil, konularında ehil ve vicdanlı" olmaları gereklidir. İdareciler, kendini milletten ayrı, imtiyazlı görmemeli; hukuk önünde tüm vatandaşlar eşit olmalıdır. 

Günümüzde bir milletin tarih sahnesinde bağımsız olarak yer alabilmesinin yegâne yolu devlet çatısı altında örgütlenmek ve güçlü olmaktır. Devlet olamayan topluluklar ve güçlü olmayan devletler diğer devletlerin sömürgesi veya piyonu olmaktan öteye geçemezler. Bu nedenle devlet yapısının korunması, milli birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi, milli güç unsurlarının geliştirilmesi milletlerin bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmeleri için hayati öneme haizdir.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler bu konunun önemini ortaya koymaktadır. Örneğin Afganistan'da devlet yapısının dağılması sonucu farklı etnik gruplar ortaya çıkmış ve bunların kendi aralarındaki çatışmalar nedeniyle bir daha bir araya gelmeleri imkânsız hale gelmiştir. Irak'ta da durum benzerdir. Ülke görünürde üniter yapıdadır ancak fiiliyatta üç parçaya ayrılmıştır. Tarih boyunca örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu şekilde işgal edilmiş, iç savaş yaşamış ve etnik olarak parçalanmış ülkelerde devlet yapısını yeniden kurmak, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak mümkün olmamaktadır.

Günümüzde ülkemizde de durum iç açıcı değildir. Atatürk'ün yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden kurduğu bu devlet, başlangıçta mükemmel bir anlayışla teşkilatlanmıştır. Önce bir hanedanın egemenliği ilkesine dayalı yönetim şekli ortadan kaldırılarak egemenlik millete teslim edilmiştir. Sonrasında eşit vatandaşlık ilkesine tezat teşkil eden tüm kurumlar kapatılmış yerlerine yeni ve çağdaş kurumlar açılmış; zamanın ihtiyaçlarına cevap veren bir hukuk sistemi teşkil edilmiştir. Böylelikle ülkede can ve mal güvenliği sağlanmış, vatandaşlarda devlete aidiyet hissi yaratılmıştır. Ordumuz güçlendirilmiş, dosta güven düşmana korku verilmiştir. 

Zaman içerisinde devleti idare edenlerin ufkunun dar olması, ehliyetsiz olmaları, gaflet ve dalalet içine düşmeleri nedeniyle ülkemiz ekonomik ve siyasi açıdan Batı'ya kısmen bağımlı hale getirilmiş ve tam bağımsızlık ilkesi zedelenmiştir. Ancak; devletin yapısı, teşkilatı ve işleyişi Atatürk'ün kurduğu döneme benzer olarak korunabildiği için, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen, devlete güven hissi ile birlikte milli birlik muhafaza edilmiştir.  

Son 30 yılda ise yapılan büyük hatalar ülkemizi kritik bir eşiğe getirmiştir. AB müktesebatı kapsamında kabul edilen kanunlar ve gerçekleştirilen uygulamalar 'milli birlik ve beraberlik' hissiyatını zedelemiş, ülkemizde yeniden azınlıklar yaratılması fikirlerini tetiklemiştir. Reform adı altında yapılan uygulamalar özelleştirmenin önünü açmış ve devletin kaynakları talan edilmeye başlanmıştır. Kültürel alanda yapılan tahrifatlarla Müslüman Türk toplum yapısı zedelenmiş, aile kurumu itibarsızlaştırılmıştır. Dinlerarası diyalog faaliyetleriyle de inanç yapısı bozulmuş ve özellikle gençlerde bir inançsızlık ve aidiyet sorunu yaratılmıştır. 

Devlet içerisinde gruplaşmalar meydana gelmiş, liyakat sistemi zedelenmiştir. Bu gruplaşmalar zamanla kadrolaşmaya dönüşmüş ve bir grubun devleti ele geçirmeye kalkışacak cesareti bulmasına kadar gitmiştir. Bu kalkışma bastırılmış, ancak bu durum iktidarın ülkenin rejimini değiştirmesine fırsat yaratmıştır.

Sonuçta güzelim ülkemiz hukukun kişilere özel işlediği, tüm düzenlemelerin bir kişinin ağzına bakarak yapıldığı, millet egemenliğinin hiçe sayıldığı, bir zümrenin suç işleme hakkına sahip olduğu, yolsuzlukların ayyuka çıktığı, gelir adaletsizliğinin zirveye ulaştığı, haramın helal sayıldığı, liyakat ilkesinin yok edildiği, ehil olmayan eller tarafından idare edilen bir ülke haline dönüşmüştür.

Toplum baskıcı ve ayrıştırıcı söylemlerle milli birlik ve beraberlik anlayışından uzaklaştırılmaktadır. Terör sorunu ile ilgili izlenen günü birlik, istikrarsız politikalar ülkemizin doğusunda yaşanan sorunu daha da büyütmekte, vatandaşta kandırılmışlık hissi yaratmakta ve devlete aidiyet hissini azaltmaktadır.

Tüm bunlar iktidar eliyle yapılmıştır. Ancak, muhalefet de sergilediği tutum ve davranışlarla iktidarın önünü açarak bu olanlara destek olmuştur. Kendilerinin hiçbir plan ve projeleri olmadığı gibi, projesi olanları görmezden gelmişlerdir. Sonuç olarak mecliste temsil edilen muhalefet partileri de milletin derdine derman olmaktan uzaktır.

Tüm bunlara rağmen devlet yapısı hâlen muhafaza edilmektedir. Bu noktadan geriye dönüş elbette ki mümkündür. Bunun için milletimizin yeni bir soluğa, ekonomi ve dış politikada prangalarından kurtulmaya ihtiyacı vardır. Bunun da tek yolu Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanması ve Sosyal Devlet/Milli Devlet anlayışının hayata geçirilmesidir.

Milletimizin yürürken yalpalayan, konuşurken uyuyakalan, her defasında aldatılan, kandırılan liderlere değil; genç, vizyon sahibi liderlere ve yeni bir anlayışa ihtiyacı vardır.

Ezcümle; milletimizin Bağımsız Türkiye Partisi kadrolarına ve lideri Hüseyin Baş'a ihtiyacı vardır.

 
Selim Oktay / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

26.07.2020, 26.07.2019, 26.07.2018, 26.07.2017, 26.07.2016, 26.07.2015, 26.07.2014, 26.07.2013, 26.07.2012, 26.07.2011, 26.07.2010, 26.07.2009, 26.07.2008, 26.07.2007, 26.07.2006, 26.07.2005, 26.07.2004, 26.07.2003, 26.07.2002
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.