logo
05 MAYIS 2026

Diyalog açık küfürdür

11.07.2006 00:00:00
İyi bilmek ve anlamak gerekir ki; diyalog ve hoşgörü açık bir küfürdür. Bilindiği üzere küfür İslami ıstılahta; Allah'a ve Resulüne ters düşmek... A.Değirmenci'nin yazısı...

 

 

      DİNLERARASI DİYALOG KAVRAMINDA 5 TEMEL KÜFÜR NOKTASI                                                                                               Ali DE?İRMENCİ  (İnceleme)Yıllardır çeşitli platformlarda tartışılan dinlerarası diyalog ve hoşgörü kavramı, misyonerliğin günümüz şartlarına uydurulmuş tarzı ve metodu olarak bütün dünyayı hristiyan yapma projesi olup, kanaatimizce meselenin üzerinde dini açıdan -özellikle iman ve akaid noktasından- yeterince durulmamıştır. Bu yazı, bu önemli konuya özetle değinmeyi gaye edinmiştir. Ta ki yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir ülkede, diyalog ve hoşgörü adlı tuzağa düşerek, farkında bile olmadan imanını kaybeden; bir nevi fahri misyonerlik görevine soyunan insanları bu badireden kurtarmak, düşmek üzere olanları da uyarıp bu felekatten beri almak adına bir görev yapmış olalım. KÜFRÜN VEHAMETİ İyi bilmek ve anlamak gerekir ki; diyalog ve hoşgörü açık bir küfürdür. Bilindiği üzere küfür İslami ıstılahta; Allah'a ve Resulüne ters düşmek, Kur'an'a ve Resulün getirdiklerine herhangi bir şekilde itiraz etmek, iman esaslarından herhangi birine zarar verecek bir inanca sahip olmak, elhasıl Kelime-yi Tevhid'in ruh ve manasına muhalif olmak veya bu hal ve keyfiyet üzerinde bulunmaktır. Küfre düşen, İslam dairesi dışına çıkarak ahirette ebedi azaba düçar olur; bütün iyilikleri zayi olur. Bunun manası ruhun manen ölümü, ebedi felaket ve hüsranda kalmasıdır. Böyle bir felaketten Cenab-ı Hak bütün müminleri muhafaza eylesin. İşte diyalog ve hoşgörü böyle bir felakete düşüren tarihin kaydetmediği büyük  bir fitnedir. "DİNLERARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜ" KAVRAMINDA KÜFÜR NOKTALARI Mana ve mahiyetine genişçe dalmadan, sadece bu kavram üzerinde düşündüğümüzde, İslam akaidi açısından beş temel küfür noktası görüyoruz: 1- İSLAM'I DA DAHLEDEREK 'DİNLER' KELİMESİNİ ÇO?UL OLARAK KULLANMAK KÜFÜRDÜR Zira Allah (cc), "Allah'ın indinde tek ve yegane hak din İSLAM'dır. (Al-i İmran:19)" buyurmaktadır. Burada din tekil olarak kullanılmıştır. Açıkça anlaşılmaktadır ki, dinler kelimesi İslam'dan başka dinleri de çağrıştırdığı ve onları da İslam'la eşit seviyeye taşıma mantığına yol açtığı için küfürdür. Çünkü ayet-i kerimeye; tabiatıyla Allah'ın (cc) iradesine ters düşmektedir. Nitekim İslam'dan başka herhangi bir dinin kabul görmeyeceği ve bunu isteyenlerin ahirette hüsrana uğrayacakları, yine ayet-i kerime ile sabittir.  (Al-i İmran:85) Keza en son gelen ayet-i kerimeyle, Cenab-ı Hak mealen şöyle buyurmaktadır: "Bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam'ı seçtim ve ondan razı oldum. (Maide:3)" 'Üç büyük din' 'üç semavi din' ifadesi:Bu tarz ifadeler hem dini çoğul olarak kullanmayı, hem de dinler arasındaki eşitliği çağrıştırdığı için İslam akaidine terstir; yukarıdaki ayet-i kerimelerle çelişir. Semavi kelimesi esasen İslam terminolojisinde yer almaz. Bu kavram daha ziyade, Allah'a bir mekan ve cihet izafe eden hristiyan ve yahudilerin şirke bulaşmış bozuk itikatlarını yansıtır. Ayetlerin inzali demek, Yüce Allah katından, beşeriyet alemini şereflendirmesi demektir. Bu Allah'a yön ve mekan izafe etme anlamına gelmez. İslami kaynaklarda ilahi din veya ortak adıyla İslam, yahut Tevhid dini gibi kavramlar kullanılmıştır. Genel adı İslam olan ve tarihin çeşitli dönemlerinde peygamberlerle insanlığa tebliğ olunan, Tevhid dini ayet-i kerimede buyrulduğu üzere (Maide:3) Hz. Muhammed (AS) risaletiyle en mükemmele ulaşmıştır. Geçmişte esası Tevhid üzere olan vahiy kaynaklı, Yahudilik ve Hristiyanlık insanlar eliyle tahrif edilip bozulduğundan ve de Kur'an'ın gelmesiyle de, diğer kitapların hükmü kaldırıldığından geçerlilikleri kaldırılmıştır. O halde yahudilik ve hristiyanlığı İslam'la aynı kategoriye koyarak veya eşit telakki ederek üç büyük din, üç semavi din gibi dini çoğul olarak kullanmak, yukarıda sözü geçen ayeti kerimeye ters düşme anlamına geldiğinden küfürdür. Hz. Musa'ya inen Tevrat; Hz. İsa'ya inen İncil asılları itibariyle haktır ve gerçektir. Amentümüzde kitaplara ve peygamberlere iman esas olup, bu iman bahsi geçen Hz. Musa ve Hz. İsa'nın getirdiklerini de  içine alır. Ancak, ne var ki; bu kitaplar insanlar eliyle bozulmuştur, asılları kalmamıştır. İlahilik vasfını kaybetmiş, beşerileşmişlerdir. Bu sebeple bugün İslam'ın dışında başka dinlerden bahsedilemez. Tahrif olmuş kitaplarla ise, asla amel edilemez. İslam tek ve hak din olarak bütün insanlığı muhatap alması, Allah'ın hükmü ve emridir. Şu ayet-i kerime bu gerçeği anlatır: "Bütün dinlere üstün kılmak üzere peygamberi (Hz. Muhammed)ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah'ın elçisidir... (Fetih: 28 - 29) 2- DİNLERARASI DİYALOG İDDİASI DA KÜFÜRDÜR Lügatlerde diyalog; karşılıklı fikir alış-verişinde bulunmak, belli noktalarda uzlaşmak, anlaşmak veya üzerinde analaşılamayan noktaları tesbit etmek gibi, muhtelif anlamlara gelmektedir. Hatta diyalog karşılıklı fikir ve anlayışlarda, inanışlarda feragat ve fedakarlık göstermek gibi anlamları da içine alır. Ve diyalog birden fazla kişi arasında sözkonusu olabilir. Halbuki bizim sözkonusu ettiğimiz ve Vatikan'ın planladığı diyalog şahıslar arasında değil, dinlerarasında tasarlanmıştır. Hiç şüphesiz ki din müessesedir. İki müessese arasında diyalog olamaz. Çünkü din bir şahıs değildir. Kaldı ki, Vatikan papalık konseyinin geliştirdiği, projedeki diyalog kelimesi lugatlerde yazan anlamda değildir. Onlara göre diyalog hristiyanlığı yaymak için, hristiyan olmayanlara uygulanan bir taktik manevra, bir aldatma planıdır. Lügatlerdeki anlamıyla dahi alsak, din müntesiplerinin diyaloğunda fikir alış-verişi nasıl olacaktır? Örneğin; kendisini islam'ı temsil noktasında zanneden kişi, İslam dışı (küfür kurallarıyla malul) dinlerden neyi alacak, neyi verecektir? Veya hangi hüküm ve ayetlerden feragat ve fedakarlık yapacaktır? Tesettürden mi, cihad ayetlerinden mi, şahadet kavramından mı, gayr-i müslim erkeklerle, müslüman kadınların nikahını yasaklayan ayetlerden mi, ehl-i kitabın küfre ve şirke düştüğünü ve ebediyyen cehennemde kalacaklarını anlatan ayetlerden mi ve hepsinden önemlisi Kelime-i Tevhid'in ikinci aslı olan "MUHAMMEDEN RESULULLAH"dan mı feragat ve fedakarlık yapılacaktır?! Hem yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı üzere, İslam noksanı ve fazlası olmayan ekmel dindir. (Maide:3) Ekmel'in anlamı da zaten eksiği ve fazlası olmayan demektir. İslam'a dışardan bir şey almak; onda noksan bir şey olduğu intibaını verir. Bu ise ayet-i kerimeye ters olduğu gibi, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına noksanlık izafe etmek anlamına da gelir. İslam'dan bir şey feda etmek ise; onda bir fazlalık olduğu fikrine yol açar ki, bu da yine ayet-i kerimeye ters olup, Cenab-ı Hakk'ın lüzumsuz ve fuzuli işlerle iştigal etmesi gibi yanlış itikad ve telakkilere yol açar. Şüphesiz Cenab-ı Hakk, bu tür noksanlıklardan münezzehtir. Tabiatıyla bu yaklaşımların hepsi küfürdür. Bir başka tahrip şekli daha var ki; o da Kur'an'daki ayetlerin manasını-muradını ve hikmetini değiştirme cüretini göstermektir. Bu ise, Cenab-ı Hakk'ın ilmini nakıs görmek telakkisine yol açacağından tam küfürdür. Veya kendini hüküm koyma mevkiinde varsayarak, bir nevi ilahlık iddia etmektir. Halbuki hüküm koyma ve kaldırma selahiyeti yalnız Allah (CC)'a aittir. "Hüküm Allah'ındır ve Allah hakimlerin hakimidir. (Bakınız: Et-Tin Suresi) Diyalog kelimesini Vatikan'ın tanımladığı ıstılahi anlamıyla alırsak, diyalog hristiyanlığı telkin etmek maksadını güttüğü için bunu meşru görmek-kabul etmek zaten zatıyla küfürdür. 3- DİNLER ARASINDA ORTAK NOKTA ARAMAK DA KÜFÜRDÜR İslam'ı dahlederek İslam dışı inançlar ya da dinlerle İslam arasında ortak nokta aramak da küfürdür. Zira İslam bütünüyle hak, İslam dışı inançlar ve telakkiler ise bütünüyle batıldır. Burada tahrif olmuş dinlerde hiç mi doğru taraf yoktur diye sorulabilir?  Bu soruya şöyle cevap verilir: Temel akaid noktası farklı olunca, bütün teferruat da farklı olur. Tıpkı bir ağacın kökü ile, gövdesinin-dalı budağının farklı olamayacağı gibi. İslam ağacının kökü Tevhid olup, bütün ilke ve prensipleri bu temel kök ve istikamet doğrultusunda şekillenmiştir. Muharref dinlerin temeli ise şirk olup, bütün teferruatı ile şirk gayesine hizmet etmeye matufdur. Yani teferruatta var zannedilen doğruluk, temeldeki şirki temize çıkarma görevi ifa eder. Çünkü İslam dışı dinlerdeki doğruluk intibaı veren kavramlar, haddizatında batılı hak gösterme malzemesi olarak kullanılmıştır. Akaid açısından iki temel telakki mevcuttur: Birincisinin temeli; Tevhid, diğerinin ki ise şirktir. Peki soruyoruz? Tevhid ile şirk arasında nasıl bir ortak nokta mevcut olabilir? Hem bu ortak nokta arayışı, diğer dinlerin de hak olduğu intibaını vereceğinden ayrıca küfürdür. Hak ile batıl arasında üçüncü bir alternatif yoktur. Tıpkı doğru ile yanlış arasında, üçüncü bir alternatifin olmadığını ispatlayan mantık prensibi gibi. (Üçüncüyü dışta bırakma prensibi). Bundan dolayıdır ki: "Hak gelir batıl zail (yok) olur." Ortak nokta arayışının ortaya koyduğu başka bir cinayet de; ortak olmayan hususların dışlanmasıdır. Örneğin Kelime-i Tevhid'in ikinci aslı olan "MUHAMMEDEN RESULULLAH" kelimesi, İslam ile Ehl-i Kitap arasında ortak nokta değildir, dışlanmalıdır, öyle mi? Bu yaklaşım, İslam'ın ve Kur'an'ın tamamını inkar anlamına geldiğine şüphe yoktur. Bu açıkça Resul-i Ekrem Hz. Muhammed Efendimizi inkar etmek, teknik bir şekilde dışlamak, ona itiraz edip, karşı gelmektir. Bu tutumun hükmünü ayet-i kerimeden dinleyelim; "Kim kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Peygamber (Hz. Muhammed)'e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola tabi olursa, onu o saptığı yönde bırakırız ve cehenneme sürükleriz, o ne kötü bir yerdir. (Nisa: 115) Bu konuda şu ayet-i kerimelere de bakılabilir: Nisa: 13-14, Cin: 23-24, Muhammed: 32-33-34, Fetih: 13-28-29 Keza Hz. Muhammed (AS)'a tabi olmadan kurtulmak mümkün değildir. Alemlere Rahmet Hz. Muhammed şöyle  buyuruyor: "Hz. Musa ve İsa (AS) bugün yaşasalardı, bana iman edip, tabi olmaktan başka yolları ve vazifeleri olmazdı" (Ahmet bin Hanbel, Müsned). "Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, Musa peygamber bile sizin aranızda bulunsa da, siz Beni bırakıp ona uysanız, şüphesiz sapıklardan olurdunuz" (Ahmet bin Hanbel, Müsned). 4- DİYALOG ADINA HOŞGÖRÜ KÜFÜRDÜR Dinlerarası diyalog yapılarken, hoşgörü kavramının arkasına sığınmak da küfürdür. Zira, yukarıda izah edildiği üzere, İslam itikadı açısından dinlerarası diyalog küfür olduğundan, bu küfrü irtikab ederken hoşgörülü olmak da küfürdür. Bu anlamda birçok ayet-i kerime meali zikretmek mümkündür. Ancak bu yazının hacmi, detaylara girmeye müsait değildir. Fakat birçok ayet-i kerimenin tasdik ettiği, şu akaid prensibini bilmek yeterlidir; "KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR" Hoşgörü manası itibariyle, kalbi rıza ve hatta kalbi muhabbete bile yol açabilir. Tahrif olmuş, batıl hüviyeti kazanmış, küfür damgasını yemiş, İlah-i irade ve hüküm nokta-i nazarından şirk olduğu, açıkça beyan edilen dinlerin neresi-nasıl ve kim adına hoşgörülecektir? Buradaki yaklaşım hoşgörünün lügatteki; müsamaha, uygun görmek, tabii karşılamak hatta sempati duymak gibi manaları itibariyledir. Vatikan'ın diyalog projesindeki hoşgörü ise, daha başka değişik anlamlarda kullanılmaktadır ki; bu mana yukarda anlamını verdiğimiz hoşgörüye nisbetle, itikadi açıdan daha çok saikle küfürdür. Vatikan'nın lügatindeki hoşgörünün anlamı Vatikan kaynakları ve terminolojisinde hoşgörü "hristiyanlığı yaymak için hristiyan olmayanlara hristiyan oluncaya kadar istemeyerek katlanmaktır". İslam itikadı açısından böyle bir yaklaşımın küfür olduğu açıktır. Zira burada hoşgörü, insanları küfre sokmak için bir mürailik örneği, bir taktik neticesinde, bir tuzak olarak ortaya koymaktadır. Burada bir başka mürailik örneği de, bu akaiddeki küfür tuzağı olan hoşgörüyü, Türkçe'deki hoşgörü kelimesi yerine ikame edip, bir taşla iki kuş vurmaya çalışan bedbahtların mürailiğidir ki; bu mürailerin saf müslümanları diyalog ve hoşgörü adına küfür tuzağına düşürürken, Vatikan'a şirin görünmekten ve üç günlük dünya için Allah'ın ayetlerini üç paraya satarak değiştirip, cehennemi kazanmaktan başka bir beyhude kazançları da yoktur. Bunların Allah ve Resulü önündeki rezilliklerini ise ahirette hep beraber göreceğiz. 5- "DİNLERARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜNÜN" BİR VATİKAN PROJESİ OLMASI MÜNASEBETİ İLE BU PROJEYE DESTEK VERMEK DE KÜFÜRDÜR Dinlerarası diyalog ve hoşgörü'nün bir Vatikan projesi olduğunu, kendi kaynakları söylüyor: Vatikan sekreteryası şöyle diyor; "Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti kilise şartları çerçevesinde, misyoner amaçla ve İncil'i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz". 1962-65 yıllarında faaliyet gösteren II. Vatikan konsilinin sonuç bildirgesinde şöyle deniyor: "Yeryüzünde her taraf hristiyan olmadıkça diyalog görevi sona ermeyecektir". 2. Jean Paul, 1991 yılında şöyle diyor: "Dinlerarası diyalog kilisenin, bütün insanları kiliseye döndürme misyonun bir parçasıdır". Bu itiraflar ortadayken başka delile ihtiyaç var mı? Vatikan'ın el kitabı "Catassizm"de bu ve benzeri beyanlar açıkça yer alıyor. O halde diyalog, günümüz şartlarına uydurulmuş misyonerlik ya da hristiyanlaştırma faaliyetidir. Bütün bunlar bu menfur projenin, bir hristiyan vatikan kaynaklı-haçlı patenti taşıdığını açıkça teyid ve ispat ediyor. Diyalog ve hoşgörü olayında, zaten muharref olan yahudi ve hristiyanlığın kaybedeceği bir şey yok. Neticede batıl inanç ve görüş, İslam'ın hak olan akaidine sokulmaya çalışılıyor. Başka bir ifadeyle, Allah'ın nizamı olan, O'nun ilmi ve iradesiyle tahrifattan uzak olup, hak olarak kalan yüce İslam dini batılla karıştırılıyor, yani küfürle aynı seviyeye indirgeniyor. Bu açıdan tarih boyunca İslam akaidine yönelmiş, en sinsi en menfur oyun ve hile dinlerarası diyalog ve hoşgörü plan ve projesidir, diyebiliriz. Açık bir itikadi sapma olan ve de yukarıda izahı yapılan, beş ana kategoride küfrü irtikab etmek anlamına gelen bu projenin, hiç bir yerinde, hiç bir müslüman ve cemaati yer alamaz, hele hiç bir misyon üstlenemez. Bu yola girenlerin direkt ya da dolaylı olarak niyetleri ve maksatları ne olursa olsun, küfür tuzağına düşmekten kurtulmaları mümkün değildir. Bu projenin sadece vatikan patentli olması bile, onun bir küfür tuzağı olduğunu anlamak için yetmez mi? Mümin basiret sahibidir. Bir delikten iki kez ısırılmaz. Ehl-i kitap denen küfür koalisyonu ise (yahudi ve hristiyanlar) müminleri dinlerinden çevirip, iman ettikten sonra tekrar küfre sokmak isterler. Bu konu Allah'ın kelamı ayet-i kerime ile sabittir. (Bak:Al-i İmran: 100). Meselenin siyasi, ideolojik ve sosyokültürel yönlerine şimdilik girmiyoruz. Allah (CC) cümle müminleri dinlerarası diyalog ve hoşgörü denen, küfür tuzağından muhafaza eylesin. İstesek de istemesek de bilelim ki, bu fahri misyonerliktir, ya da buna alet olmaktır. Resul-i Ekrem Efendimizin haber verdiği, ahir zamanda grup gurup müslümanların dinlerini terk ederek hristiyan olmalarının bir yolu ve yönteminin dinlerarası diyalog ve hoşgörü olduğundan, asla şüphe edilmemelidir. "Zafer müminlerindir" (Müminun: 1). MÜSLÜMANIN DOSTU KİMDİR? "Diyalog ve hoşgörü" adlı küfür tuzağının bir diğer yansıması da, hristiyan ve yahudilerin dost edinilmesidir. Cenab-ı Hak bu hususta açıkça, müslümanları ikaz ediyor: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez..." Keza onların dinine girmedikçe, hristiyan ve yahudilerin müslümanlardan razı olmayacakları, ilahi bir tesbittir. Müslümanların gerçek dostları, Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır: "Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Resulu (Hz.Muhammed)'dir. Ve de şu iman edenlerdir ki; onlar Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler." "Kim Allah'ı, Resulü (Hz. Muhammed'ini) ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar,  şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır."

Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem


 
Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. 

05.05.2026 08:29:00
MURAT ÇORBACI
Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem
Baharda cilt sorunlarına karşı 7 etkili önlem

Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. Bahar aylarıyla birlikte ise sıcaklık artıyor, nem oranı değişiyor ve güneş ışınları daha güçlü hissedilmeye başlıyor. Ayrıca bahar aylarında artan ağaç ve çimen polenleri ile küf sporları gibi çevresel alerjenler de daha yoğun hale geliyor. Bu çevresel etkenler nedeniyle, cilt bakımına dikkat edilmediğinde; ciltte kuruluk, hassasiyet, kızarıklık, pullanma,  lekelenme ve yağ üretiminin artmasına bağlı akne oluşumu gibi sorunlar gelişebiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, "Kışın uygulanan yoğun ve besleyici bakım rutinlerinin bahar aylarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, cildin bu geçiş sürecine daha sağlıklı  uyum sağlaması için çok önemlidir" dedi.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bahar aylarında cilt sağlığı için dikkat edilmesi gereken 7 kuralı anlattı.
1. Cildinizi günde iki kez temizleyin. Özellikle akşam temizliği; makyaj, güneş koruyucu ve gün boyunca biriken çevresel kirletici etkenlerin uzaklaştırılması açısından önemli.
2. Güneşten korunmayı rutin haline getirin. Bahar aylarında UV ışınlarının yoğunluğu artmaya başlıyor ve bu durum ciltte fotoaging (ışığa bağlı yaşlanma) ile pigmentasyon artışına, yani cilt lekelerinin gelişimine yol açabiliyor.

3. Mevsime uygun nemlendirici kullanın. Cilt bariyerinin sağlıklı olması, çevresel faktörlere karşı cildin direncini artırıyor. Ancak kış aylarında kullanılan yoğun ve yağ bazlı nemlendiriciler, bahar aylarında bazı cilt tiplerine ağır gelebiliyor ve gözeneklerin tıkanmalarına neden olabiliyor.
4. Mevsim geçişlerinde, cilt yüzeyinde biriken ölü hücreler, cildin mat ve cansız görünmesine yol açabiliyor. Cilt sağlığı için haftada 1-2 kez nazik peeling uygulamalarını önerdiklerine işaret etti.

5. Günde 2-2.5 litre su için. Yeterli sıvı alımı, vücudun genel metabolik fonksiyonlarının yanı sıra cilt sağlığı için de önem taşıyor.

6. Cilt bariyerini destekleyen içerikleri tercih edin. Mevsim geçişleri bazı kişilerde cilt hassasiyetini artırabiliyor. Bu nedenle cilt bakım ürünlerinde bariyer onarıcı içeriklerin bulunması fayda sağlayabilir. Güçlü bir cilt bariyeri cildin çevresel stres faktörlerine karşı daha dirençli olmasını sağlar. Seramidler, niasinamid, panthenol ve hyaluronik asit gibi içerikler cildimizin üst tabakasında bariyer fonksiyonunu destekleyerek, ciltten su kaybını azaltmaya yardımcı olur.

7. Cildi tahriş edebilen ürünlerden kaçının. Alkol oranı yüksek tonikler, yoğun parfüm içeren kozmetikler veya aşındırıcı peeling ürünleri bazı ciltlerde hassasiyeti artırabiliyor. Özellikle mevsim geçişlerinde cilt bariyeri daha kırılgan hale gelebileceği için bu tür ürünlerden kaçınılması öneriliyor.

Yağışlar İstanbul'daki barajlara yaradı

İstanbul'da etkili olan yağışlı havanın ardından megakente su sağlayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 71,7 oldu   

04.05.2026 17:29:00
İHA
Yağışlar İstanbul'daki barajlara yaradı
Yağışlar İstanbul'daki barajlara yaradı
Megakent İstanbul'da hafta sonu soğuk ve yağış hava etkili oldu. Özellikle dün gün boyu etkili olan yağışlı havanın ardından barajlarda doluluk oranı bir nebze olsun yükseldi. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre barajlardaki genel doluluk oranı yüzde 71,7'ye yükseldi. Dün ise bu oran 71,35 olarak kayıtlara geçmişti. Öte yandan en dolu baraj yüzde 94,86 ile Ömerli, en az doluluk oranına sahip baraj ise yüzde 46,11'le Istrancalar oldu.

İSKİ'nin verilerine göre 4 Mayıs  itibarıyla İstanbul'da baraj doluluk oranları şöyle:

Ömerli Barajı: Yüzde 94,86

Darlık Barajı: Yüzde 89,37

Elmalı Barajı: Yüzde 94,37

Terkos Barajı: Yüzde 58,73

Alibey Barajı: Yüzde 67,28

Büyükçekmece Barajı: Yüzde 56,83

Sazlıdere Barajı: Yüzde 46,11

Istrancalar Barajı: Yüzde 46,83

Kazandere Barajı: Yazde 60,08

Pabuçdere Barajı: Yüzde 60,34

Hastaneye kaldırılan aileden acı haber

Mersin'in Bozyazı ilçesinde memleketine gelen polis memuru baba, eşi ve 2 çocuğu mide bulantısı, kusma şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan aileden 2 çocuk hayatını kaybetti

04.05.2026 15:08:00
İhlas Haber Ajansı
Hastaneye kaldırılan aileden acı haber
Hastaneye kaldırılan aileden acı haber
Olay, Bozyazı ilçesi Tekmen Mahallesi Tüllüler Sokak'ta meydana geldi. Alınan bilgiye göre, Karaman İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapan polis memuru M.T. (39), eşi E.T. (33), çocukları A.T. (7) ve Ö.S.T. (4) ile hafta sonu memleketi Mersin'in Bozyazı ilçesine geldi. Yakınlarında kalan aile rahatsızlanınca, kusma ve mide bulantısı nedeniyle haber verilen sağlık ekipleri, aileyi hastaneye sevk etti. Hastaneye kaldırılan aileden önce Ö.S.T., ardından A.T. yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Anne ve baba ambulansla Mersin Şehir Hastanesi'ne sevk edildi.

Olayla ilgili savcılık ve jandarma ekipleri tarafından incelemelerin sürdürüldüğü bildirildi.

Doğum izninde 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyenler için başvurular bugün başladı

Doğum izni süresinin 24 haftaya çıkarılmasıyla, 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyen anneler için başvurular bugün başladı

04.05.2026 12:33:00
AA
Doğum izninde 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyenler için başvurular bugün başladı
Doğum izninde 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyenler için başvurular bugün başladı
Doğum izni süresinin 24 haftaya çıkarılmasıyla, 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyen anneler için başvurular bugün başladı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının NSosyal hesabından yapılan açıklamada, doğum izni süresinin 24 haftaya çıkarılmasıyla 8 haftalık ilave izinden yararlanmak isteyen anneler için başvuruların bugün başladığı bildirildi.

Doğum iznini tamamlamış ancak 24 haftalık süreyi doldurmamış annelerin 8 haftalık ilave izinden yararlanabildiği belirtilen açıklamada, ek düzenlemenin 16 Ekim 2025 ve sonrasında doğum yapan tüm anneleri kapsadığı vurgulandı.

Açıklamada, "Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 iş günü içinde başvuru yapılabiliyor. 15 Mayıs Cuma günü mesai saati bitimine kadar başvurular devam edecek. Anneler, ilave izin kullanmak istediklerine ilişkin bir dilekçeyle çalıştıkları kuruma başvuruda bulunabiliyor." ifadelerine yer verildi.

İstanbul'da "sahte belgelerle ikamet izni" operasyonu: 31 gözaltı

İstanbul'da sahte belgelerle yabancı uyruklu kişilere ikamet izni aldırdığı iddia edilen 31 şüpheli yakalandı. Şebeke üyelerinin, ikamet izni başvuruları sırasında ibraz edilen belgeler üzerinde oynadıkları, sahte içerikli taahhütnamelerle göçmen kaçakçılığı suçuna karıştıkları anlaşıldı

04.05.2026 09:16:00
İHA
İstanbul'da "sahte belgelerle ikamet izni" operasyonu: 31 gözaltı
İstanbul'da "sahte belgelerle ikamet izni" operasyonu: 31 gözaltı
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü ekipleri, yabancı uyruklu kişilere sahte belgelerle ikamet izni temin eden bir şebekeyi tespit etti. Çetenin Türkiye'deki bazı yabancılar için sahte belgeler düzenledikleri ve sahte içerikli taahhütnamelerle göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak ettikleri anlaşıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde yapılan çalışmalarda, kimlik bilgileri ve açık adresleri tek tek belirlenen şüphelilerin yakalanması için operasyon başlatıldı.

Bu sabah çok sayıda adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 31 şüpheli yakalandı.

Gözaltına alınan şebeke üyeleri sorgulanmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürülürken, soruşturma kapsamında sahte belgelerle ikamet izni alan kişilerin izinlerinin iptal edileceği öğrenildi.

Öte yandan belgeleri iptal edilecek kişiler için geri gönderme işlemlerine de başlanacağı aktarıldı.

Arnavutköy'de rüzgar nedeniyle minaresi sallanan caminin yakınındaki 2 bina boşaltıldı

İstanbul'un Arnavutköy ilçesinde şiddetli rüzgar nedeniyle minaresi sallanan caminin yakınındaki 2 bina önlem amaçlı boşaltıldı

03.05.2026 19:45:00
AA
Arnavutköy'de rüzgar nedeniyle minaresi sallanan caminin yakınındaki 2 bina boşaltıldı
Arnavutköy'de rüzgar nedeniyle minaresi sallanan caminin yakınındaki 2 bina boşaltıldı
İstanbul'un Arnavutköy ilçesinde şiddetli rüzgar nedeniyle minaresi sallanan caminin yakınındaki 2 bina önlem amaçlı boşaltıldı.

Yavuz Selim Mahallesi'ndeki Berat Camisi'nin minaresi şiddetli rüzgarın etkisiyle sallanmaya başladı.

Çevredeki vatandaşların bildirmesi üzerine olay yerine polis ve zabıta ekipleri sevk edildi.

Ekipler çevrede güvenlik önlemi alırken, caminin yanındaki 2 bina önlem amaçlı tahliye edildi.

Ekiplerin bölgedeki çalışmaları sürüyor.

Kurban Bayramı tatili kaç gün olacak? Bakan Ersoy'a soruldu

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kurban Bayramı tatilinin dokuz güne çıkarılıp çıkarılmayacağına dair soruyu yanıtladı

03.05.2026 17:21:00
Haber Merkezi
Kurban Bayramı tatili kaç gün olacak? Bakan Ersoy'a soruldu
Kurban Bayramı tatili kaç gün olacak? Bakan Ersoy'a soruldu
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aydın'da düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nde gazetecilerle bir araya geldi.

Bakan Ersoy, konuya ilişkin gelen soru üzerine "Dokuz günlük tatil turizm açısından gayet olumlu olur. Ama bu kabinede tartışılıp alınacak bir karar" dedi.

Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta başlayacak, 30 Mayıs'ta bitecek. 2016, 2018, 2019, 2021, 2023, 2024 yıllarında Kurban Bayramı tatilinin dokuz güne çıkarılması kararlaştırılmıştı.

Kabine Toplantısı için henüz belirlenmiş bir tarih yok.

Fatih Sultan Mehmet Han kabri başında anıldı

Fatih Sultan Mehmet Han, vefatının 545. yıl dönümünde kabri başında anıldı. İstanbul Valisi Davut Gül'ün katılımıyla gerçekleşen programda, Osmanlı padişahı dualarla yâd edildi.

03.05.2026 16:52:00
İhlas Haber Ajansı
Fatih Sultan Mehmet Han kabri başında anıldı
Fatih Sultan Mehmet Han kabri başında anıldı
Fatih Sultan Mehmet Han, vefatının 545. yıl dönümünde kabri başında anıldı. İstanbul Valisi Davut Gül'ün katılımıyla gerçekleşen programda, Osmanlı padişahı dualarla yâd edildi.
Fatih Sultan Mehmet Han, vefatının 545. yıl dönümünde Fatih Camii haziresinden bulunan kabri başında tören düzenlendi. Törene İstanbul Valisi Davut Gül, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Bahtiyar Ersay, İstanbul İl Jandarma Komutanı Korgeneral Yusuf Kenan Topcu, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Keskin, İstanbul İl Müftüsü Doç. Dr. Emrullah Tuncel, Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, Fatih Kaymakamı Cafer Sarılı ve Fatih İlçe Müftüsü Abdurrahman Şenoğlu katıldı. Törende, Fatih Camii İmamı Kurra Hafız Yusuf Yılmaz tarafından Kur'an-ı Kerim okundu.

Tilavetin ardından İstanbul İl Müftüsü Tuncel tarafından dua edildi
Programda konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, "Büyük bir devlet adamı ve komutan. Aynı zamanda büyük bir lider olan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri'nin ölüm yıldönümü için bir araya geldik. Kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz. Mekânı cennet olsun. Fatih Sultan Mehmet sadece bir komutan, bir lider, bir devlet adamı değildi. Aynı zamanda çağ açan çağ kapatan ve bununla birlikte de yeni bir medeniyet tasavvuru başlatan bir devlet adamıydı. Farklılıkları bir arada yaşatan ilme adalete önem veren ve bunları bize miras bırakan devlet adamıydı. Bizler de Fatihin mirasını bu şehirde aynı hassasiyetle devam ettiriyoruz. Rabbim birliğimizi beraberliğimizi kardeşliğimizi daim etsin. Onun bize bıraktığı miras üzerinde birlikte yaşamayı nasip etsin" şeklinde konuştu.İHA

İstanbul Boğazı'nda arıza yapan gemi kurtarıldı

Panama bayraklı kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı geçişi sırasında makine arızası yaptı. Bölgeye Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü römorkörleri sevk edildi. Ekipler çalışmalar sonunda gemiyi kurtarmayı başardı

03.05.2026 16:40:00 / Güncelleme: 03.05.2026 18:24:53
İhlas Haber Ajansı
İstanbul Boğazı'nda arıza yapan gemi kurtarıldı
İstanbul Boğazı'nda arıza yapan gemi kurtarıldı
Panama bayraklı kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı geçişi sırasında makine arızası yaptı. Bölgeye Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü römorkörleri sevk edildi. Panama bayraklı kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı geçişi sırasında makine arızası yaptı. Gemi, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ekipleri tarafından kurtarıldı.
Zaltron isimli Panama bayraklı 185 metrelik kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı geçişi sırasında Galatasaray Adası önlerinde makine arızası verdi. İstanbul Boğazı çift yönlü gemi trafiğine kapatılmıştı. İHA

Doğru gıda takviyesi nasıl seçilir?


 
Modern yaşam hızlandı, beslenme düzeni değişti, güneşle temas azaldı, yeni trend takviyeler ise hayatın tam ortasına yerleşti. Raflar vitamin, mineral ve bitkisel desteklerle dolup taşarken, her gün yeni bir madde gündeme geliyor. Ancak “Her düşük değer takviye gerektirir mi?" gibi sorular giderek daha fazla önem kazanmaya başladı.

02.05.2026 10:28:00
MURAT ÇORBACI
Doğru gıda takviyesi nasıl seçilir?
Doğru gıda takviyesi nasıl seçilir?

Günümüzde pek çok kişi, yaşam temposu ve beslenme düzenindeki değişiklikler nedeniyle eksik kaldığını düşündüğü vitamin ve mineralleri takviyelerle tamamlamaya yöneliyor. Geleneksel beslenme biçimlerinin yerini işlenmiş gıdalara bırakması, taze sebze-meyve tüketiminin azalması mikro besin alımını düşürürken; kapalı ofislerde uzun saatler çalışma, güneş ışığına daha az maruz kalma gibi modern yaşam faktörleri özellikle D vitamini başta olmak üzere çeşitli eksiklikleri artırıyor. Öte yandan gelişmiş laboratuvar testleri sayesinde belirti vermeyen eksiklikler daha sık tespit ediliyor, sosyal medya ve pazarlama dili ise 'doğal, mucize, hızlı etki' söylemleriyle takviyelere olan ilgiyi körüklüyor.

Takviyelere ne zaman ihtiyaç duyulur?

Bu noktada laboratuvar değerlerinin tek başına belirleyici olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. İsmet Tamer, "Tahlilde değerin düşük çıkması her zaman takviye başlanacağı anlamına gelmez. Eksikliğin derecesi, klinik bulgular ve risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir. Bazı hafif düşüklüklerde yaşam tarzı düzenlemesi yeterliyken, ciddi düzeylerde hedefe yönelik tedavi gerekebilir" diyerek bilinçli yaklaşımın önemini vurguluyor.

Takviyelerin içeriği boş olabilir!

Vitamin ve bitkisel takviyelerin içerik güvenilirliğinin hem dünyada hem Türkiye'de en çok tartışılan başlıklardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. İsmet Tamer, "Bağımsız laboratuvarların yaptığı analizlerde zaman zaman ürün etiketinde yazan etken maddenin ya çok düşük oranda bulunduğu ya da hiç bulunmadığı tespit edilebiliyor. Bu durum şaşırtıcı değil. Gıda takviyeleri ilaçlar kadar sıkı onay süreçlerinden geçmediği için kalite kontrol üreticinin beyanına ve uyguladığı standartlara bağlıdır. Bağımsız kuruluşlarca test yapılmadığında etiket ile içerik arasında tutarsızlık görülebilir. Özellikle online satış platformlarındaki her ürün denetimlerden geçmediği için dikkatli olunması gerekiyor" diye konuştu.

Doğru takviye nasıl seçilir?

Tüketicilerin takviye seçerken dikkat etmesi gereken noktalar konusunda pratik bir 'alışveriş kontrol listesi' hazırlayan Prof. Dr. İsmet Tamer, şunları söyledi: "Etiket mutlaka incelenmeli. Etken maddenin adı ve miktarı şeffaf şekilde yazıyor mu? Her bileşenin dozu belirtilmiş mi? Yan etki, gebelik-emzirme ve çocuk kullanımı uyarıları yer alıyor mu? Üretim yeri, marka iletişim detayları net olmalı. İlaç kullanıyorsanız dikkat! Bitkisel ve doğal takviyeler ilaçlarla etkileşime girebilir. Düzenli ilaç kullananlar mutlaka hekim görüşü almalı."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.