Ebuzer ve Gifar Kabilesinin Müslüman oluşu
Allah Resulü, Ebuzer’i kendi kabilesinin yanına göndererek onları İslam’a davet etmesini istedi





Ebuzer, kendi kabilesine dönerek Allah tarafından peygamber geldiğini ve inanılacak olan Allah'ın bir olduğunu söylüyor ve onları güzel ahlaka çağırıyor, kötülüklerden korunmaya davet ediyordu.
Önce Ebuzer'in annesi, daha sonra kardeşi, daha sonra da kabilesinin yarısı Müslüman oldu. Resulüllah'ın Medine'ye hicretinden sonra da diğer yarısı Müslüman oldu.
Eslem kabilesi de onların etkisinde kalarak Müslüman oldu. Ve Resulüllah'ı ziyaret ettiler. Ebuzer, Bedir ve Uhud savaşlarından sonra Medine'ye dönüp Resulüllah'a katılarak orada ikamet etti.
Ebuzer, Resulüllah'ın sahabeleri arasında O'nun Ehl-i Beyt'ini en çok seven ikinci şahıstır. Ölünceye kadar Hz. Ali'den başkasının halifeliğini kabul etmedi.
Ebuzer hastalanmıştı. İmam Ali'yi, kendisine vasi seçti ve tüm işlerini O'na havale etti. O'nun ziyaretine gelen bir grup kendisine şöyle dedi: "Neden halife Osman'ı kendine vasi seçmedin?"
Ebuzer onlara şu cevabı verdi: "Ben, kendime hak olan kimseyi vasi seçtim. Allah'a and olsun ki, Ali kalplere hayat ve canlara huzur verir, eğer Ali olmazsa siz ne yer ehlini, ne de gök ehlini tanırdınız."
İbn-i Selen şöyle diyor: "Vaktiyle Ebuzer'e şöyle bir soru sordum
'Ey Ebuzer, biz biliyoruz ki, Resulüllah'ın en çok saygı duyduğu ve sevdiği kimseye sen de saygı duyuyor ve seviyorsun. O şahsın kim olduğunu bize söyler misin?'
Ebuzer şöyle cevap verdi: Çok iyi bilin ki, en çok sevdiğim ve saygı duyduğum mazlum olan ve hakkı gasp edilen Ali b. Ebi Tâlib'dir."
Ebuzer, Hz. Osman'ın yaptığı yanlış uygulamalara da karşıydı. İtirazlarını her fırsatta dile getiriyordu. Osman'ın Beytü'l malın sorumluluğunu Mervan b. Hakem'e verdiğini duyan Ebuzer, sokaklarda ve pazar yerlerinde yüksek sesle şu ayeti okuyordu: "Altını ve gümüşü hazineye tıkıp da onu, Allah yolunda harcamayanları acı bir azap ile müjdele."
Ebuzer'in bu eleştirileri, Osman için kabul edilmez bir noktaya gelmişti. Sonunda Ebuzer'i, Şam'a sürmeye karar verdi.
Ebuzer, Şam'a vardığında oranın da Medine'den farksız olduğunu gördü. Muaviye halifelik hazırlığı yapıyor, Rumların karşısında zayıf görünmeyelim bahanesi ile kendine saraylar yaptırıyordu. Yüzlerce insanı da bu inşaatlarda çalıştırıyordu.
Ebuzer böyle bir duruma asla göz yumamazdı. Bu kez de Muaviye'nin yanlışlarını dile getirmeye, onunla mücadele etmeye başladı.
Ebuzer, Muaviye hükümetinin yanlışlarını ortaya koymak için şunları söyledi:
"Ben bir takım yersiz ameller ve uygulamalar görüyorum ki Müslümanlar arasında bunlara asla rastlamadım.
Bu işler, Allah'ın Kitabı'na ve Resulüllah'ın sünnetine aykırıdır. Bunların hükümetinde hak, ayaklar altına alınıp, bâtıl diriltiliyor, doğru sözlüler yalanlanıyor, liyakati olmayan bir takım insanlar Müslümanların mallarını kendilerine tahsis ediyor, iyiler ve haklı olanlar ise mahrum bırakılıyorlar."
Bu sözler, Muaviye hükümeti için çok tehlikeli idi. Bu sözlerin halk üstünde bırakacağı olumsuz etkiyi iyi bilen Muaviye, Ebuzer'i susturmak için ona üç yüz dinar yolladı.
Ebuzer, onun sinsi planlarını çok iyi biliyordu. Muaviye'nin temsilcisine şöyle dedi:
"Eğer bu para benim bu yılki Beytü'l-mal'den kesilen hakkımsa kabul ediyorum ama eğer hediye ise benim, onun hediyesine ihtiyacım yoktur." Ardından parayı geri gönderdi.
Ebuzer'in, Muaviye'ye karşı olan muhalefeti halkı derinden etkiliyordu. Ve onları Muaviye'nin aleyhine ateşliyordu.
Ebuzer bazen sabah namazlarını Şam surlarının kapısında kılardı. Ve Beytü'l-mal kervanları şehre girerken şöyle seslenirdi:
"Bu kervanlar ateş yüklüdür. İyiliği emredip, kötülükten sakındırdığı halde kendisi, ona uymayanlara Allah lanet etsin!"
Bazen de Muaviye'nin sarayının önünde durur, onun aleyhine slogan atardı.
Muaviye'nin hakimlerinden biri olan Cellam Gifani şöyle diyor:
"Vaktiyle rapor sunmak için Muaviye'nin huzurundaydım, aniden sarayın önünden bir ses duydum ki, şöyle sesleniyordu: 'Bu kervanlar ateş getirdiler, Allah, başkalarına iyiliği emredip, kötülükten sakındırıp da buna uymayanlara lanet etsin!'
Bu sırada Muaviye'nin renginin kaçtığını ve yüz ifadesinin değiştiğini gördüm, bana dönerek dedi ki: 'Şu sesin sahibini tanıyor musun?'
Ben, 'hayır' dedim.
Muaviye "O, Cündeb b. Cünade-i Gifari'dir ve bu iş de onun günlük işlerinden biridir' dedi. Ve Ebuzer'i yanına getirmelerini emretti.
Bir süre sonra Ebuzer'i çeke çeke getirdiler. Muaviye son derece sert bir üslupla ona şöyle dedi:
'Ey Allah'ın ve Peygamberin düşmanı! Niçin her gün benim aleyhime konuşma yapıyorsun? Eğer Peygamberin sahabelerini, Osman'dan izin almadan öldürmeye yetkim olsaydı, seni bir gün bile yaşatmazdım ama halifeyi durumdan haberdar edip, hakkında talimat isteyeceğim.'
Ben, Ebuzer'i görmeyi çok arzuluyordum. Çünkü o, benim mensup olduğum kabiledendi. Baktım ki, Muaviye'nin askerlerinin elinde tutuklu olmasına rağmen ona karşı en küçük bir saygı göstermiyordu. Muaviye'ye cevaben şöyle dedi:
'Ben, Allah'ın ve Peygamberin düşmanı değilim, sen ve baban Ebu Süfyan Allah'ın ve Peygamberin düşmanlarısınız.
Siz gerçekte küfrünüzü gizleyip, görünüşte İslam'ı izhar ettiniz. Kaç kez Peygamber tarafından lanetlenmiş birisin, İslam Peygamberi sana hiç doymaman için lanet etmiştir.
Ben, Resulüllah'tan duydum ki, senin hükümetin hakkında şunları söylemiştir: 'İslam hükümeti boğazı açık ve hiç doymak bilmeyen bir ferdin eline geçerse Müslümanlar uyanmalı ve kendilerini onun şerrinden korumalıdırlar.'
Bu hadis meşhur bir hadis olduğu için Muaviye bunu inkar edemedi. Ve şöyle dedi: 'Peygamberin buradaki maksadı başka biridir.'
Ebuzer, 'Hayır, değil. Bu sözde maksat sensin. Ben, Resulüllah'tan duydum ki seni şöyle lanetliyordu: 'Allah'ım! Ona lanet et ve onun doymak bilmeyen gözünü toprakla doyur.'
Ebuzer daha sonra şunları ilave etti: 'Ben Resulullah'tan duydum ki senin öbür dünyadaki halinden şöyle haber veriyordu: Muaviye ateşte yanacaktır.
Ebuzer işte bu şekilde Muaviye'ye karşı çıkıyordu. Ancak Muaviye sahte bir gülümseme ile Ebuzer'i gözaltına almalarını emretti."
İbn-i Battal şöyle demektedir:
"Muaviye'nin ordusu Ebuzer'in sözlerinden etkilenmiş ve ona yönelmişti. Dolayısıyla Ebuzer'in Şam'da kalmasından büyük bir endişe duyuyorlardı."
Netice olarak, Muaviye, Osman'a mektup yazarak Ebuzer'in Şam'da kalmasının kendileri için bir tehlike oluşturacağını ve halkın ayaklanmasına neden olabileceğini yazdı. Ve şöyle dedi:
"Halk, Ebuzer'in etrafında toplanıyor. Halkı senin aleyhine kışkırtmasından korkuyorum. Bu bölgenin halkına ihtiyacın varsa Ebuzer'i buradan uzaklaştır!"
Osman ona şöyle cevap yazdı: "Ebuzer'i zayıf, çıplak ve vahşi bir deveye bindirerek Medine'ye doğru gönder." Muaviye hiç vakit kaybetmeden denileni yaptı.
Mesudî şöyle yazıyor:
"Muaviye, onu yalısı kuru ağaçtan bir deveye bindirdi. Ve çok acımasız beş kişiyi de onu, Medine'ye götürmeleri için görevlendirdi. Deveyi çarparak götürdüklerinden Ebuzer devenin üzerinden zıplayıp düşüyordu. Öyle ki Medine'ye vardıklarında Ebuzer'in bacaklarının eti dökülmüştü. Ve az kalsın bu acıdan ölecekti."
Osman bir kez daha Ebuzer'i çağırıp yumuşatmaya çalıştı. Ancak Ebuzer, onu görür görmez şöyle dedi:
"Sen kaba davranıyor, işkence ediyorsun."
Halife, Ebuzer'i sürgün etmeye kararlıydı. Bu sebeple ona şöyle dedi: "Medine'den çıkmalısın."
Ebuzer, "Ben de, senden bıkmışım. Ve seninle aynı şehirde kalmak istemiyorum ama nereye gideyim?" dedi.
Osman, "Nereye istersen gidebilirsin" dedi.
Ebuzer: "Şam'a döneyim. Zira orası Allah'ın düşmanları ile cihat yeridir."
Osman: "Ben, seni orayı karıştırmayasın diye buraya getirdim bir daha oraya gönderemem."
Ebuzer: "Irak'a gideyim mi?"
Osman bunu kabul etmedi.
Ebuzer: "Mısır'a gideyim."
Osman yine, "Hayır olmaz" dedi.
Ebuzer: "Peki nereye gideyim?"
Osman: "Çöle gitmelisin ki halkla ilişkin kesilsin."
Ebuzer: "Çölden hicret ettikten sonra yine çöle mi döneyim?"
Osman, "Evet" dedi.
Ebuzer: "O halde Necd sahrasına gidiyorum."
Osman: "Hayır. Medine'nin uzak doğusundaki Rebeze çölüne gideceksin ve oradan bir tarafa ayrılmayacaksın."
Ebuzer Rebeze çölünün adını duyunca dedi ki:
"Allahuekber! Allah Resulü doğru haber vermiştir. Resulüllah önceden başıma gelecek her şeyi bana haber vermişti."
Osman: "Ne haber vermişti?"
Ebuzer: "Beni, Mekke ve Medine'de bırakmayacaklarını ve sonunda Rebeze çölünde öleceğim haberini vermişti." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eserinden)


























































































