logo
23 HAZİRAN 2026

Genç diplomatlar için Kıbrıs dersleri-1

28.11.2001 00:00:00
Koparılan bunca gürültüden sonra Kıbrıs konusuna kıyısından köşesinden artık bizim de dokunmamız şart oldu. Fakat önce; lâfın özünü en başta söyleyelim ki herkes ne dediğimizi iyice anlasın.

1. Coğrafya ilmi ve askerlik sanatı Anadolu'ya hâkim olan devletin, Kıbrıs'ın tamamına da hâkim olmasını öngörür. Çünkü kıyıya yakın adalar (Ege Adalarının Kurtuluş Savaşı başlangıcında Yunanlılar tarafından Anadolu'ya atlama taşı -sıçrama tahtası olarak kullanılması gibi) Anakaraya yönelik taarruzların başlangıç noktasını oluşturur. Yâni ya Kıbrıs'ın tamamına sahip olan devlet Anadolu'ya hâkim olacaktır, ya da Anadolu'nun hâkimi Kıbrıs'ın tamamını alacaktır.

2. Tarihte de aynen böyle olmuştu. Ada 1571'de, aklı kıt ve şaşı tarihçi ve sosyologların iddialarının aksine II.Selim'in şarap gemisine Kıbrıs'taki Venedikli korsanlar el koydu diye değil, stratejinin gereği olarak fethedilmiştir.

3. Ada 1571'de hangi nedenle "tamamen" fethedildiyse 1974'te de aynı gerekçe ile fethedilmeye başlanılmış, fakat Ecevit'in romantik ve şairane başbakanlık merakı yüzünden harekât "yarım" bırakılmıştır.

Ve bu yarım bırakılmışlık sonraki yıllarda yanlışların, diplomatik sıkışıklığın, Türkiye'nin başına örülen çorapların da başlangıcı olmuştur.

Ecevit'in 1974'teki yanlışını onun açtığı kapıdan geçerek 1975'te Denktaş devam ettirmiş; adanın geçici bölünmüşlüğünü Klerides'le anlaşarak ve Türkiye'ye bir emri vâki yaratarak kalıcı hâle getirmiştir. Nüfus mübadelesi denilen bu anlaşma ile güneydeki Türkler tamamen kuzeye alınmış fakat kuzeydeki Rumlar yerlerinde bırakılmıştır. Böylelikle Türklerin, hiçbir bağları kalmadığı için güneyle ilgili idealleri de yok olmuş; ama kuzeydeki Rumların varlığı Ortodoks Rum-Yunan ikilisinin kuzeyle ilgili projelerinin hep canlı tutulmasına neden olmuştur.

1983'te yine Denktaş KKTC'nin ilânı ile bu bölünmüşlüğü, yine Türkiye'deki bir ara rejimden, bir yönetim boşluğundan (Bülent Ulusu ihtilâl hükümetinin Özal hükümetine devir-teslim süreci) faydalanarak hukuken de tescil cihetine gitmiştir.

Ve yine aynı Denktaş Baf'ta bulunan annesinin mezarını da 1996'da özel izinle kuzeye taşıtarak bölünmüşlüğü moral açıdan da kalıcı hâle getirmiştir.

Türk varlığının bir coğrafyadaki mührü demek olan mezar taşlarının da son olarak taşınması, o beldeden sembolik vazgeçmişlik duygusunun beyinlere çakılan ifadesi demek değil midir?

Yâni önce Ecevit ve sonra da Denktaş Türklerin, Kıbrıs'ın güneyi ile ilgili hayallerini sona erdirmişlerdir.

Şimdi durup 2001'de AB sıkıştırıyor diye AB'ye ve Yunanlılara köpürmenin, kahramanlık taslamanın âlemi yoktur.

1995 Çiller-Karayalçın döneminde getirisi muhâl bir Gümrük Birliği uğruna Kıbrıs meselesinin; Türkiye'nin AB üyeliği ile ilişkilendirilmesine göz yumulmuş; 1999-2000 Ecevit-Bahçeli-Yılmaz döneminde Kopenhag ve Helsinki süreci ile de bu ilişkinin açıkça şarta bağlanması kabul edilmiştir.

Helsinki'ye göre 2004'e kadar anlaşma olursa ne alâ fakat anlaşma olmasa da AB, Güney Kıbrıs'ı üyeliğe alacaktır. Hem de bütün adanın temsilcisi olarak.

Siz şimdi Rum tarafı olsanız ve AB size bu kozu vermiş, Türkler de bu fırsatı tanımış olsa anlaşmaya oturur musunuz? Sonunda her hâl ve kârda kazanacak olduktan sonra neden anlaşasınız?

Helsinki'yi kabul eden Ecevit, Cem ve Bahçeli'nin şimdi feryat etmeleri son derece anlamsızdır ve en ufak bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Okuyucu Helsinki imzalandığı gün Meltem TV'deki Diyalog programında ve o günden beri Yenimesaj'daki yazılarımızda Kıbrıs'a ağıt yaktığımızın farkındadır.

Kimse farkında değil ama yine Helsinki'ye göre sırada Ege ve Güneydoğu vardır.

Yoksa kamuoyu Kıbrıs'la uyutulup Ege ve Güneydoğu bozgunları gözden kaçırılmak mı istenmektedir?

Türk millî menfaatleri adanın "tamamının" Anadolu'nun "bütününe" sahip Türk Devleti'nin elinde olmasını emretmektedir. İmparatorluk'ta da böyledir, Cumhuriyet'te de...Diğer bütün çözümler geçicidir, müteakip buhran ve çözümsüzlüklerin başlangıcıdır, arabayı atın önüne koşmaktır.

Rumların adanın tamamını istemesi her devirde makûl karşılanıyor da Türklerinki neden tepki görüyor ve normal olmuyor anlamıyorum.

Rumlar tarihin hangi devrinde adaya hâkim olmuşlardı?

1571'de Kıbrıs'ı Rumlar'dan almamıştık ki onlara geri verelim! O zamanki mâlik Venedikliler tarih sahnesinden çekilmişlerse suç benim mi?

Yoksa Rumlar şimdi de Venediklilerin devamı olduklarını mı ileri sürüyorlar?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.