logo
10 TEMMUZ 2026

HODRİ MEYDAN

26.07.2001 00:00:00
 
Kuvayı Milliye kadrosunu ağırlayan binlerce Trabzonluyla bir araya gelen Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin problemlerini 24 saatte çözme ve Türkiye'yi lider ülke yapma konusunda "hodri meydan" dedi

Trabzon, 7 Nisan 2001'den sonra bir büyük olayın altına daha imza attı. Bu tarihte bağrından çıkardığı ve Türkiye'nin medar-ı iftiharı Prof. Dr.Haydar Baş'ın katılımıyla başlattığı Kuvay-ı Milliye hareketinin bu mimarını, bu kez, Kuvay-ı Milliye ruhu ile donanmış yeni bir siyasi parti oluşumu için ağırladı.

Havalimanı yanındaki Kavaklı tesislerinde gerçekleştirilen bu ağırlama ve siyasi parti için istişari toplantıda bir araya gelen binlerce Trabzonluya hitaben bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, başta Trabzon insanı olmak üzere Türk milletinin her ferdini ve Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren çarpıcı açıklamalarda bulundu. Memleketin içine sürüklendiği badireden kurtulmak için pratik çözüm önerileri sundu ve çözümün adresini gösterdi.

"TÜRKİYE'NİN PROBLEMİNİ 24 SAATTE ÇÖZERİZ"

Özellikle yaşanmakta olan krizden bahisle sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, "Dert varsa devası da mutlaka mevcuttur" tespitinde bulunarak şöyle devam etti:

"Bizim asıl problemimiz kendi içimizdeki çözüm yollarını araştırmadan hep yabancı patentli çözümlere yönelmemizdir. Halbuki yaşadığımız bütün problemleri çözecek kabiliyet, iktidar, feraset, plan, proje, bu millette mevcuttur. Trabzon, İstanbul, Ankara mitinglerinde de söyledim. Yine söylüyorum. Maliye'yi, ekibimle birlikte bana devretsinler, bu işi 25 saatte değil, 24 saatte çözeriz. Benim çözümlerim Avrupa ve ABD'den altın madalya almıştır. Hodri meydan diyorum. Bu ülkeyi biz Allah'ın izni ile 24 saatte düzlüğe çıkartırız."

"IMF DE IMF'CİLER DE KAPI DIŞARI EDİLMELİ!"

Türkiye'nin boğuşmakta olduğu enflasyon canavarının IMF proğramları ile alt edilemeyeceğini, IMF programlarının canavarı daha da palazlandırdığını söyleyen Prof. Dr. Baş, Başbakan ve yardımcılarına, bu programı önlerine koyanları kapı dışarı etmeleri tavsiyesinde bulundu. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi:

"IMF programları ile enflasyon problemi halledilemez. Enflasyon alaşağı edilmek isteniyorsa IMF programlarının dışına çıkmak lazımdır. Çünkü IMF, küreselleşme adlı sömürgeciliğin silahıdır. Küreselleşmenin asıl maksadı ise, dini hiristiyan, ekonomik görüşü liberal, tek tip insan yetiştirmektir. Liberal hristiyani bir programın Müslüman Türk insanına uymayacağı aşikardır. Sayın Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'a saygım sonsuzdur. Ama bir ilim adamı olarak iktisat kurallarına göre konuşuyorum. Önlerine konulan program ile enflasyon düşecek deniliyorsa, ben de, 'Sizi kandırıyorlar. Önünüze bu raporu kim getirdi, bu yalanı kim söyledi ise onu derhal kovun' diyorum."

"Enflasyonun talep ve maliyet olmak üzere iki ana mikrobu vardır. Bizdeki mikrop cinsi maliyet cinsidir. Maliye, sigorta vergileri, kredi faizleri, işçi giderleri, hammadde girdi fiyatları düşmeden enflasyon düşmez. Düşürmek için bu vergi ve girdilerin mutlaka düşürülmesi lazımdır. 'Hocam, bunu yapabilir misin?' diye sorarsanız, vallahi de billahi de yaparım. 'Formülünüz var mı?' diye sorarsanız 2x2=4 edercesine formülümüz vardır. Olayı kimse bu kadar çıplak anlatmıyor. Çünkü milletin anlaması istenmiyor. Onun için hep gavurca kelimeler kullanılıyor."

"DEVLET ADAMI BİN YIL İLERİYİ GÖRENDİR"

Memleketin artistik numaralara tahammülü kalmadığı, ülkede her şeyin çöktüğü açıklamasında bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, "Körfez krizinde oyunun Türkiye üzerinde oynandığını söyledim. 'Kuzey Irak'ta bir tampon bölge oluşturacaklar. Kürt devleti kuracaklar. Güneydoğuda da referandum yapacaklar. Onları da Kuzey Irak'a katacaklar. Memleket bölünecek' dedim. Çıktı mı, çıkmadı mı?" diye sorarak şu önemli tespitte bulundu:

"Devlet adamı bir saat sonrasını göremiyorsa lütfen karısının yanından ayrılmasın. Devlet adamının, bir saat, bir yıl sonrasını değil, bin yıl sonrasını görebilecek kabiliyette ve iktidarda olması lazımdır. 10 gün evvel söylediği ile 10 gün sonra söylediği birbirini tutmayacak sen bunun adına yenilikçi diyeceksin. Tayyib'i severim. Sadece ona değil hepsine hodri meydan diyorum. Tarımda, ormancılıkta, denizcilikte, sanayide, parada vs. hangi projesi var. Gelsinler konuşalım."

MİLLİ EKONOMİK MODELE GEÇMEK ŞARTTIR

"Şövenist değil Türk milliyetçisi olmamız, ayrımcılık yapmamamız lazımdır. Mandacı değil ulusalcı olmamız lazımdır. Milli ekonomik modeli hayata geçirmemiz lazımdır. Milli ekonomik modele dönmemiz farz-ı ayndır. Bu modelle merhum Atatürk, Düyun-u Umumiyenin çok büyük yükü borçları ödemekle kalmadı. Belçika'ya uçak ihraç edildi. 2.Dünya Savaşında dünyaya gaz maskesi ihraç eden tek ülke olduk. Bu anlayış devam etse idi bugün atom bombası, hidrojen bombası yapmış olmaz mıydık?"

"İCAZET MAHALLİ MİLLETİN KENDİSİDİR"

Prof. Dr. Haydar Baş, "üstad, üstad", "bu vatan bu millet seni bekliyor", "bu vatan bizimdir bizim kalacak" tezahüratları ile sık sık kesilen konuşmasında, kendinden ve kuvay-ı milliye hareketinin Türkiye'nin gündemine oturttuğu siyasi parti oluşumundan da bahsetti. Baş, bu hususta şunları söyledi:

"Biz hayatı tırnaklarımızla kazandık. Şimdi, 'Amerika'dan mı geldi diye servetimizi araştırıyorlar. Helal lokma yemediği için adamın kafası basmıyor. Türkiye'de bilhassa siyasiler, bizim kuyruğumuzu araştırmak yerine yaptıklarımızın hikmetini araştırıp bizi dinlemeleri şarttır. Elin gavuru dinliyor, akıl alıyor, bizimkiler şeytanlık peşinde koşuyor."

"Ben 45 yaşında profesör oldum. Bugün 55 yaşında, başka bir şey olmak gerekiyorsa onu da olurum. Benim azmim bu milletin azmidir. Benim kararım bu milletin kararıdır. Benim başarım bu milletin başarısıdır. Benim derdim siyaset değildir. Bir insan siyasete 35-55 yaş arası girer. Bu yaştan sonra politika olmaz. Ama 'memleket yangın yerine döndü. Bunu tutacak bir el lazım' derseniz, hep beraber tutarız. Burada siz baş olursunuz, ben ayak olurum."

Türkiye'nin özlenen dünya lideri konumuna gelmesi ve şahsiyet sahibi bir ülke olması için, Leyla ve Mecnun misali tek bir gövde, tek bir bünye gibi hareket etmemiz gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Baş, "Bu anlayış içinde beraber olmadıktan sonra grip hastalığımız kanser olur. Beraber olur isek kanser, grip olur. Onun için bu kol sizin kolunuzdur, diyorum. Var mısınız?" diye sordu. Kavaklı tesislerini dolduran binlerce Trabzonlu, bağırlarından çıkardığı emsalsiz değere hep bir ağızdan "varız" cevabını verdi. Bu cevap üzerine Prof. Dr. Baş, "Amerika'dan icazet alanlara selam olsun! Demek ki icazeti milletten almak lazımdır. Biz, icazeti milletten alarak işe başladık. Hayırlı, uğurlu, mübarek olsun" diyerek sözlerini bitirdi.

Kurtuluş 'BAŞ' gemisinde

Kuvay-ı Milliye kadrosunu dinleyen ve Türkiye'nin içinde bulunduğu karanlık tünel ve bu tünelden çıkış yollarını öğrenen Trabzonlular, "İş 'Baş'a düştü" kararı verdiler

7 Nisan 2001'de Atatürk Meydanını hınca hınç doldurarak kuvay-ı milliye ruhunu yeniden ateşleyen Trabzonlular, kuvay-ı milliye kadrosunun siyasi parti oluşum çalışma toplantısına da büyük ilgi gösterdi. Trabzon Havalimanı'nın hemen yanı başındaki Kavaklı tesislerini tıklım tıklım doldurdu.

Adı geçen tesislerde gerçekleştirilen yemekli toplantıda bir araya gelen Trabzonlular, bağırlarından çıkardıkları Prof. Dr. Haydar Baş'ın hamurkarı, fikir ve mana mimarı kadrodan, şimdiye kadar hiç duymadıkları gerçekleri öğrendiler. Ülkenin sürüklendiği karanlık tünelin son çıkış noktasına, son çıkış noktasındaki uçuruma yaklaşmakta olduğunu ve bu tünelden uçuruma yuvarlanmadan nasıl ve hangi adres sayesinde çıkabileceğini öğrendi. Öğrenmesiyle birlikte de "İş 'Baş'a düştü" dedi.

MİLLETİN YENİLİKÇİ RÜZGARA KARNI TOK

Gazetemiz Yazıişleri Müdürü İbrahim Berk, değişim,yenilikçi rüzgarlarına dikkat çekti. Berk, "Dün 'Ermeni dölü' diyenler, bugün 30 bin kişinin katili Apo'dan ve Ermenilerden özür diliyorlar. Dün, 'camiler kışlamız' diyenler, bugün, sinagog kapılarında, kilise duvarları arasında dolaşıyorlar. Yahudi lobilerini ağlamaa duvarına çevirdiler. Hortumcu medya da bunla çanak tutuyor. Halbuki milletin bu yalan ve yaban rüzgarlarına, fırdöndücülere değil, milletin makus talihini değiştirecek gerçek devlet adamlarına ihtiyaç var. Onun için Anadolu bu yaban ve yalan rüzgarlarına kanmıyor. Kuvay-ı milliye rüzgarına kapılmış gidiyor. Allah, bu milletin çilesinin dolduğu müjdesini veriyor" dedi.

Yenilikçi olarak milletin önüne konulan tuzağa Ahmet Erimhan da değindi. Yenilikçilerin liderinin bir söz üzerine içerde misafir edilme ve bir kahraman olarak milletin önüne çıkarılma senaryosunu bir bütün olarak okumak gerektiğini söyleyen Erimhan, bu senaryonun iyi okunması halinde Türkiye'nin selamete çıkacağı değerlendirmesinde bulundu.

BAŞ GEMİSİNİN YOLU GÖZLENİYOR

Ali Değirmenci, Henry Kissinger'in, "Küreselleşme, sömürgeci güçlerin hegemonyasının diğer adıdır" ile Dünya Bankası uzmanlarından Stigliht'in, "Globalleşme, sömürgecilik ve mandacılığın uzantısıdır" sözlerinden hareketle, Türkiye'nin, bu küreselleşme oyununa gelmemesi gerektiğini belirtti. Değirmenci, Türkiye'de, küreselleşmeye karşı tok bir sesin çıktığını, bu tok sesin sahibinin de Prof. Dr. Haydar Baş olduğunu bildirdi.

Mehmet Öztürk, Türk insanının içine düştüğü duruma dikkat çekerek şunları söyledi: "Gezdiğimiz her yerde Türk insanı denize düşürüldüğünün farkında. Ama onlar, 'Denize düştüğümüz doğrudur. Ama asla yılana sarılmayacağız' diyorlar. Onlar düştükleri denizden kurtulmak için Baş gemisinin yolunu gözlüyorlar. Trabzonlular da Türkiye'yi Baş gemisine bindirecek ve lider ülke yapacaklar."

IMF'NİN GÖREVİ ÜLKE BATIRMAKTIR

Muharrem Bayraktar, IMF'nin Türkiye'de, borçlandırma politikası izleyerek bu ülkeyi batırmak istediğini söyledi. Bayraktar, "IMF proğramını ABD uygulasın. 30 günde batar. Çünkü bu politikaların amacı ülke batırmaktır. IMF'nin girdiği her yerde açlık, yokluk, sefalet, iç savaş vardır. Meksika, Arjantin, Hindistan, Ruanda buna örnektir" dedi. Bu politikalara karşı bu ülkenin insanlarının direnç göstermesi, sahte reçetelere aldanmaması gerektiğini söyleyen Bayraktar, çözümün her probleme çözümü bünyesinde barındıran kuvay-ı milliye ruhunda, kuvay-ı milliye kadrosunda ve bu kadronun önderi Prof. Dr. Haydar Baş'ta olduğunu belirtti.

Yeni Mesaj Gazetesi Emekli Albay Hüseyin Mümtaz, sömürgeciliğin 21. Yüzyılda kılık değiştirdiğini, küreselleşme adı altında karşımıza çıktığını, siyasi ayağının Kopenhag Kriterleri, Helsinki kararları, kültürel ayağının misyonerlik faaliyetleri, ekonomik ayağının ise IMF ve Dünya Bankası şeklinde kendini gösterdiğini söyledi. Mümtaz, mütareke basınının küreselleşmenin insanımıza yutturulması için bir filtre görevi gördüğüne dikkat çekti. Mümtaz, küreselleşme saldırısına asker, millet, Atatürk, devlet kaynaşmasını sağlayarak kuvay-ı milliye ruhu ile karşı konulabileceğinin altını çizdi. Mümtaz, "Karşı koyacak milletin beyin takımı sizlersiniz. Onun için kendi kendinizi destekleyin" dedi.

TÜRKİYE KÖTÜ İDARECİLERDEN ÇEKİYOR

Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi ise, Türkiye'nin en büyük probleminin yönetici problemi olduğunu, iki ay önünü göremeyen yöneticiler tarafından idare edildiğimizi söyleyerek, "Oysa bizim uzun yıllar önünü görecek yöneticilere ihtiyacımız var. Birlik ve beraberlik, AB, Körfez krizi, enflasyon proğramı, sosyal patlama tespiti gibi konularda olacakları 20-30 yıl önceden gören, gelişmelerin kendini hep haklı çıkardığı Prof. Dr. Haydar Baş yöneticilere ihtiyacımız vardır. Prof. Dr. Baş, bu ülke için büyük bir şanstır" dedi.

Bu şansı gören Batılıların, Türk insanının da gördüğünü görünce, ülkemizin önüne "yenilikçi hareket" adında bir kaya koymaya çalıştıklarına dikkat çeken Dr.Kepekçi, ABD'den, Yahudi lobilerinden vize alan bu hareket sahiplerine milletin vize vermeye hiç niyeti olmadığını söyledi. Dr. Kepekçi, "Yüz yüze yapılan onlarca ankete göre milletin % 36 ile geçit verdiği, internet ortamında, ülkenin problemlerini çözecek dediği tek isim Prof. Dr.Haydar Baş'tır" bilgisini aktardı.

Dr.Kepekçinin bu bilgiyi de aktarmasından sonra Trabzonlular, Kavaklı tesislerini "Bu vatan bu millet seni bekliyor" sesleriyle inletti. "İş 'Baş'a düştü" diyerek, her zaman ve her halükarda bu hareketin arkasında olaacaklarını beyan ettiler.

İş 'BAŞ'a düşmüştür

Proğramda bir konuşma yapan gazetemiz genel yayın yönetmeni Mehmet Emin Koç, üniversite imtihanlarında Meltem Kolejlerinin gösterdiği başarıyı örnek vererek, müfettişlerin su yoluna çevirerek rahatsız etmelerine rağmen bu kolejlerin başarılı olmalarının, oradaki kuvay-ı milliye ruhundan kaynaklandığını söyledi. Koç, Meltem Kolejlerini ayağa kaldıran bu ruhun Türkiye'yi ayağa kaldırmaya aday olduğunu açıkladı. Koç, "Dışarıdan icazetlilerle bu ülkenin problemleri çözülmez. Problemleri çözecek kadro icazeti milletten alan kuvay-ı milliye kadrosudur" dedi.

Dr. Abdullah Terzi, Trabzonluların "iş başa düşmüştür" tespitinden hareketle, bu ülkeyi ancak bu milletin evlatlarının kalkındıracağını, sanayileştireceğini, büyüteceğini ve bu millette bu cevherin var olduğunu, Prof. Dr. Haydar Baş isminin bunun en güzel misali olduğunu ifade etti.

İşçiden, memurdan vergi alınmamalı

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik krizden dolayı bir sosyal patlama ile karşıkarşıya bulunduğunu, Başbakan Ecevit'in ise "Bizim milletimiz saygın bir millettir. Patlama olmaz" dediğini aktaran Prof. Dr. Baş, "Patlama olmuyorsa bu milletin ahlakından dolayı olmuyor. Ama aslında uygulanan proğramlar olayı patlama noktasına getirmiş durumda. Vatandaş, aç-susuz, bey gibi geçiniyor" dedi.

Vatandaşın eli böğründe gezmesinin sebeplerinden birini damarlarda kan misali piyasada dolaşması gereken paranın çekilerek biri kumar, diğeri faiz müessesesi Sermaye Piyasası ve Bankalarda bloke edilmesi olarak açıklayan Prof. Dr. Baş, ekonomiye canlılık kazandırmak için bundan derhal vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Baş, alınması gereken bazı tedbirleri de şöyle sıraladı:

"İkinci olarak 100 milyar kazancın altındaki kazançlardan vergi alınmaması lazımdır. İşçi, memur, çöpçü vergi vermemelidir. Bu başarılabilir, devlet imkanları buna yeter mi? Elbette yeter. Devlet denilen babanın görevi gelir kaynağını bulmaktır. Bulamadı ise benden farkı kalmaz. Vatandaşının sırtından geçinenin adına devlet denmez."

Kırmızı bültenle aranan 54 suçlu Türkiye'ye iade edildi

10.07.2026 11:49:00 / Güncelleme: 10.07.2026 11:51:30
İHA
 
Kırmızı bültenle aranan 54 suçlu Türkiye'ye iade edildi
Kırmızı bültenle aranan 54 suçlu Türkiye'ye iade edildi
İçişleri Bakanlığı, uluslararası (kırmızı bülten) ve ulusal düzeyde aranan 54 suçlunun yakalanarak Türkiye'ye iade edildiğini açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, "EGM Interpol-Europol Daire Başkanlığı, Adalet Bakanlığı görevlileri, KOM, İstihbarat ve Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlıkları, Siber, Asayiş ve TEM Daire Başkanlıklarınca; yurt dışına kaçan ve haklarında arama kararı bulunan şahısların izini titizlikle sürdük. İlgili ülkelerin kolluk birimleriyle yürütülen ortak iş birliğiyle yakalanan şahısların ülkemize iadeleri sağlandı.



Kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan A.A., S.O., Y.T., S.K., F.M., S.M., N.A., S.B., H.K., M.D., Y.B., B.D., L.T., T.Y., B.M., F.E., H.İ.Ç., Ü.M., N.T., K.N., Ç.Y., D.B., C.B., A.D., S.Ö., U.Ç., B.K., Ö.T. ve Y.L. ile ulusal seviyede aranan M.A., S.B., M.A., Ü.K., H.M., F.C., S.Y., M.Ö., B.B., G.B., H.U., N.A., M.A., G.K., H.Ç., K.C., H.K., İ.U., A.İ., B.K., B.A., K.Y., B.Y., H.A. ve Ü.G. isimli şahıslar yakalandı ve ülkemize iadeleri sağlandı" ifadeleri yer aldı.



Zanlıların yakalandığı ülkeler ise şu şekilde:

Gürcistan (38), Almanya (5), Azerbaycan (2), Bulgaristan, Avusturya, Ekvador, Fransa, Hırvatistan, Kazakistan, Mısır, Yunanistan, Kuzey Makedonya.

Kapıkule'de 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi

Kapıkule Gümrük Kapısı'nda gerçekleştirilen operasyonlarda piyasa değeri 1 milyar 37 milyon lira olan 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi

10.07.2026 10:49:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kapıkule'de 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi
Kapıkule'de 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi
Kapıkule Gümrük Kapısı'nda gerçekleştirilen operasyonlarda piyasa değeri 1 milyar 37 milyon lira olan 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi.

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerince Kapıkule Gümrük Kapısı'nda gerçekleştirilen iki ayrı operasyonda, piyasa değeri yaklaşık 1 milyar 37 milyon Türk lirası olan toplam 1 ton 153 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi.

Bakanlık tarafından operasyona ilişkin yapılan açıklamaya göre, Türkiye'ye giriş yapmak üzere Kapıkule Gümrük Sahası'na gelen tır risk kriterleri doğrultusunda X-Ray tarama sistemine sevk edildi. Araçta gerçekleştirilen detaylı arama ve kontroller neticesinde, 450 paket içerisinde toplam daralı ağırlığı 526 kilogram 327 gram olan ve esrar olduğu değerlendirilen uyuşturucu madde ele geçirildi.



Yurda giriş yapmak üzere Kapıkule Gümrük Sahası'na gelen bir başka tır da, şüpheli bulunarak detaylı aramaya alındı. Yapılan arama ve kontrollerde 530 paket içerisinde toplam daralı ağırlığı 626 kilogram 944 gram uyuşturucu madde ele geçirildi.

2 operasyonda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 37 milyon lira olduğu ifade edilen açıklamada olaylarda kullanılan ve el konulan tırların toplam piyasa değerinin 6,5 milyon Türk lirası olduğu belirtildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Olaylarla ilgili tahkikatlar, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde devam etmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak; toplum sağlığını, gençlerimizi ve ülkemizin güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetiyle mücadelemiz, gelişmiş teknolojik altyapımız, güçlü risk analiz sistemlerimiz ve Gümrükler Muhafaza ekiplerimizin kararlı çalışmalarıyla aralıksız devam etmektedir."

İstanbul'da çete operasyonu: 18 gözaltı

İstanbul'un Anadolu yakasında sokak çetelerine mensup oldukları iddia edilen ve haraç motivasyonuyla çok sayıda farklı eyleme karışmakla suçlanan 18 şüpheli düzenlenen operasyonda yakalandı

10.07.2026 10:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
İstanbul'da çete operasyonu: 18 gözaltı
İstanbul'da çete operasyonu: 18 gözaltı
İstanbul'un Anadolu yakasında sokak çetelerine mensup oldukları iddia edilen ve haraç motivasyonuyla çok sayıda farklı eyleme karışmakla suçlanan 18 şüpheli düzenlenen operasyonda yakalandı. Zanlıların karıştıkları bazı eylemler güvenlik kameralarına da yansıdı.

Edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile İstihbarat Şube Müdürlüğünce yürütülen ortak çalışmayla, Ö.H. isimli bir çeteye yönelik operasyon başlatıldı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde harekete geçen organize polisi, özellikle kentin Anadolu Yakası'nda örgütlü suç faaliyetlerinde bulunduğu belirlenen ve liderliğini Ö.H. isimli zanlının yaptığı çete ile ilgili geniş çaplı çalışma gerçekleştirdi.

"Nitelikli Yağma, Kasten Öldürmeye Teşebbüs, Kasten Yaralama, Silahlı Tehdit, 6136 SKM, Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması, Suç Üstlenme" de dahil çok sayıda farklı eyleme karıştıkları tespit edilen şüphelilerin yakalanmasına yönelik bu sabah düzenlenen eş zamanlı operasyonda 18 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Gözaltına alınan zanlılar sorgulanmak üzere emniyete götürüldü. Operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemleri devam ediyor.

Trafikte selektör terörüne hapis şoku

Yargıtay’dan emsal karar! Yol istemek veya uyarmak amacıyla arkadan sıkıştırıp peş peşe selektör yapanlara TCK 123 uyarınca 1 yıla kadar hapis cezası verilebilecek

09.07.2026 22:10:00
Haber Merkezi
 
Trafikte selektör terörüne hapis şoku
Trafikte selektör terörüne hapis şoku
Trafikte sürücülerin en çok maruz kaldığı psikolojik şiddet ve taciz yöntemlerinden biri olan "ısrarlı selektör" eylemi artık sadece bir trafik kuralı ihlali sayılmayacak. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, trafikte takip mesafesini tehlikeli biçimde azaltarak öndeki araca peş peşe selektör yapmayı doğrudan adli bir suç olarak kabul etti. Alınan emsal kararla birlikte, bu davranışı sergileyen magandalar ceza mahkemelerinde yargılanarak hapis cezası alma riskiyle karşı karşıya kalacak.

1 yıla kadar hapis istenebilecek

Yüksek mahkemenin kararına göre, direksiyon başında selektör kolunu adeta bir taciz silahı gibi kullananların bu eylemi, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 123. maddesinde düzenlenen "Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma" suçu kapsamında değerlendirilecek. İlgili kanun maddesi uyarınca, trafikte diğer sürücüleri psikolojik baskı altına alıp huzurunu kaçıran kişiler hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle kamu davası açılabilecek.

"Tek sefer" yasal, "ısrar ve sıkıştırma" suç

Türkiye'deki trafik alışkanlıklarında selektör kolu genellikle sol şeritte yol talep etmek ya da karşı tarafı olası bir tehlikeye karşı uyarmak için kullanılıyor.

Uzmanlar, yol istemek ya da bir tehlikeyi haber vermek amacıyla anlık olarak sadece tek bir sefer selektör yapılmasının gerekli olduğunu, öndeki sürücü reaksiyon göstermediğinde takip mesafesini sıfırlamak, peş peşe ve ısrarlı şekilde selektör yağmuruna devam ederek sürücüyü taciz etmek olduğunu söylüyor.

Panik ve kazalara zemin hazırlıyor

Yargıtay'ın bu kararı almasındaki en büyük etkenlerden biri, arkadan yapılan yoğun selektör baskısının öndeki sürücüde panik ve telaşa yol açmasıdır. Özellikle acemi veya heyecanlı sürücüler bu baskı altında direksiyon hakimiyetini kaybederek ölümcül kazalara sebebiyet verebiliyor. Eylem sadece huzur bozmakla kalmayıp can güvenliğini de açıkça tehdit ettiği için ceza hukuku kapsamına alınmış durumda.

Hukukçular, trafikte bu tarz bir selektör terörüne maruz kalan sürücülerin araç kameraları veya telefon kayıtlarıyla birlikte doğrudan cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunabileceğini belirtiyor.

Kamu reklamları yandaş medyaya akıyor

Kamu bankalarının 14 milyar lirayı aşan devasa reklam bütçesi, reyting gözetmeksizin sadece iktidar medyasının kasasına akıtıldı. Muhalif ekranlara "sıfır saniye" reklam hakkı tanınırken, halkın kaynakları tek renkli bir medyayı fonlamak için adeta seferber edildi

09.07.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Kamu reklamları yandaş medyaya akıyor
Kamu reklamları yandaş medyaya akıyor
Kamu bankaları ve kuruluşlarının ticari ilan ve reklam harcamaları son üç yılda rekor seviyelere ulaşırken, milyarlarca liralık dev bütçenin televizyon kanallarına dağılımındaki adaletsizlik bağımsız izleme raporlarıyla bir kez daha gözler önüne serildi.

Halkbank, Ziraat Bankası ve Vakıfbank başta olmak üzere kamu kurumlarının reklam pastasında aslan payını hükümete yakınlığıyla bilinen medya grupları alırken, muhalif ve eleştirel yayın çizgisine sahip televizyon kanalları son üç yılda da kamu reklamlarında "sıfır" saniye ile adeta görünmez kılındı.

Üç yılda 14 milyar lirayı aşan harcama dudak uçuklattı

Finansal raporlar ve meclis denetim komisyonlarına yansıyan verilere göre, kamu bankalarının reklam ve ilan harcamaları enflasyon ve artan saniye tarifeleriyle her yıl katlanarak büyüdü. Üç büyük kamu bankasının (Halkbank, Ziraat Bankası, Vakıfbank) 2024 yılındaki toplam reklam harcaması 5 milyar 100 milyon TL seviyesinde gerçekleşmişken, bu rakam 2025 yılında tarihi bir sıçramayla 7 milyar 716 milyon 535 bin TL'ye yükseldi.

İçinde bulunduğumuz 2026 yılının yalnızca ilk üç ayında (Ocak-Mart) Vakıfbank 613 milyon 254 bin TL, Halkbank ise 451 milyon 920 bin TL reklam bütçesi harcayarak yılın ilk çeyreğinde 1 milyar liralık sınırı hızla aştı. 2026 yılı genelinde toplam kamu reklam yatırımlarının 10 milyar TL barajını çoktan geride bırakacağı öngörülüyor.

Hangi ekran ne kadar gelir elde etti?

Kamu bankaları ve diğer dev kamu iştirakleri (Turkcell, Türk Telekom) reklam dağıtımında kurum bazlı resmi ve net dökümleri kamuoyuna açıklamaktan kaçınsa da bağımsız medya takip ajanslarının saniye/süre analizleri ve harcanan milyarlık bütçelerin oranlamaları, kanalların kasasına giren tahmini tutarları net biçimde ortaya koyuyor:

En büyük gelir payını Turkuvaz Medya Grubu (ATV ve A Haber) elde etti. Kamu ilanları ve banka reklam kuşağı sürelerinin yaklaşık yüzde 35 ile 40'ını tek başına kapatan bu gruba, 2025 yılındaki 7,7 milyar liralık banka bütçesinden ve diğer kamu iştiraklerinden tahmini 2,8 milyar TL ile 3,2 milyar TL arasında doğrudan nakit akışı sağlandı.

İkinci büyük gelir odağını ise Kanal 7, Ülke TV, 24 TV, TVNET ve Akit TV gibi hükümete tam destek veren yayın organları oluşturdu. Reyting listelerinde geride kalmalarına rağmen yüz binlerce saniyelik kamu reklam kuşağı satın almalarıyla desteklenen bu kanalların, son üç yıllık bütçelerden yıllık ortalama 2,2 milyar TL ile 2,5 milyar TL arasında değişen bir gelir payını paylaştığı hesaplanıyor.

TRT Grubu ise kamu yayıncısı olmasına rağmen ticari nitelikteki kamu bankası ve kamu şirketi reklamlarından muazzam paylar almaya devam etti. TRT 1 ve TRT Haber başta olmak üzere grubun tüm kanallarına son üç yılda aktarılan tahmini ticari kamu reklamı tutarı yıllık ortalama 1 milyar TL civarında seyretti.

Merkez akım çizgide konumlanan ve yayınlarında ekonomi-siyaset dengesini korumaya çalışan CNN Türk ve NTV gibi haber kanalları da düzenli reklam kuşaklarıyla pastadan mahrum kalmadı. Bu kanalların bulunduğu segment, kamu reklam bütçelerinden yıllık tahmini 1,2 milyar TL seviyesinde gelir üretti.

Muhalif ekranlara "sıfır" çekildi: Ayrımcılık belgelendi

RTÜK'ün listelerinde yer alan ve izlenme oranlarında (reyting) çoğunlukla ilk sıralarda pay sahibi olan Halk TV, Sözcü TV, Tele1 (kapatıldı), KRT, Meltem TV ve TV5 gibi eleştirel yayın organları için ise durum tamamen farklı bir boyutta seyrediyor. Medya izleme raporlarına göre, üç kamu bankasının ve kamu gücünü arkasına alan markaların bu kanallarda yayımlanan reklam süresi tam olarak "0" (sıfır) saniye oldu. Milyarlarca liralık halk kaynağının tek bir kuruşu dahi bu kanalların kasasına girmedi.

Haber merkezlerinin televizyon ekranlarında sıkça gördüğü ve bakanlıklarca hazırlanan bilgilendirici videolar ise "Kamu Spotu" statüsünde olup, mevzuat gereği kanallarda tamamen ücretsiz yayınlanıyor. Bu durum, kamu spotu adı altında muhalif kanalların ekranlarının bedelsiz kullanılırken, gelir getiren milyarlık ticari reklam bütçelerinin ise sadece belirli yayın organlarını finanse etmek için bir enstrüman olarak kullanıldığı eleştirilerini haklı çıkarıyor.

NATO Zirvesi'nin yemeği Şef Fatih Tutak tarafından hazırlandı

Türkiye'nin ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen zirvede, ittifak liderlerine sunulan resmi gala yemeği Türk mutfağının köklü mirasını çağdaş gastronomi anlayışıyla buluşturdu

09.07.2026 16:25:00
İhlas Haber Ajansı
 
NATO Zirvesi'nin yemeği Şef Fatih Tutak tarafından hazırlandı
NATO Zirvesi'nin yemeği Şef Fatih Tutak tarafından hazırlandı
Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, ittifak liderleri için 7 Temmuz 2026 Salı akşamı verilen resmi gala yemeği iki Michelin yıldızlı Şef Fatih Tutak tarafından hazırlandı.

İttifakın 32 üye ülkesinin liderleri, davetli devlet başkanları ve üst düzey heyetlerin ağırlandığı zirvede; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald J. Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin de aralarında bulunduğu liderlere Türk mutfağının köklü mirasını yansıtan özel bir gala menüsü sunuldu.

Sunulan menü, Anadolu'nun bölgesel ürün çeşitliliğini, yerel üreticilerle kurulan iş birliklerini ve Türk mutfağının köklü hafızasını merkeze aldı. Geleneksel Türk lezzetleri, çağdaş teknikler ve zarif sunumlarla yeniden yorumlanarak konuklara takdim edildi.

Türk mutfağını liderler masasında temsil etmek

Türk mutfağını uluslararası alanda temsil etmeyi kariyerinin merkezine alan Şef Fatih Tutak, 36. NATO Liderler Zirvesi'nin resmi gala yemeğinde Türkiye'nin gastronomi mirasını dünya liderleriyle buluşturdu. Haftalar süren hazırlık sürecinin ardından oluşturulan menü, geleneksel Türk mutfağının karakterini çağdaş bir teknik anlayışla bir araya getirdi. Ürün seçiminden tabakların kurgusuna kadar her aşamayı bizzat yöneten Tutak, menüyü mevsimsellik, yerel üretim ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hazırladı.

Menüde kullanılan ürünlerin önemli bir bölümü Türkiye'nin farklı bölgelerindeki üreticilerden tedarik edildi. Böylece gala yemeği, yalnızca resmî bir davet menüsü olmanın ötesine geçerek Türkiye'nin ürün çeşitliliğini, mutfak kültürünü ve üretici emeğini temsil eden bir gastronomi anlatısına dönüştü.

Gala Menüsü: Taş fırında pide, Trabzon tereyağı, Hizan kara kovan balı, zeytinyağlı sebze bayıldı, yanık Denizli yoğurdu, deniz levreği, tarama, Urla sakız enginarı, Tokat asma yaprağı, kuzu göbeği mantarlı firik bulguru, dana kaburga tandır, yanık Trabzon tereyağı, patlıcan, mantı, tütsülenmiş ayaş domates salçası, milk baklava, Antep fıstığı köpüğü, bergamot, Maraş dondurması.

Şef Fatih Tutak, gala yemeğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Böylesine özel bir sofrada Türk mutfağını temsil etmek bizim için büyük bir onurdu. Bu menüde Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen ürünleri, üretici emeğini ve mutfak hafızamızı çağdaş bir dille anlatmak istedik. Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu önemli buluşmanın bir parçası olmak bizim için çok değerliydi."

CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Yargıtay’ın vereceği karara göre 21 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 100 milletvekiliyle yeni bir siyasi oluşum başlatabileceklerini söyledi

CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Yargıtay’ın vereceği karara göre 21 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 100 milletvekiliyle yeni bir siyasi oluşum başlatabileceklerini söyledi. Bülbül, "​Cumhuriyet Halk Partisi'nin 20 Temmuz'a kadar mutlak butlan davası Yargıtay tarafından bozulursa, seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'le birlikte bütün muhalefetin lokomotifi olarak iktidara geliyoruz. Eğer bozulmazsa, Allah'ın izniyle 21 Temmuz'dan sonra yeni bir güneş doğacak. Biz 111 milletvekilinden 100’e yakınıyla, yeni bir oluşum olursa bütün hukuki yolları denedikten sonra bu yeni oluşumun düğmesine basacağız" dedi.

09.07.2026 15:14:00
Haber Merkezi
 
 CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Yargıtay’ın vereceği karara göre 21 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 100 milletvekiliyle yeni bir siyasi oluşum başlatabileceklerini söyledi
 CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Yargıtay’ın vereceği karara göre 21 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 100 milletvekiliyle yeni bir siyasi oluşum başlatabileceklerini söyledi
Bülbül, CHP Karacasu İlçe Yönetimi tarafından düzenlenen üye ve delege toplantısına katıldı. Bülbül, CHP yönetiminin "Saray'ın iradesiyle belirlenemeyeceğini" savunarak, Genel Başkan'ın yalnızca parti örgütü ve kurultay delegelerinin iradesiyle seçilebileceğini ifade etti.

31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki başarıyı ve Genel Başkan Özgür Özel liderliğindeki süreci hatırlatan Bülbül, 24 Mayıs'ta yaşanan olaylara değinerek, "Polisle ve AFAD'la parti binasına girildi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yönetimi mahkeme kararıyla ya da Saray'ın iradesiyle belirlenemez" dedi.

Genel Merkez'de "muhalefet ruhunun kaybolduğunu" öne süren Bülbül, mahkeme kararıyla göreve geldiğini iddia ettiği yönetimin seçimlerde adayları belirleyeceği yönündeki söylemlere tepki gösterdi. Hukukçu kimliğiyle mahkeme kararını incelediğini belirten Bülbül, kararın yalnızca 38. Kurultay öncesindeki yönetim organlarını kapsadığını, kurultayın yapılmasını engelleyen bir tedbir bulunmadığını savundu.

Parti tüzüğünün 48. maddesine göre olağanüstü kurultayın toplanmasının zorunlu olduğunu belirten Bülbül, 833'ü noter onaylı olmak üzere toplam 1003 delegenin imzasının Genel Merkez'e teslim edildiğini söyledi.

İmzaların kısa sürede incelenebileceğini ifade eden Bülbül, "Amaç kurultay yapmak değil, seçime kadar partiyi işgal etmek ve Saray'a muhalefet etmemektir" dedi.

Mevcut yönetimin 11 Temmuz'a kadar olağanüstü kurultay çağrısına yanıt vermesi gerektiğini dile getiren Bülbül, 26 Temmuz'dan önce kurultay yapılmaması halinde CHP'nin seçime katılma konusunda hukuki risk yaşayabileceğini öne sürdü. Kurultayın toplanmaması durumunda Sulh Hukuk Mahkemesi'ne çağrı heyeti oluşturulması için başvuracaklarını belirten Bülbül, adli tatil öncesindeki sürecin kritik olduğunu söyledi.

"Özel liderliğindeki CHP yüzde 32-35 oranında destek görüyor"
Son dört günde yaptırdıklarını belirttiği üç anketin sonuçlarını da açıklayan Bülbül, Özgür Özel liderliğindeki CHP'nin yüzde 32-35 bandında destek gördüğünü, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde oluşacak bir yapının ise yüzde 2-5 arasında oy alabileceğini iddia etti.

"21 Temmuz'dan sonra yeni bir güneş doğacak"
Yargıtay'ın "mutlak butlan" davasına ilişkin kararını adli tatil öncesinde vermesi gerektiğini söyleyen Bülbül, "​Cumhuriyet Halk Partisi'nin 20 Temmuz'a kadar mutlak butlan davası Yargıtay tarafından bozulursa, seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'le birlikte bütün muhalefetin lokomotifi olarak iktidara geliyoruz. Eğer bozulmazsa, Allah'ın izniyle 21 Temmuz'dan sonra yeni bir güneş doğacak. Biz 111 milletvekilinden 100'e yakınıyla, yeni bir oluşum olursa bütün hukuki yolları denedikten sonra bu yeni oluşumun düğmesine basacağız. Biz kaçmıyoruz, mücadelenin şeklini değiştiriyoruz. İsmet İnönü'nün dediği gibi; 'Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır.' Hepimiz yerimizi alacağız." diye konuştu.

Hüseyin Baş: 'Türkiye kendi masasını kurmalı'

7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılan NATO Liderler Zirvesi'ni değerlendiren BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, hükümetin Trump üzerinden diplomatik zafer algısı oluşturacağını belirterek, Türkiye'nin başkalarının masasında yer kapmak yerine, kendi bağımsız masasını kurması gerektiğini vurguladı

09.07.2026 14:40:00 / Güncelleme: 09.07.2026 14:45:26
Haber Merkezi
 
Hüseyin Baş: 'Türkiye kendi masasını kurmalı'
Hüseyin Baş: 'Türkiye kendi masasını kurmalı'
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş NATO zirvesi üzerine değerlendirmeler yaptı.

Hükümetin Trump'ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacağını belirten BTP lideri, "Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır. Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi?" ifadelerini kullandı.

Hüseyin Baş, "Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington'dan, bir gün Moskova'dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir. Türkiye'nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır" dedi.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

"Hünkar İskelesi Antlaşması'nın yıl dönümü…"

"Bugün Hünkar İskelesi Antlaşması'nın yıl dönümüydü. 1833'te Osmanlı, Mehmet Ali Paşa isyanının oluşturduğu tehdidi bertaraf etmek için Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması'nı imzaladı.

Ancak bu antlaşma yalnızca bir güvenlik anlaşması olarak kalmadı. Boğazlar gibi devletin en stratejik meselelerinden biri, Osmanlı'nın tek başına karar verebildiği bir alan olmaktan çıkıp büyük güçlerin pazarlık konusu haline geldi.

"Günü kurtarmak için verilen tavizler, zamanla bağımsızlığı ve devletin temel çıkarlarını tehlikeye atar"

Tarih bize şunu gösteriyor: Günü kurtarmak için yapılan kısa vadeli hesaplar uğruna bağımsızlıktan verilen ödünler, başlangıçta küçük dahi olsa zamanla devletin en hayati meselelerini bile başka devletlerin pazarlık konusuna dönüştürebilir.  Tesadüf o ki, iki hafta sonra yine Temmuz ayı içinde hem Lozan Antlaşması'nın hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin yıl dönümlerini idrak edeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde cephede kazanılan Kurtuluş Savaşı, Lozan'da tüm kapitülasyonları tarihe gömdü ve boğazlar konusundaki egemenliğimiz Montrö ile de taçlandırıldı. Yani tarih bize sadece zayıflığın bedelini değil, bağımsızlık iradesinin neleri geri alabileceğini de gösteriyor.

"Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi?"

Bugün de benzer bir soruyla karşı karşıyayız. Hükümet muhtemelen Trump'ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacak. Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır. Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi? Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington'dan, bir gün Moskova'dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir. Türkiye'nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır. Bağımsız Türkiye Partisi'nin ortaya koyduğu irade de tam olarak budur."


Milli Savunma Bakanlığı, 2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ücretinin 472 bin 653 lira 60 kuruş olarak belirlendiğini duyurdu

Milli Savunma Bakanlığı, 2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ücretinin 472 bin 653 lira 60 kuruş olarak belirlendiğini, başvuruların ise 7 Temmuz itibarıyla başladığını duyurdu

09.07.2026 14:30:00
Haber Merkezi
 
 Milli Savunma Bakanlığı, 2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ücretinin 472 bin 653 lira 60 kuruş olarak belirlendiğini duyurdu
 Milli Savunma Bakanlığı, 2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ücretinin 472 bin 653 lira 60 kuruş olarak belirlendiğini duyurdu
Milli Savunma Bakanlığı, 2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ücretinin 472 bin 653 lira 60 kuruş olarak belirlendiğini, başvuruların ise 7 Temmuz itibarıyla başladığını duyurdu.
Memur maaş zam oranlarının belli olmasıyla birlikte bedelli askerliğe gelen artış da belirlendi. Bedelli askerlik ücretine ilişkin beklenen resmi açıklama MSB tarafından yapıldı.

MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, "Buna göre bedelli askerlik tutarı 2026 yılının ikinci altı ayı için 472 bin 653 lira 60 kuruş olmuştur. 7 Temmuz 2026 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır" dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı 81 ile yazı gönderdi: Okullarda yeni kurallar

Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda ve dijital platformlarda kişisel verilerin korunması için yeni bir adım attı. 81 ile gönderilen 10 maddelik resmi yazıyla, internet sitelerinden sosyal medya hesaplarına kadar tüm paylaşımlar mercek altına alındı

09.07.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
Milli Eğitim Bakanlığı 81 ile yazı gönderdi: Okullarda yeni kurallar
Milli Eğitim Bakanlığı 81 ile yazı gönderdi: Okullarda yeni kurallar
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğrenci, veli, öğretmen ve personelin dijital güvenliğini sağlamak amacıyla radikal kararlar aldı. Merkez ve taşra teşkilatları ile tüm eğitim kurumlarına gönderilen resmi yazıyla, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında çok sıkı tedbirlerin hayata geçirilmesi istendi. Yeni kurallara göre, görev ve hizmet sınırlarını aşan, gereğinden fazla veri toplama dönemine tamamen kilit vuruluyor.

Yeni dönemin en dikkat çekici kuralı, geçmişe dönük dijital temizlik kararı oldu. Okul, kurum ve birimlere ait internet siteleri ile sosyal medya hesapları baştan aşağı gözden geçirilecek. Bu platformlarda daha önce yayımlanmış olan ve kişisel veri içeren her türlü liste, belge, fotoğraf, video, duyuru ve dosya kamuya açık erişimden derhal kaldırılacak.

Bakanlığın kesin yasağıyla birlikte artık okul sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında öğrenci sınıf listeleri, öğrenci numaraları, T.C. kimlik numaraları, sınav listeleri, devamsızlık ve başarı bilgileri paylaşılmayacak. Aynı şekilde sağlık ve disiplin bilgileri, veli bilgileri, personel iletişim bilgileri ile öğrenci ve personele ait fotoğraf ve videolar da kamuya açık şekilde yayımlanamayacak. Duyuru ve paylaşımlarda sadece kişisel veri içermeyen yeni yöntemler tercih edilecek.

Eğitim öğretim faaliyetleri sırasında fotoğraf ve video çekimi yapılması gereken zorunlu durumlarda ise kurallar tamamen değişti. Çekim ve paylaşım yapılmadan önce, bu işlemin amacı, paylaşılacağı ortam, verinin saklanma süresi ve bu görsellere kimlerin erişebileceği önceden net bir şekilde belirlenmek zorunda olacak. Özellikle öğrencilere ait görüntülerin paylaşımında maksimum hassasiyet gösterilecek.

Bakanlık, siber güvenliği tehdit eden unsurlara karşı da çok sert yaptırımlar getirdi. MEB sistemlerine erişim sağlayan kullanıcı adı, parola ve doğrulama kodları hiçbir şekilde üçüncü taraflarla paylaşılmayacak. Sistem üzerinden yetkisiz şekilde toplu veri alma, veri aktarma amacıyla kullanılan bot, makro, otomasyon araçları, tarayıcı eklentileri ve yetkisiz üçüncü parti yazılımlar tamamen yasaklandı. Bu kuralları ihlal eden, şifresini paylaşan veya yetkisiz yazılım kullanan personel hakkında idari ve hukuki süreçler anında işletilecek.

Herhangi bir kişisel veri ihlali, yanlış kişiye veri gönderimi, şüpheli yazılım kullanımı veya web sitesinde veri yayımlanması durumunda, durumun vakit kaybetmeksizin okul yöneticisine ve bağlı bulunulan birime bildirilmesi gerekecek. Sürecin sorunsuz yürütülmesi için okul yöneticileri, öğretmenler ve ilgili personel, Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliği farkındalık eğitimlerine katılmaya teşvik edilecek.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.