16 yıl sonra Kıbrıs’a kritik ziyaret
BM Genel Sekreteri Guterres'in 16 yıl sonra adaya yaptığı kritik ziyaret, Kıbrıs diplomatik kulislerini hareketlendirdi. "Gevşek Federasyon" ve "toprak iadesi karşılığı doğrudan uçuş" iddiaları yeni bir Annan Planı rüzgarı estirirken, analistler KKTC'nin egemenliği ve Türkiye'nin garantörlük hakları üzerinde yeni bir diplomatik tuzak kurulup kurulmadığını tartışıyor
Haber Merkezi





BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, görev süresinin dolmasına kısa bir süre kala Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak amacıyla adaya adeta çıkarma yaptı. KKTC'de 2025 yılı sonunda yapılan seçimlerde, eski başkan Ersin Tatar'a kıyasla çözüm konusunda daha ılımlı bir profil çizen Tufan Erhürman'ın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması, BM'nin tıkanan diplomatik çarkları yeniden döndürmek için aradığı fırsat penceresini açtı.
Guterres'in Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar'ın aylardır yürüttüğü mekik diplomasisinin ardından şekillenen model, diplomatik çevrelerde "Gevşek Federasyon" olarak tanımlanıyor. Henüz tarafların önüne resmi bir belge konulmamış olsa da Kıbrıs Rum ve Türk basınından sızan bilgilere göre BM'nin hedeflediği yeni plan şu temel unsurları içeriyor:
• Tek Uluslararası Kimlik: İki kurucu devletin oluşturacağı, ancak uluslararası alanda tek bir yapı olarak temsil edilecek bir ortaklık.
• Paylaşımlı Yönetim: Yönetim mekanizmalarının ve yetkilerin iki toplum arasında federal bir çatıda paylaşılması.
• Al-Ver Dengesi: Kıbrıs Türk tarafının başta Kapalı Maraş olmak üzere bazı stratejik toprakları iade etmesi; buna karşılık Türk tarafına doğrudan ticaret, doğrudan uçuş ve doğrudan temas haklarının verilmesi.
• Garantörlük Tartışması: Rum tarafının, Türkiye'nin askeri varlığını ve garantörlük sistemini tamamen tasfiye ederek yerine NATO üyeliği veya uluslararası bir güvenlik mekanizması getirilmesini talep etmesi.
KKTC'nin varlığı tehlike altında mı?
Guterres'in bu hamlesi, akıllara 2004 yılında Kıbrıs Türklerinin "Evet" demesine rağmen Rumların "Hayır" oyuyla reddettiği ve ardından Rum kesiminin tek taraflı olarak Avrupa Birliği'ne alındığı Annan Planı sürecini getirmektedir.Siyasi analistler ve muhalif çevreler, masaya getirilmeye çalışılan bu yeni formülün hem Kıbrıs Türkleri hem de Türkiye için tehlikeli bir diplomatik tuzak olabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
Neden bir "tuzak" olarak görülüyor?
1- KKTC'nin bağımsız ve egemen devlet yapısı, "Kurucu Devlet" statüsüne indirgenerek uzun vadede Rum çoğunluğun tahakküm kurabileceği merkezi bir yapının içine eritilmek isteniyor.2- Kıbrıs Türk tarafına sunulması vadedilen "doğrudan uçuş ve ticaret" gibi haklar, uluslararası konjonktüre göre her an geri alınabilecek siyasi adımlarken; Maraş gibi toprakların iade edilmesi kalıcı bir taviz niteliği taşıyor.
3- Avrupa Parlamentosu'nun geçtiğimiz haftalarda (8 Temmuz 2026) aldığı ve TSK'nın adadaki varlığını "işgal" olarak nitelendiren ağır kararın hemen ardından bu planın parlatılması tesadüf olarak görülmüyor. Rum lider Hristodulidis'in "İki devletli çözümü kabul etmeyeceğiz, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamlılığı mutlak kırmızı çizgimizdir" açıklaması, Türk askerinin adadan çıkarılması stratejisinin bir parçasıdır.
Ankara'nın net duruşu: "İki devletli çözümden geri adım yok"
BM Genel Sekreteri Guterres, adadaki temaslarının ardından sonbaharda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin de katılacağı 5+1 formatlı genişletilmiş bir konferans düzenlemeyi hedefliyor. Ancak Ankara, bu süreçte gevşek federasyon gibi formüllerle zaman kaybedilmesine son derece temkinli yaklaşıyor.Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı ve diplomatik kaynaklar, basına sızan BM planına karşı kırmızı çizgilerini net bir şekilde ortaya koydu:
1- Kalıcı ve adil bir çözümün ancak Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkün olabileceği vurgulanıyor.
2- Brüksel'in Kıbrıs konusunda tarafsız bir aktör olmadığını belirten Ankara, AB'nin çözüm süreçlerine doğrudan müdahil olmasına ve masada garantörler dışında yeni aktörlerin yer almasına sıcak bakmıyor.
3- Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemenliğini yok sayan hiçbir girişimin Doğu Akdeniz'de kalıcı bir istikrar sağlamayacağı net bir dille ifade ediliyor.
Liderlerin açıklamaları ne diyor?
Guterres ile 2 saate yakın süren yapıcı bir görüşme gerçekleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, medyadaki spekülasyonlar üzerinden bir suçlama oyununa girmediklerini, Kıbrıs Türk halkının geçmiş deneyimlerden ders çıkardığını ve tüm adımları Türkiye ile tam bir istişare içinde yürüttüklerini belirtti. Erhürman, "Yol göstericimiz halkımızın iradesi olacaktır" diyerek kapıyı tamamen kapatmasa da temkinli bir iyimserlik sergiledi.Görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı önünde kısa bir açıklama yapan Antonio Guterres ise "Kıbrıslılarla ve garantörlerle birlikte çözüm bulunmasına katkı koyma kararlılığındayım. Her iki tarafın yararına olacak Güven Yaratıcı Önlemleri (GYÖ) geliştirmeyi değerlendireceğiz" diyerek, büyük bir barış planından önce iki toplum arasındaki pratik bağları kuvvetlendirmeyi amaçladığının sinyalini verdi.
Sonuç olarak; Guterres'in adaya gelişi Kıbrıs'ta diplomatik buzu eritmiş gibi görünse de tarafların kırmızı çizgileri arasındaki uçurum varlığını koruyor. Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara için süreç, "çözüm vizyonu" adı altında KKTC'nin varlığını tehlikeye atmayacak, aksine uluslararası statüsünü perçinleyecek akılcı ve uyanık bir diplomasi yürütmeyi zorunlu kılıyor.















































































