Son zamanlarda gündemimizi işgal eden bir konu var, hepiniz biliyorsunuz; müzelerimizin acınacak durumu. Uşak Müzesi'nden çalınan Karun hazine parçalarından sonra dikkati çeken ve sanki yeni bir sorunmuş gibi üstüne gittiğimiz müze ihmallerimiz.Aslında konunun neresinden başlayacağımızı şaşırıyoruz. Öyle ya; müzelerimizin sahipsizliğinden mi, güvenlik problemlerinden mi, personel sorunlarından mı, daha envanterlerinin bile olmayışından mı?. O kadar çok ki hangisinden?Hemen her yetkilinin 'e ne yapalım ödeneğimiz yok' gibi asla eskimez bir bahanenin ardına sığınarak sorumluluğu üstlerinden atması işi ayrıca dramatik bir boyuta da taşıyor. Sorumluluk; insana yüklenen en değerli yük olmasına rağmen, insanın, üzerinden atmaya çalıştığı en basit 'yük'e dönüşmüş. Böyle olunca da bu konudaki sıkıntıların geldiği boyut hiç de şaşırtıcı değil. Yani sorumluluk yoksa, sorumlu da yok, öyleyse problem de yok ya da olsa ne olur.Yazımızı burada bitirebiliriz bir bakıma. Ama biz öyle yapmayacağız. İşin başka bir boyutuna değinmeye çalışarak belki hem kendimize, hem de 'sorumluluk' sahiplerine bir ufuk açacağız. İsterseniz meramımızı daha iyi anlatmak için bir soru soralım:Hatıra nedir? Bir insan için ne anlam taşır?Öyle bir soru ki, keşke cevabı sorusu kadar kısa olsaydı? Ama öyle değil.İş insana, insanla ilgili kavramlara geldi mi boyut büyür ve derinleşir. Basitten uzaklaşır ve değer kazanır.Hatıra da böyle bir kavram.İnsanın biriktirdikleridir hatıra ve orada gerek kendisinin, gerekse başkalarının imzası vardır. Ve o imza hiç eskimez, hep taze kalır. Bu nedenle de hatıralara paha biçilmez. Karşılığı yoktur. Onun karşılığı onda iz bırakanların ömürleridir, yaşadıklarıdır. Öyleyse onlara nasıl paha biçilecektir.Galiba işi nereye getireceğimi anladınız.Aynen düşündüğünüz gibi.Müzelerimizde bizi anlatan, bizden olan, ceddimizin hayatlarıyla attıkları ölmez, pörsümez, eskimez imzalar taşıyan eserlerimiz hepimizin hatıralarıdır. Onlar bizim ortak hatıralarımızdır. Onlar birer ayna; bizi gösteren, kendimizi seyrettiğimiz.O zaman sorun şu; bizde vefasızlık var, problem maddi değil, manevi. İşin parayla ilgisi yok. Gönlümüzle, gönlümüzdekilerle ilgisi var. Kaybettiklerimizle ilgisi var. Kendimizden o kadar çok şey yitirdik ki; her işimizde apaçık ortaya çıkıyor.Zamanında son sözü söylediğimiz konularda şimdi akıl alır hale geldik.Zamanında yol gösterirdik, şimdi adres soruyoruz, hem de yanlış adresleri. Zamanında hacet kapısıydık, şimdi kapılardan kovulan dilenci.Burada keseyim de içinizi daha da yakmayayım. Müzelerde biriktirdiklerimize bir bakarsak ne anlatmak istediğimiz daha iyi anlaşılır.Öyleyse; soruna yüzeysel yaklaşmak yerine, derine inmek bize yüklenen mükellefiyettir. Ve bu hepimize yüklenmiştir.Olay müze sorunu değildir, değerlerimizden vazgeçme sorunudur.'O kadar işimiz var ki hangisinden başlasak?' İşte sorumluluğu basitleştirmenin bir diğer yolu daha? Nereden olacak, kendimizden başlayacağız.
Okan Egesel / diğer yazıları
- Hz. İnsan’a… / 20.04.2020
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018

























































