İmam Cafer: Şükür ve sabır
Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdu ki: Bir yiyeceği yiyip de şükreden kimseye, Allah’ın sevabını umarak oruç tutan kimsenin sevabı vardır
Haber Merkezi





"Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdu ki: Bir yiyeceği yiyip de şükreden kimseye, Allah'ın sevabını umarak oruç tutan kimsenin sevabı vardır.
Sağlıklı olduğu için şükreden kimseye, musibete duçar olup da sabreden kimseninki kadar sevap vardır.
Yoksullara bağışta bulunup da şükreden kimseye, yoksul olup da durumuna kanaat getiren kimse kadar sevap vardır."
es-Sekunî, Câfer Sâdık Aleyhisselam'dan rivayet eder:
"Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi)'nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Allah bir kulunun üzerine şükür kapısını açmışsa, artış kapısını üzerine kapatmamıştır."
Ubeydullah b. el-Velid rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam'ın şöyle dediğini duydum:
Üç şey vardır ki, onlarla birlikte hiçbir şey zarar vermez: Keder anında dua etmek, günah işlerken istiğfar etmek ve nimete kavuşurken şükretmek."
Muaviye b. Vehb, rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam buyurdu ki:
"Kime şükretme isteği verilmişse ona fazlası da verilmiştir. (Onun nimetinin artırılması öngörülmüştür). Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: Eğer şükrederseniz, elbette size, (nimetimi) artıracağım."
İshak b. Ammar, ashabımızdan iki adamdan, Câfer Sâdık Aleyhisselam'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Allah bir kuluna bir nimet verirse, kul bu nimeti kalbiyle bilip itiraf etse ve diliyle buna şükretse, daha sözlerini henüz tamamlamamışken Allah onun nimetinin artırılmasını emreder."
Müyessir rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam buyurdu ki:
"Nimetin şükrü haramlardan kaçınmaktır. Şükrün tamamı ise kişinin, "Elhamdülillahi Rabbi'l âlemin/âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" demesidir."
Ömer b. Yezid rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam'ın şöyle dediğini duydum:
"Ne kadar büyük olursa olsun, her nimetin şükrü, ona karşılık Allah Azze ve Celle'ye hamd etmendir."
Ebu Bâsir rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam'a dedim ki:
"Şükrün bir sınırı var mı ki kul bu sınıra vardığı zaman, Allah'a yönelik şükrünü ifa etmiş olsun?"
"Evet" dedi.
"Nedir bu sınır?" diye sordum.
Buyurdu ki: "Kulun, Allah tarafından kendisine bahşedilen evlat ve mal ile ilgili her nimetten dolayı Allah'a hamd etmesidir.
Allah'ın kendisine bahşettiği malda başkasının hakkı varsa, onu edâ etmesidir. Aşağıdaki ayetlerde bu hususa işaret edilir:
"Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve tasdik ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik."
"Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın."
"Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana, tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver."
Safvan el-Cemmal rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam bana dedi ki:
"Allah bir kuluna büyük veya küçük bir nimet bahşettiği zaman, kul, Allah'a hamd ederse, bu nimetin şükrünü eda etmiş olur."
İsmail b. Ebu'l Hasan bir adamdan şöyle rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam şöyle buyurdu:
"Allah bir kimseye bir nimet bahşettiği zaman, bu kimse kalben bu nimetin Allah tarafından kendisine bahşedildiğini bilirse, nimetin şükrünü eda etmiş olur."
Ebu Bâsir rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam şöyle buyurdu:
"Bazen içinizden biri bir yudum su içer, bundan dolayı Allah Cenneti ona vacip kılar."
Sonra şöyle buyurdu: "Çünkü bu kimse su kabını alıp ağzına götürürken, "Bismillahirrahmanirrahim" der. Sonra içer ve canı çektiği halde kabı bir kenara bırakır, Allah'a hamd eder. Sonra tekrar alıp içer ve bir kenara koyup Allah'a hamd eder. Sonra tekrar alıp içer ve bir kenara koyup Allah'a hamd eder. Bundan dolayı Allah Azze ve Celle ona Cenneti vacip kılar."
Ömer b. Yezid rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam'a dedim ki:
"Allah Azze ve Celle'den bana mal vermesini istedim, verdi. Bana evlat vermesini istedim, verdi. Bir ev vermesini istedim, verdi. Bunun, benim için peyderpey helâka götürücü bir sınama olmasından korktum."
İmam buyurdu ki: "Allah'a yemin ederim ki, bu nimetlere karşılık hamd edildiği sürece böyle bir durum olmaz." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)















































































