İspanya erken seçime gidiyor
İspanya'da pazar günü yapılacak erken seçimlerin yeni partilerin sahne almasıyla baş gösteren yönetilebilirlik sorununu kökünden çözecek bir formül üretemeyeceği anlaşılıyor





1977 yılındaki ilk demokratik seçimlerden bu yana iki partinin dönüşümlü olarak iktidarı üstlendiği bir ülke için alışıldık bir durum değil kuşkusuz.
Ama bu hükümetin ayrılıkçı Katalan milliyetçilerin şantajından arınmış bir çoğunluğa sahip olması ne derece mümkün, bunu da 28 Nisan akşamı göreceğiz.
Ne var ki 26 Haziran 2016'da tekrarlanan seçimlerden, Türkiye'dekinden farklı olarak, benzer bir tablo çıkmış, istikrarlı bir hükümet kurulamamıştı.
350 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde 137 milletvekili kazanarak birinci parti olan merkez sağdaki Halkçı Parti PP (Partido Popular) Rajoy başkanlığında bir azınlık hükümetiyle iktidarını sürdürmüştü.
Bu oylamada başat rolü Temsilciler Meclisi'nde toplam 17 sandalyeye sahip bağımsızlık yanlısı Katalan milliyetçi partiler (ERC-Catsi ve PdeCat) oynamıştı. Rajoy'a güvensizlik oyu veren Temsilciler Meclisi'nin bu çoğunluğu, bu kez 85 sandalyeye sahip Sosyalist İşçi Partisi'nin (PSOE) Genel Sekreteri Pedro Sánchez'i başbakanlık koltuğuna oturtmuştu.
Ayrılıkçı Katalan milliyetçi partilerin geleceğini belirleme (otodeterminasyon) hakkının tanınmasını dayattığı Sánchez, şantajdan kurtulmak için ipleri başkalarının elindeki başbakanlık dönemini birkaç ay önce erken seçim kararı alarak sonlandırmaya karar vermişti.
Sánchez'in amacı bu seçimlerde PSOE'nin oylarını artırarak, ayrılıkçı Katalan milliyetçilere muhtaç olmayacağı bir meclis çoğunluğuna ulaşmak elbette.
Bununla birlikte, çeşitli anketler PSOE'nin erken seçimlerden yüzde 29 civarında oyla birinci parti çıkacağına işaret ediyor. Sosyalist eğilimli El País'te pazar günü (21 Nisan) yayımlanan 40dB anketine göre, PSOE'nin yüzde 28,8 oyla 129 sandalye alması bekleniyor.
Sosyalistlerin 2016'da yüzde 22,7 ile 85 milletvekilliği kazandığı dikkate alınırsa, Sánchez'in partisinin oylarını yükselten başarılı bir taktik izlediğini söylemek mümkün.
Görünen o ki PSOE'den bir dönem UP'ye giden ödünç oyların önemli bir bölümü yuvaya dönmüş bulunuyor.
C's 2016'da yüzde 13 oyla 32 milletvekilliği kazanmıştı. Anketler üç yıl sonra yükselişini ağır ama emin adımlarla sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
Ama eski iktidar partisinin asıl derdi merkezdeki C's değil. Katalan liberallerden destek alabiliyor, onlarla iş birliği yapabiliyor. Nitekim C's geçen ocakta sosyalistlerin kalesi Andalucía 'da (Endülüs) PP'li Juanma Moreno başkanlığında kurulan özerk koalisyon hükümetine 5 bakanla katılmış durumda. PP'nin asıl sorunu Endülüs özerk hükümetine dışarıdan destek veren ve oylarını kemirmeye devam eden aşırı sağdaki Vox.
PP kökenli Santiago Abascal tarafından kurulan parti, 78 Anayasası ile oluşturulan Özerklikler Devleti'ni (Estado autonómico) açıkça hedef alıyor. Abascal geçen hafta Madrid'in banliyösü Leganès'te yaptığı konuşmada, özerk yönetimleri vatanı bölen "kanserli hücreler" olarak niteledi.
Ülkenin 30 yıldır "ilerici diktatörlük" ile yönetildiğini savunarak, eski partisi PP'yi de "sosyalistlerle aynı politikaları biraz gecikmeli olarak uygulamak" ile suçladı.
Hatta bu sayıyı 41'e kadar çıkaran anketler bile var.
El País'teki 40dB anketine bakılırsa, 2016'da PP'ye oy verenlerin yüzde 17,2'si Ciutadans'a, yüzde 20,2'si Vox'a kaymış bulunuyor. İlginçtir ki Katalan sorununu daha İspanyolcu bir çözüme kavuşturma vaadinde bulunması nedeniyle Vox'a Katalan milliyetçisi olmayan liberal Ciutadans'dan bile kayan oylar (14.4) var.
Anketlere göre, PP'nin yüzde 18 ila 20,5 arasında oy alması, 137 olan sandalyesinin 75-80'e kadar düşmesi bekleniyor. Rajoy'un yerine Genel Başkan seçilen Pablo Casado özü itibarıyla çok daha muhafazakâr.
Dahası, Vox'un neden olduğu iç kanamayı durdurabilmek için partiyi daha da sağa çekiyor. Bu kayış da PP'nin Ciutadans'a ilave oy kaptırmasına yol açıyor.
Bu formüllerden ilki olan büyük koalisyonun (PSOE/PP birlikteliği) İspanya'da PP daha sağa kaymadan önce ekarte edildiği için 28 Nisan'dan sonra gündeme gelmesi söz konusu değil. İkinci formüle, biri sosyal demokrat (PSOE), diğeri liberal (C's) yükselen iki partinin birlikteliğine gelince, salt çoğunluk kıyısında görülen bu birlikteliğin kapısının da C's tarafından kapatılmış olduğunun altını çizme gerekiyor. C's'in gerekçesi, Sánchez'in bağımsızlıkçı Katalan milliyetçilerle sürekli diyalog içinde bulunmuş ve onların desteğiyle "Frankestayn hükümeti" olarak adlandırdığı azınlık hükümetini ayakta tutmuş olması.
C's'e göre, bu PSOE'nin muhalefette olmasında yarar var.
En büyük olasılık PSOE'nin yeni bir azınlık hükümeti kurması. Ama bu hükümetin ayrılıkçı Katalan milliyetçilerin şantajından arınmış bir çoğunluğa sahip olması ne derece mümkün, bunu da 28 Nisan akşamı göreceğiz.













































































