Bişr-i Hafi her hadiseden hikmet alır. Mesela Abadan civarlarında bir sara hastası görür ki, toprağa düşmüş çırpınmaktadır. Yanına varınca cüzzamlı ve kör olduğunu farkeder. Yaralarına üşüşen karıncalar etlerini koparmaktadırlar. Başını kucağına alıp su verir. Genç kendine gelince "Sen de kimsin?" diye sızlanır, "Hem Rabbimle arama niye girdin?"Aslında Bişr-i Hafi mükemmel bir tabibdir. Bitkileri ve baharatları çok iyi tanır ve onları ustalıkla kullanır. Otlardan köklerden mi, yoksa dualarının bereketiyle mi bilinmez, Allahü Teâlâ onun hastalarına şifa dağıtır.Bir gün evine girerken tefekküre dalar. "Bağdat'ta bunca insan var günahıyla sevabıyla. Ben ne yaptım ki bu devlete kavuştum? Onlar neyi yapmadılar ki mahrum kaldılar?" Böyle düşünürken sabah ezanları okunmaya başlar ki o hâlâ eşiktedir.Bişr-i Hafi ölümüne doğru birisinden ödünç gömlek alır ve kendi gömleğini bir fakire bağışlar. Hasılı ardından bir gömlek bile bırakmaz. O Bağdat'a geldikten sonra hayvanlar yerleri kirletmezler çünkü mübareğin yalınayak dolaştığını bilirler. Bağdatlılar hayvanların tekrar eskiye döndüklerini, yerlere pislediklerini farkedince "Eyvah" derler, "Bişr-i Hafi dünyasını değiştirmiş olmalı"Bişr-i Hafi buyurdular ki* İki şeyden kaçın: "Çok yemekten ve çok konuşmaktan"* Sabır, Allah-ü teala'yı kullara şikayet etmemektir.* Şöhreti seven Allah'tan korkmaz.* Övülmekten hoşlanmak ahmaklıktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.





























































































