Milli Devlet’te sosyal haklar
Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır
29.09.2026 00:32:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır.
Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır.
Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.
Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır.
Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir.
Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.
Burada alt bir bölüm olarak ifade etmek lazım ki, Milli Devletin sadece vatandaşlarına değil, aynı zamanda ekosisteme, bitkilere, hayvanlara ve çevreye karşı da sorumluluğu bulunmaktadır.
Çünkü ekosistemde meydana gelen her türlü tahribat direkt olarak insan hayatını olumsuz etkilemekte; diğer yandan böyle bir etkileme olmasa dahi canlıların canlı olmalarından dolayı hakları vardır… Esasında var olan her şey, kendi varlık kulvarı içerisinde haklar taşır; bu hakların yaşanması ve teminat altına alınması elbette devletin garantisindedir.

ÖZGÜRLÜK HAKKI
Milli Devlet, bireylerin, başkalarının haklarına zarar vermeyecek, devletin ve milletin birlik ve beraberliğini zedelemeyecek şekilde istedikleri gibi yaşamalarını temin etmek zorundadır. Hatta özgürlüğün sınırları yasalarla çizilirken; bireylerin kendilerine zarar vermelerine engelleyecek köklü eğitimim de onlara verilmesi gerekmektedir.

MİLLİ DEVLET'İN YABANCILARLA OLAN HUKUKU
Günümüzde iki yanlış birden yapılmaktadır. Birincisi gelişmekte olan ve geri kalmış olan ülkeler, kendi milletlerine ait olan her türlü yer altı ve yerüstü kaynaklarını global firmalara devretmektedir. Oysa bu kaynaklar ve gelirler, millete ait olmalıdır. Global firmalara verilen imtiyazlar ve öncelikler, milletin sahip olması gereken haklarının yabancılara devredilmesi demektir.
Kabul etmek gerekir ki, bir ailede miras, çocuklara aittir; yabancı şahıslara değil. Aynen bunun gibi, bir ülkenin zenginlikleri, o ülkenin çocuklarına ve vatandaşlarına aittir. Bugün maalesef bunun tam tersi yapılmakta; Tahkim yolu ile de millete ait haklar global sermaye sahiplerine devredilmektedir.
Diğer taraftan özellikle ABD'ye baktığımız zaman; göçmenlerin, üçüncü sınıf insan konumunda olduklarını görmekteyiz. Göçmenler, gerek maddi, gerekse hukuki alanda ABD vatandaşları ile ne eşit haklara, ne de eşit imkanlara sahiptirler. Halbuki Türk milletinin kültüründe misafir için her zaman sofraya bir tabak fazla konur, ola ki bir misafir gelir diye. Ve evin bir odası misafir odası diye ayrılır.
Milli Devlet kavramında milletin, malında, canında, vatanında ve namusunda gözü olmayan iyi niyet sahibi her bireye, yabancı da olsa, her türlü maddi ve manevi kolaylık ve imkan tanınmaktadır. Bitkilerin bile hukukunu koruma sorumluluğunu taşıyan Milli Devlet, hem yabancı uyruklu vatandaşlarının, hem de komşu ülkelerin haklarını da korumakla mükelleftir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır.
Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.
Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır.
Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir.
Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.
Burada alt bir bölüm olarak ifade etmek lazım ki, Milli Devletin sadece vatandaşlarına değil, aynı zamanda ekosisteme, bitkilere, hayvanlara ve çevreye karşı da sorumluluğu bulunmaktadır.
Çünkü ekosistemde meydana gelen her türlü tahribat direkt olarak insan hayatını olumsuz etkilemekte; diğer yandan böyle bir etkileme olmasa dahi canlıların canlı olmalarından dolayı hakları vardır… Esasında var olan her şey, kendi varlık kulvarı içerisinde haklar taşır; bu hakların yaşanması ve teminat altına alınması elbette devletin garantisindedir.

ÖZGÜRLÜK HAKKI
Milli Devlet, bireylerin, başkalarının haklarına zarar vermeyecek, devletin ve milletin birlik ve beraberliğini zedelemeyecek şekilde istedikleri gibi yaşamalarını temin etmek zorundadır. Hatta özgürlüğün sınırları yasalarla çizilirken; bireylerin kendilerine zarar vermelerine engelleyecek köklü eğitimim de onlara verilmesi gerekmektedir.

MİLLİ DEVLET'İN YABANCILARLA OLAN HUKUKU
Günümüzde iki yanlış birden yapılmaktadır. Birincisi gelişmekte olan ve geri kalmış olan ülkeler, kendi milletlerine ait olan her türlü yer altı ve yerüstü kaynaklarını global firmalara devretmektedir. Oysa bu kaynaklar ve gelirler, millete ait olmalıdır. Global firmalara verilen imtiyazlar ve öncelikler, milletin sahip olması gereken haklarının yabancılara devredilmesi demektir.
Kabul etmek gerekir ki, bir ailede miras, çocuklara aittir; yabancı şahıslara değil. Aynen bunun gibi, bir ülkenin zenginlikleri, o ülkenin çocuklarına ve vatandaşlarına aittir. Bugün maalesef bunun tam tersi yapılmakta; Tahkim yolu ile de millete ait haklar global sermaye sahiplerine devredilmektedir.
Diğer taraftan özellikle ABD'ye baktığımız zaman; göçmenlerin, üçüncü sınıf insan konumunda olduklarını görmekteyiz. Göçmenler, gerek maddi, gerekse hukuki alanda ABD vatandaşları ile ne eşit haklara, ne de eşit imkanlara sahiptirler. Halbuki Türk milletinin kültüründe misafir için her zaman sofraya bir tabak fazla konur, ola ki bir misafir gelir diye. Ve evin bir odası misafir odası diye ayrılır.
Milli Devlet kavramında milletin, malında, canında, vatanında ve namusunda gözü olmayan iyi niyet sahibi her bireye, yabancı da olsa, her türlü maddi ve manevi kolaylık ve imkan tanınmaktadır. Bitkilerin bile hukukunu koruma sorumluluğunu taşıyan Milli Devlet, hem yabancı uyruklu vatandaşlarının, hem de komşu ülkelerin haklarını da korumakla mükelleftir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

































































































