Dili, lanet etmekten korumak:
Abdullah İbn Ömer'in rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurmuştur:
"Mü'min, lânet edici olmaz." (Tirmizî, Birr ve Sıla, 2019; Buharî Edebü'l-Müfred'de 209 no ile tahric etti; Hakim, Müstedrek, 1/12)
Semure bin Cindûb'un (Allah O'ndan razı olsun) rivâyetine göre, Resûlullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın lâneti, Allah'ın gazabı ve Cehennem ile lânetleşmeyin." (Buharî Edebü'l Müfred'de 209 no ile tahric etti; Ebû Dâvud, Edeb, 4906; Tirmizî, Birr ve Sıla, 1976)
Umran bin Husayn (Allah O'ndan razı olsun) şöyle anlattı:
"Resûlullah'ın seferlerinden birinde, devesine binmiş Ensarlı bir kadının, devesine kızıp ona lanet etti. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurdu: Devenin yükünü alın kendisini bırakın, zira o mel'undur." (Müslim, Birr ve Sıla, 2595)
Umran devamla, "Söz konusu deveyi, kimse ona dokunmadan insanlar arasında dolaştığı o anı görür gibiyim" dedi.
Ebu'd-Derda'nın (Allah O'ndan razı olsun) rivâyetine göre, Resûlullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurdular:
"Lanet ediciler kıyamet günü, ne şefaatçi, ne de şahit olabilirler." (Müslim, Birr ve Sıla, 2597)
Enes (Allah O'ndan razı olsun) şöyle anlattı:
"Bir kişi, devesinin üzerinde Resûlullah ile birlikte yol alırken kendi devesine lanet etti. Bunu üzerine Resûlullah, 'Ey Allah'ın kulu! Lanetlenmiş deve ile aramızda yürüme' buyurmuştur." (İhya'nın Hadis Kaynakları, s. 1563)
Sabit bin ed-Dahhak'ın (Allah O'ndan razı olsun) rivâyetine göre, Resûlullah (aleyhissalatü vesselâm) şöyle buyurmuştur:
"Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buharî, Edeb, 6047; Müslim, İman, 110)
Lânet etmek, Allah'ın rahmetinden kovup uzaklaştırmak mânâsındadır. Bunu için o çok hassas bir konudur. Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılan kimseler hariç, hiç kimseye lanet etmek câiz değildir. Bundan dolayı, Müslüman'ın hayvana ve cansızlara lanet etmesi de câiz değildir.
Lanet etmek tafsilatlı olarak bakıldığında şu durumlardan câiz olur:
1- Genel bir sıfat esas alınarak, lanet etmek câizdir. Mesela umumi bir ifadeyle, "Allah'ın laneti, kâfirlerin, zâlimlerin üzerine olsun" demek.
2- Belirli bir kişiyi lanet etmek câiz değildir. Ancak şer'an lanet edilmesi sabit olanlar bu hükmün dışındadır. Mesela, "Allah'ın laneti Firavn ve Ebu Leheb üzerine olsun." İster kâfir, iste yahudi, ister mecusi olsun, hayatta olan muayyen bir kimseye lanet etmek caiz değildir. Zira o, belli bir gün tevbe eder ve Müslüman olarak ölebilir. Böylece Allah'ın yakın kulu olur. Nasıl olur da böyle bir kişi Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmaya mahkûm olunabilir? Kâfir hakkındaki hüküm böyle olunca, fâsık veya bid'at sahibi bir Müslüman hakkında ne denilmeli, düşün.
Resûlullah Efendimiz zamanında biri defalarca içki içtiği için ceza görmüş, aynı suç yüzünden bir kere daha huzuruna getirilmiş. Sahabilerden biri, "Lanet olası ne çok içiyor" deyince Resûlullah şöyle buyurdu: "Ona, lanet etmeyin. Zira onun, hakkında tek bildiğim Allah ve Resûlünü çok sevdiğidir" buyurdu. (Buharî, Hadler, 6780)
Bu hadis-i şerife konu olay şöyledir:
Hazret-i Resûlullah (aleyhissalatü vesselam) asrında Abdullah bin Nuayman isminde bir sahabi vardı. Bu sahabi çok içki içip sürekli sarhoş dolaştığı için halk arasında himar (eşek) diye anılırdı. Fakat çok hoş sohbet, nüktedan biri olduğu için de Resûlullah Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) onu çok sever, hatta zaman zaman onu aratır, onunla sohbet ederdi.
Yine bir gün Abdullah, sarhoş bir halde Allah Resûlü'nün huzuruna çıkarılınca orada bulunan Hazreti Ömer, Abdullah'a lanet okuyup, "Bu adam ne kadar da içiyor, şunun boynunu vuralım!" deyince, bunu duyan Allah Resulü, Ömer'i azarlayarak şöyle buyurdu: "O'na lanet okuma ey Ömer! Allah'a yemin ederim ki O'nun hakkında kesin olarak bildiğim bir şey varsa, o da gönlünün Allah ve Resûlü aşkıyla dopdolu olduğudur." (Tecrid-i Sarih Tercümesi, c.12, Hds. 2086).
Ara not: Aynı Ömer'in 23 yıllık İslam'ın inzal, inşa ve ifşa suresince bir müşriğe kılıcının değmediğini de, yeri gelmişken buraya not edelim.
Şârih Kirmâni, Abdullah'ın bir nükteli hareketini şöyle anlatır:
"Abdullah, bir keresinde veresiye bir tulum yağ, bir tulum da bal alarak Resûlullah'a hediye getirir. Bir süre sonra satıcı, malların bedelini ister fakat Abdullah'ta ödemeyi yapacak güç yok. Satıcı kendisini sıkıştırınca da onu alıp doğruca Resûlullah'ın (aleyhissalatü vesselam) huzuruna getirir ve aynen şöyle der: 'Ey Allah'ın Resûlü! Sana hediye ettiğim yağ ile balı bu adamdan aldım ama parasını ödeyemiyorum, adamın parasını öde.'
Allah Resûlü, bu durumdan çok hoşlanmış ve uzun süre tebessüm ederek malların tutarını ödemişti.
Abdullah'ın buna benzer Resûlullah'ı (aleyhissalatü vesselam) mutlu eden, güldüren başka nükteleri de vardır."
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024