Son günlerde gündemin birinci sırasından inmeyen soykırım meselesi bu zihniyetle devam ederse bir o kadar daha tartışılacağa benziyor; ta ki Türkiye soykırımı kabul edinceye kadar tabi.
Nedeni de aşikar. Şöyle ki;
Parlamentolarında Ermeni soykırımını tanıyan 15 ülke ve dahi bağımsız 56 eyalet meclisinin iddia ettikleri tezlerle, Türk parlamenterlerin iddia ettikleri tezler birbirinden çok farklı.
Ermeni soykırımını tanıyanlar, "Böyle bir soykırım yapılmıştır ve Türkiye de bunu tanırsa yararına olacaktır, hatta toprak bile talep edilmeyecektir" diyor.
Bizim başbakan ve bakanlarımızın iddiası ise "böyle bir şey arşivlerimizde yoktur ve bunu asla kabul edemeyiz. İsterseniz gelin bakın, 3. ülkelerde baksın, herkes de..." mealinde.
Olay tam da burada düğümlenip kalıyor.
Bu adamların "sözkonusu ermeni soykırımını sen Meclis'inde veya arşivlerinde kanıtlayamazsın" diye bir iddiaları yok ki!
Adamlar "Böyle bir soykırım yapılmıştır" diyor, sana bir şey sormuyor ki.
Sen ya bunu kabul edeceksin, ya da reddedip rest çekeceksin.
Yoksa bu 15 ülke ve 56 eyalet meclisindeki insanlar senin böyle bir şeyin var olup olmadığını kanıtlayıp kanıtlayamayacağını merak etselerdi; gelir, danışır, böyle bir şeyin olup olmadığını görür ve ona göre kararlarını verirlerdi.
Ama onların böyle bir niyetleri yok.
Bizim de onların böyle bir niyetleri olmadığını görmeye niyetimiz yok herhalde ki, olayı dallandırıp budaklandırıyoruz.
Olay aslında bundan ibaret.
Sayın başbakanımızın The Economist Group'un Economist Konferansları
kapsamındaki bir toplantıda kullandığı "Eğer burada bizim tarihle hesaplaşmamız gerekiyorsa, biz tarihimizle hesaplaşırız ama tarihle hesaplaşmaları gerekenler de tarihleriyle hesaplaşsınlar" sözleri de konunun ne kadar dışında kaldığının ve tam bu noktada bir düğüm de kendisinin attığının apaçık bir delilidir.
Başbakanımızın bu bakış açısı, olayı daha da içinden çıkılmaz bir raddeye getirirken, bakış açıları arasındaki uçurum da sayesinde bir o kadar daha açılıyor.
Gelelim şu 15 ülkeye.
6'sı AB üyesi bu ülkeler arasında bakın kimler var...
En başta AB'nin kurucusu, yani büyük motorları olan Almanya ve Fransa.
Bu iki ülkenin soykırımı kabul etmesi bile Türkiye'nin AB'ye girme hayallerinin sıfırlandığının göstergesidir. Çünkü hiçbir AB üyesi ülke, bu iki ülkenin sözünden çıkıp aldıkları kararların karşıtı bir kararı meclis veya parlamentolarına taşıyarak onaylayamaz.
Olay böyle olunca da Polonya'ymış bilmem hangi ülkeymiş istedikleri kadar anıt dikip Koçaryan'la birlikte çelenk koyadursunlar; hiçbir şey fark etmez.
Ama değil mi ki 24 Nisan'daki konuşmasında soykırım dememesine rağmen soykırımın kabul edildiği belge ve anlaşmalara atıfla, Ermenilere taziyelerini iletmiş olan devlet başkanı bizim en yakın müttefik kabul ettiğimiz ABD'dir; işte işler o zaman değişir.
Bizim müttefikimiz olan bir ülkenin dahi olaya bu persfektiften bakıyor olması olayın tamamen organize olduğunun ayan beyan bir kanıtıdır.
Bu durumda "Eh, bize de mecburen soykırımı tanımak düşüyor" demeyi bu hükümet ne kadar geciktirirse, ülkemizin başına geçebilecek dirayetli bir iktidarın ülkeyi bu durumdan çekip çıkartması ve vatan topraklarının kurtulmasını sağlaması ihtimali de o kadar artar.
Nedeni de aşikar. Şöyle ki;
Parlamentolarında Ermeni soykırımını tanıyan 15 ülke ve dahi bağımsız 56 eyalet meclisinin iddia ettikleri tezlerle, Türk parlamenterlerin iddia ettikleri tezler birbirinden çok farklı.
Ermeni soykırımını tanıyanlar, "Böyle bir soykırım yapılmıştır ve Türkiye de bunu tanırsa yararına olacaktır, hatta toprak bile talep edilmeyecektir" diyor.
Bizim başbakan ve bakanlarımızın iddiası ise "böyle bir şey arşivlerimizde yoktur ve bunu asla kabul edemeyiz. İsterseniz gelin bakın, 3. ülkelerde baksın, herkes de..." mealinde.
Olay tam da burada düğümlenip kalıyor.
Bu adamların "sözkonusu ermeni soykırımını sen Meclis'inde veya arşivlerinde kanıtlayamazsın" diye bir iddiaları yok ki!
Adamlar "Böyle bir soykırım yapılmıştır" diyor, sana bir şey sormuyor ki.
Sen ya bunu kabul edeceksin, ya da reddedip rest çekeceksin.
Yoksa bu 15 ülke ve 56 eyalet meclisindeki insanlar senin böyle bir şeyin var olup olmadığını kanıtlayıp kanıtlayamayacağını merak etselerdi; gelir, danışır, böyle bir şeyin olup olmadığını görür ve ona göre kararlarını verirlerdi.
Ama onların böyle bir niyetleri yok.
Bizim de onların böyle bir niyetleri olmadığını görmeye niyetimiz yok herhalde ki, olayı dallandırıp budaklandırıyoruz.
Olay aslında bundan ibaret.
Sayın başbakanımızın The Economist Group'un Economist Konferansları
kapsamındaki bir toplantıda kullandığı "Eğer burada bizim tarihle hesaplaşmamız gerekiyorsa, biz tarihimizle hesaplaşırız ama tarihle hesaplaşmaları gerekenler de tarihleriyle hesaplaşsınlar" sözleri de konunun ne kadar dışında kaldığının ve tam bu noktada bir düğüm de kendisinin attığının apaçık bir delilidir.
Başbakanımızın bu bakış açısı, olayı daha da içinden çıkılmaz bir raddeye getirirken, bakış açıları arasındaki uçurum da sayesinde bir o kadar daha açılıyor.
Gelelim şu 15 ülkeye.
6'sı AB üyesi bu ülkeler arasında bakın kimler var...
En başta AB'nin kurucusu, yani büyük motorları olan Almanya ve Fransa.
Bu iki ülkenin soykırımı kabul etmesi bile Türkiye'nin AB'ye girme hayallerinin sıfırlandığının göstergesidir. Çünkü hiçbir AB üyesi ülke, bu iki ülkenin sözünden çıkıp aldıkları kararların karşıtı bir kararı meclis veya parlamentolarına taşıyarak onaylayamaz.
Olay böyle olunca da Polonya'ymış bilmem hangi ülkeymiş istedikleri kadar anıt dikip Koçaryan'la birlikte çelenk koyadursunlar; hiçbir şey fark etmez.
Ama değil mi ki 24 Nisan'daki konuşmasında soykırım dememesine rağmen soykırımın kabul edildiği belge ve anlaşmalara atıfla, Ermenilere taziyelerini iletmiş olan devlet başkanı bizim en yakın müttefik kabul ettiğimiz ABD'dir; işte işler o zaman değişir.
Bizim müttefikimiz olan bir ülkenin dahi olaya bu persfektiften bakıyor olması olayın tamamen organize olduğunun ayan beyan bir kanıtıdır.
Bu durumda "Eh, bize de mecburen soykırımı tanımak düşüyor" demeyi bu hükümet ne kadar geciktirirse, ülkemizin başına geçebilecek dirayetli bir iktidarın ülkeyi bu durumdan çekip çıkartması ve vatan topraklarının kurtulmasını sağlaması ihtimali de o kadar artar.
Ender Karabulut / diğer yazıları
- Sistem yanlış / 08.12.2020
- "Ben PKK'yı bitireyim, sen Kürdistan'ı tanı" / 19.12.2007
- PKK'ya af devlet politikası mı? / 06.12.2007
- Kürt' sorunu mu, 'Terör' sorunu mu / 24.11.2007
- Erdoğan ABD'ye neden gitti? / 22.12.2006
- Tebrikler Paşam! / 09.12.2006
- 50 milyon "Ortaçağ" kafalı! / 07.12.2006
- Papa'ya tepkimiz(!) çok komik oldu / 01.12.2006
- Deniz bitti! / 30.11.2006
- Papa ne yaptı, biz ne yapıyoruz! / 29.11.2006
- "Ben PKK'yı bitireyim, sen Kürdistan'ı tanı" / 19.12.2007
- PKK'ya af devlet politikası mı? / 06.12.2007
- Kürt' sorunu mu, 'Terör' sorunu mu / 24.11.2007
- Erdoğan ABD'ye neden gitti? / 22.12.2006
- Tebrikler Paşam! / 09.12.2006
- 50 milyon "Ortaçağ" kafalı! / 07.12.2006
- Papa'ya tepkimiz(!) çok komik oldu / 01.12.2006
- Deniz bitti! / 30.11.2006
- Papa ne yaptı, biz ne yapıyoruz! / 29.11.2006
























































