İnsanoğlu doğumdan ölüme kadar öğrenmeye, gelişmeye ve olgunlaşmaya muhtaçtır. Ancak insanın önündeki en büyük engellerden biri, belli bir noktaya geldikten sonra kendisini tamamlanmış zannetmesidir. Çünkü insan, eksiklerini görmediği zaman onları giderme ihtiyacı da duymaz.
Tasavvuf literatüründe Hakk'a yönelişin önemli esaslarından biri, nefsin terbiye edilmesi, yani nefis tezkiyesidir. Seyrüsülûk adı verilen bu manevi süreçte insanın son nefesine kadar nefsiyle mücadelesini sürdürmesi beklenir. Hiç kimsenin kendisini manevi bakımdan yeterli görerek yolun sonuna ulaştığını düşünmemesi gerekir.
Büyüklerimizin dilinde yer eden "Oldum demek öldüm demektir" sözü de bu hakikati anlatır. Bu sözün farklı biçimlerde aktarıldığını görüyoruz. Burada asıl mesele, sözün kime ait olduğundan ziyade taşıdığı manadır: İnsan kendisini oldum diye görmeye başladığında gelişme ve olgunlaşma iradesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İnsan kendini yeterli gördüğü zaman yanılma başlar
Yüce Allah, Alak Suresi'nin 6 ve 7. ayetlerinde şöyle buyurur:
"Hayır! İnsan, kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder." (Alak, 96/6-7)
Bu ayetler, insanın kendisini yeterli görmesinin nasıl bir tehlike taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsan yalnızca malı, makamı ve gücüyle değil; bilgisiyle, tecrübesiyle, hatta ibadetiyle de kendisini başkalarından üstün görebilir. Böylece hakikati arayan insan olmaktan çıkar, kendi doğrularını herkese kabul ettirmeye çalışan bir insana dönüşebilir.
İnsanın bilgili olması başka, her şeyi bildiğini zannetmesi başkadır. İbadet etmek başka, ibadetini başkalarına üstünlük vesilesi yapmak başkadır. Makam sahibi olmak başka, makamının kendisine her konuda haklılık kazandırdığını düşünmek başkadır.
İşte nefsin en tehlikeli oyunlarından biri budur: İnsana eksiklerini unutturup sahip olduğu özellikleri gözünde büyütmek.
A'râf Suresi'nin 146. ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur:
"Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar, bütün mucizeleri görseler de iman etmezler; doğruluk yolunu görseler onu izlemezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse onu hemen benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelir." (A'râf, 7/146)
Bu ayet, kibrin insanı hakikati görmekten ve doğru yolu benimsemekten nasıl uzaklaştırabileceğini ortaya koymaktadır. İnsan kendisini büyük gördükçe hakikate kulak vermesi zorlaşır; kendi yanlışlarını savunmayı, doğruyu kabul etmekten daha önemli hâle getirebilir.
Ankebût Suresi'nin 69. ayetinde ise Yüce Allah şöyle buyurur:
"Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı gösterenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir." (Ankebût, 29/69)
Bu iki mesaj birlikte düşünüldüğünde önemli bir hakikat ortaya çıkar: İnsan, hakikati aramak için gayret göstermeli; yanlışını fark ettiğinde de ondan dönme cesaretini gösterebilmelidir.
Çünkü asıl tehlike hata yapmak değil, hatasında ısrar etmektir. Asıl kayıp, yanılmak değil, yanıldığını kabul edememektir.
Kibirli insan nasihati küçümser, eleştiriyi düşmanlık sayar, kendisini uyaranları yetersiz görür. Zamanla kendi düşüncelerini mutlak doğru kabul etmeye başlar. Böylece öğrenmesi gereken yerde direnmeye, düzeltmesi gereken yerde savunmaya geçer. İnsan kendisini kusursuz gördüğü zaman gelişme ihtiyacını da kaybeder.
"İnsanın olgunlaşması, kendisini kusursuz görmekle değil, eksiklerini fark edip onları gidermek için çaba göstermekle mümkündür."
Tasavvuf literatüründe Hakk'a yönelişin önemli esaslarından biri, nefsin terbiye edilmesi, yani nefis tezkiyesidir. Seyrüsülûk adı verilen bu manevi süreçte insanın son nefesine kadar nefsiyle mücadelesini sürdürmesi beklenir. Hiç kimsenin kendisini manevi bakımdan yeterli görerek yolun sonuna ulaştığını düşünmemesi gerekir.
Büyüklerimizin dilinde yer eden "Oldum demek öldüm demektir" sözü de bu hakikati anlatır. Bu sözün farklı biçimlerde aktarıldığını görüyoruz. Burada asıl mesele, sözün kime ait olduğundan ziyade taşıdığı manadır: İnsan kendisini oldum diye görmeye başladığında gelişme ve olgunlaşma iradesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İnsan kendini yeterli gördüğü zaman yanılma başlar
Yüce Allah, Alak Suresi'nin 6 ve 7. ayetlerinde şöyle buyurur:
"Hayır! İnsan, kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder." (Alak, 96/6-7)
Bu ayetler, insanın kendisini yeterli görmesinin nasıl bir tehlike taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsan yalnızca malı, makamı ve gücüyle değil; bilgisiyle, tecrübesiyle, hatta ibadetiyle de kendisini başkalarından üstün görebilir. Böylece hakikati arayan insan olmaktan çıkar, kendi doğrularını herkese kabul ettirmeye çalışan bir insana dönüşebilir.
İnsanın bilgili olması başka, her şeyi bildiğini zannetmesi başkadır. İbadet etmek başka, ibadetini başkalarına üstünlük vesilesi yapmak başkadır. Makam sahibi olmak başka, makamının kendisine her konuda haklılık kazandırdığını düşünmek başkadır.
İşte nefsin en tehlikeli oyunlarından biri budur: İnsana eksiklerini unutturup sahip olduğu özellikleri gözünde büyütmek.
Kibir, hakikatin önüne geçer
A'râf Suresi'nin 146. ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur:
"Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar, bütün mucizeleri görseler de iman etmezler; doğruluk yolunu görseler onu izlemezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse onu hemen benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelir." (A'râf, 7/146)
Bu ayet, kibrin insanı hakikati görmekten ve doğru yolu benimsemekten nasıl uzaklaştırabileceğini ortaya koymaktadır. İnsan kendisini büyük gördükçe hakikate kulak vermesi zorlaşır; kendi yanlışlarını savunmayı, doğruyu kabul etmekten daha önemli hâle getirebilir.
Ankebût Suresi'nin 69. ayetinde ise Yüce Allah şöyle buyurur:
"Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı gösterenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir." (Ankebût, 29/69)
Bu iki mesaj birlikte düşünüldüğünde önemli bir hakikat ortaya çıkar: İnsan, hakikati aramak için gayret göstermeli; yanlışını fark ettiğinde de ondan dönme cesaretini gösterebilmelidir.
Çünkü asıl tehlike hata yapmak değil, hatasında ısrar etmektir. Asıl kayıp, yanılmak değil, yanıldığını kabul edememektir.
Kibirli insan nasihati küçümser, eleştiriyi düşmanlık sayar, kendisini uyaranları yetersiz görür. Zamanla kendi düşüncelerini mutlak doğru kabul etmeye başlar. Böylece öğrenmesi gereken yerde direnmeye, düzeltmesi gereken yerde savunmaya geçer. İnsan kendisini kusursuz gördüğü zaman gelişme ihtiyacını da kaybeder.
"İnsanın olgunlaşması, kendisini kusursuz görmekle değil, eksiklerini fark edip onları gidermek için çaba göstermekle mümkündür."
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Oldum diyen insan azarmış / 12.10.2026
- Nefis insanı nasıl aldatır? / 11.10.2026
- Nefis neden doymuyor? / 10.10.2026
- Nefsin yeni oyuncakları / 09.10.2026
- Asıl mesele insan / 08.10.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
- Nefis insanı nasıl aldatır? / 11.10.2026
- Nefis neden doymuyor? / 10.10.2026
- Nefsin yeni oyuncakları / 09.10.2026
- Asıl mesele insan / 08.10.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
























































