Popülizm uluslararası işbirliğini zorluyor
Son yıllarda küresel siyasette etkisi gözle görülür şekilde artan yeni-milliyetçilik ve yükselen popülist söylemler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan çok taraflı uluslararası düzeni temelinden sarsıyor
28.09.2026 00:48:00
Yaşar Cebesoy
Yaşar Cebesoy





Son yıllarda küresel siyasette etkisi gözle görülür şekilde artan yeni-milliyetçilik ve yükselen popülist söylemler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan çok taraflı uluslararası düzeni temelinden sarsıyor. "Önce Bizim Ülkemiz" söylemiyle iktidara gelen veya kamuoyu desteğini artıran siyasi aktörler, küresel sorunların çözümünde hayati önem taşıyan uluslararası işbirliği mekanizmalarını ve çok taraflı örgütleri işlevsizleştirme riski taşıyor.

Çok Taraflılıktan İkili Anlaşmalara Dönüş
Popülist hareketler, sınır aşan sorunların küresel kurumlar ve uluslararası hukuki çerçeveler aracılığıyla çözülmesine şüpheyle yaklaşıyor. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Avrupa Birliği (AB) gibi yapılar; popülist ve korumacı söylemlerde sıklıkla "ulusal egemenliği kısıtlayan bürokratik engeller" olarak nitelendiriliyor.

Bu yaklaşımın küresel diplomasideki yansımaları şu temel alanlarda belirginleşiyor:
Sınır Ötesi Krizlerde Tıkanma: İklim değişikliği, kitlesel göç hareketleri ve küresel salgınlar gibi hiçbir ülkenin tek başına çözemeyeceği krizlerde, ortak hareket etme iradesi zayıflıyor.
Korumacılık ve Ticaret Savaşları: Serbest ticaret anlaşmalarının yerini gümrük duvarları, yaptırımlar ve "ekonomik milliyetçilik" politikaları alıyor. Bu durum küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açıyor.
Güvenlik Mimarisinde Çatlaklar: Kolektif savunma ve güvenlik ittifakları, iç siyasete yönelik maliyet tartışmalarının odağı haline gelerek zemin kaybediyor.
Siyasi Gözlemciler Uyardı: "Küresel sorunlar doğası gereği sınır tanımazken, siyasi kararların tamamen ulusal sınırlara çekilmesi, kriz yönetimlerinde 'ortak akıl' yerine tek taraflı ve öngörülemez adımların öne çıkmasına neden oluyor."

Kurumsal Güven Bunalımı
Popülist ve milliyetçi söylemlerin başarısının arkasında, kitlelerin mevcut küresel sistemin getirdiği ekonomik eşitsizliklere ve kimlik kaygılarına duyduğu tepki yatıyor. Uluslararası kurumların esneklikten uzak yapısı ve krizlere hızlı yanıt verememesi de bu söylemlerin seçmen nezdinde karşılık bulmasını kolaylaştırıyor.
Ancak uluslararası kurumların zayıflatılması, küresel sistemde güç diplomasisini öne çıkarırken, küçük ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası alandaki koruma kalkanlarını zayıflatıyor.

Sonuç: Küresel Siyaset Nereye Evriliyor?
Dünya diplomasisi, bölgesel bloklaşmaların ve parçalanmış ittifakların öne çıktığı yeni bir döneme tanıklık ediyor. Uluslararası işbirliğinin kan kaybettiği bu süreçte, küresel aktörlerin çok taraflı sistemi günün şartlarına göre reforme edip edemeyeceği, önümüzdeki dönemin en kritik testi olacak.

Çok Taraflılıktan İkili Anlaşmalara Dönüş
Popülist hareketler, sınır aşan sorunların küresel kurumlar ve uluslararası hukuki çerçeveler aracılığıyla çözülmesine şüpheyle yaklaşıyor. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Avrupa Birliği (AB) gibi yapılar; popülist ve korumacı söylemlerde sıklıkla "ulusal egemenliği kısıtlayan bürokratik engeller" olarak nitelendiriliyor.

Bu yaklaşımın küresel diplomasideki yansımaları şu temel alanlarda belirginleşiyor:
Sınır Ötesi Krizlerde Tıkanma: İklim değişikliği, kitlesel göç hareketleri ve küresel salgınlar gibi hiçbir ülkenin tek başına çözemeyeceği krizlerde, ortak hareket etme iradesi zayıflıyor.
Korumacılık ve Ticaret Savaşları: Serbest ticaret anlaşmalarının yerini gümrük duvarları, yaptırımlar ve "ekonomik milliyetçilik" politikaları alıyor. Bu durum küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açıyor.
Güvenlik Mimarisinde Çatlaklar: Kolektif savunma ve güvenlik ittifakları, iç siyasete yönelik maliyet tartışmalarının odağı haline gelerek zemin kaybediyor.
Siyasi Gözlemciler Uyardı: "Küresel sorunlar doğası gereği sınır tanımazken, siyasi kararların tamamen ulusal sınırlara çekilmesi, kriz yönetimlerinde 'ortak akıl' yerine tek taraflı ve öngörülemez adımların öne çıkmasına neden oluyor."

Kurumsal Güven Bunalımı
Popülist ve milliyetçi söylemlerin başarısının arkasında, kitlelerin mevcut küresel sistemin getirdiği ekonomik eşitsizliklere ve kimlik kaygılarına duyduğu tepki yatıyor. Uluslararası kurumların esneklikten uzak yapısı ve krizlere hızlı yanıt verememesi de bu söylemlerin seçmen nezdinde karşılık bulmasını kolaylaştırıyor.
Ancak uluslararası kurumların zayıflatılması, küresel sistemde güç diplomasisini öne çıkarırken, küçük ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası alandaki koruma kalkanlarını zayıflatıyor.

Sonuç: Küresel Siyaset Nereye Evriliyor?
Dünya diplomasisi, bölgesel bloklaşmaların ve parçalanmış ittifakların öne çıktığı yeni bir döneme tanıklık ediyor. Uluslararası işbirliğinin kan kaybettiği bu süreçte, küresel aktörlerin çok taraflı sistemi günün şartlarına göre reforme edip edemeyeceği, önümüzdeki dönemin en kritik testi olacak.





















































































