logo
20 ŞUBAT 2026


Prof. Dr. Haydar Baş, İslam dünyasını birleştirmektedir

Şii-Sünni kardeşliği için çalışan Prof. Dr. Baş'ın Ehl-i Beyt Külliyatı'nı hedef alan ve halen hapiste olan bir şahsın hezeyanlarına İcmal'den tokat gibi cevap geldi

13.04.2012 00:00:00

İCMAL

Hapisten gönderdiği ses kaydında eksik ve yanlı bilgiler ile Ehl-i Beyt'e, Hz. Ali'ye, Prof. Dr. Haydar Baş Hocaya cevap vermeye çalışan kişi, aslında onlara da değil, Cenab-ı Hakkın ayetlerine ve Resûlullah'ın hadislerine dil uzatmaktadır.

Aylardır gözaltında bulunan bu kişi, Ehl-i Beyt'i ve Hz. Ali'yi nasıl ağzına alabilir ki? Yazdığı Ehl-i Beyt Külliyatı ile hem İslam dini üzerindeki oyunları bozan, hem de bölgemizdeki işgal harekatına set çeken gerçek bir âlimin adını nasıl ağzına alabilir ki? Bu kişi, Haydar Baş Hocayı, Hz. Ali'nin imametinin gasp edildiğini eserlerinde dile getirdiği için Ehl-i Sünnet dairesinden çıkarmakta ve hatta iman dairesinden çıkmakla itham etmektedir.

“Hz. Ali'ye hakkını vermediler, hak onunken kendinden önce 3 kişiye verdiler, diyenin durumu imanla bağdaşır mı?” demektedir. Sayın Baş'ın eserleri okunduğunda görülecektir ki, bu konudaki görüşler hadislerin nakli şeklinde verilmiştir.

Şii ve Sünni dünya birleşmelidir

Gelinen noktada ise, Sayın Baş'ın Külliyatı, Ehl-i Beyt kongreleri ile Şii ve Sünni dünyayı birleştirecek orta bir noktaya gelinmesine vesile olmuştur. Konuşmada geçen iftiralara cevap verilecek ve hakkında kanuni yollara da başvurulacaktır. Ancak ilk olarak altının çizilmesi gereken bir hakikat vardır: Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olması ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın bu konuda Hz. Ali'nin hakkını yediği ile ilgili görüş Sayın Baş'a ait değildir. Bu gerçeği savunan pek çok kişi vardır. Ancak bu gerçek, en fazla uğruna canını feda etmekten çekinmeyen İmam Hüseyin'e aittir.

Kerbela faciasında şehadet şerbetini içen İmam Hüseyin neden ve kime karşı kıyam etmiştir? İmam Hüseyin, hilafetin kendi hakkı olmasına rağmen, hakkı olmayan kişiler tarafından gasp edildiğini söyleyerek, ümmetin gerçekleri görmesi ve İslam'dan sapmasının önüne geçmek için kıyam etmiştir. Şii veya Sünni hangi kaynak eseri açarsanız, Kerbela vahşeti ve İmam Hüseyin'in kıyamı ile ilgi bundan başka bir gerekçeye rastlamazsınız.

Müslümanlar için şeref meselesidir

İmam Hüseyin, Resûlullah'ın “oğlum” hitabına mazhar olmuş, cennet gençlerinin efendisidir ve Ehl-i Beyt'tendir. İmam Hüseyin'in sahip çıktığı ve canı pahasına halkı ayıktırmaya çalıştığı bir konuya sahip çıkmak bir Müslüman için şeref vesilesi olmalı iken, bunları iman çizgisinden sapma olarak yorumlamak, bu çarpık yorumu yapan kişinin neye inandığı noktasında bizi düşündürmektedir. Hapisten seslenen kişi! Sen veya senin gibi düşünenler, hadislerle övülen, cennetle müjdelenen bir kişinin, kanı ile savunduğu dava için “küfür” diyebilmektesiniz?

Kendinize geliniz! 

Hapisten seslenen kişi, görüşlerini İmam-ı Rabbani ile desteklemektedir. İmam-ı Rabbani, yaşadığı dönemde ülkesine yoğun şekilde başlayan Şii akını ile mücadele etmiştir. İmam-ı Rabbani, Ehl-i Beyt tarafı olarak anılamaz. Hz. Fatıma'nın Fedek hurmalığı konusundaki çıkışlarını, “dinî bir gazaplanma değil, kadınlığının verdiği hislerle maddi bir gazaplanma” olarak değerlendirecek noktadadır. Hz. Fatıma, Tathir ayeti ile sabittir ki, temizdir. Ehl-i Beyt'tendir. Al-i İmran Sûresi'nin 61. ayetine göre, Resûlullah'ın yanında Necran Hıristiyanlarına karşı mübahaleye katılan ve doğru sözlülüğü ayetle sabit bir kişidir.

İmam Rabbani'nin hilafet konusunda İmam Ali'ye ve Fedek konusunda Hz. Fatıma'ya olan çıkışları, Mübahale ayeti (Al-i İmran, 61), Tathir ayeti (Ahzab, 33), Meveddet ayeti (Şura, 23) ve Ebrar ayetlerine (İnsan, 8) terstir. İslam akaidinde bir konu hakkında ayet varsa ayet, ayet yok hadis varsa hadis, yoksa içtihat geçerlidir. Bu konuda ise hem ayet, hem de Peygamber Efendimizin hadis-i şerifleri vardır. 

Ayetle doğrulukları, temizlikleri sabit kişilerin durumları hakkında fikir beyan ederek içtihat yapmak kimsenin harcı değildir. Bu Kur'an ve Sünnete terstir. Bidattir. İmam Rabbani her ne kadar mutasavvıf olarak değerlendirilse de etkisinde kaldığı Mevlana Kemal Keşmirî isimli hocası aklî ilimlerde ileri idi. Dolayısı ile İmam Rabbani'nin olayları değerlendirmesi de basiret gözü ve maneviyattan ziyade, aklına göredir ki, ayet ve hadisin olduğu meselelerde hiç kimsenin ayrı bir netice çıkarma hakkı yoktur. 

“Kaldı ki, sahabeden, hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu savunan birçok sahabe vardır. Bunların en meşhurları şunlardır: Selman-i Farisi, Ebu Zer Giffari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemi, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu Eyyub el-Ensari, Cabir b. Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sad b. Ubade, Kays b. Sad, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam.” (İmam Ali, Prof. Dr. Haydar Baş).

İmam-ı Azam'ın Muaviye ile ilgili sözleri mühimdir

Acaba, hapisten seslenen kişi kendini sahabeden de üstün mü görmektedir? Hapisten seslenen kişi, Hz. Ali'nin hilafeti hak ettiğini kabul etmediği gibi, Hz. Ali ile Muaviye arasındaki muharebe ve ayrılıkların içtihat ayrılığından doğan dinî bir mesele olduğunu söylemiştir. “Biz Hz. Muaviye aleyhine konuşmanın ve onunla birlikte olan 10 bin sahabenin aleyhine gitmenin dahi ne kadar sakıncalı olduğunu anlatıyorken, adam kalkmış Ebubekir'in, Ömer'in konumunu tartışmaya açıyor” demektedir.

Muaviye'nin hilafeti ile ilgili olarak İmam Azam Ebu Hanife şunları söylemiştir: “Şamlılar bizi sevmiyorlar. Zira, Hz. Ali ve Muaviye'nin saflarından birisine iştirak etmemiz talep edildiğinde biz, ‘ancak Ali'nin askerleri arasına katılırız' diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira, biz Ehl-i Beyt'i seviyoruz. Ehl-i Beyt'e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz.” (Bezzazi, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275).

İmam Gazali ise hilafetle ilgili olarak şunları söylemiştir: “… Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resûlullah şöyle buyuruyor: Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.” (İmam Gazali, Sırru'l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi'd-Dareyn, s. 16-18).

“… Dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için icma hâsıl olmuştu derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası, Sakife'de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırru'l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi'd-Dareyn, s. 16-18).

Bu konuda İmam-ı Rabbani'ye söz düşmez

Hapisten seslenen kişi, Hz. Ali ile Muaviye arasında geçenleri içtihat ayrılığı olarak kabul ediyor ve İmam Rabbani'nin görüşlerini kendisine delil kabul ediyor. “İmam-ı Rabbani'nin beyanları ile sahabe arasında savaşlar nefse dayalı değildir. İçtihada dayalıdır” demektedir.

Hilafet konusunda İmam Azam'ın, İmam Gazali'nin ve aşağıda vereceğimiz Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali'nin görüşleri ortada iken, İmam-ı Rabbani'ye söz düşer mi? Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur. Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın görüş beyan ettiği bir konuda, İmam-ı Rabbani'nin görüşü hiçbir zaman kabul edilemez.

Hz. Ali'nin hilafet ile ilgili görüşü

“… Allah'a and olsun ki, hiçbir zaman Arap'ın, Peygamberden sonra imamet ve liderliği O'nun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim, ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam'dan çıkmış Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem, İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Hz. Fatıma'nın (a.s.) hilafetle ilgili görüşleri

Hz. Fatıma (a.s.), hilafet konusunda ümmetin Resûlullah'ın (s.a.v.) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederek şöyle demiştir: “… Başkasının devesini damgaladınız (sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz). Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum Günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu'l-Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gerek İmam Ali, gerekse Hz. Fatıma, Ehl-i Beyt'in çok ciddi bir haksızlığa uğradığını ifade etmişlerdir.

Bunu hiçbir tevil ve izah tamir edemez. Hapisten seslenen kişi, İmam Cafer Sâdık'ın, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in Hz. Ali'den daha üstün olduğunu delilleriyle ispat ettiğini uydurmuştur. Canını bu uğurda feda eden İmam Hüseyin gibi Ehl-i Beyt soyunu devam ettiren masum imamların tamamı hayatlarını imametin gerçek sahibine vermenin gereği üzerine bina etmişlerdir. Bunu yaparken maksatları diğer sahabelere veya ümmete karşı bir üstünlük ayrımı yapmak değildir.

Nasıl ki, bir insan başını secdeden kaldırmasa ve her günü oruçlu geçirse peygamber olamayacaksa, çalışarak Ehl-i Beyt olması da mümkün değildir. Burada sevilmişlik, seçilmişlik söz konusudur. Ayet ve hadislerle sabit bir hakkın sahibine verilmesi iddiası vardır. Bu sevilmişliği ve seçilmişliği reddetmek ise ayet ve hadislere terstir. Bunun mânâsının da itikadımızda ne olduğu herkesçe malumdur. Tüm bunları reddeden mantık, kendi uydurduğu hadislerle Hz. Ebubekir'i üstün göstermeye çalışmakta, hatta onun Resûlullah (s.a.v.) tarafından halife tayin edildiğini dahi iddia edebilmektedir. Esas bu zorla geliştirilen düşünce, gerçeğe terstir.

Kimse Hz. Ebubekir, Hz. Ömer veya Hz. Osman'ın Hz. Ali'den üstünlüğünü tartışmaya açmamaktadır. Ancak ortada Hz. Ali hakkında Gadir-i Hum günü ilan edilen bir “halifelik ve vasilik” varken, kimse tutup da Resûlullah'ın bunun hilafına hareket ederek başka bir zamanda Hz. Ebubekir'i işaret ettiğini söyleyemez. Bu Hz. Peygamber'i töhmet altına sokmaktır ki, bunun vebalinin ödenmesine imkan yoktur. Hapisten seslenen kişi, kaynak vermeden yer verdiği hadisler ile Hz. Ebubekir'in hilafetini ispatlamaya çalışmaktadır. Hadislerden yola çıkarak hilafete destek aranıyorsa, Resûlullah (s.a.v.) hiçbir sahabe hakkında Hz. Ali kadar hadis buyurmamıştır. Sadece Gadir-i Hum günü irad edilen hutbenin 7 yerinde Hz. Ali, Cenab-ı Peygamber tarafından “halife ve vasi” olarak ilan edilmiştir.

Sünni âlimler de kabul etmiştir

Bunlardan birinde, “Ali b. Ebi Talib, Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir” buyurmuştur. Yine hutbenin bir yerinde, “Ey insanlar! Bu Ali'dir! O Benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir” buyurmaktadır. Yine başka bir yerinde, “Benden sonra Ali Allah'ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O'nun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır” buyurmuştur.

220 Sünni âlim bu hadislere eserlerinde yer vermiştir. Detaylı bilgi için Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in ”İmam Ali” isimli eseri incelenmelidir. Hz. Ali hakkında 300 ayet nâzil olmuştur. Hapisten seslenen kişi, hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğu konusunu, “Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Osman'ın küçük düşürülmesine sebeptir” şeklinde değerlendirmektedir. Bu kendi görüşüdür. Bu görüş İslam ümmetinde büyük bir fitneyi ateşleyecek ve ayrışmaya sebep olacak bir değerlendirmedir. Hz. Ali'nin hilafetini kabul, diğerlerini red değil, ayet ve hadisle sabit olan bir hakkı sahibine teslimdir. Yoksa Hz. Ebubekir ne kadar değerli ise, Hz. Ali de o kadar kıymetlidir. Bu mânâda bir fark yaratacak bir açıklama asla yapılmamıştır. Hapisten seslenen kişi, “Şia fırkası Hz. Ali (a.s.) takiyye yaparak biat etti aslında bunu istemediğini yani biat etmek istemediğini iddia ederek hepimizi ittifakla Allah'ın Aslanı diye vasıflandırdığı o Yüce Şahsiyete korkaklık, ikiyüzlülük ve münafıklık isnat etmiş olmaktadırlar. Öyle ya madem kendi hakkını yedirecek, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Sen şimdi Hz. Ali'ye bu isnatta bulunduğun zaman, Hz. Ali'ye ne kötü isnatlarda bulunduğunun farkında bile değiller.” (Not: Cümle düşüklükleri hapisten seslenen kişiye aittir).

Hz. Ali, Allah'ın Arslanı'dır. Ve hilafet işinin peşine neden düşmediğini kendisi eseri Nehcü'l-Belağa'da izah etmiştir: “Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Kısaca Hz. Ali ne korkaktır, ne de hilafeti takiyye için terk etmiştir. Onun tek davası Allah rızasıdır. Bunun için İslam ümmetinin dağılmasından duyduğu endişe ile gerekeni yapmıştır. Ona, başkasının ağzından söylenmiş sözleri ifade edercesine dil uzatmak ise bilgisizlikten başka bir şey değildir. Hapisten seslenen kişi, “Ehl-i Sünnet uleması bunca sağlam delile dayanırken, lütfen kimse Acem palavralarına aldanan adamlara itibar etmesin” demektedir. Ehl-i Sünnet kaynakları olarak ifade edilen hadis külliyatları Hicri 2. asrın başında şekillenmeye başlamıştır. Halife Ömer b. Abdülaziz döneminde hadislerin tedvinine başlanmıştır. 

Ehl-i Beyt Ekolü'nün hadis kaynakları ise Resûlullah'ın hayatında oluşmaya başlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendi döneminde Hz. Ali (a.s.) dışındaki diğer sahabesine hadis yazımını yasaklamıştır: “Benden bir şey yazmayın, Benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.” (Sahih-i Müslim c. 4, s. 97; Sünen-i Daremi, c. 1, s. 119; Sünen-i Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 182). Zeyd b. Sabit'ten, “Resûlullah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti.” (Sünen-i Ebu Davud, İlim Kitabı, c. 3, s. 319).

Ehl-i Beyt mektebinde hadis yazan ilk kişi Hz. Ali'dir. “Ahmed b. Muhammed b. Ali'den, İmam Muhammed Bâkır kanalı ile babalarından şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.v.) Ali'ye, ‘Sana söylediklerimi yaz' buyurdu. Ali (a.s.), ‘Ya Resûlalllah, unutmamdan mı endişe ediyorsunuz?' diye sordu. Resûlullah (s.a.v.), ‘Hayır, unutmandan endişe etmiyorum. Çünkü Ben Allah'tan senin hafızanı güçlendirmesini ve senin unutmamanı istedim. Bunları ortakların için yaz' buyurdu. Bunun üzerine Ali, ‘Ortaklarım kimlerdir ya Resûlallah?' dedi. Peygamber (s.a.v.), ‘Ortakların senin evlatlarından olan imamlardır. Allah, onların sebebi ile ümmetime yağmur yağdırır. Onların sebebi ile dualar kabul olur' buyurdu.

Sonra Hasan'a işaret ederek, ‘Bu onların birincisidir' dedi. Ardından Hüseyin'e işaret ederek, ‘İmamlar bunun evlatlarındandır' buyurdu.” (Şeyh Tusi, el-Emali; Besairu'd-Deracat ve Yenabiu'l-Mevedde'de yer alır). Yani, Hz. Peygamber Hz. Ali (a.s.) dışındaki sahabelerine kendinden hadis yazımını yasaklamış, bir tek ona izin vermiştir. Bu sayede Şii ulemanın ilk hadis külliyatı ve ilk hadis kaynağı Hz. Ali'nin (a.s.) yazdığı Cami, Cifr, Hz. Ali'nin (a.s.) Mushaf'ıdır. Bunlara bir de Hz. Fatıma'nın (a.s.) ilham yolu ile kendine ulaşan bilgilerin yazılı olduğu Hz. Fatıma'nın Mushafı da eklenecektir.

Bu hadis külliyatı, bir imamdan diğerine bir sandık içinde nakledilmiş emanetlerdir. “Cami” için İmam Muhammed Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: “Bizim yanımızda Ali'nin kitaplarından yetmiş arşın uzunluğunda bir sahife var, biz bu sahifede yazılı olanları izler ve onun sınırlarından dışarı çıkmayız. Ali (a.s.), bu sahifede bütün ilimleri, yargı ve mirasla ilgili her şeyi yazmıştır.” (Besairu'd-Deracat). “Cifr” kitabı için İmam Câfer Sâdık şöyle dedi: “Bizim yanımızda kenarlarına kadar dolan öküz derisi üzerine yazılmış olan Cifr kitabı var. Bu kitap, geçmişte vuku bulan ve kıyamete kadar gelecekte vuku bulacak olayları içermektedir.” (Besairu'd-Deracat)

Hz. Ali'nin Mushafı konusunda İmam Câfer Sâdık (a.s.) şöyle diyor: “Resûlullah (s.a.v.) Ali'ye dedi ki: ‘Ey Ali! Kur'an yatağımın arkasında mushafta, ipek levhalarda ve kağıtlarda yazılıdır. Yahudilerin Tevrat ı kaybetmeleri gibi onları kaybetmeyin.' Bunun üzerine Ali onları sarı bir örtü içine koyup topladı.” (El-Menakıb, İbn Şehraşub, c. 2, s. 41). Bu Mushafta sûreler nüzul sebebine göre, ayetler hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberin (s.a.v.) imlası, Ali'nin (a.s.) hattı ile yazılmıştır. Ayetlerin indirilmesinin nedeni, nerede, ne zaman, ne maksatla olduğu, ayetten kimlerin kastedildiği, bütün özellikleri ile zikredilmiştir.

Hz. Fatıma'nın (a.s.) Mushafı için Hammad b. Zeyd, İmam Cafer'den şöyle nakleder: “Allah-u Teala Peygamberinin ruhunu aldığı zaman, O Hazretin vefatından dolayı Hz. Fatıma'yı, zorluğunu Allah'tan başka kimsenin bilmediği bir üzüntü ve keder sardı. Bu nedenle Allah onunla konuşup üzüntüsünü gidermesi için bir melek gönderdi. Fatıma bunu Hz. Ali'ye bildirdi. Ali de ondan tüm duyduklarını yazdı. Böylece Hz. Fatıma'nın Mushafı oluştu. Onda, gelecek ile ilgili haberler vardır.” (Usul-i Kâfi, c. 1, s. 240)

Yani bir sandık içinde bir imamdan diğerine geçen emanetler henüz Resûlullah (s.a.v.) hayatta iken kendinden duyularak yazılmaya başlanan bu hadislerdir.  Şii dünyasından hadisler direkt Resûlullah'a (s.a.v.) ve Hz. Ali'ye (a.s.) dayandığı için bir rivayet zincirine gerek yoktur. Sahih olmaları dayandıkları kaynaktandır. İmamların hepsi de bu hadis külliyatına göre hüküm vermiştir. Şia hadis külliyatı, imamlara sorulan sorular karşısında bu hadislerle verilen cevaplardan oluşmaktadır. Sünni dünyanın hadis kaynaklarının oluşumu ise Emeviler dönemine kadar gecikmiştir. Hadis toplanması ve yazımı Hicri 2. asrın başına Ömer b. Abdülaziz dönemine kadar uzamaktadır.

Üstelik Hz. Ali dışındaki sahabeler, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Resûlullah'ın emrine uyarak hadis yazmamışlardır. Hz. Ebubekir, “Hiçbir şekilde Resûlullah'tan (s.a.v.) bir şey anlatmayın. Kim de size soracak olursa sizinle bizim aramızda Allah'ın Kitabı vardır. O Kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin” (Zehebi, Tezkiretu'l-Huffaz, c. 1, s. 2-3) demiştir. Hz. Ömer döneminde ise hadisler aynı gerekçe ile yakılmıştır. (Tabakat-ı İbn Sa'd, c. 5, s. 140).

Hz. Osman ise, “Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi caiz değildir” demiştir. (Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 64) demiştir. Sünni dünyada halifeler döneminde hadis yazımı yasaklanmış, hadisler yakılmıştır. Bunun yanında hadislerin yazımı ve toplanması Hicri 1. asrın sonuna kadar gerçekleşmemiştir. 2. asrın sonu ve 3. asrın ortasına kadar bu hadisler tedvin edildi. Nereden bakarsanız bakın Peygamber Efendimizden tam iki asır sonra bu iş Ehl-i Sünnet dünyasında gerçekleşmiştir.

Ehl-i Beyt kaynakları ise Peygamberimizin devr-i saadetlerinde İmam Ali tarafından bizzat Peygamberin emri ile kaydedilmiştir. Hadis yazımına çok geç başlanması sebebiyle, sıhhat şartı aranmış ve ravi zinciri mutlaka istenmiştir. Uydurma hadislerin araya girmesini engellemek için de rivayet zincirinde kopukluk olup olmadığına bakılmıştır. Hz. Peygamber'le aralarında iki asra yakın bir aralık olan bu dünyanın, hadis sıhhati için bu yolu seçmesi mecburidir. Eğer ravi zinciri tam değilse, hadis zayıf kabul edilir.

Hadisler konusundaki tarihî seyir böyle iken, Şii külliyatı bazı çevrelerce “ravi zinciri eksik veya hiç yok” denilerek bir kalemde silinebilmektedir. Hapisten seslenen kişinin söylediklerine delil olarak getirdiği hadislerin tamamı da uydurmadır. Zira, hilafet konusunda Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali'nin beyanları ortada iken ve bu kişilerin Kur'an ve hadisle çelişir bir beyanları olamayacağına göre başka söze zaten gerek yoktur. Yukarıda zikretmemize rağmen, bu önemli açıklamaları tekrar aktaralım:

Hz. Ali'nin hilafetle ilgili görüşü

“… Allah'a and olsun ki, hiçbir zaman Arap'ın, Peygamber'den sonra imamet ve liderliği O'nun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam'dan çıkmış Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Hz. Fatıma'nın (a.s.) hilafetle ilgili görüşleri

Hz. Fatıma (a.s.), hilafet konusunda ümmetin Resûlullah'ın (s.a.v.) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederek şöyle demiştir: “… Başkasının devesini damgaladınız (sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz). Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum Günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu'l-Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gerek İmam Ali, gerekse Hz. Fatıma Ehl-i Beyt'in çok ciddi bir haksızlığa uğradığını ümmete kendileri anlatmıştır. Hilafet mevzuunda durum kimseye laf düşmeyecek kadar açıktır. 

 

Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış

Hangi partiler ittifak yapacak? Sosyolog Semih Turan açıkladı. "Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa çok büyük bir hayalkırıklığına uğrarlar" ifadelerini kullanan Semih Turan, olası ittifak seçeneklerini masaya yatırdı.
 

19.02.2026 14:49:00
Ahmet Turan Yiğit
Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış
Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış
Hangi partiler ittifak yapacak? Sosyolog Semih Turan açıkladı. "Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa çok büyük bir hayalkırıklığına uğrarlar" ifadelerini kullanan Semih Turan, olası ittifak seçeneklerini masaya yatırdı.
Turan, "Benim tahminim Sayın Mansur Yavaş'ı Sayın İmamoğlu'na yaptıkları gibi minderden alamayacaklarını düşünüyorum. Çünkü kör gözüne parmak misali bunu da yaparlarsa, Sayın Mansur Yavaş, Sayın İmamoğlu gibi minder dışına alınırsa oraya kimi aday yaparsanız yapın, belki de %60'la kazanacağına %70'le kazanacak" dedi.

Sosyolog Semih Turan'ın konuşmasını izleyin:

Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı

Uludağ'da dün akşam saatlerinde etkisini artıran kar yağışı sonrası kar kalınlığı 160 santimetreye kadar ulaştı. Yoğun yağışla birlikte yollar beyaza bürünürken, jandarma ekipleri kış lastiği veya zincir olmayan araçların zirveye çıkmasına izin vermedi

19.02.2026 11:45:00 / Güncelleme: 19.02.2026 12:12:45
İHA
Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı
Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı
Uludağ'da kar yağışının etkili olmasıyla, zirveye çıkmak isteyen sürücüler kontrol noktalarında tek tek durduruldu. Kış lastiği ya da zinciri bulunmayan araçların geçişine izin verilmedi.



Kurallara uymayan bazı sürücüler geri çevrilirken, ekipler sürücüleri can ve mal güvenliği konusunda uyardı.



Öte yandan kar küreme araçları gece boyunca aralıksız çalışarak yolların açık kalması için yoğun mesai harcadı.



Yetkililer, Uludağ'a çıkacak vatandaşların mutlaka kış lastiği ve zincir bulundurmaları gerektiğini hatırlattı.

Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı


 
 
Edirne'de restorasyon çalışmalarının ardından yeniden tam kapasite ibadete açılan Selimiye Camisi'nde ilk teravih namazı kılındı.

18.02.2026 22:46:00 / Güncelleme: 18.02.2026 22:55:06
HABER MERKEZİ/AA
Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı
Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı

Edirne'de restorasyon çalışmalarının ardından yeniden tam kapasite ibadete açılan Selimiye Camisi'nde ilk teravih namazı kılındı.
Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" dediği Selimiye Camisi, uzun süren restorasyon çalışmalarının ardından ramazan ayında yeniden cemaatle buluştu.

Restorasyon sürecinde bir süre kısmi ibadete açık olan camide, iç mekandaki çalışmaların tamamlanmasının ardından enderun usulü ilk teravih namazı yoğun katılımla eda edildi.
Akşam saatlerinden itibaren camiye gelen vatandaşlar, tarihi mabedin avlusunda ve çevresinde yoğunluk oluşturdu.
Yatsı namazının ardından saf tutan cemaat, ramazanın ilk teravihini kılmanın manevi huzurunu yaşadı. Selimiye Camisi'nin yeniden ibadete açılmasının ramazan ayına ayrı bir anlam kattığını belirten vatandaşlar, emeği geçenlere teşekkür etti.

Restorasyon 5 yıl önce başlamıştı
 
Restorasyonuna Kasım 2021'de başlanan ve çalışmalar süresince kısmi ibadete açık tutulan Selimiye Camisi'nde iç mekandaki çalışmaların tamamlanmasının ardından ilk kez Çarşamba günü namaz kılındı.  İlk tam kapasite namaz ikindi vakti eda edildi. İkindi namazına çok sayıda vatandaş katıldı. Türk-İslam mimarisinin zirve eserleri arasında gösterilen camide, restorasyon kapsamında yürütülen iç mekan düzenlemeleri, güçlendirme ve konservasyon uygulamalarının tamamlanmasıyla birlikte cemaat saf tuttu.
 
 Restorasyon süreci
 
Vakıflar Genel Müdürlüğünce kasım 2021'de bilim kurulu nezaretinde başlatılan restorasyon çalışmalarında sona yaklaşıldı. Çalışmalar kapsamında ana kubbede güçlendirme ve enjeksiyon uygulamaları tamamlanırken, kubbenin kurşun kaplaması yenilendi.
Revaklı avlu kubbelerinin kurşun kaplamaları da bitirildi. Yapıda zamanla uygulanan çimentolu müdahaleler kaldırıldı. Caminin cam ve ahşap pencere doğramaları tamamen yenilenirken, özgün ahşap kepenk ve kapılarda çürüme ve malzeme kayıplarına yönelik onarımlar gerçekleştirildi. İç mekandaki 264 alçı içlikten 1983 onarımında düz cam ya da pleksiglasla değiştirilen bölümler, paslanmaz çelik strüktürlü ve şişe dipli cam sistemle aslına uygun biçimde yenilendi. Beyaz çimentolu dışlıklar ise suya dayanıklı özel harç ve paslanmaz teçhizat kullanılarak değiştirildi. Restorasyon sürecinde yapının en fazla yıpranan bölümlerinin minareler olduğu belirlendi. Üç şerefeli, üç yollu merdiven sistemiyle tasarlanan ve alemi dahil yaklaşık 85 metre yüksekliğe ulaşan dört minarede güçlendirme ve bakım işlemleri tamamlandı.
Orijinaline uygun olarak dokunan halı yerine serildi Ana mekan ile revaklı avlu kubbelerindeki kalem işi ve alçı süsleme onarımları tamamlandı. Hazirede çalışmalar devam ediyor. Çini temizliği ve çevre düzenlemesi de restorasyonun son aşamaları arasında yer alıyor.

Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı

Ünlü sanatçı Metin Akpınar'ın biyolojik kızı olduğu 2 yıl önce mahkeme kararıyla kesinleşen Duygu Nebioğlu'nun, babalık sorumluluğunun yerine getirilmediği gerekçesiyle açtığı manevi tazminat davasında karar çıktı. Mahkeme, Nebioğlu lehine 6 milyon TL manevi tazminata hükmetti. Kararı değerlendiren Nebioğlu, "Yıllardır yaşadığım o üzüntü ve çocukluk yaralarıma sahip çıkma arzusundan ötürü bu kararı verdik ve verdiğimiz karar doğrultusunda da adaletin yerini bulduğunu düşünüyorum" dedi

18.02.2026 14:22:00 / Güncelleme: 18.02.2026 14:28:39
İHA
Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı
Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı
Yeşilçam oyuncusu Metin Akpınar'ın 1980'li yıllarda Suphiye Orancı ile evlilik dışı ilişkisinden doğan ikiz kızlarından biri olan Duygu Nebioğlu'nun Metin Akpınar hakkında açtığı tazminat davasından karar çıktı. Mahkeme, Nebioğlu lehine 6 milyon TL manevi tazminata hükmetti. Davanın itiraz yolunun açık olduğu belirtildi.



Karar sonrası duygularını dile getiren Duygu Nebioğlu, "Yıllardır yaşadığım o üzüntü ve çocukluk yaralarıma sahip çıkma arzusundan ötürü bu kararı verdik ve verdiğimiz karar doğrultusunda da adaletin yerini bulduğunu düşünüyorum. Emsal bir karar alındı" dedi.



Daha önce babalık davası açtıklarını ve bunu kazandıklarını belirten Avukat Ahmet Furkan Uludağ ise mahkeme kararına ilişkin şunları söyledi:

"En azından Duygu'nun bu yıkımına bir nebze su serpecek tazminat talepli bir dava açtık. Davamızda birçok tanık dinlendi. Mahkemece emsal nitelikte bir karar verildi. Duygu'ya talebimiz doğrultusunca 6 milyon TL gibi manevi tazminata hükmedildi. İnşallah kendisi lehine hükmedilen bu tazminat, Duygu'nun bu zamana kadar çektiği acılara bir nebze su serpmiş olur."

Daha önce Uğur Dündar da Duygu Nebioğlu'nun açtığı tazminat davasında tanık olarak dinlenmişti.

Kocaeli'yi lodos vurdu: Yollar göle döndü

Kocaeli'nin Gölcük ve Başiskele ilçelerinde sabah saatlerinde etkili olan lodos nedeniyle dalgalar metrelerce yüksekliğe ulaştı. Deniz taşınca bazı yollar göle döndü

18.02.2026 14:15:00 / Güncelleme: 18.02.2026 14:20:46
İHA
Kocaeli'yi lodos vurdu: Yollar göle döndü
Kocaeli'yi lodos vurdu: Yollar göle döndü
Kocaeli'de sabah saatlerinde etkili olan lodos hayatı olumsuz etkiledi. Şiddetli rüzgarın etkisiyle dalgalar yükselirken, deniz taşarak kıyı kesimlerinde su baskınlarına neden oldu.



Gölcük ilçesi Halıdere Mahallesi Sahil Caddesi deniz suyuyla kaplandı. Başiskele ilçesi sahil kesiminde de yollar göle döndü. Yolların su altında kalması nedeniyle sürücüler ilerlemekte güçlük çekti. İlçe belediyesi ekipleri çalışma gerçekleştirdi.



"Venedik'e döndük"

Esnaf İbrahim Hoşbaşak, "Venedik'e döndük. Lodosta her sene bu hale geliyor. Rıhtımın yükseltilmesini istiyoruz. Elektrik yok, depomu su bastı içiresinde malzemelerim var. Esnafımız çizmelerle dolaşıyor. Marketi su bastı her türlü zararımız var. Bazı işi bilmeyen arkadaşlarımız var deniz suyunun içerisinde geziyor" ifadelerini kullandı.


Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi

Mersin'in Erdemli ilçesinde etkili olan fırtınada bir ağaç müstakil evin üzerine devrildi

18.02.2026 13:15:00 / Güncelleme: 18.02.2026 13:18:01
İHA
Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi
Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi
Meteorolojinin uyarı yaptığı Mersin ve ilçelerinde fırtına etkili olmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Erdemli ilçesi Esenpınar Mahallesi'nde, yağmurla birlikte ekili olan fırtına nedeniyle bir ağaç müstakil evin üzerine devrildi. Olayda yaralananın olmadığı öğrenildi. Karahıdırlı-İlemin yolu üzerinde de bir elektrik direği fırtınadan yola devrildi.



Esenpınar Mahalle Muhtarı Abdurrahman Gölgeli, sabah saatlerinde fırtınanın etkisini arttırdığını belirterek, "Mahallemizde sabah güçlü bir fırtına, güçlü bir hortum etkili oldu. 5-6 ağacımız yıkıldı, göçtü. Çok şükür bir can zayiatımız yok" dedi.

Yıkılan ağaçlar belediye ekiplerince kaldırıldı.

Tokat'ta uyuşturucunun pençesinde...

Tokat'ta ele geçirilen 55 bin 440 adet sentetik hapla ilgili gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı

18.02.2026 10:54:00
İhlas Haber Ajansı
Tokat'ta uyuşturucunun pençesinde...
Tokat'ta uyuşturucunun pençesinde...
Tokat'ta ele geçirilen 55 bin 440 adet sentetik hapla ilgili gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı.

Edinilen bilgilere göre, İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele ve Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen operasyonda il dışından gelen bir araçta yapılan aramada; 55 bin 440 adet sentetik ecza ele geçirilmiş, soruşturma kapsamında 5 şüpheli gözaltına alınmıştı.



Dün emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen S.U. ve Y.P., çıkarıldıkları adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.



İ.D. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Operasyon kapsamında Samsun'da gözaltına alınan S.A. da emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, H.Y. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturmanın çok yönlü sürdüğü öğrenildi.

Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu

Adana merkezli 10 ilde, para karşılığında temin ettikleri başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden usulsüz reçete yazdırarak milyonlarca liralık ilaç temin eden şebekeye yönelik "Son Reçete" operasyonu düzenlendi

18.02.2026 10:50:00
İhlas Haber Ajansı
Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu
Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu
Adana merkezli 10 ilde, para karşılığında temin ettikleri başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden usulsüz reçete yazdırarak milyonlarca liralık ilaç temin eden şebekeye yönelik "Son Reçete" operasyonu düzenlendi. 69 şüpheli gözaltına alınırken, örgüte ait 87 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 34'ü tutuklanırken, 25 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 10 kişi ise savcılıktan serbest kaldı.

Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü'ne bağlı Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, usulsüz reçete yöntemiyle ilaç temin eden şebekeye yönelik yaklaşık 1 yıl süren teknik ve fiziki takibin ardından operasyon düzenledi. "Son Reçete" adı verilen operasyonda, para karşılığında temin edilen başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden reçete yazdırılarak kanser ilaçları, uyuşturucu içerikli haplar, antibiyotikler ve sağlık kabinlerinde kullanılan ilaçların alındığı ortaya çıkarıldı.

Doktor üzerinden reçete, 6 eczaneden temin



Yapılan çalışmalarda, ilaçların doktor U.U. üzerinden reçete edildiği, örgüt içerisindeki 6 eczacı aracılığıyla temin edildiği belirlendi. Sağlık raporuna tabi ilaçların ise hasta yerine "dublör" kullanılarak alındığı tespit edildi. Dublörlük görevini hepatit hastası S.İ. ile R.O.'nun yaptığı öğrenildi.
Şebekenin temin ettiği ilaçları yasa dışı şekilde sağlık kabinleri ve farklı eczanelere sattığı, uyuşturucu madde içerikli hapların ise elden bağımlılara verildiği ve yurt dışına satış yaptığı belirlendi.

87 milyon TL'lik mal varlığına el konuldu



Soruşturma kapsamında şebekede; 1 doktor, 6 eczacı, 5 eczacı kalfası, 3 ecza deposu sahibi, 1 hemşire ve 2 dublör olmak üzere çok sayıda şüphelinin yer aldığı tespit edildi.
13 Şubat'ta Adana merkezli olmak üzere İzmir, Konya, Diyarbakır, Mersin, Antalya, Muğla, Batman, Osmaniye ve Mardin'de 186 ekip ve 600 polisin katılımıyla eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda 69 şüpheli gözaltına alındı.

Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ile 500 kutu ilaç ele geçirildi. Şebekeye ait yaklaşık 87 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu.
Şebekenin kamuya verdiği zararın belirlenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından inceleme başlatıldı.

34 kişi tutuklandı

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden aralarında doktor, eczacı, ecza deposu sahipleri ve dublörlerin de bulunduğu 34 kişi tutuklandı. 25 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 10 kişi ise savcılıkça serbest kaldı.

Uyuşturucu çok baronlar yok

Edirne'de Kapıkule Gümrük sahasında yapılan operasyonlarda 914,33 kilogram esrar yakalandı

18.02.2026 10:39:00
İhlas Haber Ajansı
Uyuşturucu çok baronlar yok
Uyuşturucu çok baronlar yok
Edirne'de Kapıkule Gümrük sahasında yapılan operasyonlarda 914,33 kilogram esrar yakalandı.

Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza ekiplerince alınan istihbarat çalışmalar sonucu yurda giriş yapmak üzere Kapıkule Gümrük Sahası'na gelen bir tır, X-ray taramasına sevk edildi.



Şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine araçta narkotik köpekleri Thorin ve Neptün ile yapılan aramada, dondurulmuş tavuk etlerinin arasına gizlenmiş 763 vakumlu paket halinde 886,366 kilogram esrar ele geçirildi.

Pikapta gizli bölmelerden çıktı



Kapıkule'ye gelen pikap da istihbari bilgileri doğrultusunda X-ray taramasına yönlendirildi. Tespit edilen şüpheli yoğunluk üzerine yapılan detaylı aramada aracın gizli bölmelerinde 49 paket halinde 27,964 kilogram esrar bulundu.

İki ayrı olayla ilgili gözaltına alınan 3 şüpheli, sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

41 ürünün 27'sinde fiyat arttı

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 15 günlük süreçte markette 41 ürünün 27'sinde fiyat artışı, 14'ünde fiyat azalışı görüldüğünü belirterek, "Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 42,9 ile pırasa oldu. Pırasayı yüzde 32,1 ile marul, yüzde 27,4 ile kabak, yüzde 25,6 ile sivri biber izledi." ifadesini kullandı

18.02.2026 10:21:00
Anadolu Ajansı
41 ürünün 27'sinde fiyat arttı
41 ürünün 27'sinde fiyat arttı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ramazan öncesinde temel gıda ürünlerindeki fiyat değişimlerine ilişkin yaptığı açıklamada, fiyat hareketlerinin Birlik tarafından incelendiğini bildirdi.

Geçen yıl ile bu yılın ramazan ayı öncesindeki fiyatlara bakıldığında, bu yıl markette 39 ürünün 32'sinde fiyat artışı, 7'sinde fiyat düşüşü gerçekleştiğini aktaran Bayraktar, "Markette en fazla fiyat artışı yüzde 197,4 ile limonda görüldü. Limonu, yüzde 149,2 ile kabak, yüzde 117,1 ile fındık, yüzde 108,8 ile elma izledi. Markette fiyatı en çok düşen ürünler ise yüzde 41,9 ile kuru soğan, yüzde 31,9 ile kuru fasulye, yüzde 26,4 ile nohut ve yüzde 18,3 ile beyaz lahana oldu." değerlendirmesinde bulundu.

Bayraktar, geçen yıl ile bu yılın ramazan ayı öncesine göre, üreticide 31 ürünün 21'inde fiyat artışı, 9'unda fiyat düşüşü görüldüğünün, bir üründe fiyat değişimi yaşanmadığının altını çizerek, üreticide en fazla fiyat düşüşünün yüzde 68,5 ile kuru soğanda gerçekleştiğini vurguladı. Kuru soğanı, yüzde 44 ile beyaz lahananın, yüzde 29,8 ile sivri biberin, yüzde 23 ile patatesin izlediğine dikkat çeken Bayraktar, üreticide en fazla fiyat artışının yüzde 212,7 ile limonda görüldüğünü, limonu 160 ile antepfıstığının, yüzde 133,3 ile kuru kayısının, yüzde 100 ile kırmızı mercimeğin takip ettiğini kaydetti.

"41 ürünün 27'sinin fiyatı arttı"

Marketlerde 28 Ocak-12 Şubat 2026 fiyatlarını da incelediklerinin altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:

"15 günlük süreçte, markette 41 ürünün 27'sinde fiyat artışı, 14'ünde fiyat azalışı görüldü. Markette fiyatı en fazla artan ürün, yüzde 42,9 ile pırasa oldu. Pırasayı yüzde 32,1 ile marul, yüzde 27,4 ile kabak, yüzde 25,6 ile sivri biber izledi. Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 9,6 ile yeşil mercimek oldu. Yeşil mercimeği yüzde 9 ile antepfıstığı, yüzde 8,3 ile nohut, yüzde 7,8 ile kuru soğan ve yüzde 6,5 ile havuç takip etti."

Bayraktar, söz konusu dönemdeki üretici fiyatlarına ilişkin gelişmelere de değinerek, 15 günlük süreçte üreticide 33 ürünün 21'inde fiyatın artığını, 4'ünde fiyatın düştüğünü, 8 üründe ise fiyat değişimi görülmediğini belirtti. Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 17 ile karnabaharda görüldüğünü, bunu yüzde 12,7 ile kuru soğanın ve fındığın, yüzde 9,4 ile patatesin izlediğine işaret eden Bayraktar, üreticide en fazla fiyat artışının yüzde 47,3 ile maydanozda tespit edildiğini bildirdi.

Maydanozu yüzde 36,1 ile marulun, yüzde 28,8 ile mandalinanın, yüzde 28,6 ile havucun, yüzde 23,9 ile pırasanın takip ettiğini aktaran Bayraktar, "Kuru soğanda, rekoltenin yüksek olması ve sıcaklıkların artması nedeniyle depolarda bozulmalar yaşanmaya başlandı. Ürün kaybı riskini azaltmak isteyen üreticiler, kuru soğanı kısa sürede elden çıkarmak amacıyla piyasaya düşük fiyatlardan sunmaya başladı. Patateste ise piyasada durgunluk yaşanıyor, alıcı talebinin zayıf olması fiyatları olumsuz etkiliyor. Talebin azalması, karnabahar fiyatlarının gerilemesine sebep oldu. 2025'te yaşanan zirai don sebebiyle fındık rekoltesi düştü. Fakat buna rağmen piyasada oluşan fındık fiyatları, son dönemlerde manipülatif hareketlerle düşürüldü." ifadelerini kullandı.

Vatandaşlara ramazan alışverişi uyarısı

Bayraktar, aynı marka ürünlerin farklı marketlerdeki fiyat değişimine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Birliğimizce, Ankara'da temel tüketim maddeleri arasından seçilen aynı marka ve gramajdaki 5 farklı ürünün, 4 farklı marketteki fiyatlarına yönelik çalışma yapıldı. Aynı markanın aynı gramajda ürünün, farklı marketlerdeki fiyatları değerlendirildiğinde, ayçiçek yağında yüzde 68,3, nohutta yaklaşık yüzde 41, tavukta yüzde 26,3, sütte yüzde 22,5 ve yoğurtta yüzde 19,9 oranlarında değişimler olduğu görülüyor. Son yıllarda önemli ölçüde artan üretim maliyetleri ve yaşanan doğal afetler nedeniyle üreticilerimiz yeterli geliri elde edemiyor ve üretmekte zorlanıyorlar. Buna rağmen, üreticilerimizin ürettiği ürünlerin marketlerde birbirinden farklı yüksek fiyatlara satılması kabul edilebilir değildir. Diğer taraftan, tüketicilerimiz ramazan alışverişlerini yaparken, taklit ve tağşiş yapılan ürünler konusunda dikkatli olmalı, güvendikleri yerlerden ihtiyaçlarını almalı ve şüpheli ürünleri ihbar etmeli. Taklit ve tağşişin önlenmesi için tüm illerde denetimlerin sık sık yapılması sağlanmalı." 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.