logo
20 EKİM 2026

Prof. Dr. Haydar Baş, İslam dünyasını birleştirmektedir

Şii-Sünni kardeşliği için çalışan Prof. Dr. Baş'ın Ehl-i Beyt Külliyatı'nı hedef alan ve halen hapiste olan bir şahsın hezeyanlarına İcmal'den tokat gibi cevap geldi

13.04.2012 00:00:00
 

İCMAL

Hapisten gönderdiği ses kaydında eksik ve yanlı bilgiler ile Ehl-i Beyt'e, Hz. Ali'ye, Prof. Dr. Haydar Baş Hocaya cevap vermeye çalışan kişi, aslında onlara da değil, Cenab-ı Hakkın ayetlerine ve Resûlullah'ın hadislerine dil uzatmaktadır.

Aylardır gözaltında bulunan bu kişi, Ehl-i Beyt'i ve Hz. Ali'yi nasıl ağzına alabilir ki? Yazdığı Ehl-i Beyt Külliyatı ile hem İslam dini üzerindeki oyunları bozan, hem de bölgemizdeki işgal harekatına set çeken gerçek bir âlimin adını nasıl ağzına alabilir ki? Bu kişi, Haydar Baş Hocayı, Hz. Ali'nin imametinin gasp edildiğini eserlerinde dile getirdiği için Ehl-i Sünnet dairesinden çıkarmakta ve hatta iman dairesinden çıkmakla itham etmektedir.

“Hz. Ali'ye hakkını vermediler, hak onunken kendinden önce 3 kişiye verdiler, diyenin durumu imanla bağdaşır mı?” demektedir. Sayın Baş'ın eserleri okunduğunda görülecektir ki, bu konudaki görüşler hadislerin nakli şeklinde verilmiştir.

Şii ve Sünni dünya birleşmelidir

Gelinen noktada ise, Sayın Baş'ın Külliyatı, Ehl-i Beyt kongreleri ile Şii ve Sünni dünyayı birleştirecek orta bir noktaya gelinmesine vesile olmuştur. Konuşmada geçen iftiralara cevap verilecek ve hakkında kanuni yollara da başvurulacaktır. Ancak ilk olarak altının çizilmesi gereken bir hakikat vardır: Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olması ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın bu konuda Hz. Ali'nin hakkını yediği ile ilgili görüş Sayın Baş'a ait değildir. Bu gerçeği savunan pek çok kişi vardır. Ancak bu gerçek, en fazla uğruna canını feda etmekten çekinmeyen İmam Hüseyin'e aittir.

Kerbela faciasında şehadet şerbetini içen İmam Hüseyin neden ve kime karşı kıyam etmiştir? İmam Hüseyin, hilafetin kendi hakkı olmasına rağmen, hakkı olmayan kişiler tarafından gasp edildiğini söyleyerek, ümmetin gerçekleri görmesi ve İslam'dan sapmasının önüne geçmek için kıyam etmiştir. Şii veya Sünni hangi kaynak eseri açarsanız, Kerbela vahşeti ve İmam Hüseyin'in kıyamı ile ilgi bundan başka bir gerekçeye rastlamazsınız.

Müslümanlar için şeref meselesidir

İmam Hüseyin, Resûlullah'ın “oğlum” hitabına mazhar olmuş, cennet gençlerinin efendisidir ve Ehl-i Beyt'tendir. İmam Hüseyin'in sahip çıktığı ve canı pahasına halkı ayıktırmaya çalıştığı bir konuya sahip çıkmak bir Müslüman için şeref vesilesi olmalı iken, bunları iman çizgisinden sapma olarak yorumlamak, bu çarpık yorumu yapan kişinin neye inandığı noktasında bizi düşündürmektedir. Hapisten seslenen kişi! Sen veya senin gibi düşünenler, hadislerle övülen, cennetle müjdelenen bir kişinin, kanı ile savunduğu dava için “küfür” diyebilmektesiniz?

Kendinize geliniz! 

Hapisten seslenen kişi, görüşlerini İmam-ı Rabbani ile desteklemektedir. İmam-ı Rabbani, yaşadığı dönemde ülkesine yoğun şekilde başlayan Şii akını ile mücadele etmiştir. İmam-ı Rabbani, Ehl-i Beyt tarafı olarak anılamaz. Hz. Fatıma'nın Fedek hurmalığı konusundaki çıkışlarını, “dinî bir gazaplanma değil, kadınlığının verdiği hislerle maddi bir gazaplanma” olarak değerlendirecek noktadadır. Hz. Fatıma, Tathir ayeti ile sabittir ki, temizdir. Ehl-i Beyt'tendir. Al-i İmran Sûresi'nin 61. ayetine göre, Resûlullah'ın yanında Necran Hıristiyanlarına karşı mübahaleye katılan ve doğru sözlülüğü ayetle sabit bir kişidir.

İmam Rabbani'nin hilafet konusunda İmam Ali'ye ve Fedek konusunda Hz. Fatıma'ya olan çıkışları, Mübahale ayeti (Al-i İmran, 61), Tathir ayeti (Ahzab, 33), Meveddet ayeti (Şura, 23) ve Ebrar ayetlerine (İnsan, 8) terstir. İslam akaidinde bir konu hakkında ayet varsa ayet, ayet yok hadis varsa hadis, yoksa içtihat geçerlidir. Bu konuda ise hem ayet, hem de Peygamber Efendimizin hadis-i şerifleri vardır. 

Ayetle doğrulukları, temizlikleri sabit kişilerin durumları hakkında fikir beyan ederek içtihat yapmak kimsenin harcı değildir. Bu Kur'an ve Sünnete terstir. Bidattir. İmam Rabbani her ne kadar mutasavvıf olarak değerlendirilse de etkisinde kaldığı Mevlana Kemal Keşmirî isimli hocası aklî ilimlerde ileri idi. Dolayısı ile İmam Rabbani'nin olayları değerlendirmesi de basiret gözü ve maneviyattan ziyade, aklına göredir ki, ayet ve hadisin olduğu meselelerde hiç kimsenin ayrı bir netice çıkarma hakkı yoktur. 

“Kaldı ki, sahabeden, hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu savunan birçok sahabe vardır. Bunların en meşhurları şunlardır: Selman-i Farisi, Ebu Zer Giffari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemi, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu Eyyub el-Ensari, Cabir b. Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sad b. Ubade, Kays b. Sad, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam.” (İmam Ali, Prof. Dr. Haydar Baş).

İmam-ı Azam'ın Muaviye ile ilgili sözleri mühimdir

Acaba, hapisten seslenen kişi kendini sahabeden de üstün mü görmektedir? Hapisten seslenen kişi, Hz. Ali'nin hilafeti hak ettiğini kabul etmediği gibi, Hz. Ali ile Muaviye arasındaki muharebe ve ayrılıkların içtihat ayrılığından doğan dinî bir mesele olduğunu söylemiştir. “Biz Hz. Muaviye aleyhine konuşmanın ve onunla birlikte olan 10 bin sahabenin aleyhine gitmenin dahi ne kadar sakıncalı olduğunu anlatıyorken, adam kalkmış Ebubekir'in, Ömer'in konumunu tartışmaya açıyor” demektedir.

Muaviye'nin hilafeti ile ilgili olarak İmam Azam Ebu Hanife şunları söylemiştir: “Şamlılar bizi sevmiyorlar. Zira, Hz. Ali ve Muaviye'nin saflarından birisine iştirak etmemiz talep edildiğinde biz, ‘ancak Ali'nin askerleri arasına katılırız' diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira, biz Ehl-i Beyt'i seviyoruz. Ehl-i Beyt'e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz.” (Bezzazi, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275).

İmam Gazali ise hilafetle ilgili olarak şunları söylemiştir: “… Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resûlullah şöyle buyuruyor: Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.” (İmam Gazali, Sırru'l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi'd-Dareyn, s. 16-18).

“… Dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için icma hâsıl olmuştu derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası, Sakife'de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırru'l-Alemeyn ve Keşf-i ma fi'd-Dareyn, s. 16-18).

Bu konuda İmam-ı Rabbani'ye söz düşmez

Hapisten seslenen kişi, Hz. Ali ile Muaviye arasında geçenleri içtihat ayrılığı olarak kabul ediyor ve İmam Rabbani'nin görüşlerini kendisine delil kabul ediyor. “İmam-ı Rabbani'nin beyanları ile sahabe arasında savaşlar nefse dayalı değildir. İçtihada dayalıdır” demektedir.

Hilafet konusunda İmam Azam'ın, İmam Gazali'nin ve aşağıda vereceğimiz Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali'nin görüşleri ortada iken, İmam-ı Rabbani'ye söz düşer mi? Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur. Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın görüş beyan ettiği bir konuda, İmam-ı Rabbani'nin görüşü hiçbir zaman kabul edilemez.

Hz. Ali'nin hilafet ile ilgili görüşü

“… Allah'a and olsun ki, hiçbir zaman Arap'ın, Peygamberden sonra imamet ve liderliği O'nun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim, ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam'dan çıkmış Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem, İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Hz. Fatıma'nın (a.s.) hilafetle ilgili görüşleri

Hz. Fatıma (a.s.), hilafet konusunda ümmetin Resûlullah'ın (s.a.v.) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederek şöyle demiştir: “… Başkasının devesini damgaladınız (sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz). Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum Günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu'l-Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gerek İmam Ali, gerekse Hz. Fatıma, Ehl-i Beyt'in çok ciddi bir haksızlığa uğradığını ifade etmişlerdir.

Bunu hiçbir tevil ve izah tamir edemez. Hapisten seslenen kişi, İmam Cafer Sâdık'ın, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in Hz. Ali'den daha üstün olduğunu delilleriyle ispat ettiğini uydurmuştur. Canını bu uğurda feda eden İmam Hüseyin gibi Ehl-i Beyt soyunu devam ettiren masum imamların tamamı hayatlarını imametin gerçek sahibine vermenin gereği üzerine bina etmişlerdir. Bunu yaparken maksatları diğer sahabelere veya ümmete karşı bir üstünlük ayrımı yapmak değildir.

Nasıl ki, bir insan başını secdeden kaldırmasa ve her günü oruçlu geçirse peygamber olamayacaksa, çalışarak Ehl-i Beyt olması da mümkün değildir. Burada sevilmişlik, seçilmişlik söz konusudur. Ayet ve hadislerle sabit bir hakkın sahibine verilmesi iddiası vardır. Bu sevilmişliği ve seçilmişliği reddetmek ise ayet ve hadislere terstir. Bunun mânâsının da itikadımızda ne olduğu herkesçe malumdur. Tüm bunları reddeden mantık, kendi uydurduğu hadislerle Hz. Ebubekir'i üstün göstermeye çalışmakta, hatta onun Resûlullah (s.a.v.) tarafından halife tayin edildiğini dahi iddia edebilmektedir. Esas bu zorla geliştirilen düşünce, gerçeğe terstir.

Kimse Hz. Ebubekir, Hz. Ömer veya Hz. Osman'ın Hz. Ali'den üstünlüğünü tartışmaya açmamaktadır. Ancak ortada Hz. Ali hakkında Gadir-i Hum günü ilan edilen bir “halifelik ve vasilik” varken, kimse tutup da Resûlullah'ın bunun hilafına hareket ederek başka bir zamanda Hz. Ebubekir'i işaret ettiğini söyleyemez. Bu Hz. Peygamber'i töhmet altına sokmaktır ki, bunun vebalinin ödenmesine imkan yoktur. Hapisten seslenen kişi, kaynak vermeden yer verdiği hadisler ile Hz. Ebubekir'in hilafetini ispatlamaya çalışmaktadır. Hadislerden yola çıkarak hilafete destek aranıyorsa, Resûlullah (s.a.v.) hiçbir sahabe hakkında Hz. Ali kadar hadis buyurmamıştır. Sadece Gadir-i Hum günü irad edilen hutbenin 7 yerinde Hz. Ali, Cenab-ı Peygamber tarafından “halife ve vasi” olarak ilan edilmiştir.

Sünni âlimler de kabul etmiştir

Bunlardan birinde, “Ali b. Ebi Talib, Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir” buyurmuştur. Yine hutbenin bir yerinde, “Ey insanlar! Bu Ali'dir! O Benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir” buyurmaktadır. Yine başka bir yerinde, “Benden sonra Ali Allah'ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O'nun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır” buyurmuştur.

220 Sünni âlim bu hadislere eserlerinde yer vermiştir. Detaylı bilgi için Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in ”İmam Ali” isimli eseri incelenmelidir. Hz. Ali hakkında 300 ayet nâzil olmuştur. Hapisten seslenen kişi, hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğu konusunu, “Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Osman'ın küçük düşürülmesine sebeptir” şeklinde değerlendirmektedir. Bu kendi görüşüdür. Bu görüş İslam ümmetinde büyük bir fitneyi ateşleyecek ve ayrışmaya sebep olacak bir değerlendirmedir. Hz. Ali'nin hilafetini kabul, diğerlerini red değil, ayet ve hadisle sabit olan bir hakkı sahibine teslimdir. Yoksa Hz. Ebubekir ne kadar değerli ise, Hz. Ali de o kadar kıymetlidir. Bu mânâda bir fark yaratacak bir açıklama asla yapılmamıştır. Hapisten seslenen kişi, “Şia fırkası Hz. Ali (a.s.) takiyye yaparak biat etti aslında bunu istemediğini yani biat etmek istemediğini iddia ederek hepimizi ittifakla Allah'ın Aslanı diye vasıflandırdığı o Yüce Şahsiyete korkaklık, ikiyüzlülük ve münafıklık isnat etmiş olmaktadırlar. Öyle ya madem kendi hakkını yedirecek, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Sen şimdi Hz. Ali'ye bu isnatta bulunduğun zaman, Hz. Ali'ye ne kötü isnatlarda bulunduğunun farkında bile değiller.” (Not: Cümle düşüklükleri hapisten seslenen kişiye aittir).

Hz. Ali, Allah'ın Arslanı'dır. Ve hilafet işinin peşine neden düşmediğini kendisi eseri Nehcü'l-Belağa'da izah etmiştir: “Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Kısaca Hz. Ali ne korkaktır, ne de hilafeti takiyye için terk etmiştir. Onun tek davası Allah rızasıdır. Bunun için İslam ümmetinin dağılmasından duyduğu endişe ile gerekeni yapmıştır. Ona, başkasının ağzından söylenmiş sözleri ifade edercesine dil uzatmak ise bilgisizlikten başka bir şey değildir. Hapisten seslenen kişi, “Ehl-i Sünnet uleması bunca sağlam delile dayanırken, lütfen kimse Acem palavralarına aldanan adamlara itibar etmesin” demektedir. Ehl-i Sünnet kaynakları olarak ifade edilen hadis külliyatları Hicri 2. asrın başında şekillenmeye başlamıştır. Halife Ömer b. Abdülaziz döneminde hadislerin tedvinine başlanmıştır. 

Ehl-i Beyt Ekolü'nün hadis kaynakları ise Resûlullah'ın hayatında oluşmaya başlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendi döneminde Hz. Ali (a.s.) dışındaki diğer sahabesine hadis yazımını yasaklamıştır: “Benden bir şey yazmayın, Benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.” (Sahih-i Müslim c. 4, s. 97; Sünen-i Daremi, c. 1, s. 119; Sünen-i Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 182). Zeyd b. Sabit'ten, “Resûlullah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti.” (Sünen-i Ebu Davud, İlim Kitabı, c. 3, s. 319).

Ehl-i Beyt mektebinde hadis yazan ilk kişi Hz. Ali'dir. “Ahmed b. Muhammed b. Ali'den, İmam Muhammed Bâkır kanalı ile babalarından şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.v.) Ali'ye, ‘Sana söylediklerimi yaz' buyurdu. Ali (a.s.), ‘Ya Resûlalllah, unutmamdan mı endişe ediyorsunuz?' diye sordu. Resûlullah (s.a.v.), ‘Hayır, unutmandan endişe etmiyorum. Çünkü Ben Allah'tan senin hafızanı güçlendirmesini ve senin unutmamanı istedim. Bunları ortakların için yaz' buyurdu. Bunun üzerine Ali, ‘Ortaklarım kimlerdir ya Resûlallah?' dedi. Peygamber (s.a.v.), ‘Ortakların senin evlatlarından olan imamlardır. Allah, onların sebebi ile ümmetime yağmur yağdırır. Onların sebebi ile dualar kabul olur' buyurdu.

Sonra Hasan'a işaret ederek, ‘Bu onların birincisidir' dedi. Ardından Hüseyin'e işaret ederek, ‘İmamlar bunun evlatlarındandır' buyurdu.” (Şeyh Tusi, el-Emali; Besairu'd-Deracat ve Yenabiu'l-Mevedde'de yer alır). Yani, Hz. Peygamber Hz. Ali (a.s.) dışındaki sahabelerine kendinden hadis yazımını yasaklamış, bir tek ona izin vermiştir. Bu sayede Şii ulemanın ilk hadis külliyatı ve ilk hadis kaynağı Hz. Ali'nin (a.s.) yazdığı Cami, Cifr, Hz. Ali'nin (a.s.) Mushaf'ıdır. Bunlara bir de Hz. Fatıma'nın (a.s.) ilham yolu ile kendine ulaşan bilgilerin yazılı olduğu Hz. Fatıma'nın Mushafı da eklenecektir.

Bu hadis külliyatı, bir imamdan diğerine bir sandık içinde nakledilmiş emanetlerdir. “Cami” için İmam Muhammed Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: “Bizim yanımızda Ali'nin kitaplarından yetmiş arşın uzunluğunda bir sahife var, biz bu sahifede yazılı olanları izler ve onun sınırlarından dışarı çıkmayız. Ali (a.s.), bu sahifede bütün ilimleri, yargı ve mirasla ilgili her şeyi yazmıştır.” (Besairu'd-Deracat). “Cifr” kitabı için İmam Câfer Sâdık şöyle dedi: “Bizim yanımızda kenarlarına kadar dolan öküz derisi üzerine yazılmış olan Cifr kitabı var. Bu kitap, geçmişte vuku bulan ve kıyamete kadar gelecekte vuku bulacak olayları içermektedir.” (Besairu'd-Deracat)

Hz. Ali'nin Mushafı konusunda İmam Câfer Sâdık (a.s.) şöyle diyor: “Resûlullah (s.a.v.) Ali'ye dedi ki: ‘Ey Ali! Kur'an yatağımın arkasında mushafta, ipek levhalarda ve kağıtlarda yazılıdır. Yahudilerin Tevrat ı kaybetmeleri gibi onları kaybetmeyin.' Bunun üzerine Ali onları sarı bir örtü içine koyup topladı.” (El-Menakıb, İbn Şehraşub, c. 2, s. 41). Bu Mushafta sûreler nüzul sebebine göre, ayetler hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberin (s.a.v.) imlası, Ali'nin (a.s.) hattı ile yazılmıştır. Ayetlerin indirilmesinin nedeni, nerede, ne zaman, ne maksatla olduğu, ayetten kimlerin kastedildiği, bütün özellikleri ile zikredilmiştir.

Hz. Fatıma'nın (a.s.) Mushafı için Hammad b. Zeyd, İmam Cafer'den şöyle nakleder: “Allah-u Teala Peygamberinin ruhunu aldığı zaman, O Hazretin vefatından dolayı Hz. Fatıma'yı, zorluğunu Allah'tan başka kimsenin bilmediği bir üzüntü ve keder sardı. Bu nedenle Allah onunla konuşup üzüntüsünü gidermesi için bir melek gönderdi. Fatıma bunu Hz. Ali'ye bildirdi. Ali de ondan tüm duyduklarını yazdı. Böylece Hz. Fatıma'nın Mushafı oluştu. Onda, gelecek ile ilgili haberler vardır.” (Usul-i Kâfi, c. 1, s. 240)

Yani bir sandık içinde bir imamdan diğerine geçen emanetler henüz Resûlullah (s.a.v.) hayatta iken kendinden duyularak yazılmaya başlanan bu hadislerdir.  Şii dünyasından hadisler direkt Resûlullah'a (s.a.v.) ve Hz. Ali'ye (a.s.) dayandığı için bir rivayet zincirine gerek yoktur. Sahih olmaları dayandıkları kaynaktandır. İmamların hepsi de bu hadis külliyatına göre hüküm vermiştir. Şia hadis külliyatı, imamlara sorulan sorular karşısında bu hadislerle verilen cevaplardan oluşmaktadır. Sünni dünyanın hadis kaynaklarının oluşumu ise Emeviler dönemine kadar gecikmiştir. Hadis toplanması ve yazımı Hicri 2. asrın başına Ömer b. Abdülaziz dönemine kadar uzamaktadır.

Üstelik Hz. Ali dışındaki sahabeler, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Resûlullah'ın emrine uyarak hadis yazmamışlardır. Hz. Ebubekir, “Hiçbir şekilde Resûlullah'tan (s.a.v.) bir şey anlatmayın. Kim de size soracak olursa sizinle bizim aramızda Allah'ın Kitabı vardır. O Kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin” (Zehebi, Tezkiretu'l-Huffaz, c. 1, s. 2-3) demiştir. Hz. Ömer döneminde ise hadisler aynı gerekçe ile yakılmıştır. (Tabakat-ı İbn Sa'd, c. 5, s. 140).

Hz. Osman ise, “Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi caiz değildir” demiştir. (Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 64) demiştir. Sünni dünyada halifeler döneminde hadis yazımı yasaklanmış, hadisler yakılmıştır. Bunun yanında hadislerin yazımı ve toplanması Hicri 1. asrın sonuna kadar gerçekleşmemiştir. 2. asrın sonu ve 3. asrın ortasına kadar bu hadisler tedvin edildi. Nereden bakarsanız bakın Peygamber Efendimizden tam iki asır sonra bu iş Ehl-i Sünnet dünyasında gerçekleşmiştir.

Ehl-i Beyt kaynakları ise Peygamberimizin devr-i saadetlerinde İmam Ali tarafından bizzat Peygamberin emri ile kaydedilmiştir. Hadis yazımına çok geç başlanması sebebiyle, sıhhat şartı aranmış ve ravi zinciri mutlaka istenmiştir. Uydurma hadislerin araya girmesini engellemek için de rivayet zincirinde kopukluk olup olmadığına bakılmıştır. Hz. Peygamber'le aralarında iki asra yakın bir aralık olan bu dünyanın, hadis sıhhati için bu yolu seçmesi mecburidir. Eğer ravi zinciri tam değilse, hadis zayıf kabul edilir.

Hadisler konusundaki tarihî seyir böyle iken, Şii külliyatı bazı çevrelerce “ravi zinciri eksik veya hiç yok” denilerek bir kalemde silinebilmektedir. Hapisten seslenen kişinin söylediklerine delil olarak getirdiği hadislerin tamamı da uydurmadır. Zira, hilafet konusunda Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali'nin beyanları ortada iken ve bu kişilerin Kur'an ve hadisle çelişir bir beyanları olamayacağına göre başka söze zaten gerek yoktur. Yukarıda zikretmemize rağmen, bu önemli açıklamaları tekrar aktaralım:

Hz. Ali'nin hilafetle ilgili görüşü

“… Allah'a and olsun ki, hiçbir zaman Arap'ın, Peygamber'den sonra imamet ve liderliği O'nun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam'dan çıkmış Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehcü'l-Belağa, 62. Mektup).

Hz. Fatıma'nın (a.s.) hilafetle ilgili görüşleri

Hz. Fatıma (a.s.), hilafet konusunda ümmetin Resûlullah'ın (s.a.v.) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederek şöyle demiştir: “… Başkasının devesini damgaladınız (sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz). Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum Günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu'l-Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gerek İmam Ali, gerekse Hz. Fatıma Ehl-i Beyt'in çok ciddi bir haksızlığa uğradığını ümmete kendileri anlatmıştır. Hilafet mevzuunda durum kimseye laf düşmeyecek kadar açıktır. 

 

Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesinde sahil güvenlik ve emniyet ekiplerince karada 39 kaçak göçmen yakalandı

20.10.2026 11:22:00
İHA
 
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine ilçesinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanlığı ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri harekete geçti.

Bölgeye Sahil Güvenlik İstihbarat Şube Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Kolluk Destek Timi (Kumkale/Koldestim) ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

Ekipler tarafından 19'u çocuk olmak üzere toplam 39 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezi'ne (GÖKSEM) teslim edildi.

MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), okullarda gerçekleştirilen yazılı sınavların hazırlanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde ortak standartların güçlendirilmesi amacıyla geliştirilen Ortak Yazılı Sınav Sistemi (OYSS) Uygulama Kılavuzu yayımlandı

 

20.10.2026 11:10:00 / Güncelleme: 20.10.2026 11:16:59
Anadolu Ajansı
 
MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı
MEB, ortak yazılı sınav sistemi kılavuzunu yayımladı

Milli Eğitim Bakanlığından (MEB) Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, yeni Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden öğretmenlerin kullanımına sunulacak sistemle sınav planlamasından soru hazırlamaya, değerlendirmeden öğrenci, sınıf ve şube bazında analizlere kadar uzanan bütüncül bir ölçme ve değerlendirme süreci yürütülecek.

Sistemle öğretmenlerin sınav hazırlama süreçlerinin desteklenmesi, farklı güçlük düzeylerinde hazırlanmış beceri temelli açık uçlu sorulara erişimin sağlanması ve okul geneli ortak yazılı sınavların öğretim programlarındaki öğrenme çıktılarıyla ilişkilendirilmesi amaçlanıyor.

Ortak Yazılı Sınav Sistemi, 2026-2027 eğitim öğretim yılı birinci dönem birinci yazılı sınavlarından itibaren resmi ve özel ortaokulların 5, 6 ve 7. sınıflarında Türkçe, matematik, fen bilimleri, sosyal bilgiler, din kültürü ve ahlak bilgisi ile İngilizce, liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında ise Türk dili ve edebiyatı, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi, felsefe ile İngilizce derslerinde uygulanacak. Ancak 7 ve 11. sınıf İngilizce dersleri uygulama kapsamında yer almayacak.

Soru havuzuna yaklaşık 8 bin soru aktarılacak

Soru havuzunu geliştirme çalışmaları kapsamında birinci dönem birinci ortak yazılı sınavları öncesinde sisteme yaklaşık 8 bin sorunun aktarılması, her sınav döneminde de yaklaşık 8 bin yeni sorunun geliştirilmesi hedefleniyor.

Sınavlar, konu soru dağılım tablolarında yer alan ve alan zümre öğretmenleri tarafından belirlenen senaryolara göre hazırlanacak.

Seçilen senaryodaki iki öğrenme çıktısına yönelik iki açık uçlu soru ve puanlama anahtarı öğretmenler tarafından hazırlanacak, diğer sorular sistemdeki soru havuzundan seçilecek.

Soruların kolay, orta ve zor olmak üzere güçlük düzeyleri ile puan değerleri öğretmenler tarafından belirlenecek. Soru havuzundaki sorular, sınavdan 4 gün önce öğretmenlerin kullanımına açılacak.

Öğrencilerin akademik gelişimleri izlenebilecek

Sınavların değerlendirilmesinin ardından öğretmenler, öğrencilerin her sorudan aldıkları puanları e-Okul sistemine işleyecek. Böylece öğrenci, sınıf ve şube düzeyinde analizler yapılarak öğrenme çıktılarına ilişkin geri bildirim sağlanacak.

Öğretmenler, öğrencilerin hangi öğrenme çıktılarında güçlü olduklarını ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduklarını görebilecek.

Öğrenciler de yalnızca sınavdan aldıkları toplam puanı değil, öğrenme çıktıları temelinde güçlü oldukları ve gelişime ihtiyaç duydukları alanları görebilecek.

Ayrıca öğrencilerin aynı ders kapsamında farklı zamanlarda girdikleri sınav sonuçlarının karşılaştırılmasıyla akademik gelişimlerinin zaman içerisindeki değişimi izlenebilecek.

Sistem 26 Ekim'den itibaren kullanılacak

Ortak Yazılı Sınav Sistemi'nin kullanımına ilişkin bilgilendirme ve eğitimler 19-23 Ekim'de tamamlanacak.

Öğretmenler, 26 Ekim'e kadar sistem üzerinden deneme uygulamaları gerçekleştirebilecek. Bu tarihten itibaren ise okul geneli ortak yazılı sınavlara ilişkin iş ve işlemler sistem üzerinden yürütülecek.

2026-2027 eğitim öğretim yılı birinci dönem birinci yazılı sınavları, yayımlanan uygulama takvimi doğrultusunda gerçekleştirilecek.

Esenyurt’ta kayyum depremi: Can Aksoy görevden alındı

Esenyurt Belediyesi’ne kayyum olarak atanan İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy, yardımcısının adının karıştığı milyonlarca dolarlık rüşvet ve yolsuzluk skandalının ardından görevinden alındı. Aksoy'un yerine Van Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ulaş Akhan getirildi

19.10.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Esenyurt’ta kayyum depremi: Can Aksoy görevden alındı
Esenyurt’ta kayyum depremi: Can Aksoy görevden alındı
Türkiye'nin en büyük ilçelerinden biri olan Esenyurt'ta sular durulmuyor. CHP'li Belediye Başkanı Ahmet Özer'in Ekim 2024'te tutuklanmasının ardından Esenyurt Belediyesi Başkanvekilliği ve kayyumluk görevine getirilen İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy görevden alındı. Can Aksoy'un asli görevi olan İstanbul Vali Yardımcılığına geri çekildiği öğrenilirken, yerine Van Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ulaş Akhan yeni kayyum olarak atandı.

Bu ani görev değişikliğinin arkasında, geçtiğimiz günlerde belediyede patlak veren ve adeta bir "servet operasyonuna" dönüşen rüşvet ve yolsuzluk soruşturması yatıyor.


Sağ kolunun evinden servet çıktı


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, belediyedeki bazı ihalelere fesat karıştırıldığı ve müteahhitlerden rüşvet alındığı iddialarıyla 7 Ekim 2026'da geniş kapsamlı bir operasyon düzenlendi.

Gözaltına alınan 19 kişi arasında, bizzat kayyum Can Aksoy'un göreve getirdiği Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş da yer alıyordu.

Polis ekiplerinin Yusuf Ulutaş'ın kullandığı adreslerde yaptığı aramalar, rüşvet çarkının boyutunu gözler önüne serdi.

Ulutaş'ın ikamet ettiği evde yapılan aramalarda 450 bin 854 dolar, 31 bin 815 euro ve 2 milyon 580 bin lira nakit para ile lüks saatler ele geçirildi.

Soruşturmayı derinleştiren ekipler, 15 Ekim'de Küçükçekmece'de boş bir daireye operasyon düzenledi. Ulutaş'ın rüşvet paralarını saklamak için adeta bir "zula ve kasa odası" olarak kiraladığı bu dairede iki adet dev çelik kasa bulundu. Kasalar açıldığında içinden tam 7 milyon dolar ve 400 bin euro nakit para çıktı.

Operasyonların ardından Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş'ın da aralarında bulunduğu 9 kişi 10 Ekim'de tutuklanarak cezaevine gönderildi.


MASAK raporu rüşvet çarkını belgeledi


Eski AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar'ın sosyal medya üzerinden paylaştığı iddialara göre, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları yolsuzluğun boyutunu resmiyete döktü. Rapora göre, Yusuf Ulutaş'ın para hareketliliği 2024 yılında 10,6 milyon lira seviyesindeyken, kayyum yönetiminde başkan yardımcılığı yaptığı 2025 yılında tam 231 milyon liraya fırladı. Soruşturma dosyalarındaki iddialara göre Ulutaş'ın, müteahhitlerden yapılan her hakediş üzerinden yüzde 20 pay aldığı ileri sürülüyor.


"Erdoğan 'bu işe karışmayın' dedi"


Skandalın Ankara kulislerine de sıçradığı iddia edildi. Şamil Tayyar, tutuklanan Yusuf Ulutaş'ı kurtarmak için "hatırlı bazı isimlerin" devreye girerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ulaşmaya çalıştığını öne sürdü. Ancak Erdoğan'ın bu talebi sert bir dille reddederek "Bu işe karışmayın" talimatı verdiği belirtildi.


Süreç nasıl başlamıştı?


Esenyurt Belediyesi'ne giden süreç, 30 Ekim 2024 tarihinde seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Özer'in "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlamıştı. İçişleri Bakanlığı tarafından Özer'in görevden uzaklaştırılmasının ardından 31 Ekim 2024'te Can Aksoy belediyeye kayyum olarak atanmıştı. Ahmet Özer 12 Kasım 2025'te cezaevinden tahliye edilse de kayyum yönetimi görevine devam ediyordu.

Kayyum yönetiminin birinci yılı geride kalırken ortaya çıkan bu devasa rüşvet skandalı, Can Aksoy'un da görevden alınarak merkeze çekilmesiyle sonuçlandı. İçişleri Bakanlığı'nın belediyedeki rüşvet ve ihaleye fesat iddialarına yönelik incelemeleri devam ediyor.

Konserdeki çifte ölümün nedeni belli oldu

Şişli'deki 5 bin kişilik konserde fenalaşarak hayatını kaybeden Furkan Aksu ve Mahmud Sami Ramazanoğlu'nun kesin ölüm nedeni Adli Tıp raporuyla netleşti. İstanbul Valisi Davut Gül, trajik olayın konser alanındaki yiyecek veya içeceklerden değil, uyuşturucu kullanımından kaynaklandığını duyurdu

19.10.2026 16:10:00 / Güncelleme: 19.10.2026 16:12:19
Haber Merkezi
 
Konserdeki çifte ölümün nedeni belli oldu
Konserdeki çifte ölümün nedeni belli oldu
İstanbul Şişli'deki İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Unreal x Jeton" adlı elektronik müzik konserinde yaşanan ve tüm Türkiye'nin gündemine oturan trajik ölümlerin ardındaki sır perdesi aralandı.

Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı etkinlikte fenalaşarak hastaneye kaldırılan üç gençten ikisi hayatını kaybetmişti. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran ve sahte alkol ya da zehirlenme şüphelerini doğuran olayın kesin nedeni, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan ilk raporla kesinleşti.


Olay nasıl gelişti?


17 Ekim gecesi, saat 21.00 ile 04.00 arasında gerçekleştirilen ve yalnızca 18 yaş üstü katılımcıların alındığı elektronik müzik partisinde saat 03.15 sıralarında Furkan Aksu (29), Mahmud Sami Ramazanoğlu (24) ve T.M. (33) isimli üç genç aniden fenalaştı. Çevredekilerin ihbarı üzerine hızlıca olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ilk müdahalenin ardından gençleri Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk etti.

Hastanede doktorların gösterdiği yoğun çabaya rağmen Furkan Aksu ve Mahmud Sami Ramazanoğlu kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Yoğun bakımda tedavisi süren T.M.'nin ise hayati tehlikesinin devam ettiği bildirildi.


Vali Davut Gül'den son açıklama: "Uyuşturucu kaynaklı"


Olayın ardından başlatılan geniş çaplı adli ve idari soruşturma devam ederken, İstanbul Valisi Davut Gül basın mensuplarına yaptığı açıklamada konuya dair resmi detayları paylaştı. Valiliğin yaptığı açıklamaya göre, ölümlerin konser alanı veya organizasyonla bir ilgisi bulunmuyor.

Vali Davut Gül, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Konu konserle ilgili değil. Konsere giden üç hemşehrimiz maalesef farklı uyuşturucular kullanmışlar. Bunlar adli tıp raporlarında tespit edildi. Dolayısıyla uyuşturucudan kaynaklı bir ölüm hadisesi meydana geldi. Konserle ya da konserde yenilen ve içilen ürünlerle ilgili bir problem yok. Tarım Müdürlüğümüz numuneleri aldı. Ayrıca ölüm ve yaralanma olduğu için adli süreç devam ediyor."

Soruşturma kapsamında İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin konser alanında yaptığı aramalarda ise herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı belirtildi. Organizasyon firmasının tüm yasal izin ve belgelerinin eksiksiz olduğu kaydedildi.


Cenazeler ailelerine teslim edildi


Hayatını kaybeden gençlerin cenazeleri, Yenibosna'daki Adli Tıp Kurumu morgunda yapılan otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından acılı ailelerine teslim edildi.

Furkan Aksu'nun (29) cenazesi, tören ve defin işlemleri için memleketi Zonguldak'a gönderildi. Aksu bugün memleketinde toprağa verildi.

İşlemleri tamamlanan Mahmud Sami Ramazanoğlu'nun (24) cenazesi de ailesi tarafından teslim alınarak son yolculuğuna uğurlanmak üzere nakledildi.

Gözler şimdi, hastanede yaşam mücadelesi veren T.M.'den gelecek iyi haberlere ve olayla ilgili yürütülen adli soruşturmanın yargı aşamasına çevrilmiş durumda.

Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, YENİ Parti'den istifa etti. Girgin yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti

İzmir Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, YENİ Parti'den istifa etti. Girgin yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti

19.10.2026 14:07:00
Haber Merkezi
 
 Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, YENİ Parti'den istifa etti. Girgin yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti
 Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, YENİ Parti'den istifa etti. Girgin yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti
CHP'den iki dönemdir Karaburun belediye başkanı olarak seçilen İlkay Girgin Erdoğan, 29 Temmuz'da CHP'den istifa edip YENİ Parti'ye katılmıştı. Dün YENİ Parti 1. Olağan kongresinde oy kullanan Erdoğan bugün partisinden istifa ettiğini duyurdu. Erdoğan'ın AKP ile temasta olduğu iddia ediliyor.

Erdoğan, bağımsız devam edeceğini ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

"Siyasi yaşamım boyunca, hangi görevde bulunursam bulunayım, önceliğim her zaman Karaburun'a ve hemşerilerime hizmet etmek oldu. Halkımızın iradesine duyduğum saygıyı, ortak aklı ve kamu yararını bütün sorumluluklarımın üzerinde tuttum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı anlayışla hareket etmeye devam edeceğim. Gelinen noktada, yaptığım değerlendirmeler sonucunda YENİ Parti üyeliğimden istifa etme kararı aldım. Bu kararım, Karaburun'a olan bağlılığımda, hemşerilerime karşı taşıdığım sorumlulukta ve ilçemizin geleceği için çalışma kararlılığımda herhangi bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Karaburun Belediye Başkanı olarak görevime bağımsız şekilde devam edeceğim. Bizim için esas olan, Karaburun'un ihtiyaçları, hemşerilerimizin beklentileri ve ilçemizin geleceğidir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ayrım gözetmeksizin tüm hemşerilerimizin belediye başkanı olmaya, Karaburun için çalışmaya ve üretmeye devam edeceğim."

İstanbul'u vuran sel felaketinin bilançosunu açıklayan Vali Davut Gül, selde 3 bin ev iş yerinin hasar gördüğünü söyledi. Vali Gül İstanbul ve Kocaeli'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 8'e yükseldiğini belirtti

İstanbul'u vuran sel felaketinin bilançosunu açıklayan Vali Davut Gül, selde 3 bin ev iş yerinin hasar gördüğünü söyledi. Vali Gül İstanbul ve Kocaeli'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 8'e yükseldiğini belirtti

19.10.2026 13:40:00
Haber Merkezi
 
 İstanbul'u vuran sel felaketinin bilançosunu açıklayan Vali Davut Gül, selde 3 bin ev iş yerinin hasar gördüğünü söyledi. Vali Gül İstanbul ve Kocaeli'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 8'e yükseldiğini belirtti
 İstanbul'u vuran sel felaketinin bilançosunu açıklayan Vali Davut Gül, selde 3 bin ev iş yerinin hasar gördüğünü söyledi. Vali Gül İstanbul ve Kocaeli'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 8'e yükseldiğini belirtti
İstanbul'u vuran sel felaketinin bilançosunu açıklayan Vali Davut Gül, selde 3 bin ev iş yerinin hasar gördüğünü söyledi. Vali Gül İstanbul ve Kocaeli'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 8'e yükseldiğini belirtti.
İstanbul ve Kocaeli'de yaşanan sel felaketlerinde selde kaybolan 2 kişinin cansız bedeninin bulunmasıyla can kaybı sayısı 8'e yükseldi. İstanbul'da kayıp 1 kişiyi daha arama çalışmaları devam ediyor. İstanbul'da sel ve su baskınları nedeniyle 3 bin ev ve iş yerinin hasar gördüğünü söyleyen İstanbul Valisi Davut Gül, "60 milyon liralık bir zarar var. Bugünden itibaren ödemelere başlanacak" dedi.

8 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
İstanbul Valisi Davut Gül selden zarar gören Ayazağa'daki enkaz kaldırma, temizlik ve yıkım yapılan alanlarda incelemelerde bulundu. Burada açıklamalarda bulunan Vali Gül, "Dün 3 hemşerimiz arama çalışmaları devam ediyordu. Birisini dün, birisini de bugün bulduk. Şu an itibarıyla 6 hemşerimiz vefat etti. 1 hemşerimiz de kayıp. Kocaeli'nde vefat edip Pendik'e kadar sürüklenen 2 kişi, jandarma arama kurtarma ekiplerimiz tarafından ölü olarak bulundu. Dolayısıyla Kocaeli ve İstanbul'da toplamda sekiz kişinin cenazesi İstanbul'da bulunmuş oldu. 1 kişinin de arama çalışmaları devam ediyor" diye konuştu.

Kentsel dönüşüm için çalışmalar başladı
Dere yataklarındaki işgalleri kaldırmak istediklerini dile getiren Vali Gül, "Çrpık yapılaşmayla ilgili olarak Ayazağa başta olmak üzere, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum buraya geldiğinde yaptığı toplantıda burada Kentsel Dönüşüm Ofisi'nin kurulacağını beyan etmişti. Rauf Denktaş Kültür Merkezi'nde bu kentsel dönüşüm ofisi çalışmaya başladı. Bu şu demek. Hemşehrilerimizin kendi binalarıyla ilgili bir dönüşüm niyetleri varsa, binalarının daha sağlıklı şekilde yapılmasını talep ediyorlarsa buraya gidecekler. Arsasına kadar, imarına kadar, ada bazlı bir birleşme olup olmadığına kadar, etrafında alınabilecek ilave tedbirler bulunup bulunmadığına kadar teknik konuları orada görüşecekler. Arkadaşlarımız, hafta sonu da başlayarak Kentsel Dönüşüm Ofisi'nde hemşehrilerimize bu bilgileri veriyorlar" bilgilerini paylaştı.
Ayazağa'daki yıkılan yapılarla ilgili temel problemleri sıralayan Vali Gül şunları dile getirdi:
"Yapılar dere yatağındaydı. Binalar depreme dayanıksızdı. Orada olan yerler tapusuz ve ruhsatsızdı. Dolayısıyla hemşehrileri mağdur etmeden bu yıkımı gerçekleştirdik. Toplamada 16 dükkân burada, 3 dükkân mahallenin girişinde olmak üzere toplam 19 dükkân, 2 konut, 1 Kuran kursu, 1 stadyum ve tribünler yıkılmış olacak. Ayrıca orman tarafından başlayarak derenin ıslahı ile ilgili çalışmalar başladı"

TBMM’de bu hafta yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifi, 2027 bütçesi ve Mekke Anlaşması tartışmaları gündemde olacak

TBMM’de bu hafta yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifi, 2027 bütçesi ve Mekke Anlaşması tartışmaları gündemde olacak. Tasfiye edilen fonların yatırımcılarına 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasını öngören teklifin Genel Kurul’da öncelikli olarak görüşülmesi bekleniyor

18.10.2026 20:30:00
Haber Merkezi
 
 TBMM’de bu hafta yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifi, 2027 bütçesi ve Mekke Anlaşması tartışmaları gündemde olacak
 TBMM’de bu hafta yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifi, 2027 bütçesi ve Mekke Anlaşması tartışmaları gündemde olacak
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), bu hafta yatırım fonlarına ilişkin düzenleme, 2027 yılı bütçe teklifi ve Mekke Anlaşması tartışmalarıyla yoğun bir gündemle çalışacak. Tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarına ilişkin kanun teklifinin, fon payı sahiplerine ara ödeme yapılabilmesi amacıyla Genel Kurul'da öncelikli olarak ele alınması planlanıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 2027 yılı bütçe teklifine ilişkin sunumunu Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yapacak.

Plan ve Bütçe Komisyonu'nda geçen hafta kabul edilen Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin, Genel Kurul'da görüşülmekte olan Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin önüne alınması bekleniyor.

Teklif, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarının malvarlıklarının geri kazanılmasını, hukuka aykırı şekilde fonlardan çıkarılan değerlerin iadesini ve oluşan kayıp ve zararların sorumlulardan tahsil edilmesini amaçlıyor. Geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin usul ve esaslar da düzenleniyor.

YATIRIMCILARA 1 MİLYON LİRAYA KADAR ARA ÖDEME
Kanun teklifine göre, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılara bu tutara kadar, net yatırım tutarı 1 milyon lira ve üzerinde bulunan yatırımcılara ise en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılabilecek. Para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, yapılacak ara ödeme ilgili yatırımcının hesabındaki fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak. Hesaplamada, bir önceki gün sonu itibarıyla belirlenen fon değeri esas alınacak.

Düzenleme kapsamında, ilgili yatırım fonlarıyla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri doğrultusunda malvarlığı değerlerine el konulabilecek. Fonlarda meydana gelen zarar ve kayıplardan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi konumundaki portföy yönetim şirketinin sorumlu tutulması öngörülüyor.

Teklifle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyum olarak atanabilmesine de imkân tanınıyor. TMSF'nin kayyum atanması halinde, Bankacılık Kanunu kapsamında sahip olduğu yetkilerle ilgili malvarlığı değerlerini dava sonucunu beklemeden satabilmesi veya tasfiye edebilmesi düzenleniyor.

CEVDET YILMAZ 2027 BÜTÇESİNİ SUNACAK
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ve Sayıştay raporları da ele alınacak.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın 21 Ekim Çarşamba günü saat 14.30'da komisyonda bütçe sunumu yapması bekleniyor. Sunumun ardından milletvekillerine hazırlık yapmaları için komisyon çalışmalarına bir hafta ara verilecek.

Komisyonda 27 Ekim Salı günü bütçenin geneli üzerindeki görüşmeler gerçekleştirilecek. Bakanlıklar ve kamu kurumlarının bütçelerine ilişkin görüşmelerin ise yaklaşık bir ay sürmesi planlanıyor.

KİT KOMİSYONU'NDA HESAPLAR GÖRÜŞÜLECEK
Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu'nun gündeminde de çeşitli kurumların 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin bilanço ve hesapları bulunuyor. Bu kapsamda İller Bankası, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), Vakıf İnşaat Restorasyon ve Ticaret AŞ, Toprak Mahsulleri Ofisi, Türkiye Şeker Fabrikaları ve Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün hesapları görüşülecek.

AKP GRUBU ÇARŞAMBA GÜNÜ TOPLANACAK
TBMM'de salı ve çarşamba günleri siyasi partilerin grup toplantıları yapılacak. Genellikle iki haftada bir toplanan AKP Grubu da çarşamba günü bir araya gelecek. Toplantıda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekillerine hitap etmesi bekleniyor.

MEKKE ANLAŞMASI TARTIŞMALARI SÜRÜYOR
Meclis gündemindeki başlıklardan biri de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalandığı duyurulan Mekke Ortak Savunma Anlaşması olacak.

Muhalefet, anlaşmanın TBMM tarafından henüz onaylanmadan sahada uygulanmasının anayasaya aykırı olduğunu savunuyor. Muhalefet temsilcileri ayrıca anlaşmanın Türkiye'yi Yemen'deki savaşa dahil edebileceği yönündeki endişelerini dile getirerek düzenlemenin reddedilmesini istiyor.

AKP'li isimler ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın gerek görülmesi halinde anlaşma hakkında TBMM Genel Kurulu'nda bilgilendirme yapabileceğini belirtiyor.

Türkiye’de 2026 yılında kurulan siyasi partilere yenileri eklendi

Türkiye’de 2026 yılında kurulan siyasi partilere yenileri eklendi. Son iki ayda 4 yeni parti kurulurken yılın başından bu yana kurulan partilerin sayısı 12’ye ulaştı

18.10.2026 18:30:00
Haber Merkezi
 
Türkiye’de 2026 yılında kurulan siyasi partilere yenileri eklendi
Türkiye’de 2026 yılında kurulan siyasi partilere yenileri eklendi
Türkiye'de siyasi parti kuruluşları 2026 yılında da devam etti. Yılın başından bu yana farklı isimlerle yeni siyasi partiler kuruldu. Son iki ayda ise dört parti kuruluşunu tamamladı.

Verilen bilgilere göre, 21 Eylül 2026'da Hakta Birlik Partisi, 28 Eylül 2026'da Büyük Değişim Birlik Partisi (BDBP), 8 Ekim 2026'da Osmanlı Yiğitleri Partisi ve 13 Ekim 2026'da Cumhuriyet ve Kalkınma Ana Partisi kuruldu.

2026 YILINDA KURULAN PARTİLER
2026 yılının başından itibaren kurulan siyasi partiler arasında Yeniden Umut Partisi, Huzur ve Güven Partisi, Fetih Partisi, Asil Parti, Alternatif Parti, Cumhuriyet Emek Partisi, Adalet Türkiye Partisi ve Yeni Parti de yer aldı.

Verilen kuruluş tarihleri şöyle:

Huzur ve Güven Partisi: 20 Ocak 2026
Yeniden Umut Partisi (YUP): 3 Şubat 2026
Fetih Partisi: 13 Mart 2026
Alternatif Parti: 14 Nisan 2026
Asil Parti (ASLP): 13 Mayıs 2026
Cumhuriyet Emek Partisi (CEM Parti): 29 Haziran 2026
Adalet Türkiye Partisi: 20 Temmuz 2026
Yeni Parti: 24 Temmuz 2026
Hakta Birlik Partisi: 21 Eylül 2026
Büyük Değişim Birlik Partisi (BDBP): 28 Eylül 2026
Osmanlı Yiğitleri Partisi: 8 Ekim 2026
Cumhuriyet ve Kalkınma Ana Partisi (Ana Partisi): 13 Ekim 2026

Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma


 
Orta ve ileri yaşta kas gücü ile yaşam süresi arasındaki ilişkiyi inceleyen yeni bir araştırmada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmaya göre en düşük kas gücüne sahip bireylerde ölüm riski, en yüksek kas gücüne sahip grupla karşılaştırıldığında erkeklerde 5.9 kat, kadınlarda ise 6.9 kat daha yüksek bulundu. 

17.10.2026 19:45:00
Murat Çorbacı
 
Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma
Sağlıklı yaşamanın sırrı konusunda çarpıcı araştırma

Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, 'kas kütlesi'yle ilgili yapılan bir araştırmanın özellikle sağlıklı yaşlanma perspektifinden önemli bir mesaj taşıdığını belirterek, "Kas sağlığı denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak kas kütlesi veya kaldırabildiğimiz ağırlık geliyor. Oysa günlük yaşam bize farklı bir soru soruyor: O kuvveti ne kadar hızlı ve kontrollü kullanabiliyoruz? Sandalyeden kalkmak, merdivene adım atmak, dengesiz bir zeminde kendimizi toparlamak veya düşmeyi önlemek yalnızca kuvvet değil, kuvveti hızlı bir şekilde ortaya koyabilme becerisi de gerektiriyor. Bu noktada düzenli fiziksel aktivitenin yanı sıra yeterli ve dengeli beslenme de kasların korunması ve işlevlerini sürdürebilmesi açısından önemli bir rol oynuyor. Özellikle yeterli protein ve kas sağlığını destekleyen diğer besin öğelerinin günlük beslenmede yeterli düzeyde alınması, sağlıklı yaşlanmanın önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmeli" dedi.

Araştırmanın detayları

ABD kaynaklı Mayo Clinic Proceedings dergisinde yayımlanan çalışmada, 46-75 yaş arasındaki 3.889 yetişkin 10 yıldan uzun süre takip edildi. Araştırmacılar, kas gücünü kuvvet ve hızın birlikte ortaya konduğu bir performans ölçütü olarak ele alırken, kas kuvvetini ise temel olarak kişinin uygulayabildiği maksimum kuvvet üzerinden değerlendirdi. Araştırma, aynı zamanda kasın yalnızca kapasitesini değil, bu kapasiteyi ne kadar hızlı ve işlevsel biçimde harekete geçirebildiğini sorguluyor.
Kaslarımızın yalnızca vücudumuzu hareket ettiren dokular değil; bağımsız hareket edebilmenin, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmenin ve sağlıklı yaşlanmanın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, "Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas fonksiyonlarında meydana gelen kayıplar; merdiven çıkmaktan sandalyeden kalkmaya, dengeyi korumaktan ani bir hareket karşısında vücudu toparlamaya kadar pek çok işlevi etkileyebiliyor. İşte bu nedenle kas gücü, özellikle ileri yaşlarda yalnızca spor performansıyla ilgili bir kavram değil, günlük yaşamın sürdürülebilmesi açısından da önemli bir fiziksel özellik olarak karşımıza çıkıyor" şeklinde konuştu.


Kontrollü hareket kabiliyeti önemli

Araştırmada "kas gücü", kuvvet ile hızın birlikte değerlendirilmesiyle ele alınıyor. Başka bir ifadeyle, aynı miktarda kuvvet üretebilen iki kişiden, bunu daha kısa sürede gerçekleştirebilen kişinin kas gücü daha yüksek kabul ediliyor. Bu nedenle kas gücü, yalnızca kasın kapasitesini değil, hareketin hızını ve fonksiyonel performansı da kısmen yansıtan bir ölçüt olarak değerlendiriliyor. Prof. Dr. Murat Baş, bunun özellikle yaşlanma sürecinde dikkate alınması gerektiğini vurguluyor: "İyi yaşlanmak, yalnızca kaslarımızı korumak değil; onları günlük hayatın gerektirdiği hızda kullanabilmek anlamına da geliyor. Yaş ilerledikçe hızlı ve kontrollü hareket edebilme kapasitesinin korunması, kişinin bağımsızlığını sürdürmesi açısından son derece değerli"…

Yaşlanırken daha fazla kas değil, daha işlevsel kas önemli

Araştırmanın sonuçları, kas kuvvetinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, kas kuvveti sağlıklı hareket için temel bir fiziksel özellik olmaya devam ediyor. Ancak bu çalışma, orta ve ileri yaşlarda yaşam süresiyle ilişkili fiziksel göstergeler değerlendirilirken kas gücünün ayrıca ele alınmasının yararlı olabileceğine işaret ediyor. Prof. Dr. Murat Baş, "Kaslarımızı yalnızca 'güçlü' veya 'zayıf' şeklinde değerlendirmek artık yeterli olmayabilir. Kasın fonksiyonunu, hareket hızını, koordinasyonu ve kişinin günlük yaşam içerisindeki performansını birlikte düşünmeliyiz. Sağlıklı yaşlanma açısından hedefimiz yalnızca daha fazla kas yapmak değil; kullanılabilir, hızlı tepki verebilen ve fonksiyonunu koruyan kaslara sahip olmak olmalı" diyor.

Uygun egzersiz programı şart

Bu noktada egzersiz programlarının da yaşa, sağlık durumuna ve fiziksel kapasiteye göre çeşitlendirilmesi gerekiyor. Kuvvet antrenmanlarının yanı sıra, kişinin uygunluğu değerlendirildikten sonra kontrollü ve hızlı hareketleri içeren fonksiyonel egzersizlerin de programa eklenmesi düşünülebilir. Squat (çömelme), lunge (hamle) ve step-up (basamağa çıkma) gibi temel hareketlerin kontrollü hızlarda uygulanması veya uygun kişilerde kettlebell (girya) gibi ekipmanlarla yapılan egzersizler, kasların kuvveti kısa sürede üretme kapasitesini geliştirmeyi hedefleyebilir.

Prof. Dr. Murat Baş, "Burada önemli olan 'ne kadar hızlı, o kadar iyi' yaklaşımı değildir. Özellikle orta ve ileri yaşta amaç, hareketi hızlandırırken kontrolü kaybetmemektir. Egzersizin kişinin yaşına, eklem-kas durumuna, denge kapasitesine ve mevcut sağlık durumuna göre planlanması gerekir. Gerektiğinde hekim, fizyoterapist veya egzersiz uzmanından destek alınmalıdır" ifadelerini kullanıyor.

Fiziksel aktivite ileri yaşlara bırakılmamalı

Prof. Dr. Murat Baş, araştırmanın dikkat çekici sonuçlarına rağmen çalışmanın sınırlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Çalışma, Brezilya'daki bir gözlem grubundan elde edilen verilere dayanıyor. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyi ve kondisyonu ayrıntılı biçimde değerlendirilmediği için sonuçların farklı toplumlara ve genel nüfusa doğrudan aktarılması konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Prof. Dr. Murat Baş, "Bu çalışma bize 'kas gücünüzü artırırsanız kesin olarak daha uzun yaşarsınız' demiyor. Bize çok önemli bir araştırma sorusu gösteriyor: Kasın kuvvet üretme hızı, sağlığın ve yaşlanmanın değerlendirilmesinde düşündüğümüzden daha önemli bir gösterge olabilir mi? Bu sorunun farklı toplumlarda ve farklı çalışma tasarımlarıyla araştırılması gerekiyor" şeklinde konuşuyor.

Prof. Dr. Murat Baş'a göre araştırmadan çıkarılabilecek en önemli mesajlardan biri ise fiziksel aktivitenin yaşamın ilerleyen dönemlerine bırakılmaması: "Kas kaybını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul etmemeliyiz. Kaslarımız da kalp ve damar sistemimiz gibi kullanılmaya ihtiyaç duyar. Düzenli fiziksel aktivite, yeterli protein ve dengeli beslenme, uygun kuvvet egzersizleri ve kişinin kapasitesine göre planlanmış fonksiyonel çalışmalar sağlıklı yaşlanma yaklaşımının önemli parçalarıdır"…


Beslenme de önemli

Prof. Dr. Murat Baş'a göre kasların yaşla birlikte korunmasında fiziksel aktivitenin yanı sıra yeterli ve dengeli beslenme de önemli rol oynuyor. Özellikle yaş ilerledikçe günlük beslenmede yeterli protein alınması, kas dokusunun korunması ve egzersize verilen yanıtın desteklenmesi açısından önem taşıyor.

Yumurta, yoğurt, kefir, süt ve peynir gibi süt ürünleri; balık, tavuk ve yağsız et gibi hayvansal protein kaynaklarının yanı sıra mercimek, nohut, kuru fasulye gibi baklagiller de günlük beslenmede protein açısından değerlendirilebilecek seçenekler arasında yer alıyor. Kas sağlığı açısından yalnızca protein miktarına değil, beslenmenin genel kalitesine de dikkat etmek gerekiyor. Sebze ve meyveler, tam tahıllar, kuruyemişler ve sağlıklı yağ kaynakları dengeli bir beslenme düzeninin parçası olmalı. Özellikle balık, ceviz, badem, zeytinyağı gibi besinler sağlıklı yağ asitleri açısından beslenmeye katkı sağlayabilir. Yeterli sıvı tüketimi de kasların normal fonksiyonlarının sürdürülmesi açısından göz ardı edilmemeli.

Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor

İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şermin Tağıl, kış mevsiminde Türkiye genelinde normallerin üzerinde sıcaklıklar ve artan yağışların öne çıkmasının beklendiğini belirterek, kışın ilk yarısında sağanak ve sel, ikinci yarısında ise ani soğuklar, yoğun kar ve tipi riskine karşı uyarıda bulundu

17.10.2026 13:00:00
AA
 
Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor
Türkiye'de kışın ilk yarısında sağanak, ikinci yarısında sert soğuk ve kar bekleniyor

Tağıl, iklim değişikliğinin artık yalnızca sıcaklıkların artması anlamına gelmediğini, mevsimlerin alışılmış düzenini de değiştirdiğini söyledi.

Bir yanda uzun süren sıcak ve kurak dönemler, diğer yanda kısa sürede etkili olan şiddetli yağışların yaşandığını aktaran Tağıl, bu nedenle 2026-2027 kışını değerlendirirken yalnızca hava sıcaklıklarına değil, atmosfer ve okyanuslarda yaşanan büyük ölçekli değişimlere de bakmak gerektiğini anlattı.

"Türkiye için değişken bir kış tablosu ortaya koyuyor"

Prof. Dr. Şermin Tağıl, bu yıl kış seyrini anlamak için özellikle El Nino, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) ve Kutup Girdabı arasındaki etkileşimin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu üç büyük sistemin etkileşimi, Akdeniz Havzası ve ülkemizde hava koşullarını ve ekstrem hava olaylarını etkiliyor. Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) modelleri, Türkiye için değişken bir kış tablosu ortaya koyuyor. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz kuşağında yağışlı ve ılık koşulları öne çıkıyor. Modeller kurak bir kıştan ziyade, yağışların arttığı bir döneme işaret ediyor. Buna ek olarak, küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarının 1980'lerden bu yana kaydedilen en yüksek değerlere ulaşması da dikkati çekiyor. Denizlerin normalden sıcak olması, atmosfere aktarılan nem ve enerji miktarını artırarak uygun atmosferik koşullarda şiddetli yağışları ve kış fırtınalarını destekleyebilir. Model sonuçları, kışın ilk yarısında Türkiye'de sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyredeceğini gösteriyor. Ancak bu, kurak bir kış yaşanacağı anlamına gelmemeli. Güneyli rüzgarlarla taşınan nem, özellikle kıyı kesimlerinde ve batı bölgelerinde yağışları artıracaktır. Sıcaklıkların yüksek seyretmesi, karın alçak kesimlerde azalmasına, yüksek dağlık alanlarda ise daha fazla tutunmasına yol açacaktır."

Bu anlamda asıl dikkat çekici değişimi kış ortasından itibaren beklediklerini bildiren Tağıl, ocak ayının sonuna ve şubat ayına ilişkin model senaryolarında Kutup Girdabı'nın zayıflamasının öngörüldüğünü dile getirdi.

"Şiddetli kış koşullarının ortaya çıkma olasılığını artırabilir"

Tağıl, Kutup Girdabı'nın zayıflamasının, kutup çevresindeki dondurucu soğukların orta enlemlere doğru ilerlemesini kolaylaştıracağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu atmosferik koşulların yaşanması, şiddetli kış koşullarının ortaya çıkma olasılığını artırabilir. Akdeniz'den gelen nemli hava ile kuzeyden ilerleyen soğuk hava kütlelerinin uygun koşullarda karşılaşması, kuvvetli yağışlara ve bazı bölgelerde yoğun kar yağışı ile tipiye yol açabilir. 2026-2027 kışında kar açısından, ılık koşullar karın yerde tutunmasını zorlaştırabilir. Kışın ikinci yarısında kar yağışlarının artması, özellikle Doğu Anadolu ve İç Anadolu'nun yüksek kesimlerinde kar örtüsünü güçlendirebilir. Ancak modeller, ülkemizin diğer kesimlerinde kar kuraklığının devam edebileceğine işaret ediyor."

"Farklı hava koşullarına karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor"

Kışın büyük bölümünün ılık ve bol yağışlı geçmesinin, uzun yıllardır kuraklık baskısı altındaki Türkiye için sevindirici bir gelişme olduğuna dikkati çeken Tağıl, ancak kış genelinde ılık ve yağışlı koşulların öne çıkmasının risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmediğine işaret etti.

Tağıl, "İlk yarıda şiddetli sağanaklar ve kısa sürede yoğunlaşan yağışlar bazı şehirlerimizde sel ve su baskınlarına neden olabilir. İkinci yarıda ise kuzeyden gelen soğuk hava kütleleriyle birlikte ani sıcaklık düşüşleri ve yoğun kar yağışları yaşanabilir. Elbette mevsimsel tahminler kesin bir takvim değil, atmosferin olası seyrini gösteren bir ihtimal haritasıdır. Kışın ilk yarısında sağanak ve sel, ikinci yarısında ise ani soğuklar ve kar fırtınaları şehir yaşamını ciddi biçimde aksatabilir. Bu nedenle farklı hava koşullarına karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.