Resulullah ve Ehl-i Beyt’ini sevmek -3-
Dünyadaki akıl sahipleri atalarının eserlerini korumaya çalışır
19.04.2026 00:08:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Dünyadaki akıl sahipleri atalarının eserlerini korumaya çalışır; "tarihî eser" diye beklenmedik olaylar karşısında muhafaza eder ve masraflara girişerek millî eserler veya atalarının övünç kaynakları diye onları korurlar.
Çünkü tarihî eserler geçmişle günümüzü birbirine bağlayan bir halka olup, ilerleme ve yükseliş seyrinde milletlerin hareketlerini açıkça gözler önünde canlandırmaktadır.

Eğer tarihî eser peygamberler ve Allah'ın velileriyle ilgili olursa, bu özelliği dışında halkın onlara karşı iman ve itikatlarını korumada da önemli bir etkisi vardır ve bu tarihî eserlerin bir süre sonra yok olması, onların izleyicilerinde şek ve şüphe ruhu oluşturur ve asıl konuyu tartışmaya açar.

Müslümanlar tarih boyu Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.) ve evlatlarından kalan eserleri olaylar karşısında korumuşlar ve İlahî bir kişinin, yaklaşık on dört asrı aşkın bir zaman önce peygamberlikle gönderilip çok ileri ve medenî bir programla toplumu ıslah etmeye çalıştığını; dünya insanlarının bugün kendisinden yararlanmakta olduklarını, derin bir değişim yaptığını iddia etmektedirler.

Ve böyle ıslah edici bir kişinin varlığında ve inkılâbında hiçbir şüphe yoktur. Çünkü O'nun doğum yeri, dua ve ibadet ettiği yer, peygamberliğe seçildiği nokta, konuşma yaptığı yerler, savunma yaptığı bölgeler, o günün dünyasının ileri gelen kişilerine yazmış olduğu mektuplar ve O'nun yüzlerce diğer eserleri, tümü el sürülmemiş ve belirgin bir şeklide korunmuş; insanlar tarafından görülür ve hissedilir bir şekilde kalmıştır.

Buradan toplumsal düşünce bakımından tarihî eserleri korumanın önemi açıklık kazanmakta; Kur'an-ı Kerim nasları ve Müslümanların sireti de bunu onaylamaktadır.
Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde, içinde sabah-akşam Allah'ın tesbih edildiği evlerin yükseltilmesine izin verildiği belirtilmiş ve şöyle buyrulmuştur:

"(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izim vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı insanlardır. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar."

Kesinlikle ayette geçen "buyût=evler"den maksat, camiler değildir; çünkü Kur'an-ı Kerim'de evler, camiler karşısında yer almıştır.
"Mescidu'l-Haram"ın "Beytullahi'l-Haram"dan farklı oluşu, bunun en açık delilidir. Rivayetlere göre, "evler"den maksat, peygamberlerin evleri, özellikle Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) ve O'nun tertemiz Ehl-i Beyt'inin (a.s.) evleridir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)
Çünkü tarihî eserler geçmişle günümüzü birbirine bağlayan bir halka olup, ilerleme ve yükseliş seyrinde milletlerin hareketlerini açıkça gözler önünde canlandırmaktadır.

Eğer tarihî eser peygamberler ve Allah'ın velileriyle ilgili olursa, bu özelliği dışında halkın onlara karşı iman ve itikatlarını korumada da önemli bir etkisi vardır ve bu tarihî eserlerin bir süre sonra yok olması, onların izleyicilerinde şek ve şüphe ruhu oluşturur ve asıl konuyu tartışmaya açar.

Müslümanlar tarih boyu Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.) ve evlatlarından kalan eserleri olaylar karşısında korumuşlar ve İlahî bir kişinin, yaklaşık on dört asrı aşkın bir zaman önce peygamberlikle gönderilip çok ileri ve medenî bir programla toplumu ıslah etmeye çalıştığını; dünya insanlarının bugün kendisinden yararlanmakta olduklarını, derin bir değişim yaptığını iddia etmektedirler.

Ve böyle ıslah edici bir kişinin varlığında ve inkılâbında hiçbir şüphe yoktur. Çünkü O'nun doğum yeri, dua ve ibadet ettiği yer, peygamberliğe seçildiği nokta, konuşma yaptığı yerler, savunma yaptığı bölgeler, o günün dünyasının ileri gelen kişilerine yazmış olduğu mektuplar ve O'nun yüzlerce diğer eserleri, tümü el sürülmemiş ve belirgin bir şeklide korunmuş; insanlar tarafından görülür ve hissedilir bir şekilde kalmıştır.

Buradan toplumsal düşünce bakımından tarihî eserleri korumanın önemi açıklık kazanmakta; Kur'an-ı Kerim nasları ve Müslümanların sireti de bunu onaylamaktadır.
Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde, içinde sabah-akşam Allah'ın tesbih edildiği evlerin yükseltilmesine izin verildiği belirtilmiş ve şöyle buyrulmuştur:

"(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izim vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı insanlardır. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar."

Kesinlikle ayette geçen "buyût=evler"den maksat, camiler değildir; çünkü Kur'an-ı Kerim'de evler, camiler karşısında yer almıştır.
"Mescidu'l-Haram"ın "Beytullahi'l-Haram"dan farklı oluşu, bunun en açık delilidir. Rivayetlere göre, "evler"den maksat, peygamberlerin evleri, özellikle Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) ve O'nun tertemiz Ehl-i Beyt'inin (a.s.) evleridir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)














































































