Sorumluluk insanın kendine ve başkalarına karşı yerine getirmesi gereken yükümlülüklerinin nasıl nerede ve ne zaman yerine getirmesi demektir.
Aslında insan, yaratıldığında sorumluluğu alarak yeryüzünde yaşamaya başlamıştır. Bu sorumluluk yaratana ve yaratılmışlara karşıdır. İnsanoğlu bu sorumlulukları yerine getirdiğinde, ruhsal ve bedensel sağlıklı olur. Aile yapısı, mahallesi, ilçesi, ili, devleti güçlü ve güzel olur. İşte yeryüzündeki bütün kargaşaların olumsuzlukların cinayetlerin tek sebebi sorumluluktan kaçarak bahanelere sığınan insanlardan kaynaklanıyor.
Allah (c.c.) bir ayetinde Peygamber efendimize ve onun şahsında ona inananları kastederek "Emir olunduğun gibi dost doğru ol" yani sorumluluğunu unutma buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, kendisini taşa tutanları, her türlü işkenceyi reva görenleri; Allah'ın hukukunda kalmak kaydıyla "Cenab-ı Hakk'ın birliğine kendisini onun Resulü ve kulu olduğuna" inandırmak için maddi ve manevi bütün imkanları kullanmıştır.
Biz insanlar, sorumlulukları doruk noktada yaşayanları; nebileri veya Allah'ın veli kullarının sorumluluktan kaynaklanan mücadelelerini, sıkıntılarını, çilelerini okuruz dinleriz. Dinledikçe ya ağlarız ya da hüzünleniriz. Vazife yaptığımızı sanırız. Onları hayatımızın modeli olarak algılayıp sorumluluklarımızı yerine getirmek aklımızın ucundan bile geçmez. Bir bahaneyle kendimizi avuturuz.
Mevlana döneminde kötü amel işleyen bir kadın ölüyor. Bunu Mevlana hazretlerine haber verince, ağlamaya başlıyor. "Hazret neden ağlıyorsun? Böyle bir günahkardan kurtulduk." Mevlana hazretleri "Ben o insana gidemedim, doğru olana davet edemedim. Mahşer günü Allah bana hesap sorarsa ben ne cevap veririm? Onun için ağlıyorum." der.
Çağımızın bilgesi çok değerli Prof. Dr. Haydar Baş hocamız işte bu sorumluluk düşüncesiyle milli ve dini bütünlüğümüzün kurallarını ortaya koydu. Yetmedi, milli kültürümüze uygun yazılı ve görsel basını, her türlü imkansızlıklara rağmen kurdu ve devam ettiriyor. Diyebilirim ki ülkemizde her türlü güzelliğin başını çekiyor.
Bir köyün muhtarı, bir ilçenin kaymakamı, ilin valisi veya bir ülkenin yöneticisi olabiliriz. Bulunduğumuz konum sadece nüfuz sahibi olmak, maddi imkanlara kavuşmak veya durumu idare etmek değil, insanların işlediği kötülüklerin sorumlusu olduğunu bilerek, hak adına kötülüklerle mücadele etmek gerekir. Kaldı ki bir irade tarafından yetkili olmasan da, haklı isen, hakla ve haklı olanla berabersen, kesinlikle hak katında sorumlusun ve bu sorumluluğu hissedip yerine getirmen gerekir.
İnsanlığın kurtuluşu sorumluluk hissiyle donanmış, mahşerde her nefesin hesabını vereceğini düşünen, ümitsizliğe düşmeyen, en kötü şartlarda cesareti tükenmeyen insanlarla olacaktır.
Aslında insan, yaratıldığında sorumluluğu alarak yeryüzünde yaşamaya başlamıştır. Bu sorumluluk yaratana ve yaratılmışlara karşıdır. İnsanoğlu bu sorumlulukları yerine getirdiğinde, ruhsal ve bedensel sağlıklı olur. Aile yapısı, mahallesi, ilçesi, ili, devleti güçlü ve güzel olur. İşte yeryüzündeki bütün kargaşaların olumsuzlukların cinayetlerin tek sebebi sorumluluktan kaçarak bahanelere sığınan insanlardan kaynaklanıyor.
Allah (c.c.) bir ayetinde Peygamber efendimize ve onun şahsında ona inananları kastederek "Emir olunduğun gibi dost doğru ol" yani sorumluluğunu unutma buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, kendisini taşa tutanları, her türlü işkenceyi reva görenleri; Allah'ın hukukunda kalmak kaydıyla "Cenab-ı Hakk'ın birliğine kendisini onun Resulü ve kulu olduğuna" inandırmak için maddi ve manevi bütün imkanları kullanmıştır.
Biz insanlar, sorumlulukları doruk noktada yaşayanları; nebileri veya Allah'ın veli kullarının sorumluluktan kaynaklanan mücadelelerini, sıkıntılarını, çilelerini okuruz dinleriz. Dinledikçe ya ağlarız ya da hüzünleniriz. Vazife yaptığımızı sanırız. Onları hayatımızın modeli olarak algılayıp sorumluluklarımızı yerine getirmek aklımızın ucundan bile geçmez. Bir bahaneyle kendimizi avuturuz.
Mevlana döneminde kötü amel işleyen bir kadın ölüyor. Bunu Mevlana hazretlerine haber verince, ağlamaya başlıyor. "Hazret neden ağlıyorsun? Böyle bir günahkardan kurtulduk." Mevlana hazretleri "Ben o insana gidemedim, doğru olana davet edemedim. Mahşer günü Allah bana hesap sorarsa ben ne cevap veririm? Onun için ağlıyorum." der.
Çağımızın bilgesi çok değerli Prof. Dr. Haydar Baş hocamız işte bu sorumluluk düşüncesiyle milli ve dini bütünlüğümüzün kurallarını ortaya koydu. Yetmedi, milli kültürümüze uygun yazılı ve görsel basını, her türlü imkansızlıklara rağmen kurdu ve devam ettiriyor. Diyebilirim ki ülkemizde her türlü güzelliğin başını çekiyor.
Bir köyün muhtarı, bir ilçenin kaymakamı, ilin valisi veya bir ülkenin yöneticisi olabiliriz. Bulunduğumuz konum sadece nüfuz sahibi olmak, maddi imkanlara kavuşmak veya durumu idare etmek değil, insanların işlediği kötülüklerin sorumlusu olduğunu bilerek, hak adına kötülüklerle mücadele etmek gerekir. Kaldı ki bir irade tarafından yetkili olmasan da, haklı isen, hakla ve haklı olanla berabersen, kesinlikle hak katında sorumlusun ve bu sorumluluğu hissedip yerine getirmen gerekir.
İnsanlığın kurtuluşu sorumluluk hissiyle donanmış, mahşerde her nefesin hesabını vereceğini düşünen, ümitsizliğe düşmeyen, en kötü şartlarda cesareti tükenmeyen insanlarla olacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Bahri Boz / diğer yazıları
- Alınamayan hakkın bayramı mı olur? / 03.05.2019
- Strateji / 23.01.2019
- Çare / 21.06.2018
- Mağduriyet / 04.06.2018
- Devlet ve devlet adamı / 28.01.2017
- Tarih ve fitne / 22.11.2016
- İnsan / 29.10.2016
- Muhasebe / 24.10.2016
- Dinini satmak! / 20.10.2016
- Yeni Mesaj / 30.09.2016
- Strateji / 23.01.2019
- Çare / 21.06.2018
- Mağduriyet / 04.06.2018
- Devlet ve devlet adamı / 28.01.2017
- Tarih ve fitne / 22.11.2016
- İnsan / 29.10.2016
- Muhasebe / 24.10.2016
- Dinini satmak! / 20.10.2016
- Yeni Mesaj / 30.09.2016