logo
28 HAZİRAN 2026

Sosyal güvenlik

ILO’nun 1952 tarih ve 102 sayılı sözleşmesinde 9 ayrı sosyal ve ekonomik risk sıralanmaktadır. Bunlar sırası ile yaşlılık, malullük, ölüm, iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık, işsizlik ve aile yardımlarıdır

28.06.2026 00:11:00
Haber Merkezi
 
Sosyal güvenlik
Sosyal güvenlik
ILO'nun 1952 tarih ve 102 sayılı sözleşmesinde 9 ayrı sosyal ve ekonomik risk sıralanmaktadır. Bunlar sırası ile yaşlılık, malullük, ölüm, iş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık, işsizlik ve aile yardımlarıdır.

Sosyal Devlet/Milli Devlet'in tarif ettiği sosyal güvenliğin farklarını ortaya koymak için şu ana kadar Batı dünyasında ve ülkemizde uygulanan sosyal güvenlik anlayışlarına kısa bir göz atalım.

Bilinen sosyal güvenlik uygulamalarında, sosyal güvenliğin finansmanı üç yerden karşılanır. Birincisi işveren, ikincisi işçi, üçüncüsü devlettir. Gerçi ülkemizde sadece işçi ve işveren üzerine mali külfet yüklenmiştir; ama dünyadaki uygulama bu üçlü üzerine oturur.

Burada iki ayrı ekol vardır; birincisi, Kıta Avrupası'nın tarzı ki, sosyal güvenlik için alınan katılım payları ve vergiler daha yüksektir. Ama daha fazla sosyal güvenlik desteği verilmektedir. Kıta Avrupası'nda kamu harcamalarının GSYMH'ya oranı %50 düzeyindedir.







İkinci ekol ise, Anglosakson tarzı, yani ABD'nin uyguladığı modeldir. Burada daha az vergi, ama daha az Sosyal Güvenlik desteği vardır.

ABD'de kamu harcamalarını GSMH'ya oranı 2015 yılı itibariyle %37,6 düzeyindedir. Gelişmiş kabul edilen ülkelerde sosyal güvenlik harcamalarının GSMH'ya oranı %25 ile %35 arasında değişirken; geri kalmış ülkelerde bu oran, %3 ile %5 arasındadır.

Bilinen sosyal güvenlik harcamalarının üç mali kaynağı olduğunu söylemiştik. 2015 yılı verilerine göre devletlerin sosyal güvenliğe katkısı ise, İngiltere'de %43.9, Almanya'da %26.6, Fransa'da %21.5 düzeyindedir. 







Pirim ağırlıklı sistemlerde devlet katkısı daha düşüktür; ama vergi oranları da buna bağlı olarak diğer modele göre fazla yüksek değildir. Vergi ağırlıklı sistemlerde ise devletin katkısı daha yüksektir; ama vergiler de ona bağlı olarak daha yüksektir.

Devletler, sosyal güvenlik için ihtiyaç duyduğu finansmanı yine vatandaşlarından karşılama yolunu tercih ederken, adeta bir çeşit özel sigorta kurumu gibi davranmaktadırlar.

1929 yılından sonra Keynes'yen politikalar uygulayan ülkeler, kamu harcamalarını arttırarak piyasadaki durgunluğun önüne geçmeye çalışırken; sosyal güvenlik harcamalarını da arttırdılar. Aynı zamanda genişleyici maliye politikaları için faizli borç para ile bütçe açıklarını finanse etme yoluna giderken, yüksek vergiler ile de bu açıklarını kapatmaya çalıştılar.







1980'den sonra artan işsizlik oranı ve yaşlanan nüfus, her iki taraftan aktüaryel dengeyi (aktif sigortalıların / pasif sigortalıya oranı) daha da bozdu; yani, hem daha fazla insan Sosyal güvenlikten istifade ediyordu, hem de daha az birey pirim ödüyordu.

Euro bölgesinde 65 yaş üzeri kesim 2006 yılında %16,8 iken bu oran 2016 yılında %19,2 seviyesine çıkmıştır. Her geçen gün Avrupa daha da yaşlanmaktadır. Bu şartlarda daha fazla sosyal güvenliğe para ayırmak zorunda kalacakları aşikârdır.

Bir taraftan bütçe kalemleri içerisindeki faiz ödemeleri artarak sosyal güvenliğe yapılan harcamaları kısma yönünde baskı oluştururken; diğer taraftan da aktüaryel dengenin daha da olumsuz yapı kazanması, Kıta Avrupası'nı ciddi bir şekilde zorlamaktadır.







Çözüm olarak ise, Sosyal Güvenlik harcamalarını kısmaya çalışmaktalar. Alman Cumhurbaşkanı'nın 2. Dünya savaşından sonraki en kapsamlı reform dediği Sosyal Güvenlik'le ilgili yeni reform paketi ile, ülkede işsizlik ödeneği 32 aydan 12 aya indirildi.

Şirketlere 4 yıla kadar işçi çıkarımında haklar getirildi. Ve en önemlisi, bireysel sorumluluğu arttıran ve fiyat esnekliği getiren yeni anlayış devreye konuldu.

Öte yandan, daha fazla istihdam yaratarak çalışan insan sayısını arttırmayı hedefliyorlar. Bunun için de, daha düşük ücretle de olsa, yarı zamanlı istihdam desteklenirken; çalışmayan bayanları da iş sahasına çekmeye çalışıyorlar. Doğaldır ki, piyasalarındaki durgunluk, işsizliği körüklediği için; buldukları tek çözüm, yarı zamanlı istihdamdır.







Bu yaklaşımı, hem Avrupa Komisyonu Eylül 2000 AB Sosyal Politika Gündemi raporunda, hem de Avrupa Komisyonu'nun 2001–AB'nin İstihdam ve Sosyal Politikası raporunda detaylı olarak bulmak mümkündür. Yarı zamanlı çalışanların toplam istihdam içerisindeki payı Almanya'da %26.7, Hollanda da %49.7, İngiltere'de %25.2 dir. AB genelindeki oran ise %19.5 tir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk


Kamerya Arnavutlarına yönelik katliamın 82. yılı dolayısıyla, Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı.

27.06.2026 13:48:00
AA
 
 Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk
 Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk

Kamerya Arnavutlarına yönelik katliamın 82. yılı dolayısıyla, Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı. Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu öncülüğünde bir araya gelen sivil toplum kuruluşları üyeleri, konsolosluk önünde toplandı. Ellerinde Türk bayrakları taşıyan grup, konsolosluk önüne üzerinde "Çamerya katliamını unutmadık, unutturmayacağız" yazılı siyah çelenk bıraktı.







Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Sekreteri İsmail Kocaköse, yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın 1944-1945 döneminde Çamerya Arnavutlarına yönelik yaşanan olaylarla ilgili sorumluluğuyla yüzleşmesi gerektiğini söyledi. Kocaköse, kendini medeniyetin beşiği olarak tanımlayan Yunanistan'ın geçmişiyle yüzleşemediğini belirterek, "Bu dönemde 2 bin 900 erkek, 214 kadın ve 96 çocuk öldürülmüş, 745 kadına tecavüz edilmiş, 68 köyde 5 bin 800 ev yakılmış, göçe zorlanan binlerce insan da yollarda hayatını kaybetmiştir" ifadelerini kullandı.






Yunanistan'da "Türk" kelimesi yasak

Yunanistan'ın bugün de Batı Trakya Türklerinin Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim, inanç ve örgütlenme haklarını ihlal etmeyi sürdürdüğünü dile getiren Kocaköse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 27 Mart 2008 tarihli kararına rağmen, adında "Türk" kelimesi bulunan derneklerin haklarının yıllardır fiilen tanınmadığını aktardı.
Kocaköse, "Türkiye aleyhine yürütülen nefret söylemleri ve seçim dönemlerinde komşuluk ilişkilerini zedeleyen politikalar iki halk arasındaki tarihi dostluğa zarar vermektedir. Türk ve Yunan halkları düşman değildir. Yunan siyasetçilerini insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne uygun davranmaya davet ediyoruz. Yaptığınız katliamları unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız" dedi.

Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu

Kütahya'da okul etkinliğinde yedikleri yemeğin ardından rahatsızlanan ve sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı 114'e yükseldi. Öğrencilerden 113'ü taburcu edilirken, 1 kişinin ise tedavi ve gözlem süreci devam ediyor

24.06.2026 09:09:00
İHA
 
Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu
Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu
Olay, Meydan Mahallesi'ndeki Şule Mete Tetik İmam Hatip Ortaokulu'nda meydana geldi. Okulda gerçekleştirilen etkinlik kapsamında öğrenci ve davetlilere tavuklu pilav ikram edildi.








İkram sonrası rahatsızlanan çok sayıda kişi kendi imkanlarıyla ve ambulanslarla Kütahya Şehir Hastanesi ile çeşitli sağlık kuruluşlarına müracaat etti. Yapılan kontrollerin ardından zehirlenme şüphesiyle hastaneye başvuranların sayısının 96'sı öğrenci ve 18'i de yetişkin olmak üzere toplam 114 ulaştığı öğrenildi.








Tedavi altına alınan öğrencilerden 113'i taburcu edilirken, 1 kişinin ise hastanelerde müşahede altında tutulduğu ve kontrollerinin sürdüğü bildirildi.

Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"

Henüz 4,5 ay önce, Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi planlaması doğrultusunda eğitime açılan Mamak İlkokulu, hiçbir bilimsel, pedagojik ve kamu yararına dayalı gerekçe ortaya konulmadan apar topar kapatılmak isteniyor. "Okullar rantın değil, halkındır!", "Çocukların eğitim hakkı pazarlık konusu değildir!" sloganlarıyla duruma tepki gösteren Eğitim-Sen'in Ankara 1 No'lu Şubesi tepkisini basın açıklaması yayımlayarak kamuoyuyla paylaştı

22.06.2026 16:25:00 / Güncelleme: 22.06.2026 18:22:01
Haber Merkezi
 
Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"
Mamak İlkokulu velilerinden tepki: "Çocukların eğitim hakkını bina rantına feda ettirmeyeceğiz!"
Eğitim-Sen'in Ankara 1 No'lu Şubesi konuyla ilgili açıklamasında şunları ifade etti:

"Henüz 4,5 ay önce, Milli Eğitim Bakanlığının resmi planlaması doğrultusunda eğitime açılan Mamak İlkokulu, bugün hiçbir bilimsel, pedagojik ve kamu yararına dayalı gerekçe ortaya konulmadan apar topar kapatılmak istenmektedir.

Çoğunluğu Ali Kuşçu İlkokulundan gelen 297 öğrenci ve 16 öğretmeniyle eğitim-öğretime başlayan Mamak İlkokulu, daha açıldığı ilk günde Mamak'ın eğitim ihtiyacına önemli ölçüde cevap vermiştir. Aradan yalnızca birkaç ay geçmişken aynı okulun kapatılmasının gündeme getirilmesi, eğitim planlamasının ciddiyetini sorgulatmaktadır. Şu anda okulun Okul Müdürü kadrosu ve müdür yardımcısı kadrosu sistemde açık. Eğer buradan haberleri yoksa kadroları çıktıktan sonra direk mağdur olacaklar.






Bu karar uygulanırsa yüzlerce çocuk yeniden kalabalık sınıflara mahkûm edilecek, ikili öğretim uygulamaları geri gelecek, öğrenciler alıştıkları okul ortamından ve öğretmeninden koparılacak, veliler ise yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bırakılacaktır.

Ancak bu karar yalnızca öğrencileri ve velileri değil, eğitimin en önemli paydaşı olan öğretmenleri de doğrudan hedef almaktadır.

Mamak İlkokulunda görev yapan öğretmenlerin hiçbir görüşü alınmadan yürütülen bu süreç, birçok öğretmeni norm fazlası durumuna düşürecek. Ve öğretmenleri çok zor günler bekliyor olacak. Hemen şurada evini yeni almış bir öğretmenimiz var bu durum yüzünden belki Sincan'a gidecek.






Daha da vahimi, böylesine önemli bir karar eğitim emekçilerinden gizlenmiş, öğretmenlere tercih ve yer değiştirme haklarını kullanabilecekleri bir süreç tanınmamış, okulun kapatılacağı bilgisi eğitim-öğretim yılının son haftasına bırakılarak hukuki haklarını kullanmaları fiilen engellenmiştir. Şeffaflıktan uzak, kapalı kapılar ardında yürütülen ve oldu-bittiye getirilen bu anlayışı kabul etmiyoruz. Daha iki hafta önce İlçe Milli eğitim müdürü bu okula geldi. Ama bu drumu bilmesine rağmen hiçbir şey söylemeden gitti.






Buraya Yunus  Emre Mesleki ve Teknik Anadolu lisesini getirecekler. Yunus Emre MTAL nin yerine de Mamak İlçe MEM taşınacak. Tam bir garabet. Dört yıldır Mevlana Lisesinde eğitim öğretime devam eden, mağdur edilen Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmenleri ve öğrencileri de kendi okullarına dönmek istemektedir. Ancak görüyoruz ki bir mağduriyet başka bir mağduriyet yaratılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Bir okulun sorununu çözmenin yolu, başka bir okulu kapatmak değildir.






Biz bugün asıl soruyu soruyoruz:

Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Yunus Emre MTAL binasına taşındıktan sonra boşalan iki kamu binasını hangi amaçla kullanacaktır?

Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı derhal kamuoyuna açık, şeffaf ve tatmin edici bir açıklama yapmak zorundadır. Bugün İlçe Milli eğitim Müdürünün makamına gittik bizimle görüşmedi. Odasında kimse yoktu. Uygundu ama müsait değilim dedirtti.






Çünkü bugün yaşananlar, eğitim planlamasından çok başka hesapların devrede olduğu yönündeki kaygıları büyütmektedir.

Şimdi bize çıkıp "nüfus azalıyor" diyerek bu kararı meşrulaştırmaya çalışmayın.

Henüz birkaç ay önce 297 öğrenciyle açılan bir ilkokulu nüfus bahanesiyle kapatamazsınız. Müfettiş raporu ile kapatıyorlar. Peki ısmarlama roporu hazırlayan müfettiş kim? Çankaya'da Mimar Kemal Orta okulunu kapatan müfettiş. Şaşırmıyoruz tabi ki !

Herkes bilir ki üç çeşit yalan vardır: Yalan, kuyruklu yalan ve istatistiksel yalan. Çocuklarımızın eğitim hakkını masa başında üretilen istatistiklerle ortadan kaldıramazsınız.






Bu mesele çocukların eğitim hakkıdır.

Bu mesele öğretmenlerin açıkça ortada bırakılmasıdır.

Bu mesele velilerin yaşadığı belirsizlik ve kaygılardır.

Bu mesele kamusal eğitimin geleceğidir.

Ve bu mesele, kamu kaynaklarının kimlerin çıkarı için kullanıldığı sorusudur.

Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube olarak bu hukuksuzluğa sessiz kalmayacağız.

Mamak İlkokulunun kapatılmasına ilişkin sürecin; eğitim hakkına, kamu yararına, hukuka ve eğitim emekçilerinin kazanılmış haklarına açıkça aykırı olduğu kanaatindeyiz.

Bu nedenle İdare Mahkemesinde iptal davası açılması için hukuki hazırlıklarımızı başlatmış bulunuyoruz. Çocuklarımızın, velilerimizin ve eğitim emekçilerinin telafisi güç mağduriyetler yaşamaması için yürütmenin durdurulmasını da talep edeceğiz.






Buradan Milli Eğitim Bakanlığınave Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne sesleniyoruz:

Bu yanlıştan derhal vazgeçin.
Mamak İlkokulunu kapatmayın.
Çocuklarımızın eğitim hakkını, öğretmenlerin emeğini ve Mamak halkının iradesini yok saymayın.

Eğitim Sen olarak çocuklarımızın, eğitim emekçilerinin ve kamusal eğitimin yanında olmaya; hukuk önünde de, alanlarda da mücadele etmeye devam edeceğiz.

Okullar rantın değil, halkındır!
Çocukların eğitim hakkı pazarlık konusu değildir!
Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube"
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.