Tövbe etmek, her şahıs için farzdır
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah'ı görür gibi kork. O'nu görmesen de O seni görür
Haber Merkezi





Günahlardan tövbe edip Allah'tan korkarsan, O seni her türlü sıkıntıdan kurtarır ve sana bir çıkış kapısı açar. Kim, Allah'ın emirlerine itaatsizlikten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Üstelik ona hiç ummadığı yerden rızıklar lütfeder. Kim Allah'a güvenirse, Allah ona yeter.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, ashabı ile birlikte bir vadiye indi. Orada ne bir odun yardı ne de gözle görülür odun gibi bir şey vardı. Bunun üzerine, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, ashabına odun toplamaları için emir verdi.
Dediler ki: "Ya Resulallah (s.a.v.), biz burada odun göremiyoruz."
Bunun üzerine, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Ele geçirdiğiniz şeyi küçük görmeyiniz. Bir kimse, üst üste bir şeyler bulup biriktirir. Sonra, bunun büyüyüp gittiğini görür."

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, daha sonra ashabına şöyle buyurdu: "Hayır, şer cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah, küçük günaha katılır; büyük günah büyük günaha katılır; hayır, hayra katılır; şer de şerre katılır. Bunlar bir araya geldiği zaman, büyür gider. Tek halindeki gibi küçük kalmaz."
Denilmiştir ki: Bir günah kula göre küçük görülürse; Allah katında o günah büyüktür. Kul, yaptığı bir küçük günahı büyük görür ise; Allah katında o günah küçük olur. İman sahibinin, küçük günahı büyük görmesinin sebebi; imanının büyüklüğü ve marifet duygusunun üstünlüğüdür.
Nitekim bu manada Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Mü'min bir kul, işlediği bir günahı, üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise, işlediği günahı uçup gidecek olan burnuna konmuş bir sinek gibi görür."

"Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: "Kul bir günah işlediği zaman, bu onun kalbinde siyah bir nokta olur.
Bu günahından tövbe eder, yalvarır, yakarır da istiğfar eder ise; kalbi günahtan temizlenir. Şayet tövbe etmez, yalvarmaz yakarmaz ve Allah'tan bağışlanmasını da istemez ise; günah üstüne günah gelir, kara üstüne de kara gelir ve kalbi ölür."
Bu mana, şu ayet-i kerimede vardır: "Onların anladığı gibi değil; kazandıkları kalplerini çıkmaz bir şekilde paslandırmıştır."
"Tevbe edin ki Allah size merhamet etsin" buyurur, Cenab-ı Hak…

İmam Hasan'dan (r.a.) naklen, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurdu: "Her kulun iki meleği vardır. (Biri sağında, diğeri de solundadır.)
Sağ taraftaki melek, sol taraftaki meleğin kumandanıdır. Kul, kötü bir iş yaptığı zaman, sol taraftaki melek sorar: "Bunu yazayım mı?"
Buna karşılık, sağ taraftaki şöyle der: "Beş günah işleyinceye kadar bekle; yazma."
Beş günah isledikten sonra, sol taraftaki tekrar sorar: "Yazayım mı?" Sağ taraftaki melek bu kere şöyle der: "Bir iyilik yapıncaya kadar bekle."
Bir iyilik yaptığı zaman, sağ taraftaki melek şöyle der: "Bize, bir iyiliğe on sevap yazılacağı haber verildi. Gel, bu yaptığı bir iyilik için, onun için on kötülüğünü silelim. Ayrıca, lehine beş iyilik yazalım."

Bunun üzerine, şeytan bağırıp çağırıp sızlanmaya başlar: "Ben insanoğluna ne zaman yetişebileceğim?"
Bu hadis-i şerif, Allah-u Teâlâ'nın şu emrine uygundur: İmam Ali Efendimizin şöyle dediği anlatıldı:
"Ben, tövbe edenleri, iman edip yararlı amel işleyenleri; sonra doğru yola girenleri çok çok bağışlayanım"
"Tövbe etmek, hemen her şahıs hakkında farz-ı ayndır. Hiç kimse bir başkasının yerine tövbe edemez. Tövbeye ihtiyacı olmayan kimse de düşünülemez. Şunun için ki: Hiç kimse duyuları ile günah işlemekten kurtulamaz.
Dış duyuları ile günah işlemekten kurtulacak olsa; kalben işleyeceği günahlardan kurtulamaz. Kalb günahlarından kurtulacak olsa; şeytanın vesveselerinden kurtulamaz.

Şunun için ki: Şeytan, kulu Allah'ı anmaktan almak için onun kalbine değişik şeyler getirir. Şeytanın vesvesesinden kurtulmuş sayalım; Aziz Celil Allah'ı ve O'nun üstün vasıflarını, fiillerini bilmekten ve O'nu bilmekte kusurlu olmaktan yana gafletten kurtulamaz.
Bütün bunlar, mü'minlerin kendi derecelerine ve makamlarına göre olmaktadır.
Hemen her hal için; taat, günah, sınır ve şartlar vardır. Bunları korumak, taattır; onları bırakıp gaflete dalmak ise günah sayılır ki, tevbeyi gerektirir.
Avam mü'minlerin tövbeleri, işledikleri günahlardan olacaktır.
Havas zatların tövbeleri, gafletten ötürü olacaktır.
Havasın da hası zatların tövbesi ise; kalbin, Aziz Celil Allah'ın zatından gayrı şeylere kaymasından ötürü olacaktır.
Allah'tan gizli kalmayan zerrenin hesabını verecek olan bizlerin, bu dünyada bir daha dönmemek üzere hatalarımıza tövbe etmemiz daha kolay değil mi?
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Kalbime perdeye benzer bir şey gerilir; bunun için Yüce Allah'a bir gün ve bir gecede yetmiş kere tövbe ederim." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)






















































































