Tencerenin sesi, koltuğun gürültüsünü yenecek mi?
Öncelikle milletimizin ve tüm İslam aleminin Kurban Bayramını tebrik ediyorum. Bayram günü tatsız konuları yazmak istemezdim ama bu bayrama cebinde parası olmadan, karnı aç, çocuklarına kıyafet alamadan giren o kadar çok vatandaşımız var ki, onlarla empati kurmak istedim.
Çünkü bizim medeniyet anlayışımızda "Komşusu açken karnı tok olunmaz."
Bugün Türkiye'de sokaktan yükselen seslerin, market raflarındaki etiketlerin ve ay sonunu getiremeyen milyonların ortak bir feryadı var: Geçim derdi.
Siyaset mekanizması kendi iç dinamikleriyle, ittifak hesaplarıyla ve yapay olarak üretilen gündem maddeleriyle meşgulken, halkın gerçekliği bambaşka bir düzlemde akıp gidiyor.
İktidar ekonomiyi yapısal reformlarla düzeltip halkın refahını artırarak seçim kazanmak yerine, siyasi alanı kendi lehine dizayn etmeye ve suni gündemlerle gerçek erimeyi gizlemeye çalışıyor.
Oysa ki ne kadar büyük perdeler çekilirse çekilsin, mutfaktaki yangın artık saklanamayacak bir boyuta ulaşmış durumda.
Çünkü asıl mesele koltuk değil, tenceredir.
Algı yönetimi ve maskelenen ekonomik gerçeklik
Ekonomi yönetiminin yanlış politikalarının neticesinde geçim derdinin patlama noktasına geldiği dönemlerde, siyasi iktidarların en sık başvurduğu yöntem gündem mühendisliğidir.
Halkın alım gücündeki radikal düşüşü, eriyen maaşları ve çarşı-pazardaki fahiş fiyatları konuşmasını engellemek adına yapay kutuplaşmalar, ideolojik tartışmalar ve hukuki hamleler ön plana çıkarılmaktadır.
Siyaseti yeniden dizayn etme çabaları, aslında toplumsal hoşnutsuzluğun sandığa yansımasını engelleme stratejisinden başka bir şey değildir.
Ancak bu taktikler, vatandaşın cüzdanındaki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Sabah erkenden ucuz ekmek kuyruğuna giren emeklinin veya çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını bilemeyen bir işçinin gündemi, televizyon ekranlarında saatlerce tartışılan içi boş polemikler olamaz.
Algı yönetimi, bir noktaya kadar kitleleri oyalayabilse de gerçeğin çıplaklığı karşısında her zaman iflas etmeye mahkumdur.
Enflasyon kıskacında emekçi ve emeklinin yaşam mücadelesi
Toplumun en kırılgan kesimlerini oluşturan emekliler ve işçiler, bugün yüksek enflasyonun ve hayat pahalılığının yükünü en ağır şekilde sırtlayan kesimlerdir.
Yıllarca bu ülkeye katma değer sağlamış, alın teri dökmüş milyonlarca insan, bugün açlık sınırının dahi altında kalan maaşlarla hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Maaşlara yapılan dönemsel artışlar, daha cebe girmeden eriyip gidiyor; resmi enflasyon verileri ile sokağın, mutfağın enflasyonu arasındaki uçurum her geçen gün daha da derinleşiyor.
İşçinin emeği değersizleşirken, emeklinin ömrünün son yıllarını huzur içinde geçirme hakkı elinden alınıyor.
İktidarın önceliği bu yapısal çöküşü durdurmak, halkın alım gücünü tahkim etmek olmalıdır.
Vatandaşı enflasyon canavarına ezdiren bir yönetim anlayışının, siyasi mühendislik hamleleriyle ayakta kalmaya çalışması toplumsal adaleti derinden yaralamaktadır.
Siyasetin aynası: Koltuk sevdası karşısında halkın mutfağı
Siyaset, özü itibarıyla halka hizmet etme ve toplumun refahını artırma sanatıdır.
Eğer bir ülkede siyasetin tek amacı koltuğu korumak, gücü elde tutmak ve muhalefeti dizayn etmek haline gelmişse, orada demokrasinin özü boşalmış demektir. Asıl konu koltuk değil tenceredir!
Halk sandığa giderken kendi yaşam standardına, evindeki aşın kaynayıp kaynamadığına bakar.
Hiçbir suni gündem, boş bir tencerenin çıkardığı sesten daha yüksek olamaz.
Türkiye'nin kurtuluşu, siyasi elitlerin kendi ikballeri için ürettiği yapay tartışmalarda değil; üretimi destekleyen, adil bölüşümü savunan ve odağına doğrudan insanı alan gerçekçi ekonomi politikalarındadır.
Unutulmamalıdır ki, tarihin her döneminde tencerenin gücü, koltuğun hırsını mağlup etmeyi başarmıştır.
Son söz olarak şunu net olarak söyleyebiliriz:
Halkı fakirleştiren kapitalist ekonomi şartlarında hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin, siyasetin tek amacı koltuğa oturmak ve koltukta kalmak için mücadele olacaktır. Bunun halka hiçbir olumlu yansıması olmayacaktır.
Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanacağı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) iktidarında ise siyaset, halka hizmet etme sanatıdır.
"Devlet milleti için vardır", "Milleti yaşat ki devlet yaşasın" anlayışının hakim olduğu bir siyaset anlayışına en kısa zamanda kavuşmak dileğiyle…
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































