Türkiye ve dış politika
Silahsız bir savaşa benzetilen uluslararası diplomasi, günümüzün devlet adamlarını ve hükümetlerini her zamankinden daha uyanık olmaya ve yalnızca milli politikalar istikametinde hareket etmeye zorlamaktadır
22.09.2026 02:15:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Silahsız bir savaşa benzetilen uluslararası diplomasi, günümüzün devlet adamlarını ve hükümetlerini her zamankinden daha uyanık olmaya ve yalnızca milli politikalar istikametinde hareket etmeye zorlamaktadır.
Zira, bugün devletleri ve milletleri ele geçirme yöntemleri, diplomasi yolu ile gerçekleşmekte; globalleşme, demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi kavramlar, silahların, topların ve tüfeklerin yerini almaktadır. Artık, ekonomik çıkar çatışmaları, söz konusu bahanelerin ardına gizlenerek devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise;
– Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi,
– İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi,
– Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde ve bu kırılma noktalarının tam ortasında yer alan bir devlettir.

Doğu blokunun çökmesi sonucu ideolojik çatışmaların büyük ölçüde ortadan kalktığı, fakat ekonomik çıkar çatışmalarının bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişlediği bir süreçte, Türkiye, her devletten daha da dikkatli adımlar atmak, uluslararası ilişkilerde her türlü riski değerlendirerek hareket etmek zorundadır.
Bugün, bağımsızlığın korunmasında ve uluslararası ilişkilerde belirlenecek doğru bir diplomasi, en az, silahlı kuvvetlerin gücü kadar etkilidir.
Nitekim Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, bu günlere dönük şu ilginç yaklaşımı sergilemiştir: "Konferansta bir neticeye varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz.
Hiçbir dediğimizi, makul olduğuna ve haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En nihayet, şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz, hepsini cebimize atıyoruz. İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddet tiklerinizi cebimizden birer birer çıkarıp size göstereceğiz."

Milli Devlet'in Türkiye özelinde dış siyaset anlayışı; ülkemizin topraklarında gözü olmayan ve ülkemiz üzerinde çıkar hesabı olmayan devletlerle siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik işbirliklerine gitmektir.
Kalabalık nüfusu ve zengin kaynakları ile koskoca Türk dünyası ile her sahada işbirliği yapmak çıkarlarımız gereğidir. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz gibi karşılıklı çıkar ilişkisi dış politikanın esaslarındandır. Ancak topraklarımızda gözü olmayanlarla böyle bir diyalog kurmamız mümkündür.
Biz, ülke olarak uzun yıllardan beri milli çıkarlarımız doğrultusunda bir dış siyaset belirleyememekteyiz. Dış politikamız, müttefik kabul ettiğimiz devletlerin yönlendirmesiyle şekillenmektedir.

Bunların yanı sıra, milletimizin kimliğinden ve değerlerinden uzaklaştırıldığı, çok ciddi misyonerlik çalışmalarıyla sömürgecilerin dayattığı esaret politikalarına milli tepki vermeyecek derecede milli ve manevi duyarlılıktan yoksun mandacı insan modeli oluşturulmaya çalışıldığı bir vakıadır; bu sebeple, dış kaynaklı ve dış güdümlü politikalar, Türkiye'de çok rahatlıkla ygulanmaktadır. Her sahada tam bağımsızlık esasına dayalı Milli Devlet anlayışı hayata geçirilmeden, bu badirelerin aşılmasına imkân yoktur.
Atatürk'ten sonra dış siyasette milli çıkarları esas alan anlayışlar terk edildiği için, maalesef bu görüş gerçekleşmedi.
Ülkemizin sınırları dâhilinde birliği, beraberliği, iktisadi kalkınmayı ve sosyal adaleti tesis ettikten sonra, dünya barışına katkıda bulunmak, dünya dengelerinde söz sahibi olmak, uydu devlet değil, lider ülke olabilmek, dış politika anlayışımızın temelidir. Her sahada tam bağımsızlık esasına dayalı Milli Devlet anlayışı ile,

1– Türkiye'yi, önce bölgesinde lider, sonra dünyada adaletli hâ kim bir noktaya taşıyacak bir dış politika izlenecektir. Bu politikalar devleti oluşturan bütün kurumların ittifakı ile belirlenecektir.
2– Tarihten gelen birikimi, geçmişten devraldığı mirasının oluşturduğu potansiyel gücü ve Müslüman Türk kimliği ile bugün de geçmişteki gücümüze ulaşmamız hiç de zor olmayacaktır. Adaletli insan modelinden yola çıkarak, dünyada adil devlet modeli ortaya konacaktır.
3– Kırmızı çizgiler tekrar belirlenecek ve tavizsiz uygulanacaktır. Bağımsız bir dış politikanın uygulanmasına geçilecektir.
4– Uluslararası ilişkilerde tek taraflı "uydu veya maşa devlet" olmak yerine, karşılıklı menfaatler dikkate alınarak müttefikler ve tüm ilişkiler tekrar belirlenecektir.
5– Dış borca dayalı bir ekonomi idaresi, neticede borç alınan ülkeye esareti doğurur. Bu bağlamda tüm borçlar ödenecek ve asla yeni borç alınmayacaktır.
6– Türk Cumhuriyetlerin, İslam dünyasının ve aslında ezilen tüm ülkelerin beklediği adaletli bir baş olacak bir dış politika izlenecektir.
7– Kalkınmakta olan ülkelerin her türlü kalkınma ve yatırım hamlelerinde, sömüren bir mantıkla değil, adalet sahibi bir baş olmanın gereği olarak onlara destek olunacaktır. Türkiye, lider ülke konumuna sömürerek değil, ikram ederek getirilecektir.
8– Uluslararası hukukun kabul edildiği Tahkim ve benzeri anlaşmalar yerine, hukuki sahada da karşılıklılık esasına göre yeni anlaşmalara gidilecektir.

ABD dünyadaki lider ülke konumunda kendini görmektedir; ancak ciddi bir yanılgı içerisindedir. Çünkü liderlik kan dökerek, diğer ülkeleri sömürerek, adaleti ayaklar altına alarak elde edilmez.
ABD gerçek liderliğe erişemedi; çünkü buna ne tarihi ne de kimliği ne de icraatları müsaittir. Sahip olduğu ekonomi anlayışı ise kendi tarihi ile örtüşen sömürgeci bir mantığa dayanmaktadır.
Bugün insanlık gerçek bir lider ülkeyi bekliyor. Dünyada adaleti hakim kılacak, insanlığı ve insan haklarını milletlere yaşatacak; işte Türk milleti, tarihi ile kimliği ile donanımı ile bugün sahip olduğu Milli Ekonomi Modeli'ne dayanan Milli Devlet anlayışı ile bunu başaracak güçtedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Zira, bugün devletleri ve milletleri ele geçirme yöntemleri, diplomasi yolu ile gerçekleşmekte; globalleşme, demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi kavramlar, silahların, topların ve tüfeklerin yerini almaktadır. Artık, ekonomik çıkar çatışmaları, söz konusu bahanelerin ardına gizlenerek devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise;
– Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi,
– İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi,
– Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde ve bu kırılma noktalarının tam ortasında yer alan bir devlettir.

Doğu blokunun çökmesi sonucu ideolojik çatışmaların büyük ölçüde ortadan kalktığı, fakat ekonomik çıkar çatışmalarının bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişlediği bir süreçte, Türkiye, her devletten daha da dikkatli adımlar atmak, uluslararası ilişkilerde her türlü riski değerlendirerek hareket etmek zorundadır.
Bugün, bağımsızlığın korunmasında ve uluslararası ilişkilerde belirlenecek doğru bir diplomasi, en az, silahlı kuvvetlerin gücü kadar etkilidir.
Nitekim Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, bu günlere dönük şu ilginç yaklaşımı sergilemiştir: "Konferansta bir neticeye varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz.
Hiçbir dediğimizi, makul olduğuna ve haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En nihayet, şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz, hepsini cebimize atıyoruz. İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddet tiklerinizi cebimizden birer birer çıkarıp size göstereceğiz."

Milli Devlet'in Türkiye özelinde dış siyaset anlayışı; ülkemizin topraklarında gözü olmayan ve ülkemiz üzerinde çıkar hesabı olmayan devletlerle siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik işbirliklerine gitmektir.
Kalabalık nüfusu ve zengin kaynakları ile koskoca Türk dünyası ile her sahada işbirliği yapmak çıkarlarımız gereğidir. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz gibi karşılıklı çıkar ilişkisi dış politikanın esaslarındandır. Ancak topraklarımızda gözü olmayanlarla böyle bir diyalog kurmamız mümkündür.
Biz, ülke olarak uzun yıllardan beri milli çıkarlarımız doğrultusunda bir dış siyaset belirleyememekteyiz. Dış politikamız, müttefik kabul ettiğimiz devletlerin yönlendirmesiyle şekillenmektedir.

Bunların yanı sıra, milletimizin kimliğinden ve değerlerinden uzaklaştırıldığı, çok ciddi misyonerlik çalışmalarıyla sömürgecilerin dayattığı esaret politikalarına milli tepki vermeyecek derecede milli ve manevi duyarlılıktan yoksun mandacı insan modeli oluşturulmaya çalışıldığı bir vakıadır; bu sebeple, dış kaynaklı ve dış güdümlü politikalar, Türkiye'de çok rahatlıkla ygulanmaktadır. Her sahada tam bağımsızlık esasına dayalı Milli Devlet anlayışı hayata geçirilmeden, bu badirelerin aşılmasına imkân yoktur.
Atatürk'ten sonra dış siyasette milli çıkarları esas alan anlayışlar terk edildiği için, maalesef bu görüş gerçekleşmedi.
Ülkemizin sınırları dâhilinde birliği, beraberliği, iktisadi kalkınmayı ve sosyal adaleti tesis ettikten sonra, dünya barışına katkıda bulunmak, dünya dengelerinde söz sahibi olmak, uydu devlet değil, lider ülke olabilmek, dış politika anlayışımızın temelidir. Her sahada tam bağımsızlık esasına dayalı Milli Devlet anlayışı ile,

1– Türkiye'yi, önce bölgesinde lider, sonra dünyada adaletli hâ kim bir noktaya taşıyacak bir dış politika izlenecektir. Bu politikalar devleti oluşturan bütün kurumların ittifakı ile belirlenecektir.
2– Tarihten gelen birikimi, geçmişten devraldığı mirasının oluşturduğu potansiyel gücü ve Müslüman Türk kimliği ile bugün de geçmişteki gücümüze ulaşmamız hiç de zor olmayacaktır. Adaletli insan modelinden yola çıkarak, dünyada adil devlet modeli ortaya konacaktır.
3– Kırmızı çizgiler tekrar belirlenecek ve tavizsiz uygulanacaktır. Bağımsız bir dış politikanın uygulanmasına geçilecektir.
4– Uluslararası ilişkilerde tek taraflı "uydu veya maşa devlet" olmak yerine, karşılıklı menfaatler dikkate alınarak müttefikler ve tüm ilişkiler tekrar belirlenecektir.
5– Dış borca dayalı bir ekonomi idaresi, neticede borç alınan ülkeye esareti doğurur. Bu bağlamda tüm borçlar ödenecek ve asla yeni borç alınmayacaktır.
6– Türk Cumhuriyetlerin, İslam dünyasının ve aslında ezilen tüm ülkelerin beklediği adaletli bir baş olacak bir dış politika izlenecektir.
7– Kalkınmakta olan ülkelerin her türlü kalkınma ve yatırım hamlelerinde, sömüren bir mantıkla değil, adalet sahibi bir baş olmanın gereği olarak onlara destek olunacaktır. Türkiye, lider ülke konumuna sömürerek değil, ikram ederek getirilecektir.
8– Uluslararası hukukun kabul edildiği Tahkim ve benzeri anlaşmalar yerine, hukuki sahada da karşılıklılık esasına göre yeni anlaşmalara gidilecektir.

ABD dünyadaki lider ülke konumunda kendini görmektedir; ancak ciddi bir yanılgı içerisindedir. Çünkü liderlik kan dökerek, diğer ülkeleri sömürerek, adaleti ayaklar altına alarak elde edilmez.
ABD gerçek liderliğe erişemedi; çünkü buna ne tarihi ne de kimliği ne de icraatları müsaittir. Sahip olduğu ekonomi anlayışı ise kendi tarihi ile örtüşen sömürgeci bir mantığa dayanmaktadır.
Bugün insanlık gerçek bir lider ülkeyi bekliyor. Dünyada adaleti hakim kılacak, insanlığı ve insan haklarını milletlere yaşatacak; işte Türk milleti, tarihi ile kimliği ile donanımı ile bugün sahip olduğu Milli Ekonomi Modeli'ne dayanan Milli Devlet anlayışı ile bunu başaracak güçtedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)


















































































































