logo
19 MART 2026


Yanlıştan vazgeçilmeli

30.06.2005 00:00:00
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde Nihat Hekimoğlu'nun, büyüme, enflasyon, tarım ve hayvancılık, stratejik KİT'lerin özelleştirilmesi, AB ve Güneydoğu'da yeniden başlayan PKK terörü konularındaki sorularını cevaplandırdı. n Hocam, IMF son bir açıklama yaptı. Türkiye'deki  % 9,9 olduğu söylenen büyümenin stok artışından kaynaklandığını söyledi. Bu, sizce ne anlama geliyor?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz, bunu zamanında söyledik. Türkiye'de olan büyüme ekonominin şartlarına göre bizim anladığımız büyüme değil. Bu şekilde olan büyüme Türkiye'nin geriye gittiğini, iflas noktasında olduğunu gösteren büyümedir. Olayı net olarak ortaya koyarsak bizi takip edenler meseleyi çok daha net anlarlar. Siz imalatçısınız. Mamulünüzü hammadde olarak alıyorsunuz, imal ediyorsunuz. Ve fakat satamıyorsunuz. Yani bir iş yapıyorsunuz. Mevcut olan işçi ile birlikte kapasitenizi arttırmak istiyorsunuz, imalatınızı devreye koyuyorsunuz ve onu mamul haline getiriyorsunuz. Fakat bu mamulü pazarda satamıyorsunuz. Bunu fabrikanızda tutmanız da mümkün değil. Ambarınızda stok edeceksiniz. Bu şekilde ambarlarınız malla dolup taşacak. Ambarların malla dolup taşması demek vatandaşın sizin imal ettiğiniz mamule müşteri olmaması demektir. Bunun adına büyüme denmez. Bunun adına ekonomide tıkanma denir. Ekonomi tıkandı. Niye tıkandı? Sizin imal ettiğiniz mamulün müşterisi olmadığı için alıcı yok. Görünüşte müthiş bir üretim var. Hakikatte pazarlama olmadığı için ardından da "ben bu üretimi neden yaptım?" diye korkunç bir pişmanlık var. Hatırlarsanız bu olaylar başladığı zaman bendeniz ne demiştim? "Sakın KOBİ'ler, sanayi kesimi kredi alıp imalat yapmasın. Zira imal ettiği mamulleri satması hiç mümkün değildir. Stokları artacak, bu mamuller ellerinde kalacaktır" demiştim. Bir mamul arz edildiği zaman ona talep olması lazım. Müşterinin talebini ortaya koyan tek amil cebindeki parasıdır. Türkiye'de hatırlarsanız uzun zamandan beri bizim üzerinde durduğumuz konu, tüketim bitmiştir. Tüketici kimdir? İşçidir, memurdur, esnaftır, emeklidir, tarım kesimidir, ormancısıdır, köylüsüdür, denizcisidir, hülasa her gün içiçe olduğumuz insanımızdır. Bu bitti. Aldığı maaş yetmiyor. Sen yılda % 4-8 zam vereceksin, "Türkiye'de % 8 enflasyon var" diyerek hakikatleri gizlemeye çalışacaksın, ayda benzine en az % 8-10 zam yapacaksın. Ondan sonra yılda da "%8 oranında enflasyon var" diyeceksin. Vatandaşın maaşına da bu oranda zam yapacaksın. Dolayısıyla vatandaşta alım gücü tükenmiştir, bitmiştir. Müşteri mala talip olmayınca senin imal ettiğin mamuller ambarda kalacak. Bunun adına stokların artışı denir. Biz onun için "Hele borç alıp da kredilerle beraber imalatınızı yapmayın. Bu malınızı satamayacaksınız. Elinizde kalacak. Korkunç derecede zarar edecek, iflasa sürükleneceksiniz" dedik. Aynen böyle oldu. IMF bunu bugün gördü. Türkiye'de öyle ifade edildiği gibi %9 büyüme yok. bunlar laf ü güzaftır. Büyüme olduğu zaman her taraf şantiye demektir. Her taraf iş yapıyor, harıl harıl çalışıyor, demektir. İnşaatçısı, tarım kesimi, ormancısın, sanayicisi, işçisi, emeklisi, herkes çalışıyor demektir. Böyle bir şey var mı? Yok. Olmadığına göre bizde büyüme yoktur. Enflasyon düşmedin Hocam, Türkiye'de enflasyon düştü diyorlar. Ama ayda da benzine üç dört defa zam yapıyorlar. Bu ne anlama geliyor?Prof. Dr. Haydar Baş- Zaten bunun dışında başka bir şey olması da hiç mümkün değil. Türkiye'deki imalat fiyatları almış başını gidiyor. Yalnız, yiğidi öldür hakkını ketmetme. Enerji fiyatlarında bir düşüş olmaya başladı. Sigorta fiyatları, Bağ Kur pirimleri aşağı çekilecekmiş deniliyor. Bunlar biraz biraz olursa imalat fiyatları aşağı düşmeye başlar. Yalnız, bunları aşağı düşürseniz bile hammadde almış başını gitmiş. İmalatçıların çoğu bundan şikayet ediyor. Hammaddenin fiyatları aşağı düşmesi lazım. Asıl maliyet enflasyonunu vücuda getiren amil de bu. Kredi faizlerini nominal olarak aşağı düşürüyorlar reel olarak düşüremiyorlar. Bunlar olmadığı müddetçe düştü gibi söylenmesine rağmen enflasyonun aşağı düşmesi hiç mümkün değildir. Aslında parayı piyasadan çekerek yapmak istedikleri talep darlığı enflasyonu aşağı çekmek yerine ekonomiyi durdurmak, yok etmek manasınadır. Liberal ekonomistlerin bilmedikleri şu husus vardır: Piyasanın, piyasa fiyatlarını dengeleyebilmesi için aynı cins mamullerin piyasada rekabet imkanına sahip olması lazımdır. Herkes kendi mamulünü, hem de kalitelisini arz eder. Arz ettiği bu mamuller arasında rekabet imkanı doğar. O takdirde enflasyon aşağı düşer. Satıcı mamulüne az kâr koyar. Bu şekilde hem alan hem  satan memnun olur. Halbuki şu anda zoraki aşağı çekilmek istenen enflasyon mantığı bir anda hortlayabilir. Cebindeki parayı alırsın. Talep olmaz. Para cebine girdiği zaman aynı mamul hortlayarak yukarı çıkar. O zaman ne anladım ben bu enflasyonun aşağı düşmesinden. O da olmuyor ya. Yani rekabet piyasasını oluşturarak kaliteli malla piyasaya girmek ve az kârla onu satma durumuna getirmektir enflasyonu aşağı çekmek. Bunu yapmadıktan sonra yapılan çalışmalar akamete mahkumdur.TÜPRAŞ, PETKİM, Telekom, Erdemir neden özelleştiriliyor? n Türkiye'nin en önemli kuruluşları, TÜPRAŞ, Erdemir, Türk Telekom vs. özelleştirmede son aşamaya getirildi. Bu firmalar Türkiye'nin en güçlü, önemli, çok kazanan, stratejik firmaları. Böyle firmaların özelleştirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu özelleştirme furyası rahmetli Özal zamanında KİT'lerin özelleştirilmesi programı ile ortaya çıkmıştı. Gerçekten de o tarihlerde KİT'ler millet, devlet için çok büyük bir yüktü. Hantal bir yapıya sahiptiler. Bu hantal yapının kâr etmesi bir yana yürümesi bile mümkün değildi. Bunun üzerine kamu kurum ve kuruluşları KİT'ler başta olmak üzere özelleştirilecek denildi, bunun da hayata geçmesi için faaliyetler başladı. O gün hakikaten hantal kuruluşların özelleştirilmesi devletin sırtından bir yükün atılması manasına gelebilir. Ama şu anda özelleştirmeye gayret ettiğimiz kurumların tamamı devlete mütemadiyen kâr getiren kurumlar. Ve devlet için olmazsa olmaz kurumlar. Yani tabiri caizse adamın gözlerini çıkarması gibi bir şey. Bu göz olmazsa sen görmeyeceksin, bu kulak olmazsa işitmeyeceksin. TÜPRAŞ'ı, PETKİM'i, Telekom'u sen niye özelleştiriyorsun? Bu kadar işçi istihdam ediyorsun. Bu kadar kâr elde ediyorsun. Burada bunu özelleştirmeye çalışmak rant kesimine hibe etmek gibi bir manaya geliyor. Şayet bundan milletin kârı var da millet buna karşı çıkıyorsa o zaman milletin muhakemesinin noksan olduğu ifade edilebilir. Ama rakamlar milletin gözünün önünde. Dolayısıyla yanılması mümkün olmayan milletin halidir. Millet yanılmıyor. Yanılan kim? Bu kâr getiren kurumları milletin elinden alarak şu veya bu kuruma devretme düşüncesinde bulunan kim ise onlardır. Ben bu tip kurumların özelleştirilmesine tamamen karşıyım. Bunlar millete ve devlete, eskilerin tabiriyle akar getiriyor. Bu, senin için ciddi bir akar. Bir noktada Arabın petrolü varsa senin de bu kurumların var. Sen şimdi bu kurumları özelleştiriyorsun. Bu, devleti zaafiyete uğratmak ve biçare hale getirmek gibi bir olaydır. Sayın idarecilere tavsiyem, bu yanlış tavır ve düşüncelerden acele vazgeçmeleridir. Vazgeçebilirler mi? Şayet söz vermemişlerse, evet; vermişlerse, hayır. Bunu netice gösterecek.Tarım ve hayvancılık bitirildin Hocam, tarımda özellikle hububatta uygulanan politikalarda devlet, adeta, "ben devlet olarak hububat almayacağım. Dileyen dilediği fiyatı versin, alsın" gibi bir politika uyguluyor. Bu politika ne getirir, ne götürür?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu politikanın ne getirip götürdüğü mühim değil. Devletin Türk tarımını bitirmeye karar verdiği realitesi ortada var. Sen, tahkimi koyuyorsun. Sen tahditi koyuyorsun. Şeker yasasını çıkartıyorsun. Tütün yasasını çıkartıyorsun. Ondan sonra bana bu ne getirir diyorsun. Bu, bela getirir, kârı alıp götürür. Bunun da serbest piyasa ekonomisine geçmek için yapıldığı iddiası var. Bunların tamamı yanlıştır. Bizim Batı ile aramızda bu konularda fersah fersah farklar var. ABD çiftçisinin yetiştirdiği ürünlere pazar bulmuyor. AB ülkeleri çiftçisinin yetiştirdiği ürünlere Pazar bulmuyor. Doğru. Ama aynı ABD, aynı AB tarım kesimin acayip derecede sübvanse ediyor. Bir yıl içinde 50 milyar dolarlık destek fonları ile sübvanse ediyor. Bu adam malını bedavaya satsa zarar etmez. AB ülkelerinde tarım kesimine 60 milyar dolar destek veriliyor. Değil mi ki devlet bu kadar yüklü destek veriyor, onun malının satılmasına gerek yok ki. Kaldı ki bu derece büyük imkanlara malik olan tarım kesimi kendine elbette pazar da bulabilir. Dünyanın her tarafına mamulünü götürür. Zaten IMF ve AB şartlarından bir tanesi de "Gümrük duvarlarını kaldıracaksınız. Bizim tarım mamullerimiz sizin dünyanıza girecek"tir. Kabul edelim bu insan mısırını, buğdayını dörde üretti. Dörde ürettiğinin bir mislini devletten aldı. Niye bunu 2 liradan gelip Türkiye'de pazarlamasın. Pazarlar. Aldığım yanına kâr diyecek. AB'de, ABD'de böyle. Bu insanlar gümrük duvarını da sana aşağı indirttikleri için getirip senin elindeki mamulün karşısında kendi ürettiğini ucuz fiyattan sattırıyor. Bu sefer ne oluyor? Senin köylünün elindeki buğday, mısır talepsiz kalıyor. Çürümeye terk ediliyor. 400 liraya mal ettiği buğdayı 230 liraya satamıyor. Bu çok yanlış, korkunç bir yok etme, çürütme politikasıdır. Siyasetin acilen karar verip Türk tarımının yanında yer alması lazım. Bunu yaptığımız zaman tamamen tarım kesimi desteklenecektir. Bunu yapabilmek için de bütçede çok ciddi pay ayırması lazım. Böyle bir şey de şu ana kadar olmamış. Yapmaları da hiç mümkün değil. Zaten IMF, AB buna müsaade etmez. Bu siyasi gidişle Türk tarımı ve hayvancılığı bitirilmiştir. Şöyle bir tehlike daha var. Vatandaş geçimini temin etmek için mamulünü satamadığı için ne yapacaktır? Elindeki tarlasını satmak durumunda kalacaktır. Dikkat ederseniz Anadolu'da vatandaşımız yüzde yüz muhtaç olduğu elindeki toprakları geçimini temin etmek maksadıyla ecnebi eşhasa satma durumunda kalıyor. Her zaman bunu söylüyorum. Kimse elindeki bir karış toprağı satmasın. Onlar, altından daha kıymetli varlıklarımızdır. İleride bu işler düzelecek. Bu, çok devam etmez. İki yıl sonra aklımızı başımıza devşirirsek onlarla siyasette buluşuruz. Her yönü ile kârımıza olan hayata geçer. Daha malımız tarlamızda iken % 50'si avans adı altında cebimizde olur. Devlet bunu pazarlar. Geri kalanı da o zaman cebine koyar. Sıkıntıdan kurtulur. Yani her darlığın arkasından tarım kesimi iyi bilsin bir kolaylık vardır. İnancımıza, itikadımıza da bağlı kalalım. Ye'se düşmeyelim. Ama çalışmayı da ihmal etmeyelim. Bunu nasıl hayata geçireceğiz diye düşünüp, senin yanında olanla el ele vereceksin, beraberce bu işi halledeceksin. İş de nihai noktaya varacak. Elini böğrüne koyup ağlamak da senin yapacağın iş değil.Aklın yolu birdirn Hocam, AB'de son anayasa oylamalarından sonra yapılan liderler zirvesinin ardından eski AB Komisyonu başkanı Romano Prodi'nin bir açıklaması oldu. Avrupa ülkelerinde annelerin çocuklarını korkutmak için anneciğim Türkler geliyor demelerini hatırlattı. Ardından yeni Papanın açıklaması yansıdı. "Türkiye Hıristiyan kökene sahip olmayan İslam kültüründen etkilenmiş bir ülkedir..." ile başlayan, yani Hıristiyan olanlar AB'ye girebilir, olmayanlar giremez manasında bir açıklama yaptı. Ortada böyle bir tablo var. Ne diyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz, Romano Prodi'nin ifade ettiği hususu 20 sene evvel dedik. O günden bugüne de diyoruz. Bu bir kanundur. Ne hikmetse bizim aydınımız meseleleri görmek istemiyor. Toplumda kabul etseniz de etmeseniz de toplumu toplum yapan değerler vardır. Bu değerler üzerine bireyler yetişir, toplum kuralları belirlenir, insanlar o toplumun malı olurlar. Bizi yetiştiren kurallarla Batı arasında mukayesesi mümkün olmayacak farklar var. Adam diyor ki "Sen İslam kültürü ile yetiştin. Benimki ile bir değilsin. Seninki Tevhid, benimki Teslistir. Senden ben, benden de sen olmaz" diyor. Burada Batılı haklı. Haksız olan biziz. Ama diyeceksiniz ki "Siz vazifenizi yerine getirin. Biz sizi alacağız." Oradaki espri de şu: Türkiye'den alınması gereken bir takım tavizler var. Bunu ona düz yoldan yaptıramıyorlar. Baktı ki bunlar da ona âşık. Bari alınması gereken tavizleri bu yolla alalım, ondan sonra bir tekme kovalım, diyorlar. Bu mantıkla Kıbrıs elimizden gidiyor. Kıbrıs bu noktaya gelir miydi? Ege, İstanbul Suriçi, Güneydoğu elimizden gidiyor. Kuzey Irak'ta federasyon kuruldu. Musul-Kerkük elimizden gitti. AB gelişmeleri olmamış olsa, "müzakere edilecek, gireceksiniz" ihtimalleri olmamış olsa bunların hiç biri olamazdı. Aklın yolu birdir.n Hocam, medyaya Başbakan'ın bir ifadesi yansıdı. Mercedes fabrikasındaki bir törende, "Türk insanı yaşarken Mercedes'e binemiyor. Bari öldüğünde binsin diye Mercedes marka cenaze arabaları aldık" dedi. Türk milleti buna mı layık?Prof. Dr. Haydar Baş- Sayın Başbakan, herhalde bunların dirisi değil ölüsü hayırlı, diyor. Ben ona katılmıyorum. Türk milletinin dirisine Mercedes layık. Altının kıymetini sarraf bilir. n

Bayram dönüşü yola çıkacaklar dikkat

Kocaeli Valiliği, Ramazan Bayramı ve ara tatili dönüşünde yaşanabilecek trafik yoğunluğunu önlemek amacıyla 21-23 Mart tarihlerinde kamyon, çekici ve tankerlerin İstanbul yönüne seyretmesine izin verilmeyeceğini bildirdi

19.03.2026 12:56:00
İhlas Haber Ajansı
Bayram dönüşü yola çıkacaklar dikkat
Bayram dönüşü yola çıkacaklar dikkat
Valilikten yapılan açıklamaya göre, trafik yoğunluğunun olumsuz etkilerini en aza indirmek ve kazaların önüne geçmek amacıyla, 21 Mart Cumartesi günü saat 16.00'dan 23 Mart Pazartesi günü saat 01.00'e kadar kamyon, çekici ve tanker cinsi araçların Kocaeli sınırlarından geçişine kısıtlama getirildi.

Bu kapsamda söz konusu ağır vasıtaların; D-100 Karayolu, Anadolu O-4 Otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu, O-5 ve D-595 karayollarının İstanbul istikametindeki seyirlerine, arada kalan girişler de dahil olmak üzere izin verilmeyecek.

Açıklamada, tedarik süreçlerinin aksamaması için bazı araçların kısıtlamadan muaf tutulacağı ifade edildi. Yaş sebze ve meyve, canlı hayvan, et ve süt ürünleri, dondurulmuş gıdalar, çiçek, ilaç, tıbbi malzeme, ambalajlı su, posta, hayvan yemi ile akaryakıt taşıyan araçların, öncelikle ana arterler haricindeki güzergahlarda, zorunluluk halinde ise ana arterler üzerinde en az süreyle bulunacak şekilde seyirlerine istisnai olarak izin verilecek.

İran kadın milli futbol takımı Iğdır'da

2026 Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) Kadınlar Asya Kupası'na katılan İran Kadın Milli Futbol Takımı kafilesi bugün öğle saatlerinde Iğdır havalimanına indi

18.03.2026 13:22:00 / Güncelleme: 18.03.2026 13:26:18
İHA
İran kadın milli futbol takımı Iğdır'da
İran kadın milli futbol takımı Iğdır'da
Avustralya'da düzenlenen 2026 AFC Kadınlar Asya Kupası'na katılan İran Kadın Milli Futbol Takımı, İran'ın hava sahasının kapalı olması nedeniyle Umman'a ve ardından Muscat Havalimanı'ndan kalkan uçakla dün akşam saatlerinde İstanbul Havalimanı'na iniş yapmıştı.



Kafile bugün öğle saatlerinde Türk Hava Yollarına ait uçakla Iğdır havalimanına geldi.



Kafile buradan karayolu ile Gürbulak sınır kapısına gelerek buradan ülkelerine geçiş yapacaklar.



Kafilede bulunan 7 kişinin önceden Avustralya'ya iltica talebinde bulunduğunun ancak 2 kişinin Avustralya'da kaldığı öğrenilirken, geri kalan 5 kişinin milli takım kafilesi ile Türkiye'ye geldiği belirtildi.

Şırnak'ta Çanakkale Zaferi ve şehitleri anıldı

Şırnak'ta 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferinin 111'inci yıl dönümü nedeniyle tören düzenlendi

18.03.2026 13:07:00
İhlas Haber Ajansı
Şırnak'ta Çanakkale Zaferi ve şehitleri anıldı
Şırnak'ta Çanakkale Zaferi ve şehitleri anıldı
Şırnak'ta 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferinin 111'inci yıl dönümü nedeniyle tören düzenlendi.

Atatürk anıtına çelenk sunulması ile başlayan tören, Atatürk ve silah arkadaşları için bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla devam etti. Daha sonra 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığında bulunan şehitler anıtını ziyaret eden Vali Birol Ekici ve beraberindekiler, burada şehitler için dua edip şehitlerin anıtlarına çiçek bıraktı.



Ardından Şırnak İmam Hatip Lisesi konferans salonunda düzenlenen programa geçildi. Programda konuşan Şırnak Valisi Birol Ekici, "Şırnak'ta terör açısından, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başlatılan bir Terörsüz Türkiye süreci var. Şırnak'ta terör açısından aslında bir Çanakkale'dir. Bin 67 vatandaşımız burada son 40 yılda şehit düşmüştür. Az önce şehitler anıtını ziyaret ederek, her birinin mezarına çiçekler bıraktık. Başka şehirlerden gelen asker, polis, öğretmen, hemşire, her türlü kamu görevlilerinden de 2 bin 213 vatandaşımız bu topraklarda şehit düştü.



Bizim 516 tane gazimiz vardır. Burası terör açısından Çanakkale geçilmez gibi, Şırnak geçilemez diye tutmuşuz. Bu gün etrafımıza baktığımız zaman aynı kibir ile devlet otoriterini yok edip, bölgemizde işgale kalkışan güçler var. Bunların da sonları aynı olacaktır. Bu topraklarda Türkiye bu gün gücü ile dünyanın 9'uncu büyük ordusuna sahip, NATO'nun ikinci büyük ordusu bizde. Bu gücümüz ile bu topraklara ve dünyaya barışı ve kardeşliği beraberliği götürüyoruz" dedi.



Programda, günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından sinevizyon gösterimi yapıldı. Öğrenciler tarafından şiirler okunurken, öğrenci korusu tarafından şarkılar ve marşlar söylenip öğrenciler tarafından tiyatro gösterileri düzenlendi. Program, şiir, kompozisyon ve resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verilmesinin ardından sona erdi.
Şırnak Valiliği bahçesinde düzenlenen törene Vali Birol Ekici, 23. Piyade Tümen Komutanı Tuğgeneral Rıfat Dönel, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, Şırnak Milletvekili Aslan Tatar, kurum müdürleri, askeri erkan, şehit yakınları, gaziler ve vatandaşlar katıldı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Özgür Özel'i yalanladı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in dün kendisine yönelik iddialarına ilişkin, "Benim 4 tane taşınmazım var. Bu taşınmazların değerleri de belli. Hepsi yalan. Manevi tazminat davası açacağız" dedi

 

18.03.2026 11:47:00
Anadolu Ajansı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Özgür Özel'i yalanladı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Özgür Özel'i yalanladı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in dün kendisine yönelik iddialarına ilişkin, "Benim 4 tane taşınmazım var. Bu taşınmazların değerleri de belli. Biri Tuzla'da onun dediği gibi de 30 milyon lira da değil, 3-4 milyon lira taşınmazın değeri, 2+1. Hepsi yalan. O konuda zaten bugün manevi tazminat davası açacağız" dedi.

Bakan Gürlek, Adalet Bakanlığı önünde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Özel'in kendisine yönelik belgelerin gerçeği yansıtmadığını belirten Gürlek, üzerine kayıtlı 4 taşınmazı bulunduğunu söyledi.

Söz konusu taşınmazların değerlerine ilişkin de açıklama yapan Gürlek, "Güya bir ID numarası falan varmış ama o ID numaralarında Akın Gürlek yazıyor mu, yazmıyor. Özgür Özel'in amacı burada asrın yolsuzluk davasını perdelemek." diye konuştu.

Antalya Büyükşehir Belediyesine yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan, aralarında belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek davasında da yargılamanın bulunduğunu aktaran Gürlek, şunları kaydetti:

"Muhittin Böcek, 15 Ocak 2024'te Manisa'da benzinliğe uğruyor. Bu benzinliğe niye uğruyor' Burada Muhittin Böcek'in itirafçı olma durumu vardı. Orada Özgür Özel'e kendisinin adaylığı konusunda bir para iddiası var. Bu konuda da baz istasyonu çalışmaları var. Baz istasyonu çalışmaları da ortaya konuldu. Bunlar dosyada da var. Özgür Özel bence iki noktayı perdelemek istiyor. Birincisi asrın yolsuzluk davasını, ikincisi de Muhittin Böcek'in 15 Ocak 2024'teki kendisinin aday olması için Manisa'daki bir benzin istasyonuna gidip bir para verme iddiası var. Bu para verme iddiasını perdelemeye çalışıyor."

Devlet memuru olarak hakimlik ve savcılık görevinde bulunduğu ve belli aralıklarla mal beyanını bildirdiğini anımsatan Gürlek, "Benim 4 tane taşınmazım var. Bu taşınmazların değerleri de belli. Biri Tuzla'da onun dediği gibi de 30 milyon lira da değil, 3-4 milyon lira taşınmazın değeri, 2+1. Hepsi yalan. O konuda zaten bugün manevi tazminat davası açacağız." dedi.

Gürlek, Özel'in dün kendisi hakkında sunduğu tapu belgelerinin hepsinin gerçek dışı ve sahte olduğunu belirterek, "Ama bu, Özgür Özel'in tamamen son dakika çırpınışları. Ben bunu yüce Türk milletinin takdirine bırakıyorum. Benim veremeyeceğim hesabım yok, hakimlik, savcılıkta zaten düzenli olarak mal bildiriminde bulunmak gerekiyor. Ben söyleyeceklerimi söyledim, o konuda takdir milletin." diye konuştu.

Yat iddiaları

Bakan Gürlek, kendisine yönelik ortaya atılan yat iddialarına ilişkin ise hayatında Lüksemburg'a gitmediğini, yüzme dahi bilmediğini, pasaport kayıtlarında da bu yönde herhangi bir giriş-çıkış bulunmadığını ifade etti.

Bu yöndeki iddiaların gerçek dışı olduğunu vurgulayan Gürlek, söz konusu iddiaları ortaya atanların bunu ispat edememesi halinde iftira kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Bakan Gürlek'in, açıklamalarının ardından, web tapuda üzerine kayıtlı taşınmazları gösteren belgenin kopyası gazetecilerle paylaşıldı. 

Hüseyin Baş: 'Emperyalizm yenilmez değil'

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünü kutladı. Baş mesajında, "Tüm dünyaya sömürgeciliğin yenilebileceğini gösteren büyük komutana ve şanlı orduya saygıyla…" ifadelerini kullandı

18.03.2026 11:33:00 / Güncelleme: 18.03.2026 11:39:36
Haber Merkezi
Hüseyin Baş: 'Emperyalizm yenilmez değil'
Hüseyin Baş: 'Emperyalizm yenilmez değil'
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünde sosyal medya hesabından anlamlı bir mesaj yayımladı.

Hüseyin Baş paylaşımında, ünlü Hindistan lideri Mahatma Gandhi'ye atfedilen bir sözü kullanarak Çanakkale Zaferi'ni ve Mustafa Kemal Atatürk'ü andı. Baş'ın mesajı şöyle:

"'Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrı'yı da İngiliz zannederdim' (Mahatma Gandhi). Tüm dünyaya sömürgeciliğin yenilebileceğini gösteren büyük komutana ve şanlı orduya saygıyla… 18 Mart Çanakkale zaferi kutlu olsun."

Paylaşım, kısa sürede binlerce beğeni ve etkileşim aldı. Gandhi'ye atfedilen bu ifade, yıllardır sosyal medyada ve çeşitli platformlarda dolaşan, Türk direnişinin küresel sömürgecilik algısını nasıl değiştirdiğini vurgulayan popüler bir alıntı olarak biliniyor.

Hüseyin Baş, mesajıyla Çanakkale Zaferi'ni yalnızca bir askeri başarı olarak değil, emperyalizme karşı evrensel bir direniş sembolü olarak nitelendirdi. Zaferin, sömürge altındaki milletlere ilham kaynağı olduğunu belirterek, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğindeki Türk ordusuna saygı duruşunda bulundu.

18 Mart Çanakkale Zaferi, her yıl olduğu gibi bu yıl da siyasi parti liderleri, vatandaşlar ve kurumlar tarafından çeşitli etkinlikler ve mesajlarla anılmaya devam ediyor. Hüseyin Baş'ın paylaşımı, zaferin bağımsızlık ve anti-emperyalist mücadele boyutunu öne çıkaran ifadeleriyle dikkat çekti.

Gazeteci Fatih Altaylı, beyin operasyonu geçirdi

Dün tarihçi İlber Ortaylı'nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde planlı olduğu öğrenilen bir beyin operasyonuna alınırken işlemin tamamlandığı öğrenildi

17.03.2026 14:14:00
İHA
Gazeteci Fatih Altaylı, beyin operasyonu geçirdi
Gazeteci Fatih Altaylı, beyin operasyonu geçirdi
Dün tarihçi İlber Ortaylı'nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde ameliyata alındı.

Tedavisi Göztepe Medical Park Hastanesi'nde sürdürülen Altaylı'nın planlı bir beyin operasyonu geçirdiği ve işlemin tamamlandığı öğrenildi.

Tanju Özcan hakkında 'şantaj' suçundan dava açıldı

Tutuklanmasının ardından Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan ve 3 sanık hakkında "şantaj" suçundan dava açıldı

 

17.03.2026 12:38:00 / Güncelleme: 17.03.2026 13:24:57
Anadolu Ajansı
Tanju Özcan hakkında 'şantaj' suçundan dava açıldı
Tanju Özcan hakkında 'şantaj' suçundan dava açıldı

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve 6. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen 13 sayfalık iddianamede, müşteki-sanık Tanju Özcan hakkında mağdur kadın Ö.Ç'ye yönelik "şantaj" suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin gün adli para cezası ile belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması talep edildi.

İddianamede, sanıklar Boluspor Başkanı E.B. ve şoförü tutuklu Mehmet Eren A. ile Bolu Belediyesi CHP'li Meclis Üyesi H.E.S. için Özcan'a yönelik "iştirak halinde şantaj" suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5 bin gün adli para cezası istendi. Ayrıca Mehmet Eren A'nın Ö.Ç'ye yönelik "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçundan 2 yıldan 7 yıla, "kadına karşı tehdit" suçundan 9 aydan 2 yıla kadar hapsi talep edildi.

İddianamede, 16 Şubat'ta Cumhuriyet Başsavcılığına başvuran Özcan'ın, kendisini 2 farklı zamanda WhatsApp üzerinden arayan Mehmet Eren A'nın, elinde kendisi ile eski kız arkadaşına (Ö.Ç.) ait mesaj ve ses kaydı olduğu iddiasıyla şantajda bulunarak 20 milyon lira para, araba ve oto yıkama yeri istediğini söyleyip şikayetçi olması üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Ö.Ç'nin 2,5 yıl önce Bolu Belediyesi danışma birimine işçi olarak girdiğini ve yaklaşık 6 ay sonra Özcan'ın ara ara kendisinden hoşlandığını söylediğini ancak kendisinin karşılık vermediği yönündeki ifadesine yer verilen iddianamede, kadının, belediye çağrı merkezine kürtaj yaptırdığı iddiasıyla yapılan ihbarın ardından Özcan'ın kendisine "Bu ses kaydını Eren duysa ne olur' Ben seni koruyacağım, benimle görüşeceksin, senden hoşlanıyorum." demesi üzerine korkarak Özcan'la görüşmeyi kabul ettiğini söylediği kaydedildi.

Özcan'ın, Ö.Ç. ile arasında herhangi gönül ilişkisi bulunmadığını, yalnızca Mehmet Eren A'nın tehditlerine ilişkin anlattıkları nedeniyle birkaç kez görüştüklerini belirttiği aktarılan iddianamede, Özcan'ın Mehmet Eren A, E.B, H.E.S. ve Ö.Ç'den şikayetçi olduğunu beyan ettiği ifade edildi.

İddianamede, Mehmet Eren A'nın farklı zamanlarda WhatsApp üzerinden Özcan'ı arayarak, tanık Ö.N.Y'ye mesajların (Özcan ile Ö.Ç'ye ait olduğu iddia edilen) ekran görüntüsünün çekildiği fotoğrafı anlık göstererek şantajda bulunduğu anlatıldı.

Sanıkların savunmalarında üzerlerine atılı şantaj suçlamalarını kabul etmedikleri belirtilen iddianamede, tanık beyanları ve kamera kayıtlarının değerlendirilmesi sonucu Mehmet Eren A, E.B. ve H.E.S'nin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek "şantaj" suçunu işlediklerinin değerlendirildiği kaydedildi.

İddianamede, Özcan hakkında "şantaj" suçlamasına ilişkin mağdur Ö.Ç'nin beyanları ve dijital incelemelere ilişkin suçun işlendiğinin anlaşıldığı belirtildi.

Ö.Ç'nin telefonuna el konularak yapılan dijital incelemede Özcan'ın kullandığı numara ile WhatsApp üzerinden 117 görüşme ve mesajlaşma tespit edildiği bilgisine yer verilen iddianamede, mesaj içeriklerinin incelenmesinde taraflar arasında duygusal yakınlaşma olduğunun değerlendirildiği, bazı mesajlarda Ö.Ç'nin Özcan'a fotoğraflar gönderdiği ve tarafların samimi ifadeler kullandıklarının görüldüğü ifade edildi.

Sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.

İBB davasına her tutuklu sanığın birinci dereceden bir yakını alındı

İBB davasının ilk duruşmasının altıncı oturumu görülmeye devam ediliyor. Dün alınan karar nedeniyle her tutuklu sanığın birinci dereceden bir yakını alındı. Tutuksuz sanık yakınları ise duruşmaya alınmadı

17.03.2026 12:00:00 / Güncelleme: 17.03.2026 12:09:54
İHA
İBB davasına her tutuklu sanığın birinci dereceden bir yakını alındı
İBB davasına her tutuklu sanığın birinci dereceden bir yakını alındı
İBB davasının ilk duruşmasının altıncı oturumu, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam ediliyor. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen duruşmaya dün alınan karar nedeniyle her tutuklu sanığın birinci dereceden bir yakını alındı.

Tutuksuz sanık yakınları ise duruşmaya alınmadı. Duruşmaya CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu ve her sanığın üç avukatı da katıldı. Duruşmaya sanık Ümit Polat'ın avukatının savunması ile sürüyor.

İddianameden:

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11 Kasım 2025 tarihinde tamamlanan 3 bin 809 sayfalık iddianamede Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı 'ihbar eden', Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı 'suçtan zarar görenler', 16 kişi 'müşteki', 5 kişi 'müşteki-şüpheli' ve Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 402 kişi 'şüpheli' sıfatıyla yer almıştı.

Hazırlanan iddianamede, Ekrem İmamoğlu örgütün kurucusu ve lideri olarak belirtilirken, Fatih Keleş, Murat Ongun, Ertan Yıldız, Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin ve Hüseyin Gün 'örgüt yöneticisi' olarak aktarılmıştı.

İddianamede İmamoğlu'nun 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma', 12 kez 'rüşvet', 7 kez 'suç gelirlerinin aklanması', 2 kez 'kişisel verilerin kaydedilmesi', 2 kez 'kişisel verileri ele geçirme veya yayma', 4 kez 'suç delillerini gizleme', 'haberleşmenin engellenmesi', 'kamu malına zarar verme', 47 kez 'rüşvet alma', 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma', 9 kez 'irtikap', 46 kez 'kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık', 4 kez 'suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama', 70 kez 'ihaleye fesat karıştırma', 'çevrenin kasten kirletilmesi', 'Vergi Usul Kanununa muhalefet', 'Orman Kanununa muhalefet' ve 'Maden Kanuna muhalefet' suçlarından toplamda 2 bin 430 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

Öte yandan hazırlanan iddianamede toplam kamu zararının suç tarihinden itibaren 160 milyar TL ve 24 milyon dolar olduğu da iddia edilmişti.

Yeni neslin 'üniversite yutturmacası'na karnı tok!


Yükseköğretim Kurumları Sınavına (YKS) bu yıl 2 milyon 425 bin 560 aday başvurdu. Sayı 2024'te 3 milyon 120 bin 870, 2023'te 3 milyon 527 bin 443 idi. Bu sayı, 2020'deki pandemi yılından bile düşük! Verilen eğitim, alınan diplomalar bir işe yaramayınca sonuç kaçınılmaz olarak böyle tecelli ediyor1

17.03.2026 00:59:00
Haber Merkezi/AA
Yeni neslin 'üniversite yutturmacası'na karnı tok!
Yeni neslin 'üniversite yutturmacası'na karnı tok!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 20-21 Haziran'da gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için 2 milyon 425 bin 560 adayın başvurduğunu açıkladı. YKS'ye 2025'te 2 milyon 560 bin 649, 2024'te 3 milyon 120 bin 870, 2023'te 3 milyon 527 bin 443, 2022'de 3 milyon 243 bin 334, 2021'de 2 milyon 607 bin 715 ve 2020'de 2 milyon 436 bin 958 aday başvurmuştu. Bu yıl 20-21 Haziran'da gerçekleştirilecek YKS için 2 milyon 425 bin 560 adayın başvurduğu belirtildi. Bu sayı, 2020'deki Covid-19 pandemisinin patlak verdiği yıldan bile düşük!

Uykusuzluğa çare var mı?


 
Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, sağlıklı ve kaliteli uykunun önemine değinerek, "Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor" dedi.

17.03.2026 00:54:00
AA
Uykusuzluğa çare var mı?
Uykusuzluğa çare var mı?

Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, sağlıklı ve kaliteli uykunun önemine değinerek, "Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor" dedi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Uçar, şunları kaydetti: "Uzun yıllar hem tıp camiasında hem de kamuoyunda uyku, fizyolojik bir süreç olarak görüldü ve gereken önem verilmedi. Oysa sağlıklı bir uyku gündüz yaşantımızı doğrudan etkiliyor. Gece yeterince dinlenemeyen bir kişi ertesi gün birçok sorunla karşı karşıya kalabiliyor. Maalesef günümüzde sanayileşme ve şehirleşme de bunu daha fazla etkiliyor. Çevresel uyaranlar nedeniyle uykumuzu düzenleyen hormonların salgısını bozduk. Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor."

Uçar, yapılan bilimsel çalışmaların günde 7 saatten az uyumanın, kalp hastalıkları başta olmak üzere Alzheimer gibi birçok nörolojik hastalık riskini artırdığını ortaya koyduğunu belirtti.
Uçar, "Sağlıklı uyku, ertesi gün dinlenmiş olarak kalkıp günlük fonksiyonlarını yerine getirebilecek güce sahip olmaktır. Uyku süresi yaş gruplarına göre değişir. Okul öncesi çocuklarda bu süre 10-13 saat, erken okul çağındaki çocuklarda 9-11 saat olmalıdır. Ergenlik döneminde yaklaşık 8-10 saat, yetişkinlerde ise 7-9 saat uyku önerilir. Yaş ilerledikçe bu süre genellikle 6-8 saate kadar düşebilir" diye konuştu.

Toplumda uykuyla ilgili birçok yanlış inanış bulunduğuna dikkati çeken Uçar, şunları kaydetti: "Örneğin bazı kişiler, 'yaşlandıkça uyku ihtiyacı azalır' diye düşünerek yeterince uyumadıkları halde hekime başvurmuyor. Ayrıca melatonin de çok bilinçsiz kullanılabiliyor. Eczaneden hekime danışmadan alınabiliyor. Oysa doğru kullanılmadığında melatonin uykuyu düzeltmek yerine bozabilir ve biyolojik ritimde faz kaymasına neden olabilir."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.