Hayır, bunun bildiğiniz "mangal gibi yürek" deyimi ile hiç ilgisi yoktur. İlgisiz, umursamaz, vurdumduymaz, dünya yansa bir bağ otu yanmaz cinsinden... Yayla gibi geniş bir yürek... Bir tarafında koyunlar, kuzular, otlar, bir tarafında çocuklar çelik-çomak oynar, bir tarafında davul-zurna sesleri, halaylar, alaylar, olaylar, toylar, düğünler... Horoz döğüşünden boğa güreşine kadar her şey var ama yayla, bana mısın demiyor.
Düğün evine gitse ufacık bir tebessümle dahi onların sevincine iştirak etmeyi becermez, cenaze evine gitse onların ortamına ayak uyduramaz. Düğün görüp oynamamış, ölü görüp ağlamamış tiplerden...
Paltosu omuzlarında, trafiği çok yoğun bir caddenin tam ortasında aheste aheste yürürken, sigaranın biri dudaklarında diğerini de sarma telaşındadır. Ardında boy boy, cins cins arabalar tek sıra halinde, hızları onun hızına ayarlı tın tın yürümektedirler ve korna sesleri, civarda oturanları camlara yığmıştır, caddedekiler "ne oluyor" diye kulak kabartmaktadır, ama bizim lokomotif bey, lutfedip, dönüp de, bu arabaların ne derdi var, niye bağırıyorlar diye bakma zahmetinde dahi bulunmamaktadır. Fırtına, kasırga ağaçları devirip, çatıları uçururken, herkes can havliyle sağa-sola koşuştururken o adımının ayarını bozmamakta kararlıdır.
Siz ikibindörtyüz rakımlı bir tepede kara saplanan arabanızı çevreden geçen ilkokul öğrencilerinin yardımı ile çıkarmaya uğraşırken, haftalar sonra bir "aloo" demeyi akletmiştir ve siz de hazır bulmuşken, evrakların teslim tarihinin çok yaklaştığını, son iki güne girdiğinizi, ne durumda olduğunu soruyorsunuz ve cevap tam bir evlere şenlik cinsinden:
Teyzemin kocasının asker arkadaşının kayınbiraderine konuyu çıtlatmıştım o da, şimdi lisede olan kızının ilkokul öğretmenine açmış, öğretmenin emekli bir kayınpederi varmış, işte bugün yarın ondan cevap bekliyoruz.
Telefondaki sesin azmi, gayreti, telaşı, acelesi (!) yanında, sizin, karanlık basmadan, akşamın ayazı ile buzlar iyice sıkıştırmadan arabayı çıkarma telaşınız çok sönük kalıyordu!
Yayla yüreği hiç yaralamayan, acıtmayan, incitmeyen, bir yel gibi öylesine uğrayıp geçen konulardan bazıları:
Bin yıllık bir devlet geleneği olan koskoca Müslüman Türk milletinin, Türk devletinin, daha dün denecek kadar yakın bir zamanda devlet olmuş bir millete, çok itaatkâr eyalet haline getirilmesi... Milletin emeğinin ve alınterinin yerli ve yabancı tefecilere meze yapılması... Bu devletin, bu milletin, bu coğrafyanın yarınlarında söz sahibi olacak gençliğin, misyonerlerin faaliyet alanı haline getirilmesi...
Yürekler yaralıymış, yürekler yanıyormuş, yürekler kan ağlıyormuş, yüreklere su, yüreklere kan yürüyormuş... Bütün bunlar yayla yüreği asla harekete geçiremez, yayla yürek yaylağındadır daima.
Düğün evine gitse ufacık bir tebessümle dahi onların sevincine iştirak etmeyi becermez, cenaze evine gitse onların ortamına ayak uyduramaz. Düğün görüp oynamamış, ölü görüp ağlamamış tiplerden...
Paltosu omuzlarında, trafiği çok yoğun bir caddenin tam ortasında aheste aheste yürürken, sigaranın biri dudaklarında diğerini de sarma telaşındadır. Ardında boy boy, cins cins arabalar tek sıra halinde, hızları onun hızına ayarlı tın tın yürümektedirler ve korna sesleri, civarda oturanları camlara yığmıştır, caddedekiler "ne oluyor" diye kulak kabartmaktadır, ama bizim lokomotif bey, lutfedip, dönüp de, bu arabaların ne derdi var, niye bağırıyorlar diye bakma zahmetinde dahi bulunmamaktadır. Fırtına, kasırga ağaçları devirip, çatıları uçururken, herkes can havliyle sağa-sola koşuştururken o adımının ayarını bozmamakta kararlıdır.
Siz ikibindörtyüz rakımlı bir tepede kara saplanan arabanızı çevreden geçen ilkokul öğrencilerinin yardımı ile çıkarmaya uğraşırken, haftalar sonra bir "aloo" demeyi akletmiştir ve siz de hazır bulmuşken, evrakların teslim tarihinin çok yaklaştığını, son iki güne girdiğinizi, ne durumda olduğunu soruyorsunuz ve cevap tam bir evlere şenlik cinsinden:
Teyzemin kocasının asker arkadaşının kayınbiraderine konuyu çıtlatmıştım o da, şimdi lisede olan kızının ilkokul öğretmenine açmış, öğretmenin emekli bir kayınpederi varmış, işte bugün yarın ondan cevap bekliyoruz.
Telefondaki sesin azmi, gayreti, telaşı, acelesi (!) yanında, sizin, karanlık basmadan, akşamın ayazı ile buzlar iyice sıkıştırmadan arabayı çıkarma telaşınız çok sönük kalıyordu!
Yayla yüreği hiç yaralamayan, acıtmayan, incitmeyen, bir yel gibi öylesine uğrayıp geçen konulardan bazıları:
Bin yıllık bir devlet geleneği olan koskoca Müslüman Türk milletinin, Türk devletinin, daha dün denecek kadar yakın bir zamanda devlet olmuş bir millete, çok itaatkâr eyalet haline getirilmesi... Milletin emeğinin ve alınterinin yerli ve yabancı tefecilere meze yapılması... Bu devletin, bu milletin, bu coğrafyanın yarınlarında söz sahibi olacak gençliğin, misyonerlerin faaliyet alanı haline getirilmesi...
Yürekler yaralıymış, yürekler yanıyormuş, yürekler kan ağlıyormuş, yüreklere su, yüreklere kan yürüyormuş... Bütün bunlar yayla yüreği asla harekete geçiremez, yayla yürek yaylağındadır daima.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Neden niçin nasıl? / 20.01.2026
- İktidar sözcüleri pot kırma yarışındalar / 19.01.2026
- Sersem mi sermesem mi? / 18.01.2026
- Dağlar gram gelir yanında senin / 12.01.2026
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025
- İktidar sözcüleri pot kırma yarışındalar / 19.01.2026
- Sersem mi sermesem mi? / 18.01.2026
- Dağlar gram gelir yanında senin / 12.01.2026
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025

































































































