ABD'nin Irak'tan askerlerini çektiği yönündeki açıklamalar yeniden gündemin ilk sıralarına taşındı. İlk bakışta bu gelişme, 2003 işgaliyle başlayan uzun bir dönemin kapandığını düşündürebilir. Fakat Ortadoğu'nun son 20 yılına baktığımızda şu soruyu sormak zorundayız: ABD gerçekten çekiliyor mu, yoksa sahadaki varlığını farklı yöntemlerle sürdürmenin hesabını mı yapıyor?
Bölgemizin yakın tarihi bize önemli dersler veriyor.
Amerika Birleşik Devletleri 2011 yılında da Irak'tan çekildiğini ilan etmişti. O günlerde birçok yorumcu, ABD'nin Irak dosyasını kapattığını savunuyordu. Ancak aradan sadece üç yıl geçti ve DEAŞ tehdidi gerekçe gösterilerek ABD askerleri yeniden 2014 yılında Irak topraklarına döndü. Bu gerçek bile tek başına, "çekilme" kavramının Washington açısından ne kadar esnek olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
ABD ile Irak arasında yapılan planlamalar, askeri misyonun kademeli olarak sonlandırılmasını öngörse de Washington'un açıklamalarında, "Güvenlik ortaklığı devam edecek, eğitim, danışmanlık ve istihbarat desteği sürecek" şeklinde dikkat çeken bir ifade var. ABD Savunma yetkilileri, Irak'taki misyonun sona ermesinin bölgedeki Amerikan kapasitesinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini de açıkça vurguluyor.
Zaten artık emperyal güçler çeşitli coğrafyalarda sadece askeri üslerle varlık göstermiyor.
Bugün bir ülkede binlerce asker bulundurmadan da etkin olmak mümkün.
İstihbarat ağları, özel güvenlik şirketleri, askeri danışmanlar, ortak operasyon merkezleri, hava gücü, bölgesel üsler ve teknolojik takip sistemleri geleneksel işgal yöntemlerinin yerini almış durumda.
Buna Ukrayna'yı örnek gösterebiliriz. Görünüşte ABD ve Avrupa ülkelerinin askerleri ülkede bulunmuyor. Ancak, sadece Ukrayna'nın kendi gücüyle Rusya gibi bir süper güçle 5 yıla yakın bir süredir bir savaş sürdürülemeyeceği gerçeği de yadsınamaz.
ABD'nin Körfez ülkelerinde, Suriye'de ve bölgenin çeşitli noktalarında sahip olduğu askeri altyapı düşünüldüğünde, Irak'ta üslerin boşaltılması Washington'un özelde Irak'tan genelde ise Ortadoğu denkleminden çıktığı anlamına gelmez. Tam tersine, maliyeti azaltılmış yeni bir kontrol mekanizmasının ya da daha tehlikeli planların devreye konulduğunun işareti olabilir.
Bir başka önemli husus da enerji ve jeopolitiktir.
Irak, ciddi petrol rezervlerine sahip bir ülkedir. Bunun yanında İran, Suriye, Türkiye ve Körfez hattının kesişim noktasında bulunmaktadır. Böyle bir coğrafyanın küresel güç mücadelelerinden tamamen çıkarılacağını düşünmek gerçekçi değildir.
ABD'nin resmi açıklamalarında DEAŞ tehdidinin tamamen ortadan kalkmadığının da ifade edildiğini de not etmekte fayda var.
Hatta çekilme sürecine ilişkin duyurularda, bölgedeki Amerikan ve koalisyon güçlerinin ortaya çıkabilecek tehditlere karşı müdahale kapasitesini koruyacağı özellikle belirtilmiştir.
O zaman soralım: 2011'de çekilip 2014'te geri dönen bir ABD varken, bugün yapılan açıklamaları nihai bir ayrılık olarak değerlendirmek ne kadar isabetlidir?
Ortadoğu'da devletler bazen sınırlarıyla değil, nüfuz alanlarıyla değerlendirilir. ABD açısından mesele Irak'ta kaç asker bulunduğundan çok, Irak'ın siyasi, askeri ve ekonomik karar mekanizmaları üzerindeki etkinliğin sürüp sürmediğidir. Bu konuda ABD'nin etkin olmayacağını iddia etmek mümkün değildir.
Bu nedenle Irak'tan "tam çekilme" söylemini ihtiyatla karşılamak gerekir. Tarihi tecrübe, Washington'un bölgeden tamamen vazgeçmediğini göstermektedir. Şekiller değişebilir, üslerin isimleri değişebilir, görev tanımları değişebilir. Ancak küresel güç mücadelelerinin merkezindeki Irak'ın, Amerika açısından bir günde gözden çıkarılabilecek bir ülke olmadığı açıktır.
Belki de Irak'tan çekiliyorum diyen ABD, sahnedeki aktör sayısını azaltıp kulisteki etkisini artırmanın daha hesaplı bir yolunu bulmuştur.
Tarih bize ABD'nin bir coğrafyadan ayrılırken bile nüfuzunu terk etmeyeceğini göstermiştir.
Bayrak iner, üniforma değişir, üs küçülür; fakat stratejik hedefler her zaman yerinde kalır. Bu nedenle Irak'taki gelişmeleri değerlendirirken sayısız süzgeçlerden geçirilerek size sunulan manşetlere değil, sahadaki fiili duruma bakmak gerekir. Çünkü Ortadoğu'da asıl güç, görünen asker sayısından çok görünmeyen etki kapasitesinde saklıdır.
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024


























































