logo
24 HAZİRAN 2026

'Alnım geçmişte de açıktı, şimdi de açık'

08.12.2009 00:00:00
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, hakkındaki iddialara net cevaplar verdi. Şimdiye kadar hakkında yüzlerce dava açıldığını belirten BTP, bunların tümünü kazandıklarını ifade ederek, "Alnımız o günlerde de açıktı, bugün de açıktır" dedi.

 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, hakkındaki iddialara Meltem TV'de katıldığı Ekovizyon programında cevap verdi. BTP genel başkan yardımcıları ve avukatlarıyla birlikte programa katıyan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden bu yana hakkında açılan 'davalar' sonucunda uğradığı mağduriyetleri tek tek anlattı. Son 29 yıldır her hükümet döneminde onlarca davaya maruz kaldığını belirten Prof. Dr. Baş; hakkında açılan ceza davalarının tümünün beraatla sonuçlandığını, buna mukabil açtığı tazminat davalarını da kazandığını dile getirdi.

Ergenekon iddialarıBazı basın yayın organlarında hakkında yer alan Ergenekon iddialarına da cevap veren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Ergenekon davasında sanık konumundaki Mustafa Balbay ile Ergun Poyraz'ın kendisi hakkında haberler kaleme aldıklarını bildirdi. Yine Ergenekon soruşturması kapsamında ifade veren Kemal Gürüz'ün YÖK başkanlığı döneminde Azerbaycan'dan aldığı profesörlük unvanıyla ilgili olarak hakkında dava açtığını belirten BTP Genel Başkanı, "Ben ne askerin, ne de devletin adamıyım. Ben milletin adamıyım" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, "Ben hiçbir zaman ne devletimi, ne askerimi, ne de bununla ilgili kurum ve kuruluşlarımı Yüce Milletimizin huzurunda eleştirip, bundan bir puan elde etmek istemem. Benim de senelerden beri kulağımıza gelen bu dedikodulara bir gün cevap vermemiz gerekiyordu. Ancak kaderin cilvesine bakın ki, biz bu yıl Hacca gittikten hemen sonra üzerimize iftira ile saldıran, benim tarafımdan bilinen ama sizler açısından meçhul olan kişiler, yine ordu - asker beni yönlendirmeye kalkmış, ben onun adına Türkiye'de faaliyet göstermişim! Bendeniz Mekke-i Mukerreme'deyim. Bir akşam vakti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Koç beyefendi ile birlikteyiz. 'Hocam' dedi. Türkiye'de bizden sonra böyle böyle bir gelişme oldu. Asker bizi yönlendiriyormuş, filan şahısla mutabakat halinde iş yapıyormuşuz. 'Keşke' dedim, 'İnşallah, Allah bize o günleri de gösterir.' Şimdi göreceksiniz ki, ne TSK'yı, ne de Türkiye Cumhuriyeti Devletini eleştirmek ve karşıma almak maksadım yok ancak bazı hakikatleri kavramanız ve neler çektiğimi görmeniz için işin içine gireceğim. Diyeceksiniz ki, bu adamın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi."

Prof. Dr. Haydar Baş'ın dilinden 12 Eylül sonrası1980 Cumhuriyeti koruma ve kollama harekatı yapıldıktan hemen sonra - ki o dönemde bir siyasi partinin Trabzon il başkanıydım- o günleri hatırlamamak için o partinin ismini vermiyorum. Gençliğimizi tahrik ederek, bir takım olaylar içine sokmaya çalışanlara mani olmak için, parti teşkilatımızın hizmetçisi Hasan Efendi ile birlikte elimizde bir teneke boya gece sokaklara çıkardık, bizim partili diye kabul ettiğimiz arkadaşların yazdığı sloganları silerdik. Ki gençlik bir çatışmanın içine girmesin, o dönemde sağ - sol kamplaşması doruk noktaya çıkmış, 12 Eylül öncesi son 3 ay içinde sadece Trabzon'da 90 fail-i meçhul olay yaşanmıştı. Cinayet işleniyor, kim işlediği belli değil. Böyle bir dönemde bir kurumun başında olan bir insan olarak ne yaparsınız? O dönemde partiler mahalleri, bölgeleri paylaşıyorlardı. Orası solcuların, burası sağcıların diye. Gençler de bize geliyor, 'şurayı, burayı alalım' diyorlar. Ben de 'Bütün Türkiye bizim' diyerek bu kamplaşmaya kesinlikle müsaade etmedim. "Sizin Genel Başkanınız buna müsaade etse de -ifademe iyi dikkat edin- ben bu milletin evladıyım, bu milleti kucaklamaya mecbur ve memurum" diyordum. O gün tavrımı belirledim. Hiç kimseye hukukun dışında bir adım attırmadım. Atanlar olsa da, gece duvarlara slogan yazanlar olduysa da biz bunları Hasan Efendi ile hallettik. Ben dindar bir insanım. Dini kimliğimden dolayı da iftihar ederim. Bu dedemden, ailemden kalma bir tabiattır bende. Bu yönümüzü ele alarak, o günün şartlarında üzerimize gelenler bir gedik açamayınca 12 Eylül'ün hemen akabinde, ihtilalin ikinci günü beni evimden aldılar. Kaderin cilvesine bakın ki, askerin adamı olan Haydar Baş asker tarafından içeri alınıyor ve sorguya tabi tutuluyor. Beni sorgulayan siyasi şube başkanı beni çok iyi tanıyordu. Dedim ki, "İhsan bey, hacca gitmek için bu sene hazırlıklarımı yaptım. Beni fazla tutmayın. Müsaade edin, gideyim haccıma." Bana ileri - geri bir takım sorular yöneltti. Dedim ki ona, "Sorduğun sorulara inanıyorsan, ben de altına imza atayım." Dedi ki, "Ben inanmıyorum." Ben de ona dedim ki, "İnanmadığın soruları niye bana soruyorsun."

İkinci sorgulanmamız Tugay'da oldu. Askeri savcı bana bir takım sorular yöneltti. Sorduğu soruların özü şu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhinde her hangi bir hazırlık yapıyor musunuz? "Yok" dedim, "Bu nereden çıktı, komutanım?" "Sadece soruyoruz" dedi. Döndü ilgili arkadaşa? "Bu konuda Haydar Baş'ın yayınlanmış bir kitabı, bir eseri var mı?" İlgili şahıs, "Yok" dedi. O zaman askeri savcı, "Bu adamı neden buraya getirdiniz?" dedi. Devamında savcının aynen ifadesi şu: Ben her yemek arkasında bir kadeh rakı içerim. Bana kimse karışamaz. Bu kardeşimiz de istediği kadar 'Allah' der, ona da kimse karışamaz. Burası böyle geçti. Bir yıl sonra Hacca gidip geldikten sonra, Giresun'da bizim arkadaşları 'sokağa çıkma yasağını' ihlal ettikleri için içeri aldılar. "Sizin Hocanız kim, üstadınız kim" en sonunda iş bize uzanıyor. Trabzon 3. Şube kalabalık bir ekiple Akçaabat'taki işyerimize gelerek, "Hocam kusura bakma, seni Giresun'a getirmek zorundayız" dediler. "Niçin" dedim. Onlar da durumu anlattılar. "Öyle mi?" dedim. Annem o zaman sağ, Akşam namazını kılıyor. "Anne" dedim, "Müsaade edersen elini öpeceğim, hakkını helal eyle. Belki senden bir aya yakın uzakta kalacağım. Merak edecek bir şey de yoktur, endişe etme." Gelen polis de temiz bir arkadaş. Annem ona, "Nedir bu oğlumla uğraşıp duruyorsunuz" dedi.

Karakolda müteferrika denilen bir yer var, iki tarafta polisler dizilmiş. "Vay, bu çok gençmiş" dediler. Beni yaşlı bir insan bekliyorlar. 3. gün üzeri beni gece yarısı ifadeye aldılar. Dediler ki, "Giresun'dan falan şahıslar Akçaabat'a gelip, Allah dediler, Lailahe İllalhah dediler, zikir yaptılar. Doğru mu?" "Yok" dedim. Ben çok da inat bir adamım. Yeri geldi mi, ölüme de 'evet' derim. Biz dünyaya bir defa geldik. İstikametimizi korumaya mecburuz. Bu can gider ama istikamet gitmez. Sorgu amiri babayiğit bir delikanlı. O bana soruyor. Bu delikanlı beni rahat bırakıyor. Bir yandan soruyor, öte yandan da 'bana kızma' demeye getiriyor. Ben ise 'Öyle bir durum yok. Bunların tamamı iftiradır' dedim. "Hasan oğlu Haydar Baş, sen değil misin" diye sordular. Ben de dedim ki, "Evet ama buradaki Haydar Baş ben değilim." Kaderin cilvesine bakın ki, tezkerede 1957 doğumlu yazıyor, oysa ben 1947 doğumluyum. Ben de onlara şu mesajı verdim: "Bugüne kadar devletin aleyhinde hiçbir hareketim olmadı. Siz benim ibadetimi suç olarak gösteriyorsunuz." İdi Amin denilen siyasi şubeden sorumlu bir amir, bir saat sorgulamadan sonra 'gel' diyerek beni odasına aldı. Odada sol eli bir demire bağlı olarak ifade veren bir delikanlı vardı. Bana dedi ki, "Senin sorgunu bu delikanlı gibi yapmıyoruz. Seni serbest bırakıyoruz. Neden doğruyu konuşmuyorsun?" Öyle deyince, "Bana bak" dedim. "Senin ismini dahi bilmiyorum. Sen kim oluyorsun. Ben Rusya'da mıyım? Bana diyorsun ki, evinde oturup Kuran okudun mu, mevlit okudun mu, Allah dedin mi? Ben askerliğini yedek subay olarak yapmış birisiyim.  Askerde ateş hattına girdiğinde süngünü tak, Allah Allah diyerek düşmana saldır, diye eğitildik. Orada serbest, burada yasak. Nereden çıktı bu?" Celallenmişim. Kalbi acayip mutmain oldu. Bir anda döndü. "Tamam" dedi, "Ne diyorsan, doğru" dedi. Diğer görevlilere, "Ne diyorsa, onu yazın" dedi. "Son olarak seni içerdeki arkadaşlarla yüzleştireceğiz. Şayet bunlar seni tanımıyorsa, seni bırakacağız" dedi. "İyi" dedim. Ben Müteferrika'ya indim. Adanalı Ahmet diye bir polis vardı. Allah onun geçmişlerine rahmet etsin. Ona dedim ki, "Bizim arkadaşlar öyle çetecilikten anlamazlar. Sen onlara de ki, yarın sizi Hocayla karşılaştıracaklar. Sakin Hocayı tanımayın." "Tamam, Hocam" dedi, "Sen hiç merak etme. Ben haber veririm" dedi. Ali Kocaman isminde arkadaşla beni yüzleştirdiler. İdi Amin denilen şube reisi soruyor: "Evine gidip Kuran okuduğunuz, zikrettiğiniz Haydar Baş bu adam mıdır?" O aşağıdan yukarı bana bakarak, "Yüzde 90 bu değil" dedi. Bir açık kapı bıraktı. Ben de dedim ki, "Ne zorluyorsun? Adam, kesinlikle tanımıyorum" diyor. "Ben sen olduğuna eminim" dedi. Neyse arabaya bindik, dedim ki, "Bak İdi Amin - ismini bilmediğim için böyle diyorum- Ben burada çürüyecek değilim. Hayat boyu benden çekeceksin. Benim inancımla uğraşanı affetmem. Ben laik, demokratik, hukuk devletine sonuna kadar bağlı, dindar bir adamım. Hiç kimse de buna mani olamaz. Devletime, milletime, Atatürk ilke ve inkılaplarına sonuna kadar bağlı bir insanım. Aç hayatımı, oku" dedim. Gene etkilendi ama inadından da vazgeçmiyor. Bizim kararımız gıyabi, bunu vicahiye çevirecekler. Beni Erdoğan isminde bir hakimin huzuruna çıkardılar. Tertemiz bir hakim. Bana sorular sordu, ben de dedim ki, "Ben böyle bir kişiyi tanımıyorum" dedim. "Ver bakalım kimliğini" dedi. "Doğru, bu adam bu değil" dedi. Hemen beni bıraktı. Bunlar inat, savcıyla anlaşmışlar. Bir karar daha çıkardılar, beni o gün içeri attılar. Ali Kocaman ile mazgal deliğinden konuşuyorum. Ona dedim ki, "Ben sana haber gönderiyorum, skin beni tanıma diye. Sen diyorsun ki, yüzde 90 bu değil. Bunun anlamı yüzde 10 tanıyorum, demektir." O da dedi ki, "Hocam günah değil mi?" "Allah senin canını almasın!" dedim?

Türkiye'de müthiş bir tiyatro oynanıyor. Bir Müslüman değil devletini karıncayı bile incitemez. Bunların hepsi iftira, yalan ve dolandır. Ve dava kapsamına alınıyor. O zaman Devlet Güvenlik Mahkemeleri Erzincan'da. Benim dosya oraya gidiyor. Dosya oraya gitmeden evvel, dönemin Giresun Barosu Başkanı, iyi bir hukukçu olan rahmetli Ahmet Ersöz'ü çağırdım, konuştuk. Dosyama baktıktan sonra konuşalım, dedim. Baktı, geldi. Dedi ki, "Bunda bir şey yok. Böyle suç mu olur? Neymiş, Kuran okudun, mevlit okudun, Allah dedin. Böyle suç olmaz" dedi. "Bak" dedim, "Benden para sızdırmak için yapıyorsan?" "Yok, tenzih ederim. Öyle şey mi olur Hocam. Hürmetim var size. Ben sizi tanıyorum. Hatta Trabzon'a geldiğimde sizden bana söz ederlerdi" dedi. "İyi" dedim, "Biz de tam adamına düşmüşüz." Aşırı solcu diye bilinen bir adam? "Bu dava Erzincan'a gidecek. Bu 6 ayda sürer, 7 ayda. Dosya gidip gelene kadar sen içeride kalacaksın." O zaman ekonomi de iyi değil. Kış günü. Bizim oranın soğuğu Doğu'nun soğuğa da benzemez. Adamın ruhuna işler. Anamı, çoluk çocuğu düşünüyorum. Hep bunlar kafamdan gelip geçiyor. Allah'a yalvardım. 6 ayda gidip gelecek dosya 17 günde geldi. Askeri savcılık, "Biz bunlara bakmıyoruz, ne yaparsanız yapın" dedi. Yetkisizlik kararı verdi. Giresun'da benim aleyhime eski TCK'nın 163. Maddesinden dava açıldı. İşte devletin adamı Haydar Hoca'ya açtıkları dava: "1982, 23 Esas no'su ve 982 / 400 karar no'su ile verilen kararda dava konusu suç, laikliğe aykırı olarak devletin temel nizamlarını kısmen de olsa dini esaslara uydurmak amacıyla cemiyet teşkil etmek, propaganda yapmak, sıkıyönetim emirlerine riayet etmeyerek gece sokağa çıkma yasağına muhalefet?"

Gerekçeli karar: "Benim de aralarında bulunduğum sanıkların TCK 163. Maddedeki suçu işlemedikleri dosya münderecatında ve bilirkişi raporlarına göre, bu suçu işlemediklerine kanaat getirilerek beraatlarına karar verilmiştir." Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu kararının ardından ben Maliye Hazinesi  aleyhine tazminat davası açtım. Türkiye'de ilk defa böyle bir davada tazminat kazanan Haydar Hoca olmuştur. Karar şöyledir: 466 sayılı yasaya göre, tutuklu Haydar Baş 13 bin 330 Lira maddi, 50 bin lira manevi tazminatın haksız olarak tutuklandığı için Hazine'den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Ondan sonra açılan dava da lehimize sonuçlandı. Akabinde bu kapsamda açılan davalara da hukuk önünde cevap verdik. Alnımız o gün de açıktı, bugün de açıktır. Devletin hiçbir günahı yoktur, ordunun da hiçbir günahı yoktur. Bunlar kurum ve kuruluşlardır. Devleti ve milleti ayakta tutan irade, zihniyetine ve ideolojisine göre vatandaşa tavır takınıyor. Ben o gün de, bugün de aynı inançtayım: Devletin hiçbir günahı yok, bu devlet benim devletim. Ordunun hiçbir günahı yok, bu ordu benim ordum. Bunlar olmazsa, millet diye bir kurum olmaz. Yıllardan bu yana oynanan oyun ordu ile devleti devre dışı bırakıp, millet denilen bu köklü varlığı yok etmektir. İşte ben bunun savaşını verdim, veriyorum.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Van'da kahreden kaza: 1 şehit

Van-Erciş kara yolunda meydana gelen trafik kazasında 1 jandarma personeli şehit oldu, 5 kişi yaralandı

23.06.2026 14:00:00 / Güncelleme: 23.06.2026 14:02:45
Haber Merkezi
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'ın Erciş ilçesinde Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğu trafik kazasında 3'ü jandarma personeli 5 kişi yaralandı.

Van-Erciş kara yolunda sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 06 DJA 494 plakalı hafif ticari araç, jandarma personelinin bulunduğu araca arkadan çarptı.

Çevredekilerin haber vermesi üzerine kaza yerine 112 Acil Sağlık, polis, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada yaralanan 3 jandarma personeli ile hafif ticari araçta bulunan 2 kişi, ambulanslarla Erciş Şehit Rıdvan Çevik Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Bir süre trafiğe kapanan yol, araçların kaldırılması ve incelemelerin tamamlanmasının ardından geçişlere açıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, kazada Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğunu açıkladı.

Şehit olan jandarma personelinin Adana nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara’da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi

22.06.2026 21:30:00
Haber Merkezi
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara'da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi.

15 Haziran'dan bu yana taban maaş, güvenceli çalışma hakları ve mülakatların kaldırılması talebiyle direnen öğretmenler, sağlık sorunlarına ve polis müdahalelerine rağmen eylemlerini kararlılıkla sürdürüyor.

Öğretmenlerin Hayati Mücadelesinde 8. Gün: Sağlık Durumları Kritik, Direniş Sürüyor

Ankara'da Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası genel merkezi önünde nöbet tutan öğretmenlerin açlık grevi eylemi birinci haftasını geride bırakarak 8. gününe ulaştı.

Günlerdir yalnızca su, şeker ve B12 vitaminiyle beslenen eğitimcilerin sağlık durumları giderek kritik bir aşamaya evriliyor. Süreç içerisinde ciddi sağlık sorunları yaşayan bazı öğretmenlerin hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Talepler Net: "Taban Maaş ve Güvenceli Çalışma"



Özel kurumlarda çalışan ve ataması yapılmayan öğretmenler, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve mesleki onurlarının korunması için şu temel talepleri öne sürüyor:

Özel sektördeki eğitim emekçileri için taban maaş uygulamasının yeniden yasal koruma altına alınması.

Atamalarda adaletsizliğe yol açtığı belirtilen mülakat sisteminin son bulması ve verilen sözlerin tutulması.
Kısa süreli sözleşme dayatmalarına son verilmesi ve eksiksiz sigorta primi yatırılması.

Baskı ve Engellemelere Rağmen Geri Adım Yok

Eylemin başından bu yana öğretmenler pek çok kez emniyet güçlerinin sert müdahaleleriyle karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yapmak isteyen 9 öğretmen gözaltına alınmış ve saatler sonra serbest bırakılmıştı.

Son olarak Ankara Kızılay'daki Madenci Anıtı'na yürümek isteyen eğitimcilerin önü polis barikatlarıyla kesildi ve öğretmenler biber gazlı müdahaleye maruz kaldı. İstanbul Taksim'de TÖZOK önünde destek eylemi yapan öğretmenlere de müdahale edilerek gözaltılar gerçekleştirildi.

Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların ziyaret ederek destek verdiği öğretmenler, "Milli Eğitim Komisyonu Toplansın" çağrısını yineleyerek talepleri karşılanana kadar Ankara'daki nöbet alanını terk etmeyeceklerini vurguluyor.

Tablo vahim!

76 ilde düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilo uyuşturucu madde ile 2 milyonun üzerinde hap ele geçirildi

22.06.2026 21:10:00 / Güncelleme: 22.06.2026 21:17:41
İhlas Haber Ajansı
Tablo vahim!
Tablo vahim!
İçişleri Bakanlığı, 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik polis ekiplerince düzenlenen operasyonlar sonucu 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini bildirdi.

İçişleri Bakanlığı, İl Emniyet Müdürlükleri tarafından 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini, operasyonlar kapsamında bin 926 şüphelinin yakalandığını açıkladı.



Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "76 ilde 'uyuşturucu madde satıcılarına' yönelik polisimiz tarafından son 2 haftada düzenlenen operasyonlarda; 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildi, bin 926 şüpheli yakalandı.

Şüphelilerden; 976'sı tutuklandı, 376'sı hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 76 ilde 2 bin 889 ekip, 5 bin 455 personel, 25 hava aracı ve 53 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.

Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyor, uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.