logo
24 HAZİRAN 2026

Adım adım Kerbela

24.06.2026 00:00:00
Lain Muaviye'nin ölümüyle birlikte İslam dünyasının ufkunda karanlık bulutlar toplanmaya başlamıştı. Yezid, saltanatını sağlamlaştırmak için ilk emrini verdi: Ya biat edilecek ya da kılıç konuşacaktı. Ancak Medine'de bir yürek vardı ki, ne tehditlerden korkuyor ne de dünya nimetlerine aldanıyordu. O yürek, Peygamber'in kokusunu taşıyan İmam Hüseyin'in yüreğiydi.

Gecenin sessizliğinde valinin sarayına çağrılan İmam Hüseyin, kendisine uzatılan biat zincirini reddederken aslında bütün zamanlara sesleniyordu. Çünkü onun için mesele bir yöneticiyi kabul etmek değil, hakkı batıla teslim etmemekti. Saltanatın gücü karşısında tek başına kalsa da, "Benim gibisi onun gibisine biat etmez" diyerek tarihe silinmeyecek bir iz bırakıyordu İmam Hüseyin.

O gece Dedesi Peygamber'in kabrine varıp gözyaşları içinde vedalaşırken, yaklaşan ayrılığın ve büyük acının ağırlığı yüreğine çökmüştü. O artık biliyordu; önündeki yol Mekke'ye, oradan da Kerbela'ya uzanıyordu.

Dostları onu durdurmak istedi. Kardeşleri, yakınları ve sevenleri yaklaşan tehlikeyi hatırlattılar. Bir tek sözle kurtulabileceğini, bir biatla canını koruyabileceğini söylediler. Fakat Hüseyin'in aradığı kurtuluş kendi hayatı değil, ümmetin vicdanıydı. O, zulmün karşısında suskun kalmanın ölümden daha ağır olduğunu biliyordu. Ve tarihin en hüzünlü yolculuklarından biri başlarken, imam Hüseyin'in dudaklarında tek bir kararlılık yankılanıyordu: "Vallahi ben hiçbir zaman zillete boyun eğmeyeceğim."

Recep ayının 28. günü Medine'den ayrılan bu kutlu yolcular, geride vatanlarını, dostlarını ve hatıralarını bırakarak 3 Şaban'da Mekke'ye ulaştılar.

Lain Yezid'in halife olduğu dönem 'şarap içen, maymunlarla arkadaşlık eden, erkek ve kadınlarla zina yapan ve bu halini halktan gizlemeyen' bir kişinin dönemiydi. Sünnet artık tamamen terk edilmiş, Kur'an'dan sapmalar gözle görülür icraatlara dönüşmüştü.

Bu şartlardan rahatsız olan Kûfeliler kendilerinin halifesiz kaldıklarını binlerce mektupla Hz. Hüseyin'e bildirdiler. Mektupların sayısı 15 bine ulaştığında halife makamına geçmek için adım atmak halka karşı mesuliyetin bir göstergesi olacaktı. Hz. Hüseyin de buna göre hareket etti. Ancak abisi İmam Hasan'a ihanet eden Kûfeliler, 'başımıza halife ol' diyerek çağırdıkları Hz. Hüseyin'e de aynı hainliği yaptılar. Hz. Hüseyin Mekke'ye ulaştığında gönüller ona açıldı. Kûfe'den ardı ardına gelen mektuplarda binlerce insan, "Gel, bize önder ol; seni yalnız bırakmayacağız" diye sesleniyordu. Her satır umutla yazılmış, her mühür bir sadakat sözü gibi görünüyordu. Ancak imam Hüseyin, insanların sözünden önce niyetlerini tartmak istiyordu; bu yüzden en güvendiği yakını Müslim bin Akil'i Kûfe'ye gönderdi.

Zilhicce'nin 8'i… Hac için "Lebbeyk" seslerinin yükseldiği bir vakitte, O mübarek yüce insan Kâbe'den ayrılmak zorunda kaldı... Tüm hacılar bir gün sonra Arafat'a çıkmak için hazırlık yaparken İmam Hüseyin Efendimiz Mekke'den ayrılıp Kerbelâ'ya uzanan o hüzünlü yolculuğa çıkıyordu... Çünkü biliyordu; lain Yezid'in saltanatı uğruna dökülecek kanın mekânı Beytullah olmamalıydı... Kâbe'nin hürmetini korumak için ihramını gözyaşıyla çözdü ve ailesiyle birlikte ölümün değil; hakikatin, ebediliğin, sonsuzluğun yoluna çıktı.

Arkasında tavaf eden kalabalıklar kaldı… O gün Mekke'den ayrılan sadece bir insan değildi; adalet, izzet, direniş ve hakikat yola çıkmıştı...

Her adımı bir veda gibiydi… Kâbe'ye veda, Medine'ye veda, dünyaya veda…

Ve belki de en acısı, ümmetin suskunluğuna edilen vedaydı...

Kûfe, bir gecede sözünden dönenlerin şehrine dönüşmüştü. Bir zamanlar binlerce mektupla çağırdıkları Müslim bin Akil'i, şimdi korkunun ve çıkarın gölgesinde yalnız bırakmışlardı.

Kûfe'nin sokaklarında korku dolaşıyor, sarayın duvarlarından tehditler yükseliyordu. Bir zamanlar Hüseyin'e mektuplar yazıp sadakat sözü veren binlerce insan, kılıcın ve altının gölgesinde birer birer dağılıyor, Müslüm bin Akil tek başına yapayalnız kalıyordu...

Kûfe'nin dar sokaklarında yalnız bir yiğit yürüyordu. Susuzdu, yorgundu, yaralıydı, ama en çok da insanların verdiği sözleri unutmuş olmasına üzülüyordu. "Bu kavim bana yalan söyledi ve beni aldattı" derken, aslında Kerbela'nın ilk ağıtı dudaklarından dökülüyordu. Ve Müslim bin Akil Kerbela'nın ilk şehidi olarak şehadet şerbetini içiyordu...

Kûfe yolunda Peygamber evladına denk gelen şair Ferezdak, yalvararak gitme ya İmam Hüseyin diyordu ve ekliyordu: "Kalpler sizinle, fakat kılıçlar size karşı."  O an İmam'ın cevabı, sadece bir söz değil, bir teslimiyetti: "Takdir Allah'ındır." Çünkü o biliyordu ki, yol bazen istediğin yere değil, Allah'ın dilediği hakikate çıkar. Ve böylece o kervan yürümeye devam etti…

Sadece Allah'a dayanarak, sadece hakikate yaslanarak…

Çünkü Hüseyin'in yolculuğu, sonuçtan çok niyetin, zaferden çok teslimiyetin adıydı.



 
Adem Birinci / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.