Anahtarı yitirirsen, kapısının önünde uyu
Bir Hak yolcusu, büyük bir zâtın yanına gider, önünde diz çöküp oturur. Ve şöyle der: - Ben cennetten bir parça yer istiyorum, başka arzum yok
09.06.2023 08:24:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bir Hak yolcusu, büyük bir zâtın yanına gider, önünde diz çöküp oturur. Ve şöyle der: - Ben cennetten bir parça yer istiyorum, başka arzum yok.
O büyük, dinler ve şu cevabı verir: - Ah ne olurdu, âhirete olan bu kanaatkârlığın, dünya için de olaydı...
Eğer senin için ölüm bir gerçekse ve ona inanıyorsan, şu anda iradenle öl. Maddeden soyun. Arzularından geç.
Ölüm odur ki, onda Hakk'ın işine karışma olmaya... Almak, vermek olmaya... Ümit bulunmaya... Dostluk, düşmanlık araya girmeye... Orada sükût, orada sükûn ola... Ölü gibi ol. O iyiliği celb edemez, kötülüğü itemez. Sen de öyle ol.
Ölü konuşmaz. Allah dilerse konuşursun. Sen halktan kendi mevhum benliğinden geçersen, ölü sayılırsın.
Bu arada bir şey konuşursan doğru olur. Çünkü ölü, doğruyu söyler, çünkü onu Hak konuşturur.
Bir şahıs, Geylânî Hazretlerine yanaştı ve şöyle sordu: - Akıldan yana nasibi az olan bir zât, darda kalsa, bir yere sıkışsa ne yapar?
Cevabı şu oldu: - Uyar bir hâlde sessizce oturur. Kader icabı eline bir şey tutuşursa, belki imkânı nispetinde faydalanır yahut bir hayır sahibi o hâlinden kurtarır.
Anahtarı yitirirsen, kapısının önünde uyu.
Sen halkın kulu, kölesi oldun. Sağlığın, halkın sana dönmesinde oluyor. Onlar senden yüz çevirince de perişan oluyorsun. Sen helak olmak üzeresin. Sen şirk ehli olmaktasın.
Kalbin tevhid işi için nasipsiz. Sen hayır işlere karşı boşsun. Ve sen sayı dışındasın; ne ilim sahipleri arasında bir yerin var ne müritle ne muratla ne de iyilerle bir ilgin var. Bunların hiçbirinden değilsin.
Eğer Allah'tan utanmam olmasa her birinizin kapısına ayrı ayrı varacağım ve Hakk'ın sofrasına konuk olmaya çağıracağım. Eğilip kulağına ne olduğunu bağırıp anlatacağım. Terbiye edeceğim, ıslâh etmeye gayret edeceğim.
Ey, şu ne olduğu belirsiz paraya sahip çıkan ve seven, henüz sarraf onun doğruluğunu tasdik etmedi. O karışıktır, bağlanma.
Yazık sana, benden dünya talep edersin. Halbuki, o şarkta, ben ise garptayım. Ondan aldığım bir şey varsa tevhidle alırım. Benden âhireti talep et, Hak yakınlığını iste.
Muhammed Aleyhisselâm'ın kurduğu din, size emanet edildi. Siz, ona yabancı kaldınız, ona yapışmadınız. Tutmakta olduğunuz dinin duvarları devrilmeye meyyal, temeli sarsılmak, çözülmek üzere.
Ey yer ehli geliniz, yıktığınızı yapalım, eğilmek üzere olanı doğrultalım. Bu işin tamamlanması gerek.
- Ey ay ve güneş, yardıma geliniz, dedim. - Evet, deyip geldiler.
Fakat sizin gelmeniz gerek. Helâl şeylerden saklanan var. Onların açığa çıkması lâzım. Nedir bu hâliniz? Uyuşmuş ve uyumuş bir hâldeyiz. Perişan hâlde uyumuşuz ve bu kaderin gelmesini bekliyoruz…
Malını elinle dağıt. Sen bir yolcusun. Ne olursa olsun, bu yola gideceksin.
"Onların eceli gelince, işleri tamamdır. O ecel ne öne alınır ne de sona bırakılır" (A'raf/34) âyetindeki derin mânayı anlamaya çalış.
Her şey yok olacak. Sana sahip olan da ölecek. Sana büyüklük satan da ölecek. Kendini senden üstün tutup kabaran da yolcu olacak... Hepsi, hepsi gidecek.
Dostun, kötülüğü senden alandır. Düşmanın ise, aldatıp yolunu şaşırtandır.
"Allah'ım, bizi gafil kişilere has olan uykudan uyandır. Birimize, öbürümüzden manevî faydalar sağla. Bize yararımıza olan işleri yaptır. Zâtınla eyle. Tâ ki, nefsimiz ıslâh olsun ve doğru yoldan sana varsın. Biz de ömrümüzün şu son günlerini iyi geçirelim." (Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu'r Rabbani eserinden)
O büyük, dinler ve şu cevabı verir: - Ah ne olurdu, âhirete olan bu kanaatkârlığın, dünya için de olaydı...
Eğer senin için ölüm bir gerçekse ve ona inanıyorsan, şu anda iradenle öl. Maddeden soyun. Arzularından geç.
Ölüm odur ki, onda Hakk'ın işine karışma olmaya... Almak, vermek olmaya... Ümit bulunmaya... Dostluk, düşmanlık araya girmeye... Orada sükût, orada sükûn ola... Ölü gibi ol. O iyiliği celb edemez, kötülüğü itemez. Sen de öyle ol.
Ölü konuşmaz. Allah dilerse konuşursun. Sen halktan kendi mevhum benliğinden geçersen, ölü sayılırsın.
Bu arada bir şey konuşursan doğru olur. Çünkü ölü, doğruyu söyler, çünkü onu Hak konuşturur.
Bir şahıs, Geylânî Hazretlerine yanaştı ve şöyle sordu: - Akıldan yana nasibi az olan bir zât, darda kalsa, bir yere sıkışsa ne yapar?
Cevabı şu oldu: - Uyar bir hâlde sessizce oturur. Kader icabı eline bir şey tutuşursa, belki imkânı nispetinde faydalanır yahut bir hayır sahibi o hâlinden kurtarır.
Anahtarı yitirirsen, kapısının önünde uyu.
Sen halkın kulu, kölesi oldun. Sağlığın, halkın sana dönmesinde oluyor. Onlar senden yüz çevirince de perişan oluyorsun. Sen helak olmak üzeresin. Sen şirk ehli olmaktasın.
Kalbin tevhid işi için nasipsiz. Sen hayır işlere karşı boşsun. Ve sen sayı dışındasın; ne ilim sahipleri arasında bir yerin var ne müritle ne muratla ne de iyilerle bir ilgin var. Bunların hiçbirinden değilsin.
Eğer Allah'tan utanmam olmasa her birinizin kapısına ayrı ayrı varacağım ve Hakk'ın sofrasına konuk olmaya çağıracağım. Eğilip kulağına ne olduğunu bağırıp anlatacağım. Terbiye edeceğim, ıslâh etmeye gayret edeceğim.
Ey, şu ne olduğu belirsiz paraya sahip çıkan ve seven, henüz sarraf onun doğruluğunu tasdik etmedi. O karışıktır, bağlanma.
Yazık sana, benden dünya talep edersin. Halbuki, o şarkta, ben ise garptayım. Ondan aldığım bir şey varsa tevhidle alırım. Benden âhireti talep et, Hak yakınlığını iste.
Muhammed Aleyhisselâm'ın kurduğu din, size emanet edildi. Siz, ona yabancı kaldınız, ona yapışmadınız. Tutmakta olduğunuz dinin duvarları devrilmeye meyyal, temeli sarsılmak, çözülmek üzere.
Ey yer ehli geliniz, yıktığınızı yapalım, eğilmek üzere olanı doğrultalım. Bu işin tamamlanması gerek.
- Ey ay ve güneş, yardıma geliniz, dedim. - Evet, deyip geldiler.
Fakat sizin gelmeniz gerek. Helâl şeylerden saklanan var. Onların açığa çıkması lâzım. Nedir bu hâliniz? Uyuşmuş ve uyumuş bir hâldeyiz. Perişan hâlde uyumuşuz ve bu kaderin gelmesini bekliyoruz…
Malını elinle dağıt. Sen bir yolcusun. Ne olursa olsun, bu yola gideceksin.
"Onların eceli gelince, işleri tamamdır. O ecel ne öne alınır ne de sona bırakılır" (A'raf/34) âyetindeki derin mânayı anlamaya çalış.
Her şey yok olacak. Sana sahip olan da ölecek. Sana büyüklük satan da ölecek. Kendini senden üstün tutup kabaran da yolcu olacak... Hepsi, hepsi gidecek.
Dostun, kötülüğü senden alandır. Düşmanın ise, aldatıp yolunu şaşırtandır.
"Allah'ım, bizi gafil kişilere has olan uykudan uyandır. Birimize, öbürümüzden manevî faydalar sağla. Bize yararımıza olan işleri yaptır. Zâtınla eyle. Tâ ki, nefsimiz ıslâh olsun ve doğru yoldan sana varsın. Biz de ömrümüzün şu son günlerini iyi geçirelim." (Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu'r Rabbani eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.


























































































