logo
28 NİSAN 2026

ARAŞTIRMA

19.08.2001 00:00:00
Türkiye'yi bölme hedefleri ve BATI'NIN 'BÜYÜK ERMENİSTAN' OYUNU-II

Ermeni Komitelerinin İhtilal Hareketleri ve Kiliselerin Rolü

Başta İgniltere ve Rusya olmak üzere Batılı devletler tarafından tahrik ve teşvik edilen Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 Erzurum isyanı, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Zeytun ayaklanmaları, Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın basılması, Yıldız Bombası suikasti ve 1909 Adana isyanlarını çıkarmışlar; estirdikleri terör olaylarında yüzbinlerce sivil Türk'ün kanına girmişlerdir. Ermeni isyanlarının ve ihtilal hareketlerinin baş sorumluları ve de öldürülen yüzbinlerce Müslümanın katilleri ise Ermeni din adamlarıydı. Erzurum, Merzifon, Kayseri, Zeytun, Muş, Ankara gibi hemen her yerde çıkan Ermeni ayaklanmalarında Patrik ve Papazlar, isyanların çıkmasında bizzat çalışmış, çoğu zaman bu ayaklanma ve katliamları bizzat kendileri yönetmişlerdir. Ermeni ihtilal cemiyetlerinin başkanı veya üyeleri olan papazların sinsi rolünü Sivas Valisi Hakkı Paşa'nın 1882 yılında İstanbul'a gönderdiği şu rapor açıkça göstermektedir. "Özellikle şu iki seneden beri (1881-1882) Ermenistan diye bir mesele çıkarılmış, Ermeni hükümetinden söz edilmektedir... Papazlar Ermeni okullarındaki küçük çocuklara varıncaya kadar bütün Ermenilerin beyinlerini yıkayarak hükümete saygıyı ve itaati yıkmışlar, bilhassa Müslümanlarla iyi geçinmeyi ortadan kaldırmışlardır."(1) Hatta, "1984 yılında Hınçak merkez teşkilatının girişimleriyle Patrikliğe getirilen İzmirliyan, aynı zamanda Hınçak komitesinin idaresini de üzerine almıştı. Böylece hem kilise hem de Hınçak katliam komitesi aynı kişi tarafından idare ediliyordu".(2) İngiliz Büyükelçisi Sir Elliot kendisini ziyaret eden Ermeni Patriği ile görüşmesini belirten raporunda, Patriğin hangi emellerin teşvikçisi olduğunu ortaya koyan şu sözlerini aktarıyordu, "Eğer Avrupa'nın bu işe karışması ve dikkatinin çekilmesi için ihtilal ve ayaklanma lazımsa bunu yapmak hiç de zor değildir." (3) Patrik İzmirliyan, Ermeni lideri bir Avrupalı gazeteciyle görüşmesinde de, "Bütün şartlara başvurarak savaşacaklarını bundan masum insanların da zarar görebileceğini fakat buna aldırmayacaklarını" söylüyordu.(4) Görüldüğü gibi "Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak maksadıyla Batılı ülkeler dışardan; Hıristiyan azınlıkların bağlı olduğu kiliseler ve bu kiliselerin himayesinde faaliyet gösteren papazlar da içerden isyan kıvılcımlarını ateşliyordu."(5)

Ermeniler Önce Hemcinslerinden İşe Başlıyor

Ermenileri, Türk Milleti'ne karşı ayaklandırmak kolay olmamış ve fakat içlerinden çıkan komitecilerin tehdit ve baskılarıyla bu maceraya bağlandıktan sonra, durdurulmaları da mümkün olmamıştır. Öyle ki, kökü dışarda birtakım politik hesaplarla maksatlarına ulaşmak isteyen Ermeniler, bu uğurda kendi heçcinslerine de her türlü mezalimi yapmaktan çekinmemişlerdir. "Komiteciler, maksatlarını gerçekleştirmek için zorla para toplamaya, kendilerine destek vermeleri için Ermeni zenginlerine tehdit mektupları göndermeye başlamış; bekledikleri desteği alamayan veya memleket için zararlı olduğunu taktir ederek komitelerin menfaatlerine ve emellerine yoldaşlık etmeyen, baş eğmeyen Ermenileri de öldürmeye başlamışlardı. Mampre Üsküdar'da, hukukçu Haçik Topkapı'da, Dikran Karagözyan köprü üstünde, tüccar Apik Uncıyan Galata'da, Sebah Galata'da Havyar Hanı kapısında Hınçaklar tarafından öldürülmüşlerdir.(6) Avrupa'da yaşayan bir Ermeni zengini, "Ben kendi paramla milletin, memleketin celladı olmak istemem" dediği için Taşnaklarca öldürülmüştür. Ermeni Jamhanyan ve İzmir'de Balyozyın da aynı kanaati taşıdıklarından Taşnakların kurbanı olmuşlardır. Komitenin tehdit mektuplarıyla istenen desteği vermeyen Rus Ermenisi Mahalyan, Novorosisk (Rusya) sokaklarında boğazlanmış; Ermeni komitecilerin tutumunu beğenmediğini söyleyen Tamahlayan, parça parça doğranmıştır... Gergeriyan, Taşnak üyesi idi. Fakat onların münasebetsiz tutumlarını kınadığı için Erzurum'da öldürülmüş; Erzincan'ın Armudanlar bucağında Aharon, "Bu çıkmaz bir yoldur" dediği için İlbisoğulları tarafından ölüme mahkum edilmiş, yine Erzincan'da Azaplaroğlu Armin komiteciler tarafından sokak ortasında vurulmuştur.(7) Bunlar yalnızca birer örnektir. Ermenilerin ve Ernemi davasını destekleyen bir çok Batılı yazarların kitaplarında daha yüzlerce örnek bulmak mümkündür.

Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin İhaneti

Ermeniler, Türk Milletine en büyük zararı I. Dünya Savaşı sırasında savunmasız Müslümanlara karşı giriştikleri katliamlarla vermiştir. Osmanlı Devleti'nin doğuda Ruslarla amansız bir savaşa tutuştuğu bu dönemde; seferberlik emri gereği askere alınma çağrısına uymaksızın Rus hesabına casusluk yapan, silah altına alınanları ise silahları ile birlikte gönüllü çeteler oluşturarak Rus ordusunun saflarına geçen Ermeniler, Ruslara klavuzluk edip işlerini kolaylaştırmakla birlikte cephe gerisinde de soykırım faaliyetlerine girişerek Türk Milletini arkadan hançerlemişlerdir.

Osmanlı Ermenileri'nden beklenen en doğal şey, vatandaşı oldukları ve yüzyıllar boyunca nimetleriyle yaşadıkları Osmanlı'nın düşmanlara karşı mücadelesinde yanında olmaları, elbette ordumuza güç katmaları idi. Ancak onlar sömürgeci devletlerin iğfallerine kapılarak nimete küfran ile mukabele etmişlerdir. Cephede düşman askerleriyle birlikte hareket geçerek kendilerini askerlik vazifesinden dahi muaf tutan yüce Türk Ordusuna karşı silah çekmişler, cephe gerisinde de Türklerin yaşadıkları bölgelere baskınlar düzenleyerek çocukları, kadınları, savaşa gidememiş ihtiyarları acımasızca öldürerek insanlık tarihinde görülmemiş bir barbarlığın örneğini sergilemişlerdir.(8)

Belgelerle Ermeni Mezalimi

1917 sonlarına doğru Rusya'da meydana gelen "Bolşevik ihtilali" sebebiyle Rus ordusundaki askerler, subaylarını dinlemeyerek kendiliklerinden cepheyi terk edip memleketlerine dönmeye başlamışlardı. Bu yüzden Rus kıt'alarında bazı Gürcülerle, Ermeniler ve pek az da Ruslar kalmış bulunuyordu. İşte bu sırada çekilmek üzere bulunan Rus kıt'alarındaki kalan askerler ile savaş esnasında Rus ordusuyla işbirliğinde bulunmuş olan "Ermeni Çeteleri" Müslüman halka karşı tafsilatı ciltler teşkil edecek zulüm ve işkenceler icra etmişlerdir. Bunları, Türk ordu komutanı ile Rus ordu komutanı arasındaki yazışmalar ve müşahidlerin ifadelerine istinaden nakleden "İslam Ahalinin Düçar oldukları Mezalim Hakkında Vesaike Müsterid Malumat" (9) isimli eserden, numune-i timsal babından bir iki raporu dikkatlerinize arz ediyoruz:

Erzincan ve Dolayları

Ermeniler bu tarihi şehrimizde en kanlı mezalimi uygulamışlardır. Erzincan'a gelmiş olan Osmalı Orduları Komutanı, Başkaomutanlık Vekaletine gönderdiği 12.2.1918 tarihli raporunda; "Çardaklı boğazından Erzincan'a kadar olan bütün köyleri, tek bir kulübe dahi sağlam kalmamak üzere tahrip edildiğini gördüm. Bahçelerde ağaçlar kesilmiş, köylerde bir ferd sağlam kalmamıştır. Ermenilerin, Erzincan'da yaptıkları faciayı cihan tarihi bugüne kadar kaydetmemiştir. Üç günden beri Ermeniler tarafından öldürülüp meydanda bırakılan İslam cenazeleri toplattırılmaktadır. Şehid edilen bu günahsız ve masum halk arasında memeden kesilmemiş çocuklar, doksan yaşını ikmal etmiş ihtiyarlar ve parçalanmış kadınlar vardı" Bütün bu facialar ve mezalim Ermeni ve Rusların şehadetiyle bu babta verdikleri raporlarla teyit ve tevsik ediliyor. Ezcümle, Erzincan'da esir olan, Erzincan'ın Gerdkendi köyünden Haçikoğlu Kirkor'un Osmanlı Birinci Kafkas Kolordu Karargahı'nda zaptedilen ifadesi aynen şöyledir: "Osmanlı Orduları'nın Erzincan'a gelişinden üç gün evvel katliamlar ve namusa tecavüzlere başlanıldı. Vagavir ve Egrek köylerinden bir kısım ahali şehre getirilerek katledildiler." (Vesaik Dosyası, No:20).

13. Türkistan Avcı Alayı'na mensup Yüzbaşı Vekili Kazmir, Erzincan'da Ermenilerin işledikleri mezalime ait raporda, icra edilen şenaatı bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor: "Ermeniler, İslamları Sarıkamış'ta çalıştırmak bahanesiyle topladılar ve şehirden iki kilometre ayrılınca katlettiler. Ermeniler, aralarında Rus subayları bulunmasaydı mezalimin daha geniş çapta tatbit edileceği kesindi. Bir gecede tam 800 Müslüman'ın kesildiğini bizzat Ermenilerden işittim." (Vesaik Dosyası, No:21-22) Birinci Kafkas Kolordusu tarafından esir edilen Ermeni milletine mensup istihkam zabiti Tiflisli Morzof Mıkırdıç, Erzincan katliamının ne şekilde icra edildiğine dair yazdığı raporda şunları anlatıyor: "... Hiçbir taraftan emir verilmeksizin katliam başladı. Katliamlara gönüllüler ile birlikte düzenli askerle'de katılıyorlardı. Cinayetler en fazla Ermeni Kilisesi civarında icra edilmiştir. Edilen nasihatlere rağmen katliamın önüne geçmek mümküm olmamıştır. Takriben 250 ila 300 kişi katlolunmuştur. "Mıgırdıç'ın ifadeleri facialarının ne tarzda işlendiğini beyan ediyor. Mıgırdıç'ın ifadesinde kurbanların sayısı az gösteriliyor ise de vak'anın nasıl başladığı ve nasıl tertip edildiğini izah etmektedir. (Vesaik Dosyası No:23)

Bayburt'ta Vahşet Manzaraları

"Bayburt'a giren Türk Keşif Kolları, burada da feci bir katliam sahnesi ile karşılaşmışlardır. Ermenilerin, Türk birlikleri karşısında geri çekilmeleri sırasında, yol üzerinde ve yakınında bulunan bilcümle İslam köylerinin tahrip, kadın, erkek ve çocuklarının katl-u imha edildiği görülmüştür. Ermeniler, bütün şiddet ve planlarını Bayburt Kasabasında tatbit etmişler. Katliamların yek diğerinde benzemesi, tensik ve teşkil edilmiş kuvvetlerle sistematik bir tarzda imhaya başlandığını teyit etmektedir... Bayburt havalisinde İslamları imhaya memur olan Arşak, faciları şu şekilde tertip ve icra etmiştir:

15 Şubat 1918'de her sokak ve mahalleye bir takım devriyeler çıkartarak birer bahaneyle Müslüman ahali toplanmaya başlanıyor. Ermeniler rastladıkları köylüleri ve yerli ahaliyi, "Sizi Arşak Paşa çağırıyor, mühim mesele görüşecektir" gibi iğfalatla ahali toplanarak tevkif ediliyorlar. Çarşı ve pazarda bulunmayanların zorla evlerine giriliyor, para, kıymetli eşya ve ziynetleri alındıktan sonra bir kısmı kapıları önünde feci suretle kotlolunuyor bir kısmı ile türlü zulümlerle mahbushane haline çevrilen Salih Hamdi Efendininin ticarethanesine sevkolunuyor ve burada binbir eza ve işkencelerle katlediliyorlar. Kadınlar ise ticarethanenin karşısındaki ahşap otelde ırzlarına tecavüzden sonra boğazlanıyorar." "Tazegül karyesi ahalisinden otuz kadın, çocuk katlonuyor, yirmibeş erkek de aynı elim akıbete düçar oluyor. Tilki tepesinin iki kilometre güneyinde Cenes köyünde 600 nüfustan 13 kişi müstesna hepsi ihrak olunmak (yakılmak) ve süngülenmek ve de hamile kadınların karınları parçalanmak suretiyle yavruları ile birlikte pek dehşet verici ve çirkin bir surette şehid edilmiş oldukları görülüyor. Öreni, tamamen ihrak ve ahalisi mahv u nâbûd ediliyor. Karargahını mezkur karyeye nakleden Birinci Kafkas Kolorordusu Kumandanı, mezalimi şu şekilde anlatıyor: "Evlere doldurularak öldürdükleri Müslümanlardan, şehit kümesi içinden, namuslarına tecavüzden sonra parçalanmış ve ciğerleri çıkartılarak duvarlara asılmış kızlar, karınları deşilmiş hamile kadınlar, beyinleri akıtılmış ve vücutlarına benzin dökülerek yakılmış cocuklar ve erkekler mevcuttur. Bütün bunlar tesbit edilmiştir." (Bayburt Hakkında Mazbata, Vesika, 34)

Erzurum katliamı

"Erzurum katliamını Antranik (bkz.resimde) ve doktor Azaryef tertip ve icre ettiriyor. Bu icraata 10 Şubat 1918 itibariyle başlanıyor. Erzurum'un tüm beldeleri Ermeniler tarafından ihata ediliyor. Çarşı ve pazarda dolaşan cocuk, ihtiyar, kadın, erkek, yol yaptırmak bahanesiyle toplanıyor. Toplanan bu masumların üzerleri iyice aranıp para ve kıymetli eşyaları alındıktan sonra pek feci bir suretle katlolunuyorlar ve eşilen çukurlara dolduruyorlar. Sonra hanelere taarruz başlıyor. Ermeni askerleri tarafından yağma, kıtal, ırza tecavüz gibi şenaat bütün şiddetiyle tatbik ediliyor. Bu facialar Türk Ordularının Erzurum'a giriş tarihi olan 24 Şubat tarihine kadar devam ediyor. Erzurum'a giren Türk birlikleri kasaba dahilinde 2127 silahsız ve savunmasız masum İslam cenazesi defnetmiş, ayrıca Kars kapısına doğru muhitte 250 ceset bulunmuştur. Ölüler üzerinde balta, süngü, mermi yarası, ciğerleri çıkarılmış, gözlerine sivri kazık sokulmuş cesetlere tesadüf oluyor... Erzurum katliamına maruz kalan ihtiyar, kadın, çocuk, erkeğin toplamı sekiz bini buluyor. Erzurum'un Türk pazarı tamamen yakılmıştır. Erzurum Kale Topçu İkinci Alay Kumandanı'nın risalesi, facialar hakındaki malumatı teyid ve tevsik ediyor. (Vesaik Dosyası, no, 25) Erzurum'dan ricat eden Ermeniler fecaat ve şenaatın daha şiddetlisini Erzurum köylerine tatbik etmekten de uzak kalmamışlar. Mamahatun'a doğru ilerleyen takip kolları bu kasaba dolaylarında da yürekler acısı manzara ile karşılaşmışlardır. Kasaba kamilen kül haline gelmiştir. Kasaba ahalisinin ekserisi evlere doludrularak topluca yakılmış. Kasaba civarında üz yüz kadar maktül toplattırılmıştır. Masumlar kurşun ve süngülerle şehid edilmiş." (Mezalim Dosyası). Kazım Karabekir, Ermenierin bu barbarlıklarını bir başka eserinde şöyle tasvir etmektedir: "Ermenilerin, burada işledikleri tüyleri üpretecek cinayetleri karşısında çok ızdıraplar duyduk. Sekiz metre derinliklerde derin çukurlar açmışlar, içi çoluk çocuk her yaştan her cinsten Türk ölüleri ile dolu. Vurmuşlar, süngülemişler, soymuşlar, çukurlara doldurmuşlar... Bu vahşet manzaraları karşısında duyduğum acıyı şimdiye kadar gördüğüm en kanlı muharebe meydanlarında, gerek Çanakkale'de ve gerekse Irak Cephesi'nde bile tatmamıştım."(10)

Kafkaslarda Ermeni Faciaları

Birinci TBMM Şark Cephesi Kumandanlığı tarafından hazırlanan "335 ve 336 Seneleri Kafkasya'da İslamlara Karşı İcra olunduğu Tebeyyün Eden Ermeni Mezalimi" (11) adlı resmi rapora göre: Kars ve Erivan vilayetleri dahilinde ve Sarıkamış Akbaba, Çıldır, Zavşad, Merdenek, Oltu, Kağızman, Iğdır, Zengibasar civarlarında onbinlerce hatta yüzbinlere varan İslam ahali tamamen soykırım yolluyla öldürülmüşlerdir. İşte bu raporlardan bir örnek: "...Kotanlı, Oluklu, Tuzluca, Katranlı, Akpınar, Iğdır, Karakale, Bölükbaşı, Baoyalı... (32 köy) Ermeniler bu otuz iki köyden birçoğunu kamilen ve bazıların da kısmen tahrip etmiş, halktan para, mal, eşya ve sair gasp ile ahaliden 1970 kişiyi katletmişlerdir. Yalnızca Katranlı'da 800 Müslüman'ı üç büyük bina içinde yakmışlardır. Ermeniler, bu mıntıkada tesbit edilebildiği kadar onbirbin İslamı şehid eylemişlerdir." Bu raporu ispatlayan, aynı doğrultuda bir rapor da, Birinci TBMM Kars Milletvekili Fahrettin Erdoğan'a ait. Ermeni mezalimi ile ilgili gözlemlerini hazırlayarak ABD Heyeti Başkanı General Harbord'a takdim eden Fahrettin Erdoğan'ın malumatı şu şekilde: "En büyük felaketi Katranlı köyünden haber aldık. Ermenilerin mezaliminden kaçıp Türkmen köylerine, oradan da Allahuekber'i aşıp Oltu'ya geçmek isteyen yüzlerce kadın, kız ve küçük çocuğun yollarını kesen Ermeni çeteleri ve Rum gençleri bunları zorla Katranlı'ya götürmüşler. Bütün para, mal ve kıymetli eşyalarını gasp ettikten sonra türlü eziyetler ederek 1200'ünü bir samanlığa 200'ünü de başka bir samanlığa doldurmuşlar. Daha sonra Ermeniler ve Rumlar buradaki kadınların içine saldırmış, 7 yaşındaki masumların dahi namuslarına tecavüzden sonra, kapılara kurdukları makinalı tüfeklerle hepisini biçmeye başlamışlar. Müteakiben üzerlerine kuru otlar yığarak biçareleri yakmışlar." (12)

Trabzon'daki vahşetler

Köylerin dağlık ve yerleşim yerlerinin dağınık olması nedeniyle bu bölge insanı silahsız ve savunmasız olarak dağlara iltica etmişlerdi. Ermeniler, Tonya'nın Karaağaç ve Pirinçlik boğazı arasında hicret halinde bulunan Trabzon ve Akçaabat muhacirlerine rastgeldikleri 300'den fazla kadın, çocuk ve ihtiyarı gaddarane ve caniyane bir surette öldürdükleri gibi, köylerde karşılaştıkları diğer Müslümanları da merhametsizce katletmişlerdir. Bu katliamda Ermeniler bilhassa Rus askerlerinin de galeyanını mucib olacak derecede canavarlıkta ileri gitmişlerdir. Öyle ki Türk Üçüncü Ordu Kumandanı, Rus Kumandanı'na yazdığı telgrafnamede, Rus-Ermeni müşterek mezaliminin, özellikle de Ermenilerin yaptıkalrı katliamların önüne geçilmesini istemiş, bu husustaki raporları bir bir sıralamıştır. Sadeleştirerek naklettiğimiz bu vesikaların asılları Üçüncü Ordu Mezalim Dosyasındadır. "1917'de Rus elbisesi giymiş bulunan Ermeniler, Fol kasabasında 50 kadın ve erkeği katletmişlerdir. Yine Şalpazarı, Edipler köyü, Çavuşlu, Korikler, Ardasa... ve daha birçok köye saldırmışlar, Müslüman ahalisini katletmişlerdir. Mal ve eşyalarını gasp etmişlerdir. Kadınların ırzlarına tecavüz irtikap eylemişlerdir... Vakfıkebir, Görele, Polathane havalisi birer katliam sahnesi halinde bulunmaktadır. Müslümanların yeni doğan bebeklerine kadar şamil olan mezalim, Trabzon çarşısının yağmalanması ve yakılması, Rize'nin alevler içinde kalması ve yine Daltaban, Zigana havalisinde binlerce İslam'ın katledilmesi Ermenilerin vahşet-i eserlerindendir." Rum İstakyozoğlu Yako'nun ifadelerine istinaden nakledilen raporda ise yalnız Değirmendere'de altıyüz masum Müslüman, Ermeniler tarafından katledilmiştir." (Vesaik Dosyası. No: 19)

Güney illerimizde Ermeni mezalimi

1918 yılı sonlarında, İngilizlerin boşalttıkları Adana, Mersin, Maraş, Diyarbakır, Urfa, Antep ve dolaylarını işgal eden Fransızlar ve Fransız üniforması giymiş olarak içlerinde bulunan Ermelier, bu bölgedeki Müslümanlara saldırmaya, mallarını ve kıymetli eyalarını yağmalamaya başladılar. Doğudaki vahşetleri ile tecrübe kazanmış Ermeniler, güneyde de canavarlıklarını göstermiş, binlerce Müslümanı acımasızca katletmişlerdir. Yalnızca Haçin'de öldürdükleri Müslümanın sayısı 20.000'dir. Güneydoğu'daki diğer yerler gibi, Diyarbakır'a da saldıran Ermeni alayları, Daryandano adındaki bir eşkiyabaşının tertip ettiği katliamlarda dehşet saçmışlardır. Türk Subayı Hacı Hamit Efendi komutasındaki 500'den fazla askerimiz, Şeytankaya mevkiinde Ermenilerin ansızın saldırısı sonucu katledilmişler, pek çoğu yürekleri sızlatan bir şekilde parçalanmışlardır. Hava değişimi olarak birliğinden memleketine dönen 300'den fazla erimiz Lice'ye bağlı Ermeni köyü civarına geldiklerinde bu köyün Ermeni teröristleri tarafından hücuma uğrayarak öldürülmüşlerdir. Biçareleri öldürdükten sonra başlarını kesmişler, kol ve ayakları bağlı oldukları halde hepsini hançerleyerek parçalamışlar, böylesine canavarca şehit etmişlerdir. Ermeni çeteleri, Siverek-Şanlıurfa dolaylarında, ziyaret yerinde rastladıkları yüzlerce kadın, erkek ve ihtayarları acımasızca katletmişler, bazılarını ziyaretten alarak üç yüz metre kadar düz bir alanda canlı nişangah yaparak çirkin ve zalimce öldürmüşlerdir. Bunun gibi daha birçok olaylardan da anlaşılacağı üzere Ermeniler, islamlara karşı merhamet etmeden, acımadan, en alçakça cinayetleri yapmaya kararlı oldukları gibi, yaptıkları bu mezalimden özel bir zevk duydukları anlaşılmaktadır. (Bu bilgiler de "Ermeni Komitelerinin Âmal ve Harekat-ı İhtilaliyesi-İlan-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra-İstanbul-Matbaa-i Amire-1916." adlı resmi kaynaktan alınmıştır. Eser, Osmanlı Devleti Dahiliye Vekaleti tarafından basılmıştır. Ermeni meselesi hakkında en geniş ve temel kaynaktır. Osmanlıca dil kullanılmış olup, geniş belgeler ve fotoğraflar içermektedir.)

Dipnotlar

1)Prof. Dr. Haydar Baş "Ermeni İsyanlarında Kiliselerin Rolü", Yeni Mesaj Gazetesi, 29 Nisan 2001. s. 3.

2)Prof. Dr. Haydar Baş, bkz, a.g.m.

3)Sadi Koçaş, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, Ankara, 1976, s. 74

4)Sadi Koçaş, a.g.e, s. 158

5)Prof. Dr. Haydar Baş, bkz. a.g.m

6)Enver Yaşarbaş, Ermeni Terörünün Tarihçesi, İst. 1984, s. 20

7)Esat Uraz, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İst. 1976, s. 457

8) Geniş bilgi için Genelkurmay'ın Web sitesine bakınız. http://www.tsk. mil.tr/web-tr.asp

9)1918-1920 yılları arasında Kolordu Kumandanı olarak bulundğu doğuda, Ermenilerin yaptıkları katliamlara bizzat şahid olan Kazım Karabekir Paşa tarafından, fotoğraflarlarla tesbit ve mezalimi günü gününe yaşayanlardan tahkik ve tevsik ile hazırlanan bu resmi kaynak, ilkin Ermeniler tarafından piyasadan ve kütüphanelerden para ile toplatılmıştır. Eser, Milli kongre tarafında ikinci bir defa daha bazılmış ; (İst. 1919-68 s. 69 resim) "Documants Reltafis aux Atrocites Commi se par les Armeniens sur la Population Musulmane" adıyla Fransızca'ya da tercüme edilmiştir.(bkz.resim)

10)Kazım Karabekir, Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu, İst. 1995, C.3, s. 166.

11)(1)335 (1919) ve (13) 36 (1910) Seneleri Kafkasya'da İslamlara Karşı İcra Olunduğu Tebeyyün Eden (Belirlenen) Ermeni Mezalimi. TBMM Hükümeti Şark Cephesi Kumandanlığ X. şubesi neşriyatından. Kars, 1.1.(1)337 (1921), 21 ayfa. (Eski harfli). eser, Kazım Karabekir'in Kürt Meselesi, İst, 1995, s. 109-131 adlı kitabına da alıntılanmıştır.

12)Fahrettin Erdoğan, Türk Ellerinde Hatıralarım, Bugaristan, Romanya, Sibirya Esareti, Türkistan, Azerbaycan, Kafkasya Türkleri, Doğu Anadolu ve Kars. Ank. 1998, s. 177-189.

Haftaya da 'Soykırım yalanları'nın içyüzü.

Oğuz KÖRO?LU

XIX ve XX. Yüzyıllarda Anadolu

XIX. yüzyılın başlarında Anadolu'da memleket idaresi şeklen valilere ait gibi görünüyorsa da gerçekte duruma uyan, beyler, mahalli beyzadeler hakimdi. Aynı tarihlerde Suriye ve Mısır'da Fransız İngiliz menfaatleri çarpışırken Rusya da Doğu Anadoluya doğru yaklaşmakta idi. Devlet idaresine yeni bir düzen vermek için çabalayan III. Selim'in yeniçeriler tarafından öldürülmesinden sonra tahta çıkan II. Mahmud, başlangıçta Alemdar Mustafa Paşa'nın âyanla imzaladığı Sened-i İttifak'ı kabul etmiş olmasına rağmen çok geçmeden bunlara karşı başarılı bir mücadele başlattı. Anadolu'daki mahalli oyunları ortadan kaldıran padişah, daha sınırlı bir merkeziyetçilik sayılabilecek "Müşirlik" teşkilatını kurdu. Anadolu'da bulunan 18 eyaletin sayısını 4'e indirdi. Birkaç eyalet sancağın birleştirilmesiyle meydana getirilen bu idari bilimlerin başına, düzenin sağlanması ve halkın zalim idareciler zulmünden korunması amacıyla geniş yetkiylede askeriyeden birer müşir tayin edildi. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma dönemine girmiş olması, II. Mahmut'un idari alanda attığı önemli adımları engelldi.

Batılı devletlerin kışkırtmalarıyla patlak veren Mora isyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus harbi, merkezi hükümetçe bir süre önce itaat altına alınan eyaletlerde yeniden bağımsızlık hareketinin ortaya çıkmasına yol açtı. Osmanlı-Rus savaşı sırasında Doğu Anadolu'nun bir kısmı ilk defa Rus işgaline uğradı.

Erzurum ve havalisini işgal eden Rus ordusu 1829 sonbaharında çekilirken Erzurum'da oturan Osmanlı tebası Ermeniler'den büyük bir kısmını, özellikle sanayi erbabını da beraberinde götürdü. 1831 yılında isyan eden Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ancak büyük devletlerin aracılğıyla durdurabildi. (Kütahya'da) Koskaca bir Cihan İmparatorluğu'nun Batılı devletler ve entrikaları nedeniyle çatırdamaya başladığı ortadadır. Şöyle ki, Kırım Harbi öncesinde yalnızca Anadolu eyaleti merkezi idarenin tam kontrolünde kalmıştı. Hatta buralarda da derebeyi tarzında isyankar aileler bulunuyordu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun hızla dağılması ve dağılma sonunda imparatorluktan kopan parçaların hangi Avrupa devletince alınacağı meselesi, Meşhur "Şark Meselesi" denilen milletler arası politikanın esasını oluşturdu. 1904-1908 yıllarında büyük devletler Anadolu'da ve Orta Doğu'da kendi hakimiyetlerini kurmak için birbirleriyle mücadele ederlerken Osmanlı İmparatorluğu da büyük bir mali buhran içindeydi. Bu mali güçlükler yüzünden yabancı devltelerin kontrolü daha da arttı. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra ise iktidarı ele geciren ittihatçılar'ın takip ettikleri politika yüzünden devlet siyasi bakımdan Almanya cephesine koymaya başladı.

İslam Ansiklopedisi, Cilt 3 sayfa 119, 120, 121. (G. Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi: Mondros'tan Mudanya'ya kadar, "30 Ekim 1918-11 Ekim 1922, Ankara 1970; a.m.l.f "İngiliz Belgelerinin Işığı Altında Yunanlılar'ın İzmir Çıkartması "(trc. Mihin Eren) TTK Belleten XXXII/128 (1968) s. 567, 576) (E. E. Adamof, Sovyet Devlet Arşivi gizli Belgelerinden Anadolu'nun Taksimi Planı, trc. Babaeskili Hüseyin Rahmi, İstanbul 1972.)

Emin ÜSTÜN

Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu


 
Avrupa kurumları raportörleri, Türkiye'de yerel demokrasiyi etkileyen konulara ilişkin, "insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü" vurgusu yapılan ortak mektup kaleme aldı.

28.04.2026 07:19:00
Haber Merkezi
Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu
Avrupalı raportörlerden Türkiye'ye demokrasi mektubu

Avrupa kurumları raportörleri, Türkiye'de yerel demokrasiyi etkileyen konulara ilişkin, "insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü" vurgusu yapılan ortak mektup kaleme aldı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye hitaben yazılan mektupta Avrupa kurumlarının yetkililerinin, "sorunların aşılması için birlikte çalışma" ve "Türkiye'nin demokratik yükümlülüklerini yerine getirmesine daha fazla destek verme" vurguları dikkat çekiyor.

Pek rastlanılan bir durum değil

Avrupalı farklı kurumların ortak bir mektup girişimde bulunması, örneğine pek rastlanan bir durum değil. İlgili kurumların Türkiye ile iş birliğinin, ortak değerler olan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu olduğunun ve bu değerlerin devam eden ilişkilerin temelini oluşturduğunun altının çizildiği mektupta şu ifadelere yer verildi: "Bu nedenle, ülkenizdeki yerel demokrasiyi etkileyen son gelişmelerle ilgili ortak endişelerimizi dile getirmek ve bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl birlikte çalışabileceğimizi görüşmek amacıyla size ortaklaşa sesleniyoruz."

İmamoğlu'nun yargılanmasına atıf

Mektupta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu yargılanmasında ikinci yıla girildiği ve Türkiye'de muhalefete bağlı birçok yerel seçilmiş temsilcinin de uzun süredir tutuklu olduğu hatırlatıldı.

Ortak mektupta, "Mevcut durum, seçmenlerin temsilcilerini özgürce seçme hakkını zedeleyerek genel olarak demokrasiyi zayıflatmaktadır" denildi.
Bu konulardaki endişelerin Türk yetkililerle yürütülen siyasi diyalog aracılığıyla sistematik olarak dile getirildiği de mektuptaki vurgular arasında yer aldı. Demokrasi, adalet ve insan hakları gibi temel ilkelere bağlılık ve seçilmiş temsilcilerin tutuklu yargılanması konusu bağlamında diyaloğu sürdürmeye hazır olunduğunun belirtildiği mektupta şu mesaj verildi:
"Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği'nin stratejik ortağı olan Türkiye'nin demokratik taahhütlerini yerine getirmesine daha fazla destek vermeye hazırız."

"Süregelen zorlukların üstesinden birlikte gelerek, Türkiye'de demokratik ilke ve değerlerin korunmasında somut ve sürdürülebilir ilerlemeler kaydedilebileceğine" olan inançlarını dile getiren imzacılar, mektubu şu ifadelerle sonlandırdılar: "Ortaklık ruhu ve ortak sorumluluk bilinci içinde iş birliğimizin devam etmesini dört gözle bekliyoruz."

Mektupta kimlerin imzası var?

Mektupta, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Raportörleri Lord David Blencathra ve Yves Cruchten, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nden Bryony Rudkin, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ve Avrupa Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Jelena Drenjanin'in imzaları bulunuyor.
Bu kurumlar insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında Türkiye konusunda zaman zaman benzer mektuplar ya da rapor ve kararlarla devreye giriyor. Son mektubu diğerlerinden farklı kılan en dikkat çekici unsursa, farklı kurumların aynı konuda ortak hareket etmeyi tercih etmesi. Özellikle Avrupa Konseyi ve bağlantılı kurumların Türkiye konusunda Avrupa Parlamentosu'yla ortak girişimde bulunması, örneğine pek rastlanmayan bir durum. Mektubun ortak yazılmış olması, vurgu yapılan konularda Avrupa kurumlarının kurumsal kimlikleri farklı da olsa aynı çizgide olduklarını göstermesi açısından önemli.

Yakından izleniyor

Türkiye'de yerel yöneticilere yönelik tutuklamalar Türkiye'nin de üye olduğu Avrupa Konseyi ile aday ülke olduğu Avrupa Birliği (AB) kurumları tarafından yakından izleniyor.
Bununla birlikte son dönemde özellikle insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında eskisine oranla daha az tepki verilmesi dikkat çekiyor.
AB yetkilileri tepkisizliğin söz konusu olmadığını belirterek, "Raporlarımızda bu konulara detaylı şekilde değiniyoruz" tezini öne çıkarıyorlar.
Mektubun imzacılarından olan Sanchez Amor, Şubatta, Türkiye Raporu taslağının görüşüldüğü AP oturumunda, AB Komisyonu'nun ve AB Konseyi'nin "Türkiye'deki demokratik gerilemeye" karşı sessiz kalarak AB'nin imajına büyük ölçüde zarar verdiğini söyledi.
Amor aynı oturumda, "Türkiye'deki Avrupa ve demokrasi yanlısı sivil toplumu kaybediyoruz" diye konuşmuştu.
Mektuptaki konular, ilgili kurumların raporlarında yer almayı sürdürüyor.
AP'nin, Mayısta yapılacak oylamayla nihai halini alacak Türkiye Raporu taslağında Türkiye'de yerel demokrasinin kötüye gitmesinden ciddi endişe duyulduğu vurgulanıyor.

Akciğer kanseri yaygınlaşıyor


 
Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor… Üstelik öyle yaygın ki, dünyada 2 milyonun üzerinde, ülkemizde ise her yıl yaklaşık 40 bin kişi bu hastalıkla tanışıyor.

28.04.2026 06:48:00
MURAT ÇORBACI
Akciğer kanseri yaygınlaşıyor
Akciğer kanseri yaygınlaşıyor

Akciğer kanseri, hem dünyada hem de Türkiye'de en sık görülen ve en ölümcül kanser türleri arasında yer alıyor. Peki, bu hastalığı önlemenin ya da ölümcül hastalıklar listesinde daha alt sıralara geriletmenin mümkün olduğu yeni tedavi yöntemleri yok mu? Elbette var! Günümüzde geliştirilen tanı yöntemleri ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde akciğer kanserinde umut her geçen gün artıyor. Bu umuda dair bilinmesi gerekenleri aktarmak için Acıbadem Maslak Hastanesi'nde "Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut" söyleşisi düzenlendi.

Ana neden sigara

Akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara ve tütün ürünleri olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, özellikle son yıllarda gençler arasında artan kullanımın ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Akciğer kanseri vakalarının yüzde 80'inin tütün kullanımına bağlı olduğunu anlatan Dr. Babaoğlu Karan, yüzde 20'sinin ise asbest gibi mesleki nedenlerden geliştiği bilgisini verdi. Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğine dikkat çeken Karan, bu nedenle risk grubundaki bireylerin, özellikle 50 yaş üzerinde ve en az 20 yıl günde bir paket sigara içmiş kişilerin her yıl düzenli kontrol yaptırmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Düşük doz radyasyonla yapılan BT çekimlerinin hastalığın erken tanısında çok önemli olduğunu belirtti.
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise "Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor" dedi.


Kişiye özel tedavi dönemi

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez de akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Artık her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını, tümörün genetik ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti.
Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, akciğer kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: "Halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide amaç, ameliyat edilemeyen tümörleri ışınlar aracılığıyla yok etmek ya da küçültmektir. Özellikle tıbbi nedenlerle ameliyat olamayacak hastalarda radyoterapi çok etkili bir tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemleri de gelişmekte ve giderek etkinliği artmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır." HABER MERKEZİ

Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında


 
Son yıllarda özellikle liseler arasında yaygınlaşan Çince eğitimi Türk gençlerinin Çin’de üniversite eğitimi alma hedeflerini artırdı. 

28.04.2026 06:32:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında
Çin üniversiteleri Türkiye'de öğrenci avında

Son yıllarda özellikle liseler arasında yaygınlaşan Çince eğitimi Türk gençlerinin Çin'de üniversite eğitimi alma hedeflerini artırdı. Türk Çin Kültür Derneği, düzenlediği bir organizasyonla Çin'in başkenti Pekin'den 19 üst düzey üniversitenin İstanbul'da bir tanıtım fuarı yapmasını sağlıyor.
Dernek Başkan Yardımcısı Mustafa Karslı, fuarın 18 Mayıs'ta İstanbul'da düzenleneceğini kaydetti.

Dünyanın en iyi 14. üniversitesi konumunda bulunan Pekin Üniversitesi, Ay'a araç gönderen ekipte görev alan Pekin Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi de fuarda yer alacak. Teknoloji, enerji, tıp, spor ve sanat gibi alanlarda eğitim veren üniversiteler da fuarda gösterecek.

Çin'de üniversite eğitimi almak isteyen gençlere her alanda destek sağladıklarını belirten Karslı, Çin devletinin çok sayıda burs imkânı olduğunu dile getirdi. Ziyaretçilerin ücretsiz katılabileceği bu fuara girebilmek için fuar katılım formu doldurmak gerekiyor. Fuar kayıt linki: https://cinkultur.com/form/ İstanbul Marriott Hotel Şişli'de gerçekleştirilecek fuar, 09.30-14.30 arasında açık kalacak.

Çin'de üniversiteler istisnalar hariç Çince eğitim veriyor. Bu ülkede eğitim almak isteyen öğrencilerin Çince öğrenmesi gerekiyor! Tümüyle İngilizce eğitim Tsinghua Üniversitesi ve Pekin Üniversitesi'nin bazı bölümlerinde sunuluyor. Eğitim ücreti 198 bin TL ile 680 bin TL arasında değişiyor.

Madencilere bu yapılanlar reva mı?

Ankara'da hak arayan madenciler biber gazıyla, gözaltıyla bastırılmaya çalışılıyor. Açlık grevlerinin 8. gününde 'Son kuruşumuza kadar hakkımızı almadan gitmiyoruz' diye haykıran işçiler, “Ekmek isteyene biber gazı!” sloganlarıyla tepkilerini gösterdi 

27.04.2026 15:49:00
Haber Merkezi
Madencilere bu yapılanlar reva mı?
Madencilere bu yapılanlar reva mı?
Aylardır ödenmeyen maaşları, tazminatları ve özlük hakları için Eskişehir'den 190 kilometrelik yolu yürüyerek başkente gelen Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı'nda 16. gününde de direnişlerini kararlılıkla sürdürüyor. Açlık grevlerinin 8. gününde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yürümek isteyen madenciler, polis barikatıyla karşılaştı. Barikatı aşmaya çalışan işçilere biber gazlı müdahale yapıldı, müdahale sırasında birden fazla madenci fenalaştı, 3'ü hastaneye kaldırıldı.

Gözaltılar var

Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu gözaltına alındı. Daha önce de benzer gözaltı operasyonlarıyla karşı karşıya kalan işçiler, "Ya hakkımızı verin ya bizi öldürün! Biz vatan haini değiliz, biz emekçiyiz, biz madenciyiz" diyerek seslerini yükseltti. Abluka altında kalan madenciler, baretlerini yere vurarak, "Ekmek isteyene biber gazı!" sloganlarıyla tepkilerini gösterdi. Bazı işçiler üstlerini çıkararak "açız, çıplağız, hakkımızı istiyoruz" diye haykırdı.

Eylemin başından beri büyük fedakârlık gösteren 110'a yakın Doruk Madencilik işçisi, Yıldızlar SSS Holding'e bağlı madende aylardır maaş alamadıklarını, ücretsiz izne çıkarıldıklarını ve tazminatlarının gasp edildiğini anlatıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bugün 36 milyon TL'lik kısmi ödeme yaptığı açıklansa da işçiler, "Bu bizim toplam alacağımızın çok küçük bir kısmı. Son kuruşumuza kadar almadan buradan gitmiyoruz" diyor. "Ankara bize mezar olsa da alacaklarımızı almadan ayrılmayacağız" vurgusuyla kararlılıklarını ortaya koyuyorlar.

TİP Genel Başkanı polisin müdahalesine tepki gösterdi

Muhalefet partilerinden CHP ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş başta olmak üzere milletvekilleri, sendikalar ve Zonguldak'tan gelen dayanışma grupları madencilerin yanında yer aldı. Erkan Baş, polisin hedef alarak gaz sıktığı sırada elindeki kaskı fırlatarak tepkisini gösterdi. Emek ve özgürlük mücadelesi veren tüm kesimler, "Madenciler yalnız değildir" mesajı verdi.

Bu direniş, sadece bir maaş ve tazminat mücadelesi değil; alın terinin, emeğin ve insanca yaşamanın mücadelesidir. Yıllarca yerin yüzlerce metre altında canları pahasına çalışan madencilerimize biber gazı sıkmak, gözaltı uygulamak, barikat kurmak kabul edilemez. Haklarını arayan emekçilerin sesini bastırmaya çalışanlar değil, onların yanında duranlar tarihe geçecek.

Swiss Otel'de yangın paniği: Vatandaşlar tahliye edildi

Beşiktaş'ta bulunan Swissotel The Bosphorus'da henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın paniği yaşandı. Otelde konaklayan kişiler ve çalışanlar tahliye edildi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor

27.04.2026 15:05:00
İhlas Haber Ajansı
Swiss Otel'de yangın paniği: Vatandaşlar tahliye edildi
Swiss Otel'de yangın paniği: Vatandaşlar tahliye edildi
Beşiktaş'ta bulunan Swissotel The Bosphorus'da henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın paniği yaşandı. Otelde konaklayan kişiler ve çalışanlar tahliye edildi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor.
Beşiktaş'ta bulunan Swissotel The Bosphorus'da saat 13.30 sıralarında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın paniği yaşandı. Yangının, otelin makine dairesinde çıktığı bildirildi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Otelde konaklayanlar ve çalışanlar tahliye edildi. Ekiplerin otelde çalışmaları sürüyor.İHA

Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin Tunceli İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen'in Erzurum'da ifadesi alınıyor.

27.04.2026 14:08:00 / Güncelleme: 27.04.2026 14:21:20
Haber Merkezi
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı
Gülistan Doku soruşturmasında sıcak gelişme: Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü ifadeye çağrıldı
Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrıldı
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrıldı.
Yalova İl Emniyet Müdürü olan Delen, talimat üzerine Erzurum'a geldi. Delen'in Erzurum Adliyesi'nde ifade işlemleri başladı.
Tunceli'de 2019-2021 yılları arasında İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Yılmaz Delen, 23 Ocak 2026'da Yalova İl Emniyet Müdürlüğüne atanmıştı.

12 zanlı tutuklanmıştı
Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.
Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Soruşturma kapsamında, yurt dışında olduğu tespit edilen firari şüpheli Umut Altaş için kırmızı bülten çıkarılmış, Tunceli Devlet Hastanesi'nin bilgi işlem görevlileri B.Y. ve Y.E. de gözaltına alınmıştı.

Uçaklarda Powerbank şarjı yasaklandı

Uçaklarda powerbank şarjı yasaklandı. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, yolcu güvenliği için uçuş sırasında taşınabilir batarya şarjını tamamen men etti. Artık her yolcu en fazla 2 adet powerbank taşıyabilecek

27.04.2026 12:30:00
Eyüp Kabil
Uçaklarda Powerbank şarjı yasaklandı
Uçaklarda Powerbank şarjı yasaklandı
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), uçuş güvenliğini artırmak amacıyla taşınabilir bataryaların (powerbank) uçak içinde şarj edilmesini yasakladı. Yolcular artık en fazla iki adet powerbank taşıyabilecek. Bu düzenleme, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'nün (ICAO) Mart 2026'da yürürlüğe giren küresel teknik talimat güncellemelerine dayanıyor.

SHGM'nin resmi açıklamasına göre, "Söz konusu değişiklik kapsamında, hava aracında taşınabilir bataryaların (powerbank) şarj edilmesi yasaklanmıştır. Her bir kişinin taşıyabileceği taşınabilir batarya sayısı en fazla iki adetle sınırlandırılmıştır." Karar, lityum iyon bataryalardan kaynaklanan yangın ve güvenlik risklerini azaltmayı hedefliyor. Benzer kısıtlamalar Lufthansa Group, bazı Asya havayolları ve diğer uluslararası taşıyıcılar tarafından da uygulanmaya başlandı.

Yeni kuralların detayları

Şarj yasağı: Uçuş sırasında powerbank'leri uçak içi prizlere takarak şarj etmek veya powerbank ile cihaz şarj etmek tamamen yasak. Powerbank'ler kapalı ve erişilebilir konumda (koltuk cebi, yolcunun üzerinde veya koltuk altı el bagajında) tutulmalı.

Taşıma sınırı: Yolcu başına en fazla 2 adet powerbank. Fazlası kabul edilmiyor.

Bagaj kuralları: Powerbank'ler sadece kabin (el) bagajında taşınabilir. Check-in bagajına (uçak altı) verilmesi kesinlikle yasak (bu kural daha önce de geçerliydi).

Kapasite limitleri: Genellikle 100 Wh altı serbest, 100-160 Wh arası havayolu onayı gerekebiliyor, 160 Wh üzeri yasaklı.

Mürettebat istisnası: Kabin ekibi operasyonel ihtiyaçlar için powerbank taşıyıp kullanmaya devam edebilecek.

Bu değişiklikler, son yıllarda powerbank kaynaklı batarya yangınları nedeniyle gündeme gelen riskleri ele alıyor. ICAO, 27 Mart 2026'dan itibaren tüm üye ülkelerde (193 ülke) geçerli olacak güncellemeyi onayladı. Türkiye'de SHGM bu kuralları derhal uygulamaya koydu.

Yolculara öneri

Seyahat öncesi havayolu şirketinizin kurallarını kontrol edin. Hasarlı, şişmiş veya düşük kaliteli powerbank'leri uçakta kullanmayın. Güvenlik kontrollerinde sorun yaşamamak için kapasite etiketlerini (Wh) görünür tutun.

Bu düzenleme, havacılığın sıfır kaza hedefine katkı sağlarken yolcuların konforunu en az etkileyecek şekilde tasarlandı. Güncellemeler için SHGM ve havayolu duyurularını takip etmenizi öneririz.

Rüşvet soruşturmasında yeni operasyon: 10 gözaltı

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'na yönelik yürütülen rüşvet soruşturmasında yeni bir operasyon başlatıldı. İstanbul merkezli 4 ilde gerçekleşen baskınlarda 10 şüphelinin yakalandığı bildirildi

27.04.2026 10:03:00 / Güncelleme: 27.04.2026 10:07:53
İhlas Haber Ajansı
Rüşvet soruşturmasında yeni operasyon: 10 gözaltı
Rüşvet soruşturmasında yeni operasyon: 10 gözaltı
Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen "rüşvet" soruşturmasında yeni bir operasyon başlatıldı. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen geniş kapsamlı operasyonların ilki 26 Aralık 2024'te düzenlenmişti.

Soruşturma kapsamında düzenlenen 3. dalga operasyon sırasında şüphelilerden elde edilen telefonların bilirkişi incelemesi sırasında çok sayıda kişinin benzer eylemlere karıştıkları tespit edildi. Bu kapsamda imaj ve imaj inceleme tutanaklarında yer alan tespitlerde kimlikleri açığa çıkarılan şüphelilerin rüşvet suçuna karıştıkları, bu şahısların firma sahipleri ile ilişki kurarak cezai müeyyideden kaçınmaları karşılığında rüşvet talep ettikleri ve aldıkları belirlendi.

Yeni deliller ışığında harekete geçen Mali Suçlarla Mücadele Şubesine bağlı ekipler, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'na yönelik yürütülen rüşvet soruşturmasında bu sabah yeni bir operasyon başlattı. Uzun süre devam eden teknik ve fiziki çalışmaların sonucunda İstanbul merkezli 4 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Baskınlarda 10 şüphelinin yakalandığı belirtildi.

Yakalanan şüpheliler sorgulanmak üzere emniyete götürüldü. Soruşturma kapsamında yürütülen tahkikat işlemlerinin devam ettiği aktarıldı.

KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs konusunda sergilediği yaklaşımı "adaletten uzak" olarak tanımladı

26.04.2026 18:34:00
AA
KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi
KKTC Başbakanı Üstel, AB'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını "adaletten uzak" olarak niteledi

Türk Ajansı Kıbrıs'a (TAK) göre Üstel, 24 Nisan'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) düzenlenen gayriresmi nitelikli AB Liderler Zirvesi'ne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Zirveyi yakından takip ettiklerini belirten Üstel, ortaya çıkan tablonun, AB'nin Kıbrıs meselesinde yıllardır sürdürdüğü taraflı ve adaletten uzak yaklaşımının değişmediğini bir kez daha gösterdiğini ifade etti.

Üstel, 2004'teki Annan Planı referandumunda çözüme "evet" oyu veren Kıbrıs Türk halkının cezalandırıldığını, "hayır" diyen Rum tarafının ise adanın tamamını temsil edermişçesine AB üyeliğiyle ödüllendirildiğini aktardı.

AB'nin o dönemde Kıbrıs Türk halkına verdiği izolasyonların kaldırılması ve açılımların sağlanmasına yönelik sözlerinin hayata geçirilmediğini kaydeden Üstel, bugün de durumun değişmediğini vurguladı.

Üstel, "Rum yönetimi, Doğu Akdeniz'deki maksimalist politikalarına Avrupa'yı dahil etmek, askeri koruma arayışını kurumsallaştırmak ve Türkiye ile KKTC karşısında siyasi bir blok oluşturma niyetindedir. Rum yönetimi, ısrarla tüm dünyaya Türkiye'yi ve KKTC'yi tehdit olarak algılatma ve hedef gösterme piyesini sergilemeye devam etmektedir." görüşünü paylaştı.

Bölgedeki gerilimi artıran tarafın ne Türkiye ne de Kıbrıs Türk halkı olduğunu söyleyen Üstel, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Aksine, son yıllarda hızla silahlanan, çeşitli ülkelerle askeri anlaşmalar yapan, adayı yabancı askeri varlıkların merkezi haline getiren, savaşların ortasına atan ve hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye tehdit dili kullanan taraf Rum yönetiminin kendisidir. AB artık bu gerçekleri idrak etmelidir."

Kıbrıs Türk halkı haklarından vazgeçmeyecek

Üstel, adada Kıbrıslı Türklere saldıran, evlerini yakan, çadırlarda yaşamaya mahkum eden, katleden, toplu mezarlara gömen, ortaklık cumhuriyetinden atan ve tüm çözüm planlarını reddederek adada kalıcı uzlaşıya varılmasının önünü tıkayanın Rum yönetimleri olduğunu vurguladı.

Yaşanan bu vahşete garantörlük hakkını kullanarak "dur" diyen ve adada 50 yılı aşkın süredir barışın hüküm sürmesini sağlayan tarafın Türkiye olduğuna dikkati çeken Üstel, Kıbrıs Türk halkının haklarından, egemen eşitliğinden ve güvenliğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Üstel, KKTC hükümeti olarak Türkiye'nin güçlü desteğiyle şekillenen egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonunu kararlılıkla savunmayı sürdürdüklerini belirtti.

Her platformda bu siyaseti anlatmaya ve somut adımlarla güçlendirmeye devam edeceklerinin altını çizen Üstel, "Hiç kimse Kıbrıs Türk halkının baskılar karşısında geri adım atacağını düşünmemelidir. Bu mücadele, egemenliğin, güvenliğin ve onurlu bir geleceğin mücadelesidir." ifadesini kullandı.

Meltem TV ve Köy TV’den TV48’e ziyaret

Meltem TV ve Köy TV yöneticileri, TV48’e ziyarette bulundu

26.04.2026 15:31:00
Haber Merkezi
Meltem TV ve Köy TV’den TV48’e ziyaret
Meltem TV ve Köy TV’den TV48’e ziyaret
Meltem TV ve Köy TV yöneticileri, TV48'e ziyarette bulundu. Ziyarete, Meltem TV ve Köy TV Yöneticisi Adem Birinci, Genel Müdür Mustafa Uğurlu ve yorumcu Hasan Hüseyin Tekin katıldı.

Heyet, ziyaret kapsamında Prof. Dr. Haydar Baş tarafından kaleme alınan Hoş Geldin Atatürk adlı kitabı TV48 ekibine hediye etti. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyarette, medya alanında yapılabilecek iş birlikleri üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

İlerleyen süreçte ortak projeler geliştirilmesi yönünde temenniler dile getirilirken, ziyaret, günün anısına çekilen fotoğrafların ardından sona erdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.