Atatürk’ün, Tasvir-i Efkâr Gazetesi’ne verdiği mülakat -1-
Dün akşam siz yorgundunuz, biz de meşguldük, iyi görüşemedik. Bu hareketin başından beri bizimle bulunmuş olsa idiniz çok mühim yerler ve hadiseler görecektiniz
14.05.2025 00:31:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





24/25 Teşrîn-i Evvel 1335 (24/25 Ekim 1919)
"Dün akşam siz yorgundunuz, biz de meşguldük, iyi görüşemedik. Bu hareketin başından beri bizimle bulunmuş olsa idiniz çok mühim yerler ve hadiseler görecektiniz. Sizin için faideli bir tetebbu sahası olacaktı. Şimdilik ilk safha kapanmıştır" dedi.
Hakkınız var efendim. Bu yalnız benim için değil, hareket-i milliyenin esasını bilmek ihtiyacında olan bütün millet için, bilhassa İstanbul için çok faideli olurdu.
Hem de böyle bir vakıanın safhalarını tespit edebilmek tarih için de lüzumlu olabilirdi. Fakat o vakit imkân bulunmadı. Bununla beraber yine bazı şeyler öğrenebilir, görülebilir!" dedim.
Doğrudur. Fakat daha evvelden anlaşılsa ve anlatılsaydı, daha iyi olurdu. Mesela bu hareketle alakadar olduğumuz için bundan bir iki ay evvel bizi maceraperestlikle itham eden bir iki İstanbul gazetesi, isterdim, yakından temas etseydi de işin hakikatini keşfedip ona göre tarif etseydi...
Milletin, hakkını aramasına, bir iki kişi maceraperestlik dediler. O hakkı istirdat için çalışanlar da maceraperest birer muhteris oldu. Fakat durup dururken macera yaratmağa, maceraperest olmağa, bilmem ki, lüzum ve ihtiyaç var mıydı?
Bu maceraperest denen insanların rütbeleri mi eksikti? Şahsi haysiyetleri mi haleldar olmuştu? Aç mı kaldılardı, yoksa şahsi istikballeri küsûfa mı uğramıştı? Hayır, değil mi ya? Her şeyleri yerli yerinde idi.
O hâlde, bilhassa bir harp yorgunluğundan sonra istirahata muhtaç bir kimsenin böyle kalkıp da maceralar, gaileler yaratmağa ihtiyacı yoktu. Hâlbuki milletin ve memleketin istikbal ve şerefi mevzubahis oluyordu.
Bu mesele her düşüncenin fevkindedir. Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kudsiyeti vardır. Biz bunlardan ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir vazife-i namusu ifa için ayrıldık.
Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek her kendini bilen vatandaşın vazifesidir.
Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumi şerefsizliğin enkazı altında şunun, bunun şahsi şerefi de parça parça olur. Biz o umumi şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de umumi şerefi kurtarmağa matuf bir gaye uğruna feda ettik.
Milletin hakk-ı hayat ve istiklalini talep etmesi birkaç kişi tarafından, âleme güya hükûmete karşı bir isyan mahiyetinde yutturulmağa çalışıldı. Bir iki kişiyi de müşevvik olarak gösterdiler.
Hâlbuki geçtiğiniz yerlerde de bizzat görmüşsünüzdür. Nüfuz-ı hükûmet, kavanin-i hükûmet her yerde mutâ değil midir?
Eğer konuştunuzsa ahalinin arzusu nedir? Bizzat kendi ağzından duymadınız mı? Şu hâlde bu, şahsi bir isyan, bir siyaset manevrası telakki edilemez, değil mi ya? Bu hareket milletin bir arzusudur. Hatta bir ihtiyacıdır. Bu arzu ve ihtiyacı tevlit eden şey de eşhas değil, bizzat hadisattır.
Devletin vahdet ve istiklalini tehdit eden nâmeşru birtakım ihtirasat, topraklarımıza, hiçbir hakka müstenit olmaksızın vuku bulan taarruzat, tehlike karşısında millete birleşmek lüzumunu duyurmuştur.
Böyle bir harekete macera demek, bu hareketi takdir edenleri maceraperestlikle telkip etmek gafillik, garazkârlık değil midir? Fakat böyle şahsi şeylerle uğraşılacak vakitlerde değiliz.
Böyle birtakım adi, bayağı şeylere zamanın nezaketi müsait değildir. Bence muhalefet şayan-ı hürmettir. Çünkü o da bir tetebbu, bir içtihat muhassalasıdır. Fakat edilecek itirazlar makul ve mutedil ve meşru sebeplere müstenit olmazsa muhalefet müptezel olur, dedi.
Fakat Paşa hazretleri, bu harekete itiraz edenler bunu bir fırka manevrası şeklinde görüyorlar. Onun için umuma şamil kutsi bir mahiyette telakki etmek istemiyorlar.
Böyle bir zamanda fırka manevrası yapmak caiz mi? Memleket olmazsa fırka kaç para eder. Evvela memleket selamete çıkmalı ki fırkalar da ondan sonra bir siyasi, bir içtimai esasa, içtihada ibtina ederek teşekkül edebilsin.
Fırka manevrası demek ne demek? Bu bir fırka manevrası olsaydı, Sivas Kongresi'ne memleketin her köşesinden, Ferit Paşa Kabinesi'nin gayet sıkı tedabir-i muhafazakarânesine rağmen müntehap mümessiller iştirak eder miydi?
Anadolu'nun arzu ve ihtiyacına tevafuk etmeyen bir harekette Anadolu'nun ta göbeğinde barınmak, müzaheret görmek mümkün müydü? Hiçbir tarafta cebir ve tehdit alaimi görüldü mü?
Karşıya geçip de gözlerini yumarak ve kim bilir hangi hasis ve merdut menafi uğruna bühtan savuranlardan bir ikisi kongreye iştirak etseydiler fırkalarına, içtihatlarına bakılmaksızın aynı memleketin lüzumlu ve faydalı evladı gibi şükranla kabul edildiklerini göreceklerdi.
İtirazlar kemal-i hulus ile dinlenecekti. Milletin umumen hakkını talep etmesine fırka manevrası denir mi? Demek doğru mudur? Devam edecek
"Dün akşam siz yorgundunuz, biz de meşguldük, iyi görüşemedik. Bu hareketin başından beri bizimle bulunmuş olsa idiniz çok mühim yerler ve hadiseler görecektiniz. Sizin için faideli bir tetebbu sahası olacaktı. Şimdilik ilk safha kapanmıştır" dedi.
Hakkınız var efendim. Bu yalnız benim için değil, hareket-i milliyenin esasını bilmek ihtiyacında olan bütün millet için, bilhassa İstanbul için çok faideli olurdu.
Hem de böyle bir vakıanın safhalarını tespit edebilmek tarih için de lüzumlu olabilirdi. Fakat o vakit imkân bulunmadı. Bununla beraber yine bazı şeyler öğrenebilir, görülebilir!" dedim.
Doğrudur. Fakat daha evvelden anlaşılsa ve anlatılsaydı, daha iyi olurdu. Mesela bu hareketle alakadar olduğumuz için bundan bir iki ay evvel bizi maceraperestlikle itham eden bir iki İstanbul gazetesi, isterdim, yakından temas etseydi de işin hakikatini keşfedip ona göre tarif etseydi...
Milletin, hakkını aramasına, bir iki kişi maceraperestlik dediler. O hakkı istirdat için çalışanlar da maceraperest birer muhteris oldu. Fakat durup dururken macera yaratmağa, maceraperest olmağa, bilmem ki, lüzum ve ihtiyaç var mıydı?
Bu maceraperest denen insanların rütbeleri mi eksikti? Şahsi haysiyetleri mi haleldar olmuştu? Aç mı kaldılardı, yoksa şahsi istikballeri küsûfa mı uğramıştı? Hayır, değil mi ya? Her şeyleri yerli yerinde idi.
O hâlde, bilhassa bir harp yorgunluğundan sonra istirahata muhtaç bir kimsenin böyle kalkıp da maceralar, gaileler yaratmağa ihtiyacı yoktu. Hâlbuki milletin ve memleketin istikbal ve şerefi mevzubahis oluyordu.
Bu mesele her düşüncenin fevkindedir. Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kudsiyeti vardır. Biz bunlardan ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir vazife-i namusu ifa için ayrıldık.
Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek her kendini bilen vatandaşın vazifesidir.
Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumi şerefsizliğin enkazı altında şunun, bunun şahsi şerefi de parça parça olur. Biz o umumi şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de umumi şerefi kurtarmağa matuf bir gaye uğruna feda ettik.
Milletin hakk-ı hayat ve istiklalini talep etmesi birkaç kişi tarafından, âleme güya hükûmete karşı bir isyan mahiyetinde yutturulmağa çalışıldı. Bir iki kişiyi de müşevvik olarak gösterdiler.
Hâlbuki geçtiğiniz yerlerde de bizzat görmüşsünüzdür. Nüfuz-ı hükûmet, kavanin-i hükûmet her yerde mutâ değil midir?
Eğer konuştunuzsa ahalinin arzusu nedir? Bizzat kendi ağzından duymadınız mı? Şu hâlde bu, şahsi bir isyan, bir siyaset manevrası telakki edilemez, değil mi ya? Bu hareket milletin bir arzusudur. Hatta bir ihtiyacıdır. Bu arzu ve ihtiyacı tevlit eden şey de eşhas değil, bizzat hadisattır.
Devletin vahdet ve istiklalini tehdit eden nâmeşru birtakım ihtirasat, topraklarımıza, hiçbir hakka müstenit olmaksızın vuku bulan taarruzat, tehlike karşısında millete birleşmek lüzumunu duyurmuştur.
Böyle bir harekete macera demek, bu hareketi takdir edenleri maceraperestlikle telkip etmek gafillik, garazkârlık değil midir? Fakat böyle şahsi şeylerle uğraşılacak vakitlerde değiliz.
Böyle birtakım adi, bayağı şeylere zamanın nezaketi müsait değildir. Bence muhalefet şayan-ı hürmettir. Çünkü o da bir tetebbu, bir içtihat muhassalasıdır. Fakat edilecek itirazlar makul ve mutedil ve meşru sebeplere müstenit olmazsa muhalefet müptezel olur, dedi.
Fakat Paşa hazretleri, bu harekete itiraz edenler bunu bir fırka manevrası şeklinde görüyorlar. Onun için umuma şamil kutsi bir mahiyette telakki etmek istemiyorlar.
Böyle bir zamanda fırka manevrası yapmak caiz mi? Memleket olmazsa fırka kaç para eder. Evvela memleket selamete çıkmalı ki fırkalar da ondan sonra bir siyasi, bir içtimai esasa, içtihada ibtina ederek teşekkül edebilsin.
Fırka manevrası demek ne demek? Bu bir fırka manevrası olsaydı, Sivas Kongresi'ne memleketin her köşesinden, Ferit Paşa Kabinesi'nin gayet sıkı tedabir-i muhafazakarânesine rağmen müntehap mümessiller iştirak eder miydi?
Anadolu'nun arzu ve ihtiyacına tevafuk etmeyen bir harekette Anadolu'nun ta göbeğinde barınmak, müzaheret görmek mümkün müydü? Hiçbir tarafta cebir ve tehdit alaimi görüldü mü?
Karşıya geçip de gözlerini yumarak ve kim bilir hangi hasis ve merdut menafi uğruna bühtan savuranlardan bir ikisi kongreye iştirak etseydiler fırkalarına, içtihatlarına bakılmaksızın aynı memleketin lüzumlu ve faydalı evladı gibi şükranla kabul edildiklerini göreceklerdi.
İtirazlar kemal-i hulus ile dinlenecekti. Milletin umumen hakkını talep etmesine fırka manevrası denir mi? Demek doğru mudur? Devam edecek






















































































