Atatürk’ün, Tasvir-i Efkâr Gazetesi’ne verdiği mülakat -3-
Dünya, milletimizin hayatına ya hürmet edip onun vahdet ve istiklalini tasdik edecektir, ya da son topraklarımızı son insanlarımızın kanıyla suladıktan sonra bütün bir milletin naaşı üstünde merdut hırs-ı istilasını tatmin etmek mecburiyetinde kalacaktır
16.05.2025 00:22:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Dünya, milletimizin hayatına ya hürmet edip onun vahdet ve istiklalini tasdik edecektir, ya da son topraklarımızı son insanlarımızın kanıyla suladıktan sonra bütün bir milletin naaşı üstünde merdut hırs-ı istilasını tatmin etmek mecburiyetinde kalacaktır.
Bu türlü bir vahşete ise bugünkü insanların asabı artık tahammül edemez. Milletin bu arzusunu anlayan rical-i hükûmetin vazifesi gayet vazıhtır: Milletinin emniyetini celp etmek, samimiyetle, bilâ tereddüt çalışmak, bizi masa başında hesaplaşmağa çağıracak ecnebi ricaliyle milletin arzusunu açıktan açığa münakaşa etmektir."
- Yemek vaktine kadar konuşulan şeylerin hulasası işte budur. Bu adamın da siyasi cereyanlar arasında bugünkü istisnai mevkiini kaybetmemesini çok temenni ettim. Öğleden sonra Amasya panayırında pehlivan güreşi vardı. Oraya davetliydik. Meydanda büyük bir kütle kendisini alkışladı. Bu teveccühten çok müteessirdi:
- Bak birader, böyle milletten nasıl ayrılırsın? Bu palaspârelerin içinde perişan gördüğün insanlar yok mu? Onlarda öyle yürek, öyle cevher vardır ki olmaz şey!
Çanakkale'yi kurtaran bunlardır.
Kafkas'ta, Galiçya'da, şurada burada arslan gibi çarpışan, mahrumiyete aldır mayan bunlardır. Şimdi bu adamcağızların seviyesini içtimaen yükseltmek herhangi bir hükûmetçilik hırs-ı câhından daha iyi değil midir? Bu insani mücadelelerin yanında siyasi mücadeleler bayağı kalırlar değil mi ya?
Siyasi cidallerin çoğu bîsûddur. Fakat içtimai mesai her vakit için müsmirdir. Bizim münevverler buna çalışmalı. Neden Anadolu'ya gelip uğraşmazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı. Eksiği nedir görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla muhabbet fayda vermez.
-Bir defa daha tekrar edelim ki size iyice izah edebileyim. İstiklalden ne murat ettiğimizi anlatayım. 7'nci maddeyi okuduk:
"Milletimiz insani, asri gayeleri tebcil ve fennî, sınai ve iktisadi hâl ve ihtiyacımızı takdir eder.
Binaenaleyh devlet ve milletimizin dâhilî ve haricî istiklali ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartıyla altıncı maddede musarrah hudut dâhilinde milliyet esaslarına riayetkâr olan memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin fennî, iktisadi, sınai muavenetini memnuniyetle karşılarız.
Bu şerait-i adile ve insaniyeyi muhtevi bir sulhun da acilen tekarrürü selamet-i beşer ve sükûn-ı âlem namına ehass-ı âmâl-i milliyemizdir.
Görüyorsunuz ki bu cihet de kongrece nazar-ı dikkate alınmıştır. Yalnız milletin tasavvur ettiği muavenet, şûrâ-yı saltanatta birkaç kişinin "şimdilik idaremizi, herhangi bir ecnebiye teslim edip onun himayesine girmemiz lazımdır" demesi kabilinden değildir. Altı yüz sene efendi yaşamış, tarihinin her sahifesi…
Yoksa mali, sınai, içtimai birçok eksiğimiz olduğunu kim inkâr eder? Fakat bu eksikliği izale için de dipdiri bir milleti ortadan kaldırmak mı icap eder? Biz mağlubiyetimizin bahasını çok ağır ödedik.
Elimizden karyeler, vilayetler değil, ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da ağzından kapmak için bir milletin hayatına kıymak canice bir harekettir. Öldürülen bir adamınsa kendini son nefesine kadar cesaretle, mertlikle müdafaa etmesi tabii ve zaruridir.
Bu sözlerim, yeniden mücadeleye gireceğiz ve girmek istiyoruz manasını tazammun etmez, değil mi? Böyle bir emel besleyen yok ve buna şimdilik lüzum da yok, ihtiyaç da. Aculâne hareketlerin netayic-i muzırrası meydanda dururken, böyle ağır kararlara teşebbüs edilemez. Bilakis seri ve adilâne bir sulha müştakız. Milletimiz bugüne kadar çok metaibe ve çok haksızlığa maruz kalmıştır. Binaenaleyh devamlı bir sulhu ez-can ü dil temenni eder.
Ancak tehlikenin boğaza sarıldığı yerde mücadele kendinden doğuyor, İzmir'de mücadeleyi kim açtı? Oraya haksızca hücum eden Yunanların zulmü değil mi? Yoksa durup dururken zavallı halkın, bilhassa medit bir musaraa devrinden sonra silah patlatmağa istekleri mevcut değildi.
Canına kıyılan bir millet her şeyi göze alır… Kongrenin maksadı millî teşkilatı yapıp makul ve meşru haklarını âleme dinletebilmek, hududunu ve hayatını kurtarabilmektir. Toplu bir milleti istila et mek darma dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir.
Tabiidir ki hariçten gelecek sermayeye, irşada, usul-i sa'ya ihtiyacımız vardır. Fakat bu, vahdetimize, istiklalimize nihayet verecek bir vesayet tarzı demek olamaz. Bize muavenet edecek insaniyetkâr menbalara biz de taahhüdat-ı mütekabile ile vahdetimiz ve istiklalimiz dâhilinde samimiyetle merbut oluruz.
Arzuya ve meşruiyete müstenit bir mukarenet de hem daha müsmir olur ve hem de daha payidar!.. Zira bu türlü tarz-ı tesviye milletimizin haysiyetini ve istiklalini rahnedâr etmez…"
- Teşkilat-ı Milliye hakkında da malumat almak istiyordum. Fakat yerlilerden birkaç eşraf kendisini ziyarete geldi. Ben de sualimi başka bir zamana bırakmağa mecbur oldum." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri 1. Ciltten)
Bu türlü bir vahşete ise bugünkü insanların asabı artık tahammül edemez. Milletin bu arzusunu anlayan rical-i hükûmetin vazifesi gayet vazıhtır: Milletinin emniyetini celp etmek, samimiyetle, bilâ tereddüt çalışmak, bizi masa başında hesaplaşmağa çağıracak ecnebi ricaliyle milletin arzusunu açıktan açığa münakaşa etmektir."
- Yemek vaktine kadar konuşulan şeylerin hulasası işte budur. Bu adamın da siyasi cereyanlar arasında bugünkü istisnai mevkiini kaybetmemesini çok temenni ettim. Öğleden sonra Amasya panayırında pehlivan güreşi vardı. Oraya davetliydik. Meydanda büyük bir kütle kendisini alkışladı. Bu teveccühten çok müteessirdi:
- Bak birader, böyle milletten nasıl ayrılırsın? Bu palaspârelerin içinde perişan gördüğün insanlar yok mu? Onlarda öyle yürek, öyle cevher vardır ki olmaz şey!
Çanakkale'yi kurtaran bunlardır.
Kafkas'ta, Galiçya'da, şurada burada arslan gibi çarpışan, mahrumiyete aldır mayan bunlardır. Şimdi bu adamcağızların seviyesini içtimaen yükseltmek herhangi bir hükûmetçilik hırs-ı câhından daha iyi değil midir? Bu insani mücadelelerin yanında siyasi mücadeleler bayağı kalırlar değil mi ya?
Siyasi cidallerin çoğu bîsûddur. Fakat içtimai mesai her vakit için müsmirdir. Bizim münevverler buna çalışmalı. Neden Anadolu'ya gelip uğraşmazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı. Eksiği nedir görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla muhabbet fayda vermez.
-Bir defa daha tekrar edelim ki size iyice izah edebileyim. İstiklalden ne murat ettiğimizi anlatayım. 7'nci maddeyi okuduk:
"Milletimiz insani, asri gayeleri tebcil ve fennî, sınai ve iktisadi hâl ve ihtiyacımızı takdir eder.
Binaenaleyh devlet ve milletimizin dâhilî ve haricî istiklali ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartıyla altıncı maddede musarrah hudut dâhilinde milliyet esaslarına riayetkâr olan memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin fennî, iktisadi, sınai muavenetini memnuniyetle karşılarız.
Bu şerait-i adile ve insaniyeyi muhtevi bir sulhun da acilen tekarrürü selamet-i beşer ve sükûn-ı âlem namına ehass-ı âmâl-i milliyemizdir.
Görüyorsunuz ki bu cihet de kongrece nazar-ı dikkate alınmıştır. Yalnız milletin tasavvur ettiği muavenet, şûrâ-yı saltanatta birkaç kişinin "şimdilik idaremizi, herhangi bir ecnebiye teslim edip onun himayesine girmemiz lazımdır" demesi kabilinden değildir. Altı yüz sene efendi yaşamış, tarihinin her sahifesi…
Yoksa mali, sınai, içtimai birçok eksiğimiz olduğunu kim inkâr eder? Fakat bu eksikliği izale için de dipdiri bir milleti ortadan kaldırmak mı icap eder? Biz mağlubiyetimizin bahasını çok ağır ödedik.
Elimizden karyeler, vilayetler değil, ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da ağzından kapmak için bir milletin hayatına kıymak canice bir harekettir. Öldürülen bir adamınsa kendini son nefesine kadar cesaretle, mertlikle müdafaa etmesi tabii ve zaruridir.
Bu sözlerim, yeniden mücadeleye gireceğiz ve girmek istiyoruz manasını tazammun etmez, değil mi? Böyle bir emel besleyen yok ve buna şimdilik lüzum da yok, ihtiyaç da. Aculâne hareketlerin netayic-i muzırrası meydanda dururken, böyle ağır kararlara teşebbüs edilemez. Bilakis seri ve adilâne bir sulha müştakız. Milletimiz bugüne kadar çok metaibe ve çok haksızlığa maruz kalmıştır. Binaenaleyh devamlı bir sulhu ez-can ü dil temenni eder.
Ancak tehlikenin boğaza sarıldığı yerde mücadele kendinden doğuyor, İzmir'de mücadeleyi kim açtı? Oraya haksızca hücum eden Yunanların zulmü değil mi? Yoksa durup dururken zavallı halkın, bilhassa medit bir musaraa devrinden sonra silah patlatmağa istekleri mevcut değildi.
Canına kıyılan bir millet her şeyi göze alır… Kongrenin maksadı millî teşkilatı yapıp makul ve meşru haklarını âleme dinletebilmek, hududunu ve hayatını kurtarabilmektir. Toplu bir milleti istila et mek darma dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir.
Tabiidir ki hariçten gelecek sermayeye, irşada, usul-i sa'ya ihtiyacımız vardır. Fakat bu, vahdetimize, istiklalimize nihayet verecek bir vesayet tarzı demek olamaz. Bize muavenet edecek insaniyetkâr menbalara biz de taahhüdat-ı mütekabile ile vahdetimiz ve istiklalimiz dâhilinde samimiyetle merbut oluruz.
Arzuya ve meşruiyete müstenit bir mukarenet de hem daha müsmir olur ve hem de daha payidar!.. Zira bu türlü tarz-ı tesviye milletimizin haysiyetini ve istiklalini rahnedâr etmez…"
- Teşkilat-ı Milliye hakkında da malumat almak istiyordum. Fakat yerlilerden birkaç eşraf kendisini ziyarete geldi. Ben de sualimi başka bir zamana bırakmağa mecbur oldum." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri 1. Ciltten)















































































