Almanya'da son yıllarda Rusya'ya dair kullanılan dil belirgin biçimde sertleşti. Siyasetçiler ve güvenlik çevreleri artık açıkça şu ihtimali konuşuyor: Rusya, uygun koşulları gördüğünde Avrupa'ya karşı askeri güç kullanabilir. Bu yaklaşım, anlık bir korkudan çok daha fazlası. Almanya'nın tarihsel deneyimleri, Avrupa içindeki kırılganlıklar ve büyük güçler arasındaki sessiz rekabet bu algının temelini oluşturuyor.
Öncelikle Almanya'nın kendi geçmişine bakmak gerekiyor. İki dünya savaşının ardından Almanya, askeri güç kullanımına mesafeli duran bir siyaset benimsedi. Güvenliğini uzun süre ABD ve NATO şemsiyesi altında sağladı, kaynaklarını ise ekonomiye yönlendirdi. Ancak Berlin'de bugün sorgulanan şey şu: Bu model hala geçerli mi? ABD'nin Avrupa'ya ilgisinin azalabileceği ihtimali, Almanya'yı ilk kez ciddi biçimde kendi güvenliğiyle yüzleşmeye zorluyor.
Rusya'ya dair Alman analizlerinde sıkça vurgulanan bir nokta var: Moskova, gücü arttığında daha cesur, karşısındakini zayıf gördüğünde daha baskıcı davranıyor. Almanya, Rusya'nın sadece savunma refleksiyle hareket etmediğini, aynı zamanda güç boşluklarını test ettiğini düşünüyor. Avrupa'nın siyasi bölünmüşlüğü ve karar alma süreçlerindeki yavaşlık, bu endişeyi daha da derinleştiriyor.
Bu tabloya İngiltere'nin rolü eklendiğinde algı daha da sertleşiyor. Brexit sonrası İngiltere, Avrupa'dan uzaklaşmak yerine güvenlik alanında daha görünür bir aktör haline geldi. Rusya'ya karşı kullandığı sert dil, askeri varlığı ve NATO içindeki aktif tutumu, Avrupa genelinde tehdit algısını yukarı çekiyor. Almanya açısından İngiltere'nin tavrı, "hafife alınmaması gereken bir risk var" düşüncesini güçlendiriyor.
Fransa ise farklı bir çizgide duruyor. Paris, Avrupa'nın ABD'den daha bağımsız bir savunma mimarisi kurması gerektiğini savunuyor ve kendisini bu yapının askeri lideri olarak konumlandırmak istiyor. Bu durum Almanya için ikili bir anlam taşıyor: Bir yandan Avrupa merkezli güvenlik fikri cazip, diğer yandan Fransa'nın liderliğinde Almanya'nın ikinci plana düşme ihtimali rahatsızlık yaratıyor.
İşte bu noktada Almanya, İngiltere ve Fransa arasındaki gizli güvenlik rekabeti devreye giriyor. Bu rekabet açık bir çatışma değil; Avrupa güvenliğini kimin tanımlayacağına dair sessiz bir mücadele. Rusya tehdidinin yüksek sesle dile getirilmesi, aynı zamanda bu liderlik iddiasının bir parçası haline geliyor. Tehdit ne kadar büyük tarif edilirse, güvenlikte söz sahibi olma iddiası da o kadar güçleniyor.
Enerji meselesi de Almanya'nın Rusya algısında önemli bir kırılma yarattı. Uzun yıllar ekonomik karşılıklı bağımlılığın istikrar getireceğine inanıldı. Ancak bu bağımlılığın bir baskı aracına dönüşebileceği fark edildiğinde, Berlin'de ciddi bir güven kaybı yaşandı. Bu durum, Almanya'nın Rusya'ya dair daha temkinli ve mesafeli bir çizgiye yönelmesinde etkili oldu.
Sonuç olarak Almanya, Rusya'nın Avrupa'ya saldırmasını kaçınılmaz bir kader olarak görmüyor. Ancak böyle bir ihtimali göz ardı etmenin bedelinin ağır olabileceğine inanıyor. Bu nedenle sert uyarılar, artan savunma harcamaları ve daha net söylemler öne çıkıyor. Almanya'nın tavrı, paniğe kapılmaktan çok, belirsiz bir dönemde kontrolü elden bırakmama çabası olarak okunmalı. Avrupa'nın geleceği ise sadece Rusya'nın adımlarına değil, Avrupa'nın kendi iç dengelerini ne kadar sağduyuyla yönetebileceğine bağlı.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Japonya savunma stratejisinde yeni dönem: Uzun menzilli füzeler ve bölgesel gerilim / 03.04.2026
- İngiltere'nin denge politikası: ABD, İran, İsrail ve Rusya kıskacında / 02.04.2026
- İran'a kara harekatı: Haritada kolay, sahada zor / 01.04.2026
- Dışarıda değişim çağrısı, içeride büyüyen çatlak: Amerika Birleşik Devletleri siyasetinin zor sınavı / 31.03.2026
- Kurallar mı güç mü: Sınır ötesi operasyonların gölgesinde dünya düzeni / 30.03.2026
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- İngiltere'nin denge politikası: ABD, İran, İsrail ve Rusya kıskacında / 02.04.2026
- İran'a kara harekatı: Haritada kolay, sahada zor / 01.04.2026
- Dışarıda değişim çağrısı, içeride büyüyen çatlak: Amerika Birleşik Devletleri siyasetinin zor sınavı / 31.03.2026
- Kurallar mı güç mü: Sınır ötesi operasyonların gölgesinde dünya düzeni / 30.03.2026
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026

























































