Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi
Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hamlelerinin neden beklenen sonucu vermediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Başlangıçta büyük hedeflerle yola çıkıldı: askeri kapasiteyi kırmak, üst düzey isimleri devre dışı bırakmak ve nihayetinde rejimi sarsmak. Ancak gelinen noktada tablo çok daha dar bir çerçeveye sıkıştı. Bugün konuşulan ana mesele neredeyse sadece Hürmüz Boğazı'nın açık kalması.
Bu durum basit bir plan değişikliği değil. Açıkça söylemek gerekir: Bu bir stratejik hesap hatasıdır.
Büyük plan, küçük gerçek
Başlangıçtaki varsayım şuydu: Üst düzey kadrolar hedef alınırsa sistem zayıflar, toplum baskı altında çözülür ve süreç hızla siyasi sonuç üretir. Ancak bu yaklaşım, modern devlet yapısını ciddi şekilde hafife almak anlamına geliyordu.
İran gibi ülkelerde sistem, tek bir isim ya da dar bir kadroya bağlı değildir. Üst düzey isimlerin etkisiz hale getirilmesi kısa vadede sarsıntı yaratabilir, ancak sistem hızla kendini toparlayabilir. Nitekim sahada olan da buydu. Beklenen çözülme yerine, daha kontrollü bir toparlanma görüldü.
Tarihi hafızayı hafife almak
İran toplumunun dış müdahalelere karşı refleksi güçlüdür. Bu sadece siyasi değil, tarihsel bir durumdur. Dış baskı arttığında iç ayrışmaların büyüyeceği düşünüldü; oysa tam tersi oldu.
Rejimden memnun olmayan kesimler bile, dış müdahale söz konusu olduğunda ortak bir savunma refleksi gösterdi. Bu durum, dışarıdan beklenen iç kırılmayı engelledi.
ABD ve İsrail aynı değil
Bu süreçte ABD ve İsrail çoğu zaman tek bir aktör gibi ele alındı. Oysa iki ülkenin öncelikleri farklıydı.
ABD açısından mesele daha çok maliyet, enerji güvenliği ve küresel dengelerdi. Uzayan bir sürecin ekonomik ve siyasi yükü belirleyici oldu.
İsrail açısından ise konu daha doğrudan bir güvenlik meselesiydi. Tehdit algısı daha yakın ve daha acildi. Bu nedenle daha hızlı ve sert sonuç alınabilecek adımlar öne çıktı.
Bu farklılık, sahadaki stratejinin bütünlüğünü zayıflattı.
İsrail'in güç gösterisi ve sınırları
Burada özellikle İsrail açısından ayrı bir parantez açmak gerekiyor. İstihbarat kapasitesi ve hedef odaklı operasyon kabiliyeti açısından dikkat çekici bir performans sergilendiği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Ancak süreç uzadıkça savaşın başka bir yüzü de ortaya çıktı. Geniş çaplı çatışmalarda sadece saldırı kabiliyeti değil, savunma dayanıklılığı da belirleyici olur. Bu noktada bazı şehirlerin doğrudan tehdit altında kalması, sivil yaşamın zaman zaman kesintiye uğraması ve yoğun saldırı senaryolarında hava savunma sistemlerinin zorlandığına dair yorumlar, daha dengeli bir tabloyu beraberinde getirdi.
Bu tür değerlendirmeler, askeri kapasitenin tek boyutlu okunamayacağını gösteriyor.
Sahadaki gerçekler
Kağıt üzerindeki planlar, sahada her zaman karşılık bulmaz. İran'ın coğrafyası ve savunma yapısı, dış müdahaleyi zorlaştırdı. Geniş alanlar ve farklı savunma yöntemleri, klasik askeri üstünlüğün etkisini sınırladı.
Bu durum, kısa sürede sonuç alma beklentisini zayıflattı ve süreci uzattı.
Toplum beklendiği gibi davranmadı
En kritik hatalardan biri de İran toplumuna dair yapılan yanlış okumaydı. Ekonomik sorunlar ve yönetim eleştirileri, dış müdahaleye destek olarak yorumlandı. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi.
Toplumun geniş kesimleri, dış müdahale karşısında iç tartışmaları ikinci plana itti. Beklenen kitlesel hareketler ortaya çıkmadı.
Diaspora ve algı kaybı
İran dışındaki bazı Pehlevi yanlısı diaspora çevreleri de süreçte önemli bir rol oynamaya çalıştı. Ancak uluslararası kamuoyunda beklenen etkiyi oluşturmakta zorlandıkları görüldü.
Özellikle çatışmalar sırasında yaşanan ve sivil kayıplara yol açtığı iddia edilen bazı olaylara karşı yeterince güçlü ve tutarlı bir tepki verilmediğine dair eleştiriler dile getirildi. Bu tür insani boyutların geri planda kalması, bu çevrelerin söylemlerinin inandırıcılığını zayıflattı.
Uluslararası kamuoyunda destek kazanmak, sadece siyasi söylemle değil, aynı zamanda insani hassasiyetlerle de doğrudan bağlantılıdır. Bu dengenin kurulamaması, zamanla bir güven ve etki kaybına yol açtı.
Hedeflerin daralması: Hürmüz gerçeği
Süreç uzadıkça, başlangıçtaki büyük hedefler yerini daha sınırlı amaçlara bıraktı. Bugün gelinen noktada en somut hedef, Hürmüz Boğazı'nın açık tutulmasıdır.
Bu durum, stratejinin sahadaki gerçeklerle uyumsuz olduğunu açıkça gösteriyor.
Uluslararası sınırlar
Daha ileri adımların atılması, daha geniş bir çatışma riskini beraberinde getirebilirdi. Bu nedenle askeri kapasite olsa bile, siyasi ve diplomatik sınırlar devreye girdi.
İnsan boyutu
Bütün bu stratejik hesapların ötesinde, bölgedeki insanlar için gerçek değişmedi: belirsizlik, ekonomik zorluklar ve güvenlik kaygısı. En ağır yük her zaman olduğu gibi yine halkın omuzlarında kaldı.
Sonuç: Büyük hesap, büyük hata
Ortaya çıkan tabloyu net ifade etmek gerekiyor: Bu süreç, yanlış varsayımlar üzerine kuruldu. Hızlı sonuç beklentisi, toplumsal dinamiklerin yanlış okunması ve sahadaki gerçeklerin hafife alınması stratejiyi zayıflattı.
İsrail özelinde bakıldığında, güçlü istihbarat kapasitesine rağmen uzun süreli çatışma koşullarının farklı bir tablo ortaya çıkardığı görülüyor. İran tarafında ise toplumsal çözülme beklentisinin gerçekleşmemesi, dış müdahalenin sınırlarını net biçimde ortaya koydu.
Diaspora cephesinde yaşanan güven kaybı da bu tabloya eklendiğinde, başlangıçtaki geniş stratejik hedeflerin neden daraldığı daha iyi anlaşılıyor.
Sonunda büyük hedefler küçüldü. Rejim değişikliği konuşulurken, mesele enerji hatlarının güvenliğine kadar indi.
Bu da bize şunu açıkça gösteriyor:
Stratejik planlar, sadece güçle değil; gerçekliği doğru okumak ve insani boyutu göz ardı etmemekle başarılı olur.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- Almanya Merz'le rota değiştiriyor: Trump'ın NATO tehdidine sert yanıt / 20.03.2026
- Fransa: Afrika'da kaybedilen güç, Lübnan'da boşa çıkan fırsat / 19.03.2026
- Alexander Dugin'in perspektifinden İran Savaşı: Küresel dengenin değiştiği bir an / 18.03.2026
- Enerji ticareti ve para meselesi / 17.03.2026
- Putin kazançlı çıkıyor: Enerji krizinin perde arkası / 14.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- Almanya Merz'le rota değiştiriyor: Trump'ın NATO tehdidine sert yanıt / 20.03.2026
- Fransa: Afrika'da kaybedilen güç, Lübnan'da boşa çıkan fırsat / 19.03.2026
- Alexander Dugin'in perspektifinden İran Savaşı: Küresel dengenin değiştiği bir an / 18.03.2026
- Enerji ticareti ve para meselesi / 17.03.2026
- Putin kazançlı çıkıyor: Enerji krizinin perde arkası / 14.03.2026
























































