Dünyada giderek daha fazla tartışılan bir mesele var: Devletlerin sınır ötesinde, doğrudan hedef alarak yürüttüğü operasyonlar. Bu durum en çok Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail üzerinden gündeme geliyor. Tartışma basit bir soruya dayanıyor: Güvenlik adına yapılan bu hamleler, kurallara dayalı düzeni aşındırıyor mu?
Devletlerin güvenlik kaygısı gerçek. Bir tehdit algılandığında, bunu ortadan kaldırmak istemeleri şaşırtıcı değil. Bu yaklaşım, özellikle "önleyici hareket" düşüncesine dayanıyor. Yani tehlike büyümeden müdahale etmek. Bu bakış açısı kendi içinde mantıklı görünebilir; çünkü hiçbir devlet risk almak istemez.
Fakat mesele yalnızca güvenlikten ibaret değil. Uluslararası sistem, devletlerin tek başına hareket etmesini sınırlayan bazı kurallara dayanır. Birleşmiş Milletler çerçevesinde kabul edilen ilkeler, ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesini esas alır. Bir devletin başka bir devletin topraklarında, açık bir rıza olmadan operasyon yapması bu yüzden tartışma yaratır.
Bu tartışmayı daha da derinleştiren bir diğer unsur ise dolaşıma giren iddialar. Pakistan kaynaklı bir açıklamaya göre, İsrail'in hazırladığı iddia edilen bir hedef listesinde yer alan Abbas Arakçi ve Muhammed Bakır Galibaf isimlerinin, Pakistan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin devreye girmesiyle listeden çıkarıldığı öne sürüldü. Bu tür iddialar doğrulanmış olmasa bile, uluslararası ilişkilerde nasıl bir arka plan mücadelesi yaşandığına dair güçlü bir algı oluşturuyor.
Sorunun en hassas noktası burada ortaya çıkar: Kurallar herkes için mi geçerli, yoksa bazı ülkeler için esnetilebilir mi? Eğer kurallar duruma göre değişiyorsa, o zaman "kural" olmaktan çıkar. Bu da uluslararası düzenin güvenilirliğini zedeler.
Bir başka mesele de bunun yayılma ihtimali. Güçlü ülkelerin benimsediği yöntemler, zamanla başkaları için de örnek haline gelir. Eğer bu tür operasyonlar normalleşirse, daha fazla ülke benzer yollara başvurabilir. Bu da dünyada daha fazla gerilim ve daha az öngörülebilirlik anlamına gelir. Kısacası, herkesin kendi yöntemini uyguladığı bir ortam oluşur.
Diplomasinin etkilenmesi de kaçınılmazdır. Diplomasi, güven üzerine kurulur. Oysa hem bu tür operasyonlar hem de bu operasyonlara dair iddialar, güveni zayıflatır. Bir ülke, diğerinin neyi planladığını ya da hangi baskılarla karar değiştirdiğini kestiremez hale gelirse, diyalog kanalları zarar görür. Bu da sorunların konuşarak çözülmesini zorlaştırır.
Öte yandan, bu tür eylemleri savunanlar tamamen haksız sayılmaz. Bazı durumlarda, ciddi bir tehdit oluşturan kişilere yönelik müdahalenin daha büyük çatışmaları önleyebileceği ileri sürülür. Bu yaklaşım, "zararı büyümeden durdurma" fikrine dayanır. Ancak bu noktada kritik olan şey, bu kararların nasıl alındığıdır.
Şeffaflık eksikliği önemli bir sorun. Bu tür operasyonların hangi bilgiye dayanarak yapıldığı, hangi alternatiflerin değerlendirildiği çoğu zaman bilinmez. Buna bir de doğrulanmamış iddialar ve perde arkasına dair söylentiler eklendiğinde hem uluslararası alanda hem de kamuoyunda belirsizlik artar. Denetimin sınırlı olması, tartışmayı daha da derinleştirir.
Hukuki mekanizmaların rolü de burada sorgulanır. Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumlar, devletler arasındaki sorunları çözmek için vardır. Ancak bu tür operasyonlar ya da bu operasyonlara dair iddialar genellikle bu yapıların dışında kalır. Yani olay olduktan sonra tartışma başlar, ama öncesinde bir hukuk süreci işletilmez.
Bu tablo, güvenlik ile hukuk arasında bir denge kurulamadığını gösterir. Oysa kalıcı bir düzen için her ikisinin birlikte işlemesi gerekir. Güvenliği tamamen göz ardı etmek mümkün değildir, ancak güvenlik adına kuralların aşınması da uzun vadede daha büyük sorunlar doğurabilir.
Sonuçta mesele sadece belli ülkelerin attığı adımlar değil. Daha geniş bir soruyla karşı karşıyayız: Uluslararası sistem kurallarla mı işleyecek, yoksa güç dengeleri mi belirleyici olacak? Eğer ikinci yol ağır basarsa, kısa vadede bazı sorunlar çözülebilir. Ancak uzun vadede daha kırılgan ve daha riskli bir dünya ortaya çıkar.
Bugün verilen kararlar kadar, perde arkasında alındığı iddia edilen kararlar da yarının dünyasını şekillendiriyor. Bu yüzden hem eylemlerin hem de bu eylemlere dair anlatıların dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.
- Dışarıda değişim çağrısı, içeride büyüyen çatlak: Amerika Birleşik Devletleri siyasetinin zor sınavı / 31.03.2026
- Kurallar mı güç mü: Sınır ötesi operasyonların gölgesinde dünya düzeni / 30.03.2026
- Hürmüz'e sıkışan hesap: Stratejik bir hesap hatasının hikayesi / 27.03.2026
- Husiler: Kontrol edilen mi, kontrol eden mi? / 26.03.2026
- Savaşın gölgesinde diplomasi: Neden Pakistan öne çıkıyor? / 25.03.2026
- Demokrasi değil, uyum: Washington'ın İran hesabı / 24.03.2026
- Hürmüz'den çıkan ders: Türkiye'siz koridor ya eksik kalır ya pahalıya mal olur / 21.03.2026
- Almanya Merz'le rota değiştiriyor: Trump'ın NATO tehdidine sert yanıt / 20.03.2026
- Fransa: Afrika'da kaybedilen güç, Lübnan'da boşa çıkan fırsat / 19.03.2026



























































