HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 12 HAZİRAN 2021, CUMARTESİ

Avrupalaşma ihaneti

19.06.2002 00:00:00
Geçen hafta içinde İtalya'da yapılan FAO-Dünya Gıda Zirvesi'nin yapılan ikinci toplantısı da daha önce ilk toplantı olan 1996'daki gibi tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Sadece Güney Afrika'da 15 milyon insanın açlıkla, ölümle yüzyüze olduğu dünyamızda, toplam 800 milyon insanın açlıkla pençeleşmesi başta Avrupa olmak üzere zengin batılı ülkeler için hiçbir problem teşkil etmiyor çünkü... Bu yüzyılın başında inkâr edilmeyecek şekilde yoksulluk, devasa kapital gücü elinde bulunduran batının büyük zaafı olarak dünyanın kucağındadır. Kapitalistlerin, küreselleşme ile yakaladıkları "serbest pazar" ekonomisinin yıldızının parladığı günümüzde, günde sadece bir dolar bulamadığından, yılda 13 milyon insan önlenebilir durumlardan ölüyor olması insanın midesini bulandırmaya yeter de artar... Kapitalizmin yoksulluğu ve sefaleti inanılmaz yayma hızı, en hızlı bulaşıcı salgın hastalıklardan daha fazladır.

Yoksulluğun pençesindeki dünya insanları ortaklaşa batılı aç gözlülerin sayesinde; "sağlık hizmetlerinden", "eğitimden", "sağlıklı bir çevreden", "temiz içme suyundan", "hijyenik bir havadan", "oturulabilir konuttan", "iaşesini sağlayacak bir işten" hatta "yaşama hakkından" yoksun bırakılmışlardır. Bunu bir örnekle somutlaştırırsam mesela, basit bir dolar milyonerinin serveti, en yoksul 17 milyon insanın toplam mal varlığından daha fazladır. Yine mesela, ortalama yaşama süresi bu nedenle Japonya'da 79 iken, birkaç kilometre ötesindeki yoksul Filipinler'de bu 42 yıla inmiş durumdadır.

Adalet, özgürlük ve eşitliğin yasalarda yazılı olması, bizatihi yaşandığını göstermiyor işte. Kaldı ki bu kelimelerin çıktığı kavramlar sadece hukukî metin de değil. Bilakis her kelimenin ardında bir hayat, bir birikim, bir oluş, bir zihniyet, bir tavır var. Neticede adalet vicdanlı olanların yapacağı erdemdir, hürriyet ruhu olanların soluyacağı şeydir, eşitlik hakkı gözetenlerin uyguladığı iştir. Adalet "hakkın olanı almak, hakkın olanı yapmaktır", "adalet parçanın bütün içindeki ahengi yani toplumun düzenidir."

"İnsan her şeyin ölçüsüdür" diyen sofistler, hakikati aksettirememişler insanlığa. Bu hatalı kriterden kalkıp "adaletsizliği" dolasıyla "eşitsizliği" meşrulaştırıp sefaleti, yoksulluğu da ortaya çıkartan Batı da yanılmıştır keza.

Hakikat olan, insan yaratılmışların en şereflisidir demektir. Bu hayatın manasının ancak insanla olabileceği ve bu nedenle her şeyin insan için yaratılmış olduğunu gösterir. Hayat bu nedenle ancak kıymetli şeylerin gerçekleşmesiyle insan için bir anlam kazandığı gibi, ilahi değerler onun uygulaması için sadece insana verilmiştir. Bu nedenle adaletin yapması gereken, acımasızca ezme, öldürme isteğine kapılarak gözünü kırmadan çıkarı için, insanları çevreleriyle tahrip ederek, döküp dağıtanlara engel olmaktır, hatta bir adım daha atarak cezalandırmaktır.

Halbuki global batılı güçlerin "küreselleşme adalet" dedikleri adalet, kendilerine karşı tümüyle baskısız, cezasız bir kavram haline sokmayı öngörüyor... Ulusal kanunları küçük sineklerin takılıp kaldığı, büyük sineklerin yırtıp geçtiği örümcek ağına benzetiyor global güç odakları.

Liberalizmin son ve yalnız ihtişamlı kurtarıcısı Batılı güç odakları, sınırsız yetkili modern dünyanın jandarması olarak, kendi adaletlerini sağlama adına adaletsiz güçlerini, insanlığın hizmetine sokmuş bulunmaktadırlar.

Uluslararası büyük teröristler, tekeller, devasa ticari örgütler dünyanın her yerinde serbestçe dolaşıp her şeyi süpürüp talan ederken bir kuyruklu yalan uydurdular: Güya fakirleştirdikleri ülkeleri, bu devasa kapitalist teröristlerin alicenaplıkları (!) sayesinde, ekonomik hayatları canlanacağı gibi, bu gelişmeye paralel bir mucize gerçekleşecek ve kendiliklerinden demokrasiye, hürriyetlerine geçivereceklermiş...

Bu yalan "demokrasi"nin bu surette geldiğini düşünün, böylesine "adaletsizliğin" yaşandığı toplumda, bu çarpıklıklığı gidermekle vazifeli ve hatta varlığı bununla kaim olan devlet, bu haksızlığı gidermek için uğraşmayı, bir sürü başarısız "istikrar programı" tecrübesi yaşatıp sonunda bu sefaletin çözümünü, bizatihi bu sefaletin müsebbibi, küreselleşmenin komiserliğini yapan, IMF ve Dünya Bankası'na havale etmiş olacaktır. Bunu görmek için illa ki kahin olmaya gerek olmadığını hep birlikte görüyoruz!

Her şeyden evvel bu sosyal ucubeliği, makul bir şekille halledecek olan ve toplumsal sorunları çözmeye tek görevli yasal mercii, insanların bunun için ortaklaşa kurdukları siyasi örgütlenme olan ve bu sebeple başlıca sorumluluk sahibi olan devlet değil mi? Şayet, "adalet, hürriyet ve eşitliği" sağlama vazifesi başkaca uluslararası güçlere, mesela Avrupa Birliği'ne havale edilecekse; devlet olmanın hukukî ve siyasî ne gereği vardır?

Bugün ülkeyi idare eden siyasi kadro bir ağızdan, Avrupa Birliği'ne iltihak olmak isteklerinin yegane sebebi olarak; ekonomideki bu adaletsizliğin giderilmesi ve insan onuruna yaraşır bir hayat diyorlarsa, o halde oluşturdukları siyasi devlet temelinin iflas ettiğini ilan etmiş olmuyorlar mı? Fakat bu iltihak tercihinde, oluşturdukları devletin asıl ana unsuru olan -ve bizatihi bu nedenle de devletin kendisi olan- halkın siyasi ve sosyal tercihlerinin yeri yoktur burada.

O halde "Bir insanı öldüren bir alemi öldürmüş gibidir" temasındaki bir medeniyet asla kendisi olmaktan çıkmaz, bedeli ne olursa olsun özüne ve çevresine hıyanet etmez, edemez!
 
Adnan Ulutaş / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.