Fikir namusuna sahip ender ilim adamlarından olan, sözünün ağırlığı bulunan Prof. Erol Manisalı da sık sık çoğu "aydın"ın yanlışına düşüyor, bu memleketin yüzde 99'unu teşkil ettiği ifade edilen Müslüman kesimi hep aynı "renkte" görüyor.
Zaman zaman farklı tonlar ortaya çıkınca da hayretler içinde kalıyor.
"Bazen de sürprizlerle karşılaştığımız oluyor; bir seferinde 'dinci' olarak tanımlanan bir kanala çekine çekine çıktım; çekinmem nezaketimden (!) kaynaklanıyor. Adamların yüzlerine karşı düşüncelerimi söyleyince ezilip büzülecekler, mahcup olacaklar diye düşünüyorum. Ne gezer! Ben bir diyorum, karşımda soru soran iki diyor; o benden ileride! Biraz daha açılıyorum, ileri gidiyorum o benim de önümde; hoppala... Acaba yanlış kanala mı geldim diye şaşırıyorum." (Atilla İlhan'la 1000 Saat. Sayfa 132)
Halbuki Manisalı'ya göre "bölücüler, küreselciler, şeriatçılar" bireyin özgürlüğü, etnik özgürlük ve dini özgürlük adı altında "ulusalcı düşünceye, toplumsal öğelere karşılar." (S.17)
Yine Manisalı "büyük sermaye ve şeriat isteyen çevrelerin" içerde laik ve laik karşıtı ve kapitalist ve anti kapitalist gibi farklı görüntüler vermelerine rağmen "anti kapitalist görüntü veren şeriatçı çevrelerin Ortadoğu kanalı ile Batı kapitalizminin denetiminde olduğunu" ileri sürüyor. (S.29)
Ve kesin bir hükme varıyor; "Bugün Tanzimat'tan çok daha kötü; şeriatçılar da 'Batıcı' oldular, yalan mı?" (S.109)
Vallahi yalan hocam...
Şimdi Hoca'nın aydın duyarlığından beklenilen; o çekinerek gittiği ve kendisinden bir adım ileride olduğunu ifade ettiği "dinci" kanalın ismini açıklamasıdır.
Nedir Manisalı'nın duyarlı olduğu konular? Tam bağımsızlıkçıdır, Atatürkçüdür, TSK'yı sever, AB'yi ve küreselleşmeyi Türkiye için büyük bir tehdit olarak algılar.
Ben açıkça söyleyeyim; MeltemMesaj ekibi de aynen öyledir.
Üstelik MeltemMesaj ekibi hocanın işin kolayına kaçarak toptancılıkla "dinci" olarak nitelediği grubun da içindedir.
Acaba Manisalı "dindar" dememek için mi "dinci" kelimesini kullanmayı tercih ediyor.
Ki bu nokta, konunun can alıcı noktasıdır.
Dindarların, samimi Müslümanların hepsi "bireyin özgürlüğü, etnik özgürlük ve dini özgürlük adı altında ulusalcı düşünceye, toplumsal öğelere karşı" değillerdir.
Dindarların hepsi "anti kapitalist görüntü verdiği halde Ortadoğu kanalı ile Batı kapitalizminin denetiminde" değildir.
Ve hepsi "Tanzimattan çok daha kötü; 'Batıcı' değillerdir."
MesajMeltem ekibi öyle değildir. Ve hocaya düşen de utangaç bir üslûbla tesbit ettiği bu gerçeği saklamadan ilân etmesidir.
MesajMeltem ekibi "vatan, bayrak, devlet, millet" demektedir, hayret(!)tir ki Atatürkçüdür, tam bağımsızlıkçıdır, AB'ye ve küreselleşmeye karşıdır.
Askeri, bu memleketin bağımsızlık sigortası olarak gördüğü için de askerden yanadır.
Kuvayi Milliye hareketinin yurdun dört bir yanında gerçekleştirdiği "tanışma yemeklerine" sağlık ve iklim koşulları yüzünden ancak iki yerde katılabildim. İnsanın nüfus kâğıdı göreceli olarak eski olunca gençlere ayak uydurması o kadar kolay olmuyor.
Her iki yemekte de topluluğa hitab ederken "asker milletin kendisidir, milletin emrindedir" dediğim zaman en büyük olumlu tepkiyi, en coşkun heyecanı aldım.
Bakın Atatürk 1922'de ne demiş:
"TBMM Hükümetinin ordusu istilâlar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için, şunun bunun elinde âleti ihtiras olmaktan münezzehtir....insanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı mefkûre ile mütehassis ve yalnız onun emrine tâbi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kıymetli bir heyettir".
"Milletin emrine tâbi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep" diyor asker için Atatürk.
Biz de onu söylüyoruz. Ve yanlış bir takım politikalar sonucu gelinen bu noktada asker ile milleti barıştırmak istiyoruz. Çünkü asker devletin bağımsızlığının teminatıdır ve ülkeyi sömürge yapmak isteyenlerin önünde en büyük engeldir.
Manisalı'nın utana sıkıla ifade ettiği ama nedense ismini koymaktan çekindiği bu gerçeği, önce kabulü ve sonra da aydın duyarlığı ile açıklaması gerekir.
Bu gerçeği Kuvayi Milliye'nin mitinglerini gören, tanışma yemeklerini yakından takib edip kaydeden dinamik güçlerin de doğru okuması, kullanılan kelime ve motifleri, sembolleri, marş ve türküleri doğru anlaması gerekir.
İnanın, devletin kurtuluşunda bu birlikteliğin büyük faydası olacaktır.
Zaman zaman farklı tonlar ortaya çıkınca da hayretler içinde kalıyor.
"Bazen de sürprizlerle karşılaştığımız oluyor; bir seferinde 'dinci' olarak tanımlanan bir kanala çekine çekine çıktım; çekinmem nezaketimden (!) kaynaklanıyor. Adamların yüzlerine karşı düşüncelerimi söyleyince ezilip büzülecekler, mahcup olacaklar diye düşünüyorum. Ne gezer! Ben bir diyorum, karşımda soru soran iki diyor; o benden ileride! Biraz daha açılıyorum, ileri gidiyorum o benim de önümde; hoppala... Acaba yanlış kanala mı geldim diye şaşırıyorum." (Atilla İlhan'la 1000 Saat. Sayfa 132)
Halbuki Manisalı'ya göre "bölücüler, küreselciler, şeriatçılar" bireyin özgürlüğü, etnik özgürlük ve dini özgürlük adı altında "ulusalcı düşünceye, toplumsal öğelere karşılar." (S.17)
Yine Manisalı "büyük sermaye ve şeriat isteyen çevrelerin" içerde laik ve laik karşıtı ve kapitalist ve anti kapitalist gibi farklı görüntüler vermelerine rağmen "anti kapitalist görüntü veren şeriatçı çevrelerin Ortadoğu kanalı ile Batı kapitalizminin denetiminde olduğunu" ileri sürüyor. (S.29)
Ve kesin bir hükme varıyor; "Bugün Tanzimat'tan çok daha kötü; şeriatçılar da 'Batıcı' oldular, yalan mı?" (S.109)
Vallahi yalan hocam...
Şimdi Hoca'nın aydın duyarlığından beklenilen; o çekinerek gittiği ve kendisinden bir adım ileride olduğunu ifade ettiği "dinci" kanalın ismini açıklamasıdır.
Nedir Manisalı'nın duyarlı olduğu konular? Tam bağımsızlıkçıdır, Atatürkçüdür, TSK'yı sever, AB'yi ve küreselleşmeyi Türkiye için büyük bir tehdit olarak algılar.
Ben açıkça söyleyeyim; MeltemMesaj ekibi de aynen öyledir.
Üstelik MeltemMesaj ekibi hocanın işin kolayına kaçarak toptancılıkla "dinci" olarak nitelediği grubun da içindedir.
Acaba Manisalı "dindar" dememek için mi "dinci" kelimesini kullanmayı tercih ediyor.
Ki bu nokta, konunun can alıcı noktasıdır.
Dindarların, samimi Müslümanların hepsi "bireyin özgürlüğü, etnik özgürlük ve dini özgürlük adı altında ulusalcı düşünceye, toplumsal öğelere karşı" değillerdir.
Dindarların hepsi "anti kapitalist görüntü verdiği halde Ortadoğu kanalı ile Batı kapitalizminin denetiminde" değildir.
Ve hepsi "Tanzimattan çok daha kötü; 'Batıcı' değillerdir."
MesajMeltem ekibi öyle değildir. Ve hocaya düşen de utangaç bir üslûbla tesbit ettiği bu gerçeği saklamadan ilân etmesidir.
MesajMeltem ekibi "vatan, bayrak, devlet, millet" demektedir, hayret(!)tir ki Atatürkçüdür, tam bağımsızlıkçıdır, AB'ye ve küreselleşmeye karşıdır.
Askeri, bu memleketin bağımsızlık sigortası olarak gördüğü için de askerden yanadır.
Kuvayi Milliye hareketinin yurdun dört bir yanında gerçekleştirdiği "tanışma yemeklerine" sağlık ve iklim koşulları yüzünden ancak iki yerde katılabildim. İnsanın nüfus kâğıdı göreceli olarak eski olunca gençlere ayak uydurması o kadar kolay olmuyor.
Her iki yemekte de topluluğa hitab ederken "asker milletin kendisidir, milletin emrindedir" dediğim zaman en büyük olumlu tepkiyi, en coşkun heyecanı aldım.
Bakın Atatürk 1922'de ne demiş:
"TBMM Hükümetinin ordusu istilâlar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için, şunun bunun elinde âleti ihtiras olmaktan münezzehtir....insanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı mefkûre ile mütehassis ve yalnız onun emrine tâbi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kıymetli bir heyettir".
"Milletin emrine tâbi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep" diyor asker için Atatürk.
Biz de onu söylüyoruz. Ve yanlış bir takım politikalar sonucu gelinen bu noktada asker ile milleti barıştırmak istiyoruz. Çünkü asker devletin bağımsızlığının teminatıdır ve ülkeyi sömürge yapmak isteyenlerin önünde en büyük engeldir.
Manisalı'nın utana sıkıla ifade ettiği ama nedense ismini koymaktan çekindiği bu gerçeği, önce kabulü ve sonra da aydın duyarlığı ile açıklaması gerekir.
Bu gerçeği Kuvayi Milliye'nin mitinglerini gören, tanışma yemeklerini yakından takib edip kaydeden dinamik güçlerin de doğru okuması, kullanılan kelime ve motifleri, sembolleri, marş ve türküleri doğru anlaması gerekir.
İnanın, devletin kurtuluşunda bu birlikteliğin büyük faydası olacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002




















































































