Bakış tarzı değişince herşey değişiyor. Aslında değişmek demek, bakış tarzının değişmesidir. Maalesef Türk insanının özellikle de Türk aydınının büyük çoğunluğunun bakış tarzı değişti, daha doğrusu değiştirildi. Bu değişme ile ilgili bir örnek sunmak istiyorum. Örneğimiz Türkiye 4. İktisat Kongresi olsun.
Devlet Planlama Teşkilatı'nın 4 trilyon lira harcayarak düzenlediği İktisat Kongresi'nde ne konuşuldu, ne kararlar alındı? Bir başka deyişle, kongreden geriye akılda kalan nedir? Herhalde cevap, Başbakan Erdoğan ile ana muhalefet partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın faiz dışı fazla tartışmasından başkası olamaz. Özetlersek, Türkiye 4. İktisat kongresine IMF ruhu hakimdi.
Şimdi soralım, aynı ilde 17 Şubat 1932'te yapılan "Türkiye 1. İktisat Kongresi" ile bu kongrenin bir benzerliği var mıydı? Ben şahsen ikisinin de İzmir'de toplanmasından başka bir benzerlik göremedim. Bunun dışında benzerlik yok, zıtlıklar vardı. Mesela Türkiye 1. İktisat Kongresi'nde hedef, milli bir ekonomi Türkiye 4. İktisat Kongresi'nde ise küresel ekonomidir.
Türkiye 4. İktisat Kongresi'nin sonuç bildirgesinde, "Orta vadede gelir dağılımındaki düzelmeyi Portekiz'in bugünkü seviyelerine kadar getirmenin, uzun vadede ise yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin AB ülkeleri ortalamasına ulaşılmasının amaçlandığı" belirtildi. İşte size amaç, işte size hedef. Böyle bir amaç, böyle bir hedef için bunca masrafa, anlı şanlı bir kongreye gerek var mıydı? Dahası milli bir kongrede IMF Başkan Yardımcısı, OECD Genel Sekreteri, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve bu kuruluşların çok sayıda temsilcilerinin işi ne? Güler misin, ağlar mısın?
Bu kongrede yapılan tespitlerden biri de şu. En yoksul kesim işsizlerdir. Böyle bir tespiti yapmak için bakan olmaya, kongre toplamaya ihtiyaç yok.
Bunun işsiz babaların, çocuklarına sorsaydınız, en güzel cevabı alırdınız.
Bakış tarzınızın ne kadar değiştiğini, daha doğrusu zıtlaştığını anlamak için söz konusu iki kongreyi karşılaştırmak yeterlidir. 4. İktisat Kongresinde özelleştirme, yabancı sermayeyi çekme gibi konular ağırlıkta idi. 1. İktisat Kongresinde ise, devletleştirme, milleştirme kararları alınmıştı.
Bilindiği gibi Tanzimat'la birlikte Osmanlı Ekonomisi, tamamen gayrimüslimlerin tekelinde idi. Atatürk, bu yapıyı değiştirmek, ekonomiyi Türkleştirmek istiyordu. Onun için yabancıların elinde bulunan Demir ve Deniz yolları gibi kurumları sadece devletleştirme ile yetinmedi. Ekonomiyi Türkleştiremeye yani Türk müteşebbislerinin yetişmesine ve önlerinin açılmasına büyük önem verdi. O dönemlerde devletleştirme ile milleştirme diye iki kavram kullanılıyordu. Bu kavramların arasındaki farkı, bugün özelleştirmeden, ne varsa yerliye, yabancıya satmaktan başka bir şey düşünmeyenler zor anlarlar, belki de hiç anlamazlar.
Fark şu idi. Yabancı firmaların elindeki işletmeleri devletleştirmeye millileştirme diyorlardı. Yani yerli bir firmanın elindeki bir işletmeyi devletleştirirseniz, onu sadece devletleştirmiş oluyordunuz. Ama yabancı bir firmanın elindeki bir işletmeyi devleştirirseniz onu aynı zamanda millileştirmiş oluyordunuz.
Görüldüğü gibi bu incelikler kayboldu. Siyasette ve ekonomide yabancı alanlara savrulduk. Yaptığımız hiçbirşey aslına uygun düşmüyor. Çünkü duruşumuz, bakışımız yanlıştır. Öyleyse, öncelikle bunları düzeltmek zorundayız. Bunlar düzelirse gerisi kolay düzelir.
Devlet Planlama Teşkilatı'nın 4 trilyon lira harcayarak düzenlediği İktisat Kongresi'nde ne konuşuldu, ne kararlar alındı? Bir başka deyişle, kongreden geriye akılda kalan nedir? Herhalde cevap, Başbakan Erdoğan ile ana muhalefet partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın faiz dışı fazla tartışmasından başkası olamaz. Özetlersek, Türkiye 4. İktisat kongresine IMF ruhu hakimdi.
Şimdi soralım, aynı ilde 17 Şubat 1932'te yapılan "Türkiye 1. İktisat Kongresi" ile bu kongrenin bir benzerliği var mıydı? Ben şahsen ikisinin de İzmir'de toplanmasından başka bir benzerlik göremedim. Bunun dışında benzerlik yok, zıtlıklar vardı. Mesela Türkiye 1. İktisat Kongresi'nde hedef, milli bir ekonomi Türkiye 4. İktisat Kongresi'nde ise küresel ekonomidir.
Türkiye 4. İktisat Kongresi'nin sonuç bildirgesinde, "Orta vadede gelir dağılımındaki düzelmeyi Portekiz'in bugünkü seviyelerine kadar getirmenin, uzun vadede ise yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin AB ülkeleri ortalamasına ulaşılmasının amaçlandığı" belirtildi. İşte size amaç, işte size hedef. Böyle bir amaç, böyle bir hedef için bunca masrafa, anlı şanlı bir kongreye gerek var mıydı? Dahası milli bir kongrede IMF Başkan Yardımcısı, OECD Genel Sekreteri, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve bu kuruluşların çok sayıda temsilcilerinin işi ne? Güler misin, ağlar mısın?
Bu kongrede yapılan tespitlerden biri de şu. En yoksul kesim işsizlerdir. Böyle bir tespiti yapmak için bakan olmaya, kongre toplamaya ihtiyaç yok.
Bunun işsiz babaların, çocuklarına sorsaydınız, en güzel cevabı alırdınız.
Bakış tarzınızın ne kadar değiştiğini, daha doğrusu zıtlaştığını anlamak için söz konusu iki kongreyi karşılaştırmak yeterlidir. 4. İktisat Kongresinde özelleştirme, yabancı sermayeyi çekme gibi konular ağırlıkta idi. 1. İktisat Kongresinde ise, devletleştirme, milleştirme kararları alınmıştı.
Bilindiği gibi Tanzimat'la birlikte Osmanlı Ekonomisi, tamamen gayrimüslimlerin tekelinde idi. Atatürk, bu yapıyı değiştirmek, ekonomiyi Türkleştirmek istiyordu. Onun için yabancıların elinde bulunan Demir ve Deniz yolları gibi kurumları sadece devletleştirme ile yetinmedi. Ekonomiyi Türkleştiremeye yani Türk müteşebbislerinin yetişmesine ve önlerinin açılmasına büyük önem verdi. O dönemlerde devletleştirme ile milleştirme diye iki kavram kullanılıyordu. Bu kavramların arasındaki farkı, bugün özelleştirmeden, ne varsa yerliye, yabancıya satmaktan başka bir şey düşünmeyenler zor anlarlar, belki de hiç anlamazlar.
Fark şu idi. Yabancı firmaların elindeki işletmeleri devletleştirmeye millileştirme diyorlardı. Yani yerli bir firmanın elindeki bir işletmeyi devletleştirirseniz, onu sadece devletleştirmiş oluyordunuz. Ama yabancı bir firmanın elindeki bir işletmeyi devleştirirseniz onu aynı zamanda millileştirmiş oluyordunuz.
Görüldüğü gibi bu incelikler kayboldu. Siyasette ve ekonomide yabancı alanlara savrulduk. Yaptığımız hiçbirşey aslına uygun düşmüyor. Çünkü duruşumuz, bakışımız yanlıştır. Öyleyse, öncelikle bunları düzeltmek zorundayız. Bunlar düzelirse gerisi kolay düzelir.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018



























































