logo
31 MAYIS 2026

BAYRAKSIZ OLAMAYIZ!

12.06.2001 00:00:00
Ağardı tan, söktü şafak, doğdu güneş, uyandı Anadolu... Trabzon Atatürk Meydanı'ndaki, İstanbul Çağlayan Meydanı'ndaki mitingler gibi kavurucu sıcağa rağmen Ankara Tandoğan'daki miting de görkemli geçti. Miting alanını dolduran yüzbinler, "Haziranın bu sıcağında da miting mi yapılır" yaklaşımını tarumar ettiler. Eline bayrağı alan her kesimden, her yaştan genç yaşlı, kadın erkek yüzbinler Tandoğan Meydanı'nı yine gelincik bahçesine çevirdiler.

Prof.Dr. Haydar Baş, mitingde yaptığı konuşmada yine net tespitlerde bulundu. Prof. Dr. Baş'ın konuşmasında başlıca vurgu yaptığı kavramlar 'egemenlik ve bağımsızlık' idi. Prof.Dr. Haydar Baş, egemenliğin Avrupa Birliği'ne devredilemeyeceğini, bunun 'vatana ihanet' anlamına geleceğine işaret etti.

Aşağıda Prof.Dr. Haydar Baş'ın mitingteki konuşmasında dile getirdiği düşüncelerini ve tespitlerini, sorular eşliğinde bulacaksınız.

Bu mitingin amacı nedir?

* Bu miting, manası, katılanları ve de fikriyatı itibarıyla aylarca, yıllarca konuşulacak, belki de melekler ervahı tarafından bizlere iftihar vesilesi olarak takdim edilecek olan muazzam bir mitingtir.

Bağımsızlık nedir ve Türk milleti açısından önemi nedir?

* Bir millet ki hayatını adalete, müsavata, sevgiye, hoşgörüye vakfetmiştir; onun hayatında esaretin yeri olabilir mi? Onun için o uçan kuşlar kadar hürdür, müstakildir, bağımsızdır. Bağımsızlık, bir milletin, hiç bir dış gücün etkisinde kalmadan kendi kararlarını vermesi ve kendini yönetmesidir. Kendi değerleriyle istediği tarz ve biçimde hayatını yaşamasıdır. Can, mal, namus, din ve vicdan emniyetinin, okuma, seyahat etme hürriyetinin, emniyetinin temin edilmesi demektir. Her sahada, kültüründe, örfünde, adetinde, geleneğinde, her şeyinde bir milletin bağımsız olması demektir. Bağımsız olmayan milletlerin çöküntüye maruz kalmaları kaçınılmazdır. Bağımsız olmayan milletler, maneviyatlarını da, kültür hayatlarını da, örflerini de, adetlerine de devam ettiremezler. Bağımsızlığını kaybetmiş bir millet egemenlikten hiç ama hiç bahsedemez. Bağımsız olmayan milletlerin ne yer altı ve ne de yer üstü kaynağı vardır.

Her konuda bağımsız olabilmek için nasıl bir politika izlenmeli?

* Her konuda bağımsız olmamız gerektiği gibi siyasi konularda da bağımsız olmamız lazımdır. Bağımsızlık Türk milletinin karakteridir. Atatürk'ün de ifadelerinde beyan buyurduğu gibi "bağımsızlık benim karakterimdir. Türk milletinin karakteridir." Bu karakter, ticarette de, siyasette de, hukukta da, içtimai konularda da bağımsız olması lazımdır. Her konuda mutlaka bağımsız olması lazımdır. Onun için diyoruz ki kendimize has milli bir siyasi politikayı hayata geçirmemizin zamanı gelmiş ve de geçmek üzeredir.

Batı dünyası ile ilişkilerimiz

nasıl olmalı?

* Dünya coğrafyasında yeri bulunan bizlerin dünya ülkeleriyle iktisadi, içtimai, hukuki vs. birtakım irtibatlarımız ve de anlaşmalarımız olması kaçınılmazdır. Ama medeniyetleri kardeş yapmak, aynı kültürün, aynı adetin, aynı geleneğin, aynı maneviyatın birer unsuru imiş gibi takdim etmek yanlış olan bir husustur. Siz Batılıyı Şarklı yapamazsınız. Şarklıyı da Batılı yapamazsınız. Batılıyı kabul ederken eğer siz insan haklarına değer veriyorsanız, olduğu gibi kabul ederek, ona inanarak, kendi dünyanızda ona yer vereceksiniz. Şayet Batılı da bizi kabul etmek istiyorsa bizim değerlerimizle, şahsiyetimizle, kimliğimizle, örfümüzle, adetimizle, geleneğimizle, maneviyatımızla birlikte kabul edecektir.

Türkiye yönünü nasıl tayın etmeli?

* Özellikle 1990'dan sonra önümüze koskocaman bir Türk dünyası açıldı. Orada uranyum, petrol, doğalgaz, altın, kömür, istediğinizden istemediğinize kadar her türlü maden adeta bakire yataklar halinde işlenmeyi beklemektedir. Şayet biz kendi kanımızdan ve canımızdan ve de maneviyatımızdan olan bu kardeşlerimizle siyasi, iktisadi ve de askeri birliktelikler yapmış olsa idik veya bu yolda adım atmaya gayret etse idik -çok samimi konuşuyorum- ne Türk dünyasının manzarası bu şekilde olurdu, ne de bizim üzerimizde bu kadar serbest hesaplar yapılabilirdi. Bu hesapları bozmak bizim boynumuzun borcudur.

Avrupa Birliği'nin amacı nedir?

* Avrupa Birliği ilk defa gündem olduğu zamanlarda bendeniz ortaokul talebesi idim. O günlerde bir film seyretmiştik. Avrupa'nın göbeğinde bir haç var. Bundan çıkan şualar o coğrafyanın hududunu meydana getiriyor. Filmi seyrettikten sonra yorumu yapan ağabeyimiz, "bundan ne anladınız?" diye sordu. Biz, "Bizim burada anladığımız o ki medeniyetlerin bir tek çıkış noktası vardır. O da Batının medeniyet anlayışıdır, din anlayışıdır" dedik ve bir aferin aldık. Daha sonra Helmuth Kohl, bunu açık ve seçik olarak ifade ettiler ve dediler ki, "Avrupa haçsız olmaz." "Şayet sen buraya gireceksen bu esası kabul ederek girmek mecburiyetindesin. Tevhid akidesinden zuhur etmiş olan tarihin, örfün, adetin, geleneğin ne olacak? Onu asimile edeceksin. Sana 'evet' diyene kadar da kapının eşiğinde bekleyeceksin" diyorlar. Şimdi siz, örfünüzden, adetinizden, geleneğinizden, bayrağınızdan, maneviyatınızdan vaz mı geçeceksiniz?

* Avrupa Birliği'ne üyeliğin pratik anlamı nedir?

AB'yı oluşturan anlaşmalara göre tam üyelik şartı kabul edilip, imza altına alındıktan sonra artık mesuliyet dönemine giriyorsunuz. O sana isterse hak verir. Ama sen onun istediğini, o sana bir şey vermediği takdirde de mutlaka mecburiyet ve de mükellefiyetindesin. Burası çok hassas bir konudur. Şayet, bu anlaşma gereği sen attığın imzadan vazgeçersen, derhal Roma Anlaşması devreye giriyor. Üye ülkeye her türlü müeyyide uygulanacağı ifade ediliyor. Bu müeyyidenin içinde bir askeri müdahale şartı da vardır. Bu takdirde devrettiğimiz egemenliği geri almak için -Allah muhafaza eylesin- tekrar bir Çanakkale, bir Sakarya, bir Dumlupınar, bir İstiklal Savaşı mı vermek mecburiyetinde kalacağız? AB geriye dönüşü olmayan bir yoldur. Bu anatomide ister seni ayağının topu yapar, ister elinin tırnağı yapar, gösterdiği yeri rıza ile kabul mecburiyetin vardır. "Hayır!" diyemezsin.

Fransa'nın Ermeni meselesindeki tavrının anlamı nedir?

* "Batı dünyası bize karşı çok şefkatli ve merhametli oldu" deniliyor. İnşallah deyip dua edelim. Kırk yıllık Yani bir anda nasıl Kani oluyor? Bunlar, bu insanlar, Ermeni soykırımı iddiasını ortaya atıp Fransız Meclisinden geçiren bu Fransızlar, dün Maraş'ta, benim anamın eline, örtüsüne elini uzatan el değil midir? Peki bunlar ne zaman dost oldular? Buna bizim literatürümüzde "Oğlum, sen rüya görüyorsun" derler.

Küreselleşmenin gelinen noktada anlamı nedir?

* Emperyalist devletler geri kalmış ülkelerdeki tasarruflarını devam ettirirken onların oyununu bozacak bir kümeleşmenin de, bir birliğin de olması esastır ve de şarttır. Bunu da bozmak için yine bu güçlerin iktisadi yardımlarını o memleketlerin üzerine sağnak sağnak yağdırdıklarını görürsünüz. Mesela, Kuzey Irak'a 100 binlerce dolar para akıyor. Oradaki Müslüman kardeşlerimizi sevdikleri için mi bu paraları gönderiyorlar? Cezayir'de 70 bin insan Allah'ın rahmetine kavuştu. IMF ve onun başındaki güç, Cezayir'in yönetimine 5 milyar dolar yardım etti. Bunu aynı zulüm devam etsin diye yaptı. Düşünce, "Akarlar benim olsun da ne olursa olsun"dur. Yine Mısır, Arap-İslam alemine açılan büyük bir kapıdır. Mısır'a her yıl bir milyar dolar yardım yapılmaktadır. Körfez Harbi esnasında Mısır'ın, ABD'ye olan 20 milyar dolar borcu silinmiştir. Peki bütün bunları bir araya topladığımız zaman önümüzdeki fotoğraf bize neyi gösteriyor? Bu insanlar çok şefkatli, merhametli, adaletli, rifkatli de ondan mı bu yardımı yapıyorlar? Yoksa sülük gibi bunların kanını emmek için mi yapıyorlar? Şayet bu merhamet varsa Filistin'de nerededir? Bosna'da nerede idi? Afganistan'da, Çeçenistan'da nerededir? Demek ki bu bir merhamet göstergesi değil bir çıkar savaşıdır.

Birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlarız?

* Gittikçe artan bu durumlar karşısında bize düşen vazife bir vücudun organları gibi birbirine kenetlenmek, birbirimizin hatasını, kusurunu, vebalini, günahını araştırmadan bir bünye haline gelmektir. Siviliyle, askeriyle, bürokratıyla, memuruyla, işçisiyle, çiftçisiyle, hamalıyla, hülasa dağdaki eşkıyasıyla bile bir ve beraber olmaktır. Aynı ruhu, aynı birlikteliği, aşkı, muhabbeti, vücudumuzun her zerresinde, gönlümüzün her köşesinde yaşamamız lazımdır. Her zaman söylerim, birbirimizin Leylası ve de Mecnunu olmamız gerekmektedir. Bilirsiniz, Leyla, Mecnun'una, Mecnun'da Leyla'sına aşıktır. Amma kaderin hikmeti bu ya, Leyla, Mecnun'a birtakım cilveler yapar. Mecnun'un kolunu ister. Bunu Mecnun'a iletirler. Bıçağı alıp tam vuracağı zaman, "Ben kolumu kesemem" der. Bunu Leyla'ya haber verirler. Çok üzülür. "Hani beni çok sevmişti. Dağlara düşmüştü. Deli olmuştu. Bu kadar seven insan kolunu kesip göndermez mi? Bir kolu maşukundan esirger mi?" der. Bunun üzerine Mecnun, "Leyla'ya söyleyin. Ondan kolumu esirgediğim yok. Bıçağı alıp kolumu kesmeye kalktığım zaman baktım ki kol Leyla'nın kolu. Kimin kolunu kesip kime göndereyim" der. O halde bayraklar kimin kolu ile ayağa kalksın. Benim kolumla ayağa kalkacak. Sizin kolunuz benim kolum, benim kolum sizin kolunuz olacak. Yürüyüşümüze Trabzon'dan başlamıştık. Bu yolculuk çok güzel. Devam etmeye var mısınız? Bu birliktelik ruhu ile, bu aşk ile, bu vecd ile, bu muhabbetle hepinizi selamlıyor, Allah'a emanet ediyorum.

Egemenlİk devredİlemez

Kaldı ki Anayasamızın 6. Maddesi böyle bir egemenlik devri hakkını Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hiç bir kurumuna vermemektedir. Bu maddede şöyle diyor: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması hiç bir surette, hiç bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz." Yani TBMM de olsa bu egemenliği devretme yetkisine sahip değildir. Anayasa'nın 5. Maddesi de devletin temel amaç ve görevlerini anlatırken, "Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak" ifadesine yer vermektedir. O halde Meclis'in ve vücuda getirdiği bütün kurumların vazifesi, bu bağımsızlığı korumaktır. Bu vazifeyi yerine getirmek üzere TBMM'den içeriye ayağını atan her muhterem vekilimiz ve de sayın Cumhurbaşkanımız aynen şu yemini yapmaktadır: "Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma, namusum ve şerefim üzerine and içerim." Bu yeminde, "Ben bunu devredeceğim" şeklinde şayet bir ibare olmuş olsaydı, onu bir üst kuruluşa, veya devletlere devretme hakkına sahip olurduk. Ama böyle bir şey yoktur. Sadece TBMM'ye değil devletin bütün kurumlarına düşen vazife Türk milletinin istiklalini, istikbalini, egemenliğini korumaktır.

Şayet gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde bulunurlar ise, şartlı konuşuyoruz, "bulunacaklar" demiyoruz, bulunurlar ise, TCK'nun 125. Maddesine göre vatana ihanet suçundan bu milletin yargı gücünün yargılama hakkı doğacaktır.

Bir milletin bağımsızlığına ulaşabilmesi, bu hakkı elde edebilmesi öyle kolay iş değildir. Sürünerek, ezalar, cefalar, çileler çekerek, meşakkatle, anadan, oğuldan, yardan, evlattan, dededen mahrum olarak, öksüz kalarak elde edilen bir haktır. Nasıl olur da bacak bacak üstüne atarak, "Benim paşa gönlüm böyle istedi. Ben sana göstereyim" dercesine bunu başkasına takdim edeceksin! Vallahi de, billahi de, tallahi de bu millet bunu yutmaz ve affetmez.

Misyonerler bölücük yapıyor

Milletler tarih boyunca sahip oldukları kültürlerin etrafında bir araya gelmişler ve varlıklarını devam ettirmişlerdir. Şayet siz, bir milleti içten çökertmek istiyorsanız onun tarihi, dili, örfü, adeti, geleneği ile, herşeyi ile oynayacaksınız ki hedefinize nail olasınız. Onun için 1700'lü yıllardan itibaren Osmanlıyı Hicaz bölgesinden çıkartabilmek için, İngilizler, çok ciddi misyonerlik oyunlarına başvurmuşlar, oradaki Arap kardeşlerimizi bizim dedelerimize karşı çıkarmışlardır. Ben buraya gelmişken hemen şunu ifade edeyim. Hiç bir zaman bir insanın kendi dinini yaşamasına, anlatmasına, Allah'ı ile olan hukukunun arasına girilmesine vicdanen kesinlikle rıza gösteremeyiz. Zaten bizim akaidimize göre dinde zorlama yoktur. İsteyen istediği yolu seçebilir. "Senin dinin sana benim dinim bana"dır. Bizim derdimiz, "Filancı Hıristiyan olacak" derdi değildir. Bizim derdimiz çok farklıdır. Biz tarihten bunun dersini aldık, gördük, yaşadık. Bizim derdimiz şudur: Bunu daha Trabzon'da yeni yaşadık. İki ay oldu, olmadı; canlı şahidi de yanımızdadır. Arkadaşlarımızı Hıristiyan yapıyorlar. Ondan sonra da bu arkadaşlara, "Kardeşim! Senin aslın Rum değil mi?" diyorlar. Biraz daha ileriye gidiyor, "Senin aslın da Ermenidir. Sen Türk değilsin" diyorlar. Bu, bu toprakların Türk toprağı değil, "Rum toprağıdır, Ermeni toprağıdır, Süryani toprağıdır, Sırp toprağıdır" anlamına geliyor. Yani saman altından su yürütüyorlar. Yürütmekle de kalmıyorlar. Topraklarımıza göz dikiyorlar. Elimizden almak istiyorlar. İşte biz, bunun karşısındayız.

Nitekim, az evvel bahsettiğim Hicaz bölgesinden birtakım örneklerle ne demek istediğimi daha açık ve seçik olarak ortaya koyayım. Goldziher, bir müşteşriktir. Müslümanlıkla alakası yoktur. Mısır'daki El-Ezher üniversitesinde okumuş, doktorasını yapmıştır. O, Kur'an'ın vahiy olmadığını iddia etti. "Hz. Muhammed'in güçlü bir enerji gücü var. O güçten kaynaklandı. Dolayısıyla Kur'an'daki ayetlerin doğruluk ihtimali zayıftır" dedi.

Yine Fransız asıllı Renan, Mısır ve Anadolu'yu dolaştı. Hicaz, Kudüs, Halep, Şam ve İstanbul'a gitti. Bu milletin öz değeri olan Tasavvufa dil uzattı. "Böyle bir kurum yoktur" dedi. Yani kimi inkar etti biliyor musunuz? Mevlana'yı,Yunus'u, Hoca Ahmet Yesevi'yi, Kaşgarlı Mahmut'u, Hacı Bayram-ı Veli'yi inkar etti. Akıl ve nakil çatışmasını iddia aderek aklın nakilden üstün olduğu iddiası ile fitne çıkarttı. Aynı düşünceler, aynı görüşler, bugün, maalesef akademisyen dediğimiz arkadaşlarımızın arasında da ciddi bir surette yayılmaktadır. Hollandalı müsteşrik Hurgrand da bizzat Mekke ve Cidde'ye yaşamış ve çalışmıştır. "Hac ve Kurban İslam'ın ibadet kurallarından değil, cahiliyye adetlerindendir" demiştir. Bunlar tuttu mu tutmadı mı? Şimdi bu oyunu biz bozacağız. Ben bir kaç tanesinin ismini zikrettim. Onbinlerce misyoner o mukaddes topraklar üzerinde dolaştılar. Hicaz bölgesindeki bedevi Arap kardeşlerimizi ikna ettiler. Ve maalesef bizi arkadan vurdurdular. "Hocam niçin sen bugün Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerine karşı çıkıyorsun?"un cevabını aldık mı? Yarın da -Allah göstermesin- oyuna gelen kardeşlerimiz, "Bizim aslımız Rum'dur. Ermenidir. Sırptır" diyerek silahlanmaya gider ve bizi arkadan vurmaya kalkarsa bunun önüne hangi güç çıkabilir. Bu, resmen Türkiye'yi bölme hareketidir. O bakımdan Milli eğitimimize çok büyük vazifeler düşüyor. Bu milletin kimliğini, bu milletin tahsil çağındaki evladına okutup eğitmek görevi düşüyor. Bizim gençliğimizden beklenilen, istenilen, arzu edilen bir Müslüman Türk gençliği kimliği değil midir? İşte bu kimliği, bu karakteri, bu şahsiyeti ona vermek elbette ki bizi idare edenlerin en kutsal vazifesi olacaktır.

İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde


 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmalarını canlı yayınlayan A Haber, TRT Haber, Ülke TV, TV Net, NTV, Haber Türk, Haber Global, TV100, CNN Türk; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını canlı yayınladı. Bazı kanallar çift ekran oluşturarak, Özgür Özel'in görüntüsünü verdiler ancak sesini aktarmadılar. 

30.05.2026 14:45:00 / Güncelleme: 30.05.2026 15:06:32
AHMET TURAN YİĞİT
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde

Mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlık görevinden alınan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Ankara İl Başkanlığı binasında saat 14:00'ten itibaren partililerle bayramlaştı.
Güvenpark'ta bir araya gelen çok sayıda kişi Özgür Özel'e destek ve Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki sloganları attı. Alanda bulunanların sayısı 100 bini aştı. Özel, konuşmasını yaparken elektrikler kesildi. Konuşma jeneratörün devreye girmesiyle devam etti. 

Yavaş adresini belli etti

Alana Özgür Özel ile birlikte gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da geldi. Yavaş, "İnsanların umudunu tüketen bir konumda bulunmaktansa, siyaseti bırakırım. İnsanların umudunu yeşertmemiz gerekir. Önemli olan bu toplumun geleceğidir. CHP sıradan bir parti değildir, bu ülkenin kurucu iradesidir. CHP''yi zayıflatmaya yönelik her girişim, yalnızca partiyi hedef almamaktadır. Türkiye'nin birikimini ve Cumhuriyet'in değerlerini hedef almaktadır" dedi. Özel, "Kurultay tarihini ilan edin. Emperyalizme geçit vermeyeceğiz" dedi. Kalabalık sık sık "Hain Kemal" sloganı attı.

Özel: İşin başında Erdoğan var

Ardından konuşmasını yapmaya başlayan Özgür Özel, "Bu mesele CHP'nin iç meselesi değildir, doğru anlayalım. Bu mesele Tayyip Erdoğan'la milletin meselesidir" dedi.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

Kılıçdaroğlu ise az sayıda kişiye hitap etti. CHP Genel Merkezi'nin önüne gelenlerde coşku yoktu. İnsanlar bir oradan bir oraya alanda dolaşıyorlardı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını aktaran kanallar da alanı vermekten kaçındı. Kılıçdaroğlu ise konuşmasını metinden okudu.

Mahkeme kararaıyla göreve getirilen CHP lideri, "Bizim hesaplaşmamız kişisel değil, ahlakıdır" diyen Kılıçdaroğlu, "Önce hesaplaşacağız, sonra kurultay sandığını önünüze getireceğim" diye konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "Biz bu partiyi mahkeme salonlarında itibarımız çiğnensin diye mi büyüttük? Atalarımızın emaneti partimizi kimler pavyon masalarına meze etmeye çalıştı? Benim ne yapacağım bellidir. Ben hesap soracağım." 
 
"Benim bu millete özür borcum var" diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: "Ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür diliyorum. Dış odaklardan medet uman gafilleri koynumda beslediğim için özür diliyorum. Pavyon masasında pazarlık yapanların, partiyi mahkeme kapılarına düşürenlerin maskesini zamanında indiremediğim için özür diliyorum."

Cumhur İttifakı seçmeninin de Kılıçdaroğlu'na destek verdiği tahmin ediliyor.

 

Anıkabir'e yürüryüş

Öte yandan Özgür Özel, konuşmasının sonunda meydandakilere "Anıtkabir'e yürüyoruz" diyerek, kalabalığı Anıtkabir'e davet etti. 

Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı


 
Batman'ın tarihi Hasankeyf ilçesi, Kurban Bayramı tatilinde ülkenin farklı illerinden gelen ziyaretçileri ağırlıyor.
 

30.05.2026 12:42:00
AA
 Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı
 Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı
Birçok medeniyetin izlerini taşıyan Hasankeyf, 9 günlük bayram tatilinde de ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor. İlçeyi ziyaret edenler, Ilısu Barajı nedeniyle orijinal yerlerinden taşınan İmam Abdullah Türbesi, Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, Hasankeyf Kalesi, Hasankeyf Müzesi ve Er-Rızk Camisi gibi tarihi yerleri ziyaret ediyor.
Ziyaretçiler, ​Ilısu Baraj Gölü'nde katıldıkları tekne turlarıyla kanyonları ve Hasankeyf Kalesi'ni görme imkanı buluyor.







İnsanları çok cana yakın ve misafirperver

Kocaeli'nden gelen Rıdvan Yıldırım, Hasankeyf'te tarihi eserleri gördüğünü belirterek, "Çok turistik bölge, çok güzel. Turistik alanı da çok fazla. Memnun kaldık ve çok keyif aldık. İnsanları çok cana yakın ve misafirperver" dedi.







Mardin'in Midyat ilçesinden gelen Hilvan Konak da fırsat buldukça Hasankeyf'e gezmeye geldiğini söyledi.
İlçenin görülmeye değer olduğunu dile getiren Konak, "Bayram tatilinde fırsat bulup tekrar geldik. Tekneye bindik, müzeye gittik" diye konuştu.







Buranın doğası, tarihi çok başka

Tuğba Çiçek ise Hasankeyf'in beklentilerini fazlasıyla karşıladığını anlatarak, kardeşiyle birlikte çıktıkları GAP turu kapsamında ilçeye geldiklerini bildirdi.
Çiçek, "Kütahya'dan geldik. Heyecanlıyız. Doğasıyla, kültürüyle çok güzel bir şehir. Çok beğendik. Diyarbakır'ı da gezdik. Diyarbakır da çok güzeldi. Daha sonra Mardin'e gideceğiz. Buranın doğası, tarihi çok başka" ifadelerini kullandı.







İlçede 40 yıldır esnaflık yapan Cemil Uluk de ziyaretçi yoğunluğundan memnun kaldıklarını dile getirdi. Uluk, "Büyük bir hareketlik var. Esnaf olarak mutluyuz. Herkesi ilçeye bekliyoruz. Misafirlerimizi ağırlayıp memnun gönderiyoruz" dedi.

Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları

TEM Otoyolu ve D-100 kara yolunun Bolu geçişinde Kurban Bayramı'nın 4'üncü gününde sabahın erken saatlerinde uzun araç kuyrukları oluştu. Trafiği zaman zaman durma noktasına geldiği Bolu geçişinde oluşan trafik yoğunluğu havadan görüntülendi

30.05.2026 12:01:00
İHA
Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları
Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları
Pazar günü sona erecek olan 9 günlük bayram tatilinin 8'nci, bayramın ise 4'üncü gününde dönüş için yola koyulan sürücüler, Bolu geçişinde yoğunluğunu sürdürüyor.






Özellikle TEM Otoyolu ve D-100 kara yolunun Bolu geçişinde İstanbul istikametine doğru araç trafiği sabah saatlerinde yer yer durma noktasına geldi. 






Tatilcilerin dönüş yolunda kullandığı güzergahlardan olan Köroğlu Rampaları mevkisinde kilometrelerce araç kuyruğu oluştu. Sürücüler, yavaş ilerleyen trafik nedeniyle zor anlar yaşadı.








Ağır vasıtalara geçiş yok

Öte yandan, dönüş yolculuğunda yaşanabilecek olumsuzlukların ve trafik sıkışıklığının en aza indirilmesi amacıyla Bolu Valiliği tarafından yeni bir tedbir kararı alındı. 






Alınan karara göre; Valilikten yapılan açıklamaya göre; Bu kapsamda bugün saat 13.00'den itibaren 1 Haziran Pazartesi günü saat 01.00'e kadar, kamyon, çekici ve tanker cinsi araçların İstanbul istikametine geçilerine izin verilmeyecek.













Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde rahatsızlanan televizyon programcısı ve haber sunucusu Reha Muhtar, özel bir hastanede tedavi altına alındı

30.05.2026 11:29:00 / Güncelleme: 30.05.2026 11:32:17
İHA
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Uzun yıllar televizyon ekranlarında görev yapan Reha Muhtar'ın, yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Bodrum'daki özel bir hastaneye başvurduğu öğrenildi. Doktorlar tarafından yapılan kontrollerin ardından Muhtar'ın kalp yetmezliği teşhisiyle tedavi altına alındığı belirtildi.



Hastanede gözetim altında tutulan Muhtar'ın sağlık durumunun doktorlar tarafından yakından takip edildiği öğrenilirken, ailesi de Bodrum'a hareket etti.

Muhtar'ın eski eşi oyuncu Deniz Uğur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, çocukları Mina ve Poyraz ile birlikte Bodrum'a geldiklerini belirterek sevenlerinden dua istedi. Uğur paylaşımında, "Reha Muhtar'ın hastaneye kaldırıldığı haberini aldık. Çocuklarımızın babalarının yanında olmaları ve sağlık durumunu takip etmeleri için Bodrum'a doğru yola çıktık. Bu süreçte destek veren herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi.



Reha Muhtar'ın tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin


 
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" dedi.

30.05.2026 10:42:00
AA
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin

Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve sonuçları geçen yıl kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, insan beyninin yaşam boyunca beş gelişim evresinden geçtiğinin ve 9 ile 32 yaş arasının 'ergenlik dönemi' olarak tanımlandığının ortaya konulduğunu söyledi.
Doğumdan ileri yaşlara kadar yaklaşık 4 bin kişinin beyin taramalarının incelendiği araştırmada beynin nöral bağlantılarının zaman içindeki değişimi haritalandırılırken, 32 yaşından sonra gelişimin daha stabil bir yapıya geçtiğini anlatan Atlı, ilerleyen yaşlarda ise gerileme evrelerinin başladığının belirlendiğini ifade etti.
Söz konusu araştırma bulgularının klinik gözlemleriyle de örtüştüğünü belirten Atlı, çalışmanın ileri görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilere dayandığını anlattı.

Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu

Atlı, şunları kaydetti: "Benim de yakından takip ettiğim bir çalışma. Bu veriler, manyetik rezonans (MR) görüntüleme çalışmalarında tespit edilmiş. Burada aslında çalışan ve büyüyen bir beyin ortaya konuluyor. Ergenlik kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Ergenlik deyince çoğumuzun aklına hırçın, sinirli bir genç geliyor ama sadece mesele o değil. Ergenlik, büyüyen, gelişen, her şeyi alan ve sürekli aktivite gösteren bir beyin demektir. Bu çalışma da bunu destekliyor. Beynin gelişimi 30'lu yaşların başına kadar sürüyor. 32 yaşa kadar beynin nöronlarındaki gelişim devam etmekte, sinir ağları verimli bir şekilde çalışmaktadır. Bu süreçte beyin sürekli bir yapılanma içerisinde ancak 30'lu yaşların başından sonra bu gelişim yerini daha stabil bir evreye bırakır. 66 yaşına kadar görece dengeli bir dönem devam ederken, sonrasında gerileme başlar, 80'li yaşlardan itibaren ise bu gerileme daha belirgin hale gelir."

Ergenlik sürecinin uzamasında toplumsal değişimlerin de etkili olabileceğine işaret eden Atlı, "Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu. Günümüzde eğitim süreçlerinin uzamasıyla birlikte bu yaşlar ileriye kaydı. Bugün gençlere evlilik planlarını sorduğumuzda 30-35 yaş aralığı öne çıkıyor. Bu da ergenlik döneminin sosyal olarak da uzadığını gösteriyor. Ailelerin çocuklara erken yaşta sorumluluk vermesi önemli. Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor

Günümüzde "ev genci" olarak tanımlanan bir kesimin ortaya çıktığını belirten Atlı, şunları söyledi: "Bu bireylerin halen bir gelişim süreci içinde olduğunu söylemek mümkündür ancak bu noktada, gençlere nitelikli bir psikososyal eğitim sunulması, sosyal ve mesleki beceriler kazandırılarak hayatın içine aktif şekilde dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Aksi halde 30'lu yaşlara kadar aile içi çatışmalar devam ediyor. Anne ve babalar 'Bana bağırdı, sözümü dinlemedi' derken, gençler de 'Babam bana bağırdı, travmatize oldum' şeklinde karşılık veriyor. Bu kısır döngüden çıkabilmek için hem ailelerin hem de gençlerin süreci doğru yönetmesi ve erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Eskiden çağlar yüzlerce yıl sürerken, bugün 10-20 yıl içinde büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşüm, beynin gelişim süreçlerini de etkilemiş olabilir."

Bireyin yaşamını nasıl değerlendirdiğinin gelişim algısını etkilediğini dile getiren Atlı, "50 yaşına gelmiş birinin kendini 20 yaşında hissetmesi farklı şekillerde yorumlanabilecek bir durumdur. Asıl sorulması gereken, kişinin 20 ile 50 yaş arasında nasıl bir yaşam sürdüğüdür. Eğer işlevsel ve üretken bir yaşam geçirmemişse, kendini hala 20 yaşındaymış gibi hissedebilir. Buna karşılık, spor yapan, kitap okuyan, sosyal aktivitelere katılan ve topluma katkı sağlayan bir yaşam sürmüşse, bu süreci kıymetli görür ve yaşına uygun bir olgunluk hisseder çünkü o 50 yılı dolu dolu yaşamıştır" ifadelerini kullandı.

Isparta'da korkunç kaza


 
 
Isparta'da direğe çarpan hafif ticari araçtaki 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı. Hafif ticari araç resmen ikiye bölündü.  

30.05.2026 01:00:00
AA
Isparta'da korkunç kaza
Isparta'da korkunç kaza

Isparta'da hafif ticari aracın elektrik direğine çarpması sonucu 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.
Büyükhacılar köyünde Hasan Karabulut'un kullandığı, hafif ticari araç, yol kenarındaki elektrik direğine çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde sürücü Karabulut'un olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.
Kazada ağır yaralanan İsmail Aktaş, Osman V. ile Mustafa K. hastaneye kaldırıldı.

Yaralılardan Aktaş, yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden


 
Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, yüksek tansiyona sebep olabilen 14 şaşırtıcı faktörü sıraladı.

29.05.2026 17:39:00
MURAT ÇORBACI
  Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden
  Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden

Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve kötü beslenme hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Ancak bu nedenlerin hiçbiri yoksa ve tansiyon yine de yükseliyorsa altında daha alışılmadık nedenler olabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi'nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, "Yalnızlık, uyku apnesi, susuzluk, ağrı kesici kullanımı, bazı bitkisel takviyeler ve tiroid problemleri gibi günlük yaşamda çoğu zaman önemsenmeyen faktörler de tansiyon değerlerini yükseltebilir. Kontrol altına alınmayan hipertansiyon ise zamanla kalp, damar, böbrek ve beyin sağlığı üzerinde ciddi hasarlara yol açabilir" uyarısında bulundu.







Kontrol şart!

Özellikle tansiyon problemi yaşayan kişilere verilen ilk tavsiyelerden birinin tuz tüketimini azaltmak olduğunu paylaşan Prof. Dr. Nevrez Koylan, "Bunun nedeni, fazla tuzun vücutta su tutulmasına yol açarak kalp ve damar sistemi üzerinde ekstra yük oluşturmasıdır. Ancak hipertansiyonu tetikleyen nedenler yalnızca tuzla sınırlı değildir. Stres, kaygı ve öfke gibi duygusal değişimlerin yanı sıra günlük yaşamda fark edilmeyen bazı alışkanlıklar da tansiyon değerlerinde ani yükselmelere neden olabilir. Geçici iniş ve çıkışlar her zaman ciddi bir soruna işaret etmese de uzun süre yüksek seyreden değerlerin mutlaka hekim kontrolünden geçmesi gerekir" dedi.
Prof. Dr. Nevrez Koylan yüksek tansiyon üzerinde etkisi olan beklenmedik 14 faktörü sıraladı:







Yalnızlık

Yalnızlık hissi, özellikle uzun vadede büyük tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu konuda yapılan bir araştırmada, kendisini yalnız hisseden kişilerin büyük tansiyonunda dört yıl içinde 14 puandan fazla artış olduğu ortaya kondu.

Beyaz önlük sendromu

Doktor kontrolü sırasında ölçülen tansiyon değerleriyle evde ölçülen değerler arasında fark görülebilir. "Beyaz önlük etkisi" olarak adlandırılan bu durum, yalnızca muayene ortamında bulunmaya bağlı olarak büyük tansiyonda 10, küçük tansiyonda ise 5 puana kadar yükselmeye neden olabilir. Bu artışın genellikle stres ve kaygıyla ilişkili olduğu düşünülüyor.

Tuvalete gitmeyi geciktirmek

Tuvalet ihtiyacını uzun süre ertelemek de tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Yapılan bir araştırmada, en az 3 saat boyunca tuvalete gitmeyen orta yaşlı kadınların büyük tansiyonunda ortalama 4, küçük tansiyonunda ise 3 puan artış görüldü. Benzer etkilerin farklı yaş gruplarındaki kadın ve erkeklerde de ortaya çıkabileceği belirtildi.







Susuzluk

Vücudun yeterli suya sahip olmaması, kan damarlarının daralmasına neden olarak tansiyonu yükseltebilir. Susuz kalan vücut sıvıyı korumaya çalışırken damarlar daha fazla sıkışabilir ve böbrekler daha az idrar üretmeye başlayabilir. Bu durum da kalp ve beyindeki küçük damarlar üzerinde ekstra baskı oluşturabilir.

Duygusal konuşmalar

Dinlenme halindeki kan basıncı, konuşmaya başlanmasıyla birlikte geçici olarak yükselebilir. Bu artışın seviyesi, konuşulan konunun içeriğine ve duygusal yoğunluğuna göre değişebilir. Benzer etki telefon görüşmeleri sırasında da görülebilir.







Şeker

Özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren işlenmiş şekerler, kan basıncının yükselmesinde tuz kadar hatta bazı durumlarda daha fazla etkili olabilir.

Bitkisel takviyeler

Ginkgo, ginseng, guarana, efedra, acı portakal ve sarı kantaron gibi bazı bitkisel takviyeler kan basıncını yükseltebilir. Ayrıca bu ürünler, yüksek tansiyon ilaçları da dahil olmak üzere bazı ilaçların etkisini değiştirebilir.







Uyku apnesi

Uyku apnesi, yüksek tansiyon ve diğer kalp hastalıkları riskini artırabilir. Uyku sırasında solunumun sık sık durup yeniden başlaması, sinir sisteminin kan basıncını yükselten kimyasallar salgılamasına neden olabilir. Ayrıca bu durumun yol açtığı oksijen eksikliği damar duvarlarına zarar vererek vücudun tansiyonu düzenlemesini zorlaştırabilir.

Tiroid problemleri

Vücudun yeterince tiroid hormonu üretmemesi, kalp atış hızının yavaşlamasına ve damarların esnekliğini kaybetmesine neden olabilir. Ayrıca kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü de yükseltebilir ve bu da damar sertliğine yol açarak tansiyonu artırabilir. Nadiren de olsa tiroid hormonunun fazla salgılanması, kalbin daha hızlı ve güçlü çalışmasına neden olarak kan basıncını yükseltebilir.

Doğum kontrol ilaçları

Doğum kontrol hapları, iğneleri ve bazı diğer yöntemler, kan damarlarını etkileyen hormonlar içerdiği için tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu riskin özellikle 35 yaş üstü, fazla kilolu veya sigara kullanan kadınlarda daha yüksek olduğu düşünülüyor.







Antidepresanlar

Dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi beyin kimyasallarını etkileyen antidepresan ilaçlar, kan basıncında değişikliklere yol açabilir. Özellikle serotonin üzerinde etkili ilaçların birlikte kullanılması durumunda tansiyon değerleri yükselebilir.

Ağrı kesici kullanımı

Aspirin ve ibuprofen gibi steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar hem sağlıklı kişilerde hem de hipertansiyon hastalarında tansiyon değerlerinin yükselmesine neden olabilir. Artış genellikle birkaç puanla sınırlı kalsa da bazı kişiler bu ilaçlardan çok daha fazla etkilenebilir.







Potasyum eksikliği

Böbreklerin kandaki sıvı dengesini koruyabilmesi için sodyum ve potasyumun dengeli olması gerekir. Bu nedenle düşük tuzlu besleniliyor olsa bile yeterince meyve (özellikle muz), sebze, fasulye, az yağlı süt ürünleri ya da balık tüketilmemesi tansiyonun yükselmesine neden olabilir.

Ağrı

Tansiyonu yükselten alışılmadık nedenlerden biri de ağrı olabilir. Ani ya da şiddetli ağrılar, sinir sistemini hızlandırarak kan basıncının yükselmesine yol açabilir.

Mersin'de dolu, sebze tarlaları ve meyve bahçelerine zarar verdi

29.05.2026 16:52:00
İhlas Haber Ajansı
Mersin'de dolu, sebze tarlaları ve meyve bahçelerine zarar verdi
Mersin'de dolu, sebze tarlaları ve meyve bahçelerine zarar verdi
Mersin'in Erdemli ilçesinde etkili olan dolu yağışı tarım alanlarında zarara yol açtı

Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede


 
Türkiye'de yasa dışı bahis sitelerinin tespit edilip engellenmesi için yapay zeka ile makine öğrenmesi teknolojileri aktif olarak kullanılıyor.
 

29.05.2026 16:29:00 / Güncelleme: 29.05.2026 17:07:09
HABER MERKEZİ/AA
Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede
Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede

İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan "Çevrimiçi Kumar ve Yasadışı Bahis" raporunda, devletin ilgili kurumlarının siber suç ağlarına karşı yürüttüğü mücadelenin detaylarına yer verildi.
Rapora göre, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ile Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele daire başkanlıkları, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile yasa dışı bahis ağlarını çökertmek için işbirliği yapıyor.
Ayrıca, bilişim sistemleri üzerinden işlenen yasa dışı bahis suçlarına karşı yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi teknolojilerden yararlanılıyor.







Sürekli 'alan adı' değiştiriyorlar

Alan adı değişikliği yaparak hizmet vermeye devam eden sunucuları tespit edebilmek için derin paket incelemesi (DPI), ağ analizleri ve otomasyon sistemleri kullanılıyor, aynı IP üzerinden hizmet veren yasa dışı sitelere erişim otomatik kesilebiliyor.
İnternet ortamı düzenli taranarak bahis sitelerinin sıkça kullandığı tasarım şablonları ve belirli kod blokları tespit ediliyor.
Sosyal medya platformları üzerinden bahis sitelerinin reklamını yapan içerik üreticileri ve hesap yöneticileri de sıkı takip altında tutuluyor.







Bağımlılığın hızla artmasının altında yatan nedenler

Raporda, Türkiye'de ve dünyada kumar ve bahis bağımlılığının hızla artmasının altında yatan nedenleri detaylı bir şekilde analiz edildi.
Buna göre, bu artışın en temel sebebi, çevrim içi kumara cep telefonları üzerinden 7/24 erişilebilmesi.
Bu kolay ulaşım, kullanıcıları fiziksel ortamdan bağımsız kılarak günün her saati kumar oynamaya itiyor.







Kullanıcıya tuzak kuruyorlar

Söz konusu platformlar, kullanıcıları adeta bir tuzağa çekmek için 'karanlık/aldatıcı desenler' olarak tanımlanan arayüz tasarımlarını ve yoğun pazarlama stratejilerini kullanıyor.
Tüketicilerin bilişsel önyargılarını hedef alarak onları kendi çıkarlarına aykırı seçimler yapmaya yönlendiren bu desenler, beynin kısa döngülerle hızlı ve tekrar oynamasını teşvik ediyor.







Tuzak içinde tuzak

Sistem, sık açılan davet pencereleri, oturumu kapatırken daha fazlasını sunan teklifler, tekrarlanan bahisler veya oturum bittikten sonra kumar oynamaya devam etme uyarıları gibi araçlarla kişiyi sürekli içeride tutuyor. Kullanıcı algısını şekillendirmek amacıyla kayıplar küçük puntolarla, kazançlar ise büyük ve renkli şekilde gösteriliyor.
Rapora göre, kaybetme ekranları hızlıca geçilirken kazanma sekanslarının görsel olarak abartıldığı 'kaybetmenin üstünü örten arayüz tasarımları' devreye sokuluyor.
Dönen çarklar, efektler ve animasyonlar aracılığıyla kişide sürekli kazanılıyor algısı uyandırılarak derin bir bilişsel çarpıtma oluşturuluyor.







Oyun bağımlılığının sonu kumar bağımlılığı!

Platformların ürünlerini oyunlaştırması (gamification), oyun bağımlılığından kumar bağımlılığına geçişe de zemin hazırlıyor.
Çevrim içi oyunların içerisine kumar unsurlarının dahil edilmesi, yasa dışı bu platformları birer çekim merkezi haline getirirken kumar oynamayı da normalleştiriyor. Türkiye'de spor bahisleri yasal platformlar üzerinden yürütülmesine rağmen, yasa dışı sitelerin yasal bahis sitelerine göre daha yüksek oranlarda kazanç vadetmesi bu platformlara yönelimi artırıyor.

Türk gemisi İHA ile vuruldu!

Karadeniz’de Türk sahipli yük gemisi İHA ile vuruldu. İki Türk denizcinin yaralandığı saldırı sonrası açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, sivil seyrüsefer güvenliğinin korunması ve savaşın kontrolsüz tırmanmasından kaçınılması uyarısında bulundu

29.05.2026 16:10:00
Haber Merkezi
Türk gemisi İHA ile vuruldu!
Türk gemisi İHA ile vuruldu!
Karadeniz'de Ukrayna'nın Odessa Limanı'ndan Türkiye'ye doğru seyir halinde olan Türk sahipli ve Vanuatu bayraklı bir kuru yük gemisi, gece saatlerinde düzenlenen bir İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırısının hedefi oldu.

Ukrayna makamlarının Rusya'ya ait kamikaze İHA'larla gerçekleştirildiğini iddia ettiği saldırıda gemide hasar meydana gelirken, mürettebattan iki Türk vatandaşının hafif şekilde yaralandığı açıklandı. Olayın ardından Dışişleri Bakanlığı sert bir kınama ve uyarı mesajı yayımladı.

Odessa açıklarında İHA saldırısı: 2 yaralı

Resmî kaynaklardan edinilen bilgilere göre, sivil deniz ticaret koridorunu kullanan Vanuatu bandıralı ve Türk işletmesindeki yük gemisi, Karadeniz üzerinde seyir halindeyken İHA infiltrasyonuna maruz kaldı.

Hedef Alınan Gemi: Ukrayna'nın Odessa Limanı'ndan kalkış yapan, Türk sahipli ve Vanuatu bayraklı kuru yük gemisi.

Saldırı Zamanı: 28 Mayıs gecesi.

Mürettebatın Durumu: Saldırıda isabet alan gemide görevli iki Türk denizci hafif yaralandı. Yaralıların derhal hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındığı bildirildi.

Maddi Hasar: İsabet sonrası gemide yangın çıktığı, ancak mürettebatın teknik müdahalesiyle durumun kontrol altına alındığı öğrenildi.

Dışişleri Bakanlığı: "Savaşın kontrolsüzce tırmanmasından kaçınılmalı"

Saldırının ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, sivil taşımacılığı hedef alan bu asimetrik eyleme karşı net uyarılarda bulundu.  Dışişleri açıklamasına göre öne çıkan başlıklar şunlar oldu:

• Yaralı Türk vatandaşlarının ve geminin genel durumunun Türkiye'nin Odessa Başkonsolosluğu tarafından çok yakından takip edildiği vurgulandı.

• Karadeniz'deki savaş bağlantılı tırmanmanın bölgesel riskleri büyüttüğü; Türkiye'nin bu konudaki net uyarılarını muhataplarına her düzeyde yinelediği belirtildi.

• Sivil gemilerin güvenli seyrüsefer hakkının mutlaka korunması gerektiği hatırlatılarak, savaşın kontrolsüz biçimde tırmanmasına yol açacak adımlardan kesinlikle kaçınılması istendi.

• Türkiye'nin Karadeniz'de tırmanmayı önleyecek bölgesel aidiyet temelli, müzakere odaklı önlemler geliştirmeye hazır olduğu taraflara yeniden hatırlatıldı.

Karadeniz'de gerilim sürüyor

Bölgesel deniz taşımacılığı ajanslarının raporlarına göre, aynı gece Karadeniz'in farklı noktalarında (Sinop açıkları dahil) yabancı yaptırım listelerinde yer alan ticari gemilere yönelik de benzer dron hareketlilikleri rapor edildi. Uzmanlar, Rusya-Ukrayna çatışmasının Karadeniz'deki sivil lojistik hatlarını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaştığına dikkat çekiyor.

Gelişmeleri anlık olarak takip etmek için sayfamızı yenileyebilirsiniz.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.