logo
27 TEMMUZ 2026

BAYRAKSIZ OLAMAYIZ!

12.06.2001 00:00:00
 
Ağardı tan, söktü şafak, doğdu güneş, uyandı Anadolu... Trabzon Atatürk Meydanı'ndaki, İstanbul Çağlayan Meydanı'ndaki mitingler gibi kavurucu sıcağa rağmen Ankara Tandoğan'daki miting de görkemli geçti. Miting alanını dolduran yüzbinler, "Haziranın bu sıcağında da miting mi yapılır" yaklaşımını tarumar ettiler. Eline bayrağı alan her kesimden, her yaştan genç yaşlı, kadın erkek yüzbinler Tandoğan Meydanı'nı yine gelincik bahçesine çevirdiler.

Prof.Dr. Haydar Baş, mitingde yaptığı konuşmada yine net tespitlerde bulundu. Prof. Dr. Baş'ın konuşmasında başlıca vurgu yaptığı kavramlar 'egemenlik ve bağımsızlık' idi. Prof.Dr. Haydar Baş, egemenliğin Avrupa Birliği'ne devredilemeyeceğini, bunun 'vatana ihanet' anlamına geleceğine işaret etti.

Aşağıda Prof.Dr. Haydar Baş'ın mitingteki konuşmasında dile getirdiği düşüncelerini ve tespitlerini, sorular eşliğinde bulacaksınız.

Bu mitingin amacı nedir?

* Bu miting, manası, katılanları ve de fikriyatı itibarıyla aylarca, yıllarca konuşulacak, belki de melekler ervahı tarafından bizlere iftihar vesilesi olarak takdim edilecek olan muazzam bir mitingtir.

Bağımsızlık nedir ve Türk milleti açısından önemi nedir?

* Bir millet ki hayatını adalete, müsavata, sevgiye, hoşgörüye vakfetmiştir; onun hayatında esaretin yeri olabilir mi? Onun için o uçan kuşlar kadar hürdür, müstakildir, bağımsızdır. Bağımsızlık, bir milletin, hiç bir dış gücün etkisinde kalmadan kendi kararlarını vermesi ve kendini yönetmesidir. Kendi değerleriyle istediği tarz ve biçimde hayatını yaşamasıdır. Can, mal, namus, din ve vicdan emniyetinin, okuma, seyahat etme hürriyetinin, emniyetinin temin edilmesi demektir. Her sahada, kültüründe, örfünde, adetinde, geleneğinde, her şeyinde bir milletin bağımsız olması demektir. Bağımsız olmayan milletlerin çöküntüye maruz kalmaları kaçınılmazdır. Bağımsız olmayan milletler, maneviyatlarını da, kültür hayatlarını da, örflerini de, adetlerine de devam ettiremezler. Bağımsızlığını kaybetmiş bir millet egemenlikten hiç ama hiç bahsedemez. Bağımsız olmayan milletlerin ne yer altı ve ne de yer üstü kaynağı vardır.

Her konuda bağımsız olabilmek için nasıl bir politika izlenmeli?

* Her konuda bağımsız olmamız gerektiği gibi siyasi konularda da bağımsız olmamız lazımdır. Bağımsızlık Türk milletinin karakteridir. Atatürk'ün de ifadelerinde beyan buyurduğu gibi "bağımsızlık benim karakterimdir. Türk milletinin karakteridir." Bu karakter, ticarette de, siyasette de, hukukta da, içtimai konularda da bağımsız olması lazımdır. Her konuda mutlaka bağımsız olması lazımdır. Onun için diyoruz ki kendimize has milli bir siyasi politikayı hayata geçirmemizin zamanı gelmiş ve de geçmek üzeredir.

Batı dünyası ile ilişkilerimiz

nasıl olmalı?

* Dünya coğrafyasında yeri bulunan bizlerin dünya ülkeleriyle iktisadi, içtimai, hukuki vs. birtakım irtibatlarımız ve de anlaşmalarımız olması kaçınılmazdır. Ama medeniyetleri kardeş yapmak, aynı kültürün, aynı adetin, aynı geleneğin, aynı maneviyatın birer unsuru imiş gibi takdim etmek yanlış olan bir husustur. Siz Batılıyı Şarklı yapamazsınız. Şarklıyı da Batılı yapamazsınız. Batılıyı kabul ederken eğer siz insan haklarına değer veriyorsanız, olduğu gibi kabul ederek, ona inanarak, kendi dünyanızda ona yer vereceksiniz. Şayet Batılı da bizi kabul etmek istiyorsa bizim değerlerimizle, şahsiyetimizle, kimliğimizle, örfümüzle, adetimizle, geleneğimizle, maneviyatımızla birlikte kabul edecektir.

Türkiye yönünü nasıl tayın etmeli?

* Özellikle 1990'dan sonra önümüze koskocaman bir Türk dünyası açıldı. Orada uranyum, petrol, doğalgaz, altın, kömür, istediğinizden istemediğinize kadar her türlü maden adeta bakire yataklar halinde işlenmeyi beklemektedir. Şayet biz kendi kanımızdan ve canımızdan ve de maneviyatımızdan olan bu kardeşlerimizle siyasi, iktisadi ve de askeri birliktelikler yapmış olsa idik veya bu yolda adım atmaya gayret etse idik -çok samimi konuşuyorum- ne Türk dünyasının manzarası bu şekilde olurdu, ne de bizim üzerimizde bu kadar serbest hesaplar yapılabilirdi. Bu hesapları bozmak bizim boynumuzun borcudur.

Avrupa Birliği'nin amacı nedir?

* Avrupa Birliği ilk defa gündem olduğu zamanlarda bendeniz ortaokul talebesi idim. O günlerde bir film seyretmiştik. Avrupa'nın göbeğinde bir haç var. Bundan çıkan şualar o coğrafyanın hududunu meydana getiriyor. Filmi seyrettikten sonra yorumu yapan ağabeyimiz, "bundan ne anladınız?" diye sordu. Biz, "Bizim burada anladığımız o ki medeniyetlerin bir tek çıkış noktası vardır. O da Batının medeniyet anlayışıdır, din anlayışıdır" dedik ve bir aferin aldık. Daha sonra Helmuth Kohl, bunu açık ve seçik olarak ifade ettiler ve dediler ki, "Avrupa haçsız olmaz." "Şayet sen buraya gireceksen bu esası kabul ederek girmek mecburiyetindesin. Tevhid akidesinden zuhur etmiş olan tarihin, örfün, adetin, geleneğin ne olacak? Onu asimile edeceksin. Sana 'evet' diyene kadar da kapının eşiğinde bekleyeceksin" diyorlar. Şimdi siz, örfünüzden, adetinizden, geleneğinizden, bayrağınızdan, maneviyatınızdan vaz mı geçeceksiniz?

* Avrupa Birliği'ne üyeliğin pratik anlamı nedir?

AB'yı oluşturan anlaşmalara göre tam üyelik şartı kabul edilip, imza altına alındıktan sonra artık mesuliyet dönemine giriyorsunuz. O sana isterse hak verir. Ama sen onun istediğini, o sana bir şey vermediği takdirde de mutlaka mecburiyet ve de mükellefiyetindesin. Burası çok hassas bir konudur. Şayet, bu anlaşma gereği sen attığın imzadan vazgeçersen, derhal Roma Anlaşması devreye giriyor. Üye ülkeye her türlü müeyyide uygulanacağı ifade ediliyor. Bu müeyyidenin içinde bir askeri müdahale şartı da vardır. Bu takdirde devrettiğimiz egemenliği geri almak için -Allah muhafaza eylesin- tekrar bir Çanakkale, bir Sakarya, bir Dumlupınar, bir İstiklal Savaşı mı vermek mecburiyetinde kalacağız? AB geriye dönüşü olmayan bir yoldur. Bu anatomide ister seni ayağının topu yapar, ister elinin tırnağı yapar, gösterdiği yeri rıza ile kabul mecburiyetin vardır. "Hayır!" diyemezsin.

Fransa'nın Ermeni meselesindeki tavrının anlamı nedir?

* "Batı dünyası bize karşı çok şefkatli ve merhametli oldu" deniliyor. İnşallah deyip dua edelim. Kırk yıllık Yani bir anda nasıl Kani oluyor? Bunlar, bu insanlar, Ermeni soykırımı iddiasını ortaya atıp Fransız Meclisinden geçiren bu Fransızlar, dün Maraş'ta, benim anamın eline, örtüsüne elini uzatan el değil midir? Peki bunlar ne zaman dost oldular? Buna bizim literatürümüzde "Oğlum, sen rüya görüyorsun" derler.

Küreselleşmenin gelinen noktada anlamı nedir?

* Emperyalist devletler geri kalmış ülkelerdeki tasarruflarını devam ettirirken onların oyununu bozacak bir kümeleşmenin de, bir birliğin de olması esastır ve de şarttır. Bunu da bozmak için yine bu güçlerin iktisadi yardımlarını o memleketlerin üzerine sağnak sağnak yağdırdıklarını görürsünüz. Mesela, Kuzey Irak'a 100 binlerce dolar para akıyor. Oradaki Müslüman kardeşlerimizi sevdikleri için mi bu paraları gönderiyorlar? Cezayir'de 70 bin insan Allah'ın rahmetine kavuştu. IMF ve onun başındaki güç, Cezayir'in yönetimine 5 milyar dolar yardım etti. Bunu aynı zulüm devam etsin diye yaptı. Düşünce, "Akarlar benim olsun da ne olursa olsun"dur. Yine Mısır, Arap-İslam alemine açılan büyük bir kapıdır. Mısır'a her yıl bir milyar dolar yardım yapılmaktadır. Körfez Harbi esnasında Mısır'ın, ABD'ye olan 20 milyar dolar borcu silinmiştir. Peki bütün bunları bir araya topladığımız zaman önümüzdeki fotoğraf bize neyi gösteriyor? Bu insanlar çok şefkatli, merhametli, adaletli, rifkatli de ondan mı bu yardımı yapıyorlar? Yoksa sülük gibi bunların kanını emmek için mi yapıyorlar? Şayet bu merhamet varsa Filistin'de nerededir? Bosna'da nerede idi? Afganistan'da, Çeçenistan'da nerededir? Demek ki bu bir merhamet göstergesi değil bir çıkar savaşıdır.

Birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlarız?

* Gittikçe artan bu durumlar karşısında bize düşen vazife bir vücudun organları gibi birbirine kenetlenmek, birbirimizin hatasını, kusurunu, vebalini, günahını araştırmadan bir bünye haline gelmektir. Siviliyle, askeriyle, bürokratıyla, memuruyla, işçisiyle, çiftçisiyle, hamalıyla, hülasa dağdaki eşkıyasıyla bile bir ve beraber olmaktır. Aynı ruhu, aynı birlikteliği, aşkı, muhabbeti, vücudumuzun her zerresinde, gönlümüzün her köşesinde yaşamamız lazımdır. Her zaman söylerim, birbirimizin Leylası ve de Mecnunu olmamız gerekmektedir. Bilirsiniz, Leyla, Mecnun'una, Mecnun'da Leyla'sına aşıktır. Amma kaderin hikmeti bu ya, Leyla, Mecnun'a birtakım cilveler yapar. Mecnun'un kolunu ister. Bunu Mecnun'a iletirler. Bıçağı alıp tam vuracağı zaman, "Ben kolumu kesemem" der. Bunu Leyla'ya haber verirler. Çok üzülür. "Hani beni çok sevmişti. Dağlara düşmüştü. Deli olmuştu. Bu kadar seven insan kolunu kesip göndermez mi? Bir kolu maşukundan esirger mi?" der. Bunun üzerine Mecnun, "Leyla'ya söyleyin. Ondan kolumu esirgediğim yok. Bıçağı alıp kolumu kesmeye kalktığım zaman baktım ki kol Leyla'nın kolu. Kimin kolunu kesip kime göndereyim" der. O halde bayraklar kimin kolu ile ayağa kalksın. Benim kolumla ayağa kalkacak. Sizin kolunuz benim kolum, benim kolum sizin kolunuz olacak. Yürüyüşümüze Trabzon'dan başlamıştık. Bu yolculuk çok güzel. Devam etmeye var mısınız? Bu birliktelik ruhu ile, bu aşk ile, bu vecd ile, bu muhabbetle hepinizi selamlıyor, Allah'a emanet ediyorum.

Egemenlİk devredİlemez

Kaldı ki Anayasamızın 6. Maddesi böyle bir egemenlik devri hakkını Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hiç bir kurumuna vermemektedir. Bu maddede şöyle diyor: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması hiç bir surette, hiç bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz." Yani TBMM de olsa bu egemenliği devretme yetkisine sahip değildir. Anayasa'nın 5. Maddesi de devletin temel amaç ve görevlerini anlatırken, "Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak" ifadesine yer vermektedir. O halde Meclis'in ve vücuda getirdiği bütün kurumların vazifesi, bu bağımsızlığı korumaktır. Bu vazifeyi yerine getirmek üzere TBMM'den içeriye ayağını atan her muhterem vekilimiz ve de sayın Cumhurbaşkanımız aynen şu yemini yapmaktadır: "Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma, namusum ve şerefim üzerine and içerim." Bu yeminde, "Ben bunu devredeceğim" şeklinde şayet bir ibare olmuş olsaydı, onu bir üst kuruluşa, veya devletlere devretme hakkına sahip olurduk. Ama böyle bir şey yoktur. Sadece TBMM'ye değil devletin bütün kurumlarına düşen vazife Türk milletinin istiklalini, istikbalini, egemenliğini korumaktır.

Şayet gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde bulunurlar ise, şartlı konuşuyoruz, "bulunacaklar" demiyoruz, bulunurlar ise, TCK'nun 125. Maddesine göre vatana ihanet suçundan bu milletin yargı gücünün yargılama hakkı doğacaktır.

Bir milletin bağımsızlığına ulaşabilmesi, bu hakkı elde edebilmesi öyle kolay iş değildir. Sürünerek, ezalar, cefalar, çileler çekerek, meşakkatle, anadan, oğuldan, yardan, evlattan, dededen mahrum olarak, öksüz kalarak elde edilen bir haktır. Nasıl olur da bacak bacak üstüne atarak, "Benim paşa gönlüm böyle istedi. Ben sana göstereyim" dercesine bunu başkasına takdim edeceksin! Vallahi de, billahi de, tallahi de bu millet bunu yutmaz ve affetmez.

Misyonerler bölücük yapıyor

Milletler tarih boyunca sahip oldukları kültürlerin etrafında bir araya gelmişler ve varlıklarını devam ettirmişlerdir. Şayet siz, bir milleti içten çökertmek istiyorsanız onun tarihi, dili, örfü, adeti, geleneği ile, herşeyi ile oynayacaksınız ki hedefinize nail olasınız. Onun için 1700'lü yıllardan itibaren Osmanlıyı Hicaz bölgesinden çıkartabilmek için, İngilizler, çok ciddi misyonerlik oyunlarına başvurmuşlar, oradaki Arap kardeşlerimizi bizim dedelerimize karşı çıkarmışlardır. Ben buraya gelmişken hemen şunu ifade edeyim. Hiç bir zaman bir insanın kendi dinini yaşamasına, anlatmasına, Allah'ı ile olan hukukunun arasına girilmesine vicdanen kesinlikle rıza gösteremeyiz. Zaten bizim akaidimize göre dinde zorlama yoktur. İsteyen istediği yolu seçebilir. "Senin dinin sana benim dinim bana"dır. Bizim derdimiz, "Filancı Hıristiyan olacak" derdi değildir. Bizim derdimiz çok farklıdır. Biz tarihten bunun dersini aldık, gördük, yaşadık. Bizim derdimiz şudur: Bunu daha Trabzon'da yeni yaşadık. İki ay oldu, olmadı; canlı şahidi de yanımızdadır. Arkadaşlarımızı Hıristiyan yapıyorlar. Ondan sonra da bu arkadaşlara, "Kardeşim! Senin aslın Rum değil mi?" diyorlar. Biraz daha ileriye gidiyor, "Senin aslın da Ermenidir. Sen Türk değilsin" diyorlar. Bu, bu toprakların Türk toprağı değil, "Rum toprağıdır, Ermeni toprağıdır, Süryani toprağıdır, Sırp toprağıdır" anlamına geliyor. Yani saman altından su yürütüyorlar. Yürütmekle de kalmıyorlar. Topraklarımıza göz dikiyorlar. Elimizden almak istiyorlar. İşte biz, bunun karşısındayız.

Nitekim, az evvel bahsettiğim Hicaz bölgesinden birtakım örneklerle ne demek istediğimi daha açık ve seçik olarak ortaya koyayım. Goldziher, bir müşteşriktir. Müslümanlıkla alakası yoktur. Mısır'daki El-Ezher üniversitesinde okumuş, doktorasını yapmıştır. O, Kur'an'ın vahiy olmadığını iddia etti. "Hz. Muhammed'in güçlü bir enerji gücü var. O güçten kaynaklandı. Dolayısıyla Kur'an'daki ayetlerin doğruluk ihtimali zayıftır" dedi.

Yine Fransız asıllı Renan, Mısır ve Anadolu'yu dolaştı. Hicaz, Kudüs, Halep, Şam ve İstanbul'a gitti. Bu milletin öz değeri olan Tasavvufa dil uzattı. "Böyle bir kurum yoktur" dedi. Yani kimi inkar etti biliyor musunuz? Mevlana'yı,Yunus'u, Hoca Ahmet Yesevi'yi, Kaşgarlı Mahmut'u, Hacı Bayram-ı Veli'yi inkar etti. Akıl ve nakil çatışmasını iddia aderek aklın nakilden üstün olduğu iddiası ile fitne çıkarttı. Aynı düşünceler, aynı görüşler, bugün, maalesef akademisyen dediğimiz arkadaşlarımızın arasında da ciddi bir surette yayılmaktadır. Hollandalı müsteşrik Hurgrand da bizzat Mekke ve Cidde'ye yaşamış ve çalışmıştır. "Hac ve Kurban İslam'ın ibadet kurallarından değil, cahiliyye adetlerindendir" demiştir. Bunlar tuttu mu tutmadı mı? Şimdi bu oyunu biz bozacağız. Ben bir kaç tanesinin ismini zikrettim. Onbinlerce misyoner o mukaddes topraklar üzerinde dolaştılar. Hicaz bölgesindeki bedevi Arap kardeşlerimizi ikna ettiler. Ve maalesef bizi arkadan vurdurdular. "Hocam niçin sen bugün Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerine karşı çıkıyorsun?"un cevabını aldık mı? Yarın da -Allah göstermesin- oyuna gelen kardeşlerimiz, "Bizim aslımız Rum'dur. Ermenidir. Sırptır" diyerek silahlanmaya gider ve bizi arkadan vurmaya kalkarsa bunun önüne hangi güç çıkabilir. Bu, resmen Türkiye'yi bölme hareketidir. O bakımdan Milli eğitimimize çok büyük vazifeler düşüyor. Bu milletin kimliğini, bu milletin tahsil çağındaki evladına okutup eğitmek görevi düşüyor. Bizim gençliğimizden beklenilen, istenilen, arzu edilen bir Müslüman Türk gençliği kimliği değil midir? İşte bu kimliği, bu karakteri, bu şahsiyeti ona vermek elbette ki bizi idare edenlerin en kutsal vazifesi olacaktır.

Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında

Dosyanın esasa ilişkin incelemesinin yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor

26.07.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında
Mutlak butlan kararı Yargıtay'da "ön inceleme" aşamasında
Yargıtay'a gönderilen, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin tedbiren verdiği "mutlak butlan" kararı hakkındaki dosya, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nce "ön inceleme"ye alındı. Tetkik hakimi, incelemesini tamamladıktan sonra raporunu heyete sunacak, heyetin esasa ilişkin incelemesinin, yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs'ta, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı'nın "mutlak butlan" ile sakatlandığına ve iptaline, 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesinde görevde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri hakkında da "karar kesinleşinceye kadar" tedbiren görev üstlenmelerine/göreve iade edilmelerine hükmetmişti.

Kararın temyiz edilmesi sonrası dosya, 20 Temmuz Pazartesi günü başlayan adli tatil öncesi, 17 Temmuz Cuma günü temyiz incelemesi için Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'ne gönderilmişti.

Dosya tetkik hâkiminde
Adli tatil olmasına rağmen süreçte dosyanın kayıt ve tevzi işlemleri yapılabiliyor. Alınan bilgiye göre, bu kapsamda, Yargıtay'daki dosya durumu "kayıt aşamasında" iken "ön inceleme" olarak değişti. Böylelikle Yargıtay'daki süreç başladı.

Ön inceleme aşamasında, dosyanın teslim edileceği tetkik hakimi, nihai kararı verecek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi heyetine sunacağı raporunu hazırlamaya başlayacak.

Tetkik hakimi, incelemesini tamamlamasının ardından raporu Yargıtay 3. Hukuk Dairesi heyetine sunacak. Dosyanın esasa ilişkin incelemesinin, yeni adli yılın başlayacağı 1 Eylül'den sonra yapılması bekleniyor.

Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın bu hafta TBMM'ye gelmesini beklediklerini söyleyerek, "Bu yasa her şey değil ama çok önemli bir aşamadır" dedi

26.07.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama
Tuncer Bakırhan'dan çerçeve yasa açıklaması: Her şey değil ama çok önemli bir aşama
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Mersin İl Başkanlığı Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada, hükümetin "Terörsüz Türkiye süreci" olarak adlandırdığı süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın bu hafta TBMM'ye sunulmasını beklediklerini belirtti.

Orta Doğu'daki gelişmelere dikkati çeken Bakırhan, Türkiye'de yeni bir çözüm sürecinin konuşulmasının önemli olduğunu ifade ederek, "Acıları yeniden depreştirecek değil, acıların yeniden yaşanmaması için mücadele edeceğiz. Amed'in onuruyla Edirne'nin onurunu birlikte savunacağız. Siirt'in acısına da Trabzon'un acısına da saygı duyacağız. Umarım bu kez bu süreci ıskalamayız" dedi.

"Müzakereyle çözümünü sağlayacak bir süreç içindeyiz"
Bir aksilik çıkmazsa çerçeve yasanın en kısa sürede Meclis'e geleceğini ifade eden Bakırhan şunları söyledi:

"Bu yasayı küçümsememek gerekiyor. Bu yasa 50 yıllık acının, kanın, çatışmanın ve şiddetin ortadan kalkarak Kürt meselesinin demokratik ve hukuk zemine geçmesini sağlayacak bir yasadır. Kürt meselesini şiddet zemininden alarak diyalog ve müzakereyle çözümünü sağlayacak bir süreç içindeyiz."

Meclis'e gelecek yasanın terör eylemine karışmış, karışmamış gibi kategorik ayrımlar yapmaması gerektiğini savunan Bakırhan, "Yüreğinde ve aklında barışa inanan ve barışa gelmek isteyen hiç kimseye bu yasa kapıları kapatmamalıdır. Yasa, gelmek isteyen hiç kimseyi dışarıda bırakmamalıdır. Yarım bir yasa değil, tam bir yasa olmalıdır" dedi.

TBMM'de öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren teklif görüşülecek

Genel Kurul'da öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek

26.07.2026 15:40:00 / Güncelleme: 26.07.2026 15:46:02
AA
 
TBMM'de öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren teklif görüşülecek
TBMM'de öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren teklif görüşülecek
TBMM Genel Kurulu'nda, öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlanacak.

Haftalık çalışmalarına 28 Temmuz Salı günü başlayacak Genel Kurul, öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni ele alacak.

Teklifle, teorik ve uygulamalı derslerden başarılı olmuş ancak uygulamalı eğitime veya intörnlük eğitimine başlamamış veya tamamlamamış ya da başarısız değerlendirilmiş olanlara, uygulamalı ya da intörnlük eğitimlerini tamamlama imkanı tanınacak.

Kişisel emek ve birikimine dayanmayan, başkaları tarafından ücret karşılığında veya ücretsiz olarak üretilmiş yayın ve çalışmalarını atama, yükselme, unvan ve derece kazanılmasında kullananların yanı sıra bu fiilleri başkaları adına yapanlara veya bu fiillere aracılık edenlere yönelik de meslekten çıkarma cezası uygulanacak.

Yükseköğretim kurumlarında hazırlık dahil bütün sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü öğrenimi görürken belli sebepler dışında ilişiği kesilenlerden daha önce "öğrenci affından" faydalanmayanlar, başvuruda bulunması halinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilecek.

Türkiye'deki devlet yükseköğretim kurumları, Cumhurbaşkanı kararıyla yurt dışında yerleşke, akademik birim, program ve bu kapsamda ihtiyaç duyulan diğer tesisleri kurabilecek.

Kişisel emeği ve akademik birikimi dışında ücretli veya ücretsiz olarak kısmen yahut tamamen başkalarına yazdırdığı tez, makale, kitap veya yaptırdığı proje gibi çalışmalarla önlisans, lisans veya lisansüstü diploma derecesi ya da akademik ünvan alan kişiler üniversite öğretim mesleğinden çıkarılacak, bu yolla kazanılan akademik derece ve ünvanlar geri alınacak.

Tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanlarında ortaya çıkan araştırma görevlisi kadro ihtiyacı başta olmak üzere yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı kadro ihtiyacının karşılanması amacıyla 48 üniversiteye profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, araştırma görevlisi kadroları ihdas edilecek.

Vakıf yükseköğretim kurumlarının personel ücretlerinden kesilen gelir vergisinin iade edilmesine yönelik teşvikten yararlanabilmesi için aranan toplam öğrenci sayısının en az yüzde 50'sinin tezli yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden oluşması şartı kaldırılacak.

Salı ve çarşamba günleri, Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları gerçekleştirilecek.

Güneş koruyucu kremlere çok da güvenmeyin!


 
Yaz aylarında güneş ışınlarına maruz kalma süresinin artmasıyla birlikte ciltte güneş yanıkları, lekelenmeler, erken yaşlanma belirtileri ve bazı alerjik reaksiyonlar daha sık görülüyor. 

25.07.2026 23:36:00
MURAT ÇORBACI
 
Güneş koruyucu kremlere çok da güvenmeyin!
Güneş koruyucu kremlere çok da güvenmeyin!

Yaz aylarında güneş ışınlarına maruz kalma süresinin artmasıyla birlikte ciltte güneş yanıkları, lekelenmeler, erken yaşlanma belirtileri ve bazı alerjik reaksiyonlar daha sık görülüyor. Özellikle ultraviyole (UV) ışınları cilt hücrelerinin DNA yapısında hasara yol açarak, uzun vadede cilt kanseri riskini artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'nın (IARC) 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde 1.5 milyondan fazla yeni cilt kanserleri teşhis edildi. Üstelik, eskiden daha ileri yaşlarda görülen cilt kanserleri artık 30'lu ve 20'li yaşlardaki bireylerde de daha sık karşımıza çıkıyor. Bu artışta kontrolsüz güneşlenme alışkanlıkları ve çocukluk dönemindeki yoğun ultraviyole ışınlarına maruz kalma önemli rol oynuyor.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, güneşin zararlı etkilerinden korunmamızda güneş koruyucu ürünlerin kilit bir rol üstlendiğini belirterek, "Koruyucu ürünler ultraviyole ışınlarının cilt üzerindeki zararlı etkilerini azaltarak hem erken yaşlanma sorunlarına hem de cilt kanseri riskine karşı önemli bir koruma sağlar. Ancak etkin koruma için doğru ürün seçimi ve doğru kullanım büyük önem taşır. En sık yapılan üç hata; güneş koruyucuyu yetersiz miktarda sürmek, gün içinde yenilememek ve koruyucuya güvenerek uzun süre güneş altında kalmaktır" dedi.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, güneş koruyucularda dikkat etmemiz gereken bazı kuralalrı anlattı.

1. "İstediğim kadar güneşlenebilirim" hatasına düşmeyin!
2. SPF 50 altı ürünler yetersiz kalabilir.

3. Sadece SPF tek başına yeterli değil. Ambalaj üzerinde 'Broad Spectrum', 'UVA/UVB Koruması' veya UVA logosu bulunan ürünleri tercih etmeniz cilt sağlığınız için çok önemli.
4. Her güneş koruyucu her cilt tipi için uygun olmayabiliyor.

5. Yüz ve vücudunuza aynı ürünü kullanmayın.
6. 20-30 dakika kuralına dikkat! Kimyasal filtreli ürünlerin cilt üzerinde etkili koruma oluşturabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce uygulanması gerekiyor.

7. Cildinizde yeterince sürdüğünüzden emin olun.
8. Gün içinde her 2 saatte bir yenileyin.

Elit sporcular 40 yaşından sonra da nasıl başarılı oluyor?


 
FIFA Dünya Kupası, yalnızca goller değil, futbolcu performansları ile de sıklıkla konuşuluyor. Sahalarda genç yıldızlar kadar yaşları ilerlemesine rağmen üst düzey performans sergileyen futbolcuların sırrı merak ediliyor.
 

25.07.2026 22:18:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
 
Elit sporcular 40 yaşından sonra da nasıl başarılı oluyor?
Elit sporcular 40 yaşından sonra da nasıl başarılı oluyor?

Cristiano Ronaldo, 2026 FIFA Dünya Kupası'na 41 yaşında katılarak turnuvanın en deneyimli oyuncuları arasında yer aldı. 39 yaşındaki Lionel Messi ise yıllardır yalnızca yeteneğiyle değil, ilerleyen yaşına rağmen sürdürdüğü üst düzey performansıyla modern futbolun en dikkat çekici örneklerinden biri. Bu Dünya Kupası'nda da 8 gol atarak, en çok gol atan ikinci oyuncu oldu. Her iki futbolcu normal şartlarda jübilesini yapabilecek yaşlardayken hâlâ sahada en üst seviyede mücadele ediyor.

Yaş almanın, doğru yönetildiğinde performans kaybı anlamına gelmediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Yaş almak sadece doğum tarihinin ilerlemesi değildir. Özellikle futbol söz konusu ise kas kütlesi azalabilir, toparlanma süresi uzayabilir, patlayıcı güç düşebilir ve sakatlık riski artabilir. Ancak doğru yönetilen antrenman, beslenme, uyku ve toparlanma stratejileriyle bu süreci yavaşlatmak mümkün. Performansı belirleyen yalnızca yaş değil, bedeninizi yıllar boyunca nasıl yönettiğinizdir" dedi.

Başarının sırrı akıllı çalışmakta

Elit futbolcularda fiziksel performansın genellikle 17-26 yaş arasında zirve yaptığı biliniyor ancak bazı sporcular bu düşüşü belirgin şekilde yavaşlatabiliyor. Bu süreci yavaşlatmanın sırrının daha fazla antrenman yapmakla açıklanamayacağını ifade eden Dr. Halil Ertürk, "Önemli olan antrenmanı, uykuyu, beslenmeyi, hidrasyonu, toparlanmayı, stres yönetimini ve sakatlık önleme stratejilerini tek bir sistem içinde yönetebilmek. Modern spor biliminde performansı belirleyen yalnızca sahada geçirilen süre değil; antrenman sonrası toparlanmanın ne kadar doğru planlandığıdır. Longevity yaklaşımı da tam olarak bu anlayışı günlük yaşama taşıyor" değerlendirmesinde bulundu.


Sıradan insanların da uygulayabileceği 7 alışkanlık

Uzun yıllar üst düzey performans gösterilmesini sağlayan prensipler yalnızca profesyonel sporcular için değil; sağlıklı yaş almak isteyen herkes için önemli ipuçları sunuyor. İşte Dr. Halil Ertürk'ten sahadan günlük yaşama taşınabilecek 7 longevity alışkanlığı…

1. Kas kütlenizi koruyun

Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücü doğal olarak azalmaya başlıyor. Futbolcular için bu durum kas kütlesini korumak hız, denge ve sakatlıklardan da korunma anlamına gelirken; günlük yaşamda merdiven çıkabilmek, düşme riskini azaltmak ve metabolik sağlığı koruyabilmek açısından büyük önem taşıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "40 yaşından sonra kas yapmak estetik bir hedef değil, sağlıklı yaşlanmanın en önemli yatırımlarından biridir" diyor.

2. Yeterli ve kaliteli uykuyu performansın bir parçası haline getirin

Elit sporcular için uyku, antrenmanın devamı olarak kabul ediliyor. Çünkü kas onarımı, bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve zihinsel performans büyük ölçüde uyku sırasında destekleniyor. Dr. Halil Ertürk, "İyi bir uyku, hem sporcular hem de günlük yaşamda aktif kalmak isteyen herkes için en güçlü toparlanma yöntemlerinden biridir" ifadelerini kullanıyor.

3. Çok değil, doğru egzersiz yapın

Futbolda performansı belirleyen unsur yalnızca yoğun antrenman yapmak değil; antrenman ile dinlenme arasındaki dengeyi doğru kurabilmek. Günlük yaşamda da haftada bir gün aşırı spor yapmak yerine düzenli ve sürdürülebilir fiziksel aktivite çok daha faydalı oluyor. "Vücut istikrarı sever. En iyi egzersiz programı, sürdürebildiğiniz programdır" diyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, hareketin bir yaşam alışkanlığı haline getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

4. Tabağınızı kaslarınızı koruyacak şekilde planlayın

Futbolcular için beslenme yalnızca enerji almak değil, toparlanmayı hızlandırmak ve kas dokusunu korumak anlamına geliyor. Günlük yaşamda da kaliteli protein, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve yeterli sıvı tüketimi sağlıklı yaşlanmanın temelini oluşturuyor. Dr. Halil Ertürk, "Kasınızı korumak istiyorsanız tabağınızda mutlaka kaliteli protein ve gerçek gıdalar yer almalı" dedi.

5. Kalbinizi de formda tutun

Sahada performansı belirleyen yalnızca kas gücü değil, kalp ve damar sisteminin kapasitesi. Günlük yaşamda ise yürüyüş kapasitesi, merdiven çıkabilmek ve çabuk yorulmamak kalp sağlığının önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Dr. Halil Ertürk, "Takvim yaşınızdan çok kalbinizin yaşı, uzun ve sağlıklı yaşam konusunda daha belirleyicidir" değerlendirmesinde bulundu.

6. Güçlenirken kendinizi yıpratmayın

Profesyonel futbolcular yaş aldıkça daha bilinçli antrenman yapıyor; mobilite, denge, esneklik ve toparlanmaya daha fazla önem veriyor. Aynı yaklaşım günlük yaşam için de geçerli. "Egzersizin amacı bedeni yormak değil, onu daha dayanıklı hale getirmektir" diyen Dr. Halil Ertürk, özellikle 40 yaş sonrası egzersizlerin kişiye uygun planlanması gerektiğini belirtti.

7. Performansın sırrı bedenin yanı sıra zihni de yönetmektir

İleri yaşta performansını koruyan futbolcuların en önemli avantajlarından biri de deneyimlerini doğru kullanmaları. Gereksiz efordan kaçınmak, enerjiyi doğru yönetmek ve doğru zamanda doğru hamleyi yapmak performansı uzatıyor. Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Sağlıklı yaş almak da aynı anlayışla mümkün. Hedef her şeyi daha fazla yapmak değil; doğru şeyi, doğru zamanda ve sürdürülebilir şekilde yapabilmektir" dedi.

Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!


 
 
Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor. Genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülen bu tablo aileleri paniğe sevk edebiliyor.

25.07.2026 14:43:00
MURAT ÇORBACI
 
Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!
Çocuklarda havale anında 5 kritik kural!

Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, ateşli havalenin çoğu zaman iyi huylu seyretmesine rağmen, doğru müdahale edilmezse risk oluşturabildiğini belirterek, "Ebeveynlerin, ateşli havalenin özellikle ilk dakikalarında doğru adımları atması kritik öneme sahiptir" diyor. Doç. Dr. Aslan, ateşli havalede, nöbet anında uyulması gereken 5 kuralı anlattı.
Ateşli havale, çocukluk çağında en sık görülen, belirli yaş aralığıyla sınırlı, genellikle iyi huylu seyreden ve ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik nöbetler arasında yer alıyor. Dr. Aslan, "Ateşli havale, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülüyor. Vücut ısısının rektal ölçümde 38.3 derece, koltuk altı ölçümünde 37.8 derece ve üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkan nöbetler, ateşli havale olarak ifade ediliyor" dedi.

Yüzde 90'ı 3 yaş altında oluyor

Çocukların yaklaşık yüzde 2-5'inde görülen ve en sık 18-22 ay arasında ortaya çıkan ateşli havalenin, yüzde 90 gibi büyük bir oranla ilk 3 yaş içinde meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Aslan, nöbetlerin genellikle ateşli hastalığın ilk 24 saatinde geliştiğini söylüyor. Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam etti: "Nöbetlerin büyük kısmı 5 dakikadan kısa sürmekte ve kalıcı bir hasar bırakmadan sonlanmaktadır. Ancak yaklaşık yüzde 5'lik grupta 'uzamış nöbet' gelişebilmekte ve bu durum 30 dakikayı aşarak yoğun bakım ihtiyacı gerektirebilmektedir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı ve zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Özellikle 39 derece ve üstü hızlı yükselen ateşlerde çok daha dikkatli olunmalıdır."

Ateşli havale her çocukta aynı şekilde görülmüyor

Ateşli havalenin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan şöyle konuştu: "Bazı çocuklarda tüm vücutta kasılma şeklinde belirgin bir nöbet tablosu izlenirken, bazı çocuklarda ise çok daha silik belirtiler olabiliyor. Bu durum sadece kısa süreli boş bakma, gözlerde kayma ya da birkaç saniyelik dalma şeklinde kendini gösterebiliyor. Nöbetler de her zaman aynı şiddette ya da aynı şekilde ilerlemiyor. Özellikle uzun süren, tekrarlayan ya da vücudun yalnızca bir tarafını etkileyen nöbetlerin daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür durumlarda ileri inceleme ve nörolojik değerlendirme önem taşıyor."


Ateşli havalade, nöbet anında aileler ne yapmalı!

Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan, "Basit ateşli havaleler iyi huylu nöbetlerdir. Çocuğun gelişimde bir sorun yaratmayacaktır. Risk faktörleri ile hastayı ve ailesini birlikte değerlendirmek gerekir" derken, nöbet anında 5 kritik kuralı şöyle sıraladı:
• Çocuk yan yatırılmalı.
• Çocuğu sarsma, sallama ya da nöbet esnasında suyun altına sokmaktan kaçınılmalı.
• Dişi kenetlenirse el sokularak açma gibi davranışlarda bulunulmamalı (Hasta yan yatırıldığı zaman dil yana düşmekte olup hava yolu açılacaktır.)
• Üzerine su dökülmemeli, yüzüne kolonya sürülmemeli.
• Nöbet bitinceye kadar yanında durulmalı. Nöbet bitince ve tam kendine geldikten sonra, ağızdan bol sıvı ve ateş düşürücü verilir.

İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi

Eyüpsultan'daki bir fabrikada kimyasal maddelerin tepkimeye girmesi nedeniyle çalışanlar tedbir amaçlı tahliye edildi

25.07.2026 11:50:00 / Güncelleme: 25.07.2026 12:33:49
İHA / AA
 
İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi
İstanbul'da bir fabrikada kimyasal tepkime nedeniyle işçiler tahliye edildi

İstanbul'un Eyüpsultan ilçesinde bir kimya fabrikasında bulunan 10 tonluk tank içerisindeki kimyasal maddelerin tepkimeye girmesi sonucu çevreye yoğun kokulu duman yayılmaya başladı. Fabrikada çalışan işçiler hızla tahliye edilirken, bölgeye çok sayıda polis, itfaiye, sağlık ve AFAD ekibi sevk edildi. Özel koruyucu kıyafet ve maskelerle fabrikaya giren itfaiye ekipleri, tank içerisindeki kimyasal maddeyi güvenli şekilde boşaltarak tepkimenin sona ermesini sağladı. Olayda yaralanan ya da dumandan etkilenen olmadı.



Olay, Eyüpsultan Kemerburgaz Mahallesi Kemerburgaz Cendere Yolu Caddesi üzerinde bulunan Molekül Yapı Kimyasalları fabrikasında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, fabrika içerisinde bulunan yaklaşık 10 ton kapasiteli kimyasal tankındaki maddeler henüz bilinmeyen bir nedenle tepkimeye girdi. Tepkimenin ardından tanktan çevreye yoğun kokulu duman yayılmaya başladı.

Fabrikada oluşan kimyasal madde paniği üzerine çalışanlar hızla binadan tahliye edilirken, ihbar üzerine olay yerine çok sayıda polis, itfaiye, sağlık ve AFAD ekibi sevk edildi. Polis ekipleri fabrikanın çevresinde geniş güvenlik önlemi alırken, yoğun koku nedeniyle ekiplerin de maske kullanarak görev yaptığı görüldü.



İtfaiye ekipleri özel kıyafetlerle fabrikaya girdi

Kimyasal tepkimenin meydana geldiği tankın bulunduğu bölüme itfaiye ekipleri özel koruyucu kıyafetler ve maskelerle girdi. İtfaiyeye ait kimyasal maddelere müdahale için kullanılan özel araçlar da fabrika çevresinde hazır bekletilirken, ekipler tank içerisindeki kimyasal maddenin güvenli şekilde tahliye edilmesi için çalışma başlattı.

Uzun süren çalışmaların ardından tank içerisindeki yaklaşık 10 tonluk kimyasal madde güvenli şekilde boşaltılarak tepkimenin sona ermesi sağlandı. Bölgede herhangi bir yaralanma ya da dumandan etkilenme yaşanmazken, kimyasal maddeden kaynaklanan yoğun kokunun fabrika çevresinde geniş bir alanda hissedildiği öğrenildi.



Öte yandan polis, itfaiye ve AFAD ekiplerinin fabrika çevresindeki çalışmaları ile kimyasal müdahale araçları dron kamerasıyla havadan görüntülendi.

Malatya'da 2,8 milyar liralık yasa dışı bahis ağına operasyon: 16 tutuklama

Malatya'da yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda hesaplarında yaklaşık 2 milyar 871 milyon TL işlem hacmi tespit edilen şüphelilere yönelik operasyonda 20 kişi yakalanırken, 16 zanlı tutuklandı

25.07.2026 07:32:00
İhlas Haber Ajansı
 
Malatya'da 2,8 milyar liralık yasa dışı bahis ağına operasyon: 16 tutuklama
Malatya'da 2,8 milyar liralık yasa dışı bahis ağına operasyon: 16 tutuklama
Malatya'da yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen operasyonda hesaplarında yaklaşık 2 milyar 871 milyon TL işlem hacmi tespit edilen şüphelilere yönelik operasyonda 20 kişi yakalanırken, 16 zanlı tutuklandı.

Malatya'da, Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, 7258 Sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 5/c maddesi kapsamında "para nakline aracılık etmek" suçuna yönelik çalışma yürütüldü. Soruşturma kapsamında yasa dışı bahis faaliyetlerinde bulunduğu değerlendirilen şahıslara ait 22 hesabın hareketleri incelendi. Yapılan incelemelerde hesaplarda yaklaşık 2 milyar 871 milyon TL işlem hacmi bulunduğu belirlendi.

Elde edilen deliller doğrultusunda 24 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 20 şüpheli yakalanırken, şüphelilerin üzerlerinde ve adreslerinde yapılan aramalarda 61 dijital materyal ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 16'sı çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 2 şüpheli ise savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı. Operasyon kapsamında hakkında işlem yapılan 2 şüphelinin başka suçlardan cezaevinde bulunduğu belirlenirken, firari 2 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan eski Vali Sonel'in eşi tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada gözaltına alınan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in eşi Handan Sonel tutuklandı

25.07.2026 02:00:00
AA
 
Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan eski Vali Sonel'in eşi tutuklandı
Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan eski Vali Sonel'in eşi tutuklandı

Doku soruşturması kapsamında adliyeye sevk edilen ve savcılık sorgusu tamamlanan Handan Sonel, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklandı.

Korucubaşı Y.A. ise savcılık sorgusunun ardından sevk edildiği hakimlikçe adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Böylelikle soruşturmada bugüne kadar tutuklanan zanlı sayısı 15 oldu.

14 zanlı tutuklanmıştı

Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "kasten öldürmeye yardım", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 30 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer, Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu, güvenlik korucusu Fatih Özmen ve Doku'nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketinin sahibi Mehmet Aca tutuklanmış, Uğurcan A, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen B.Y. ve Y.E, iş insanı O.Y, F.K, A.Ş, H.K, E.E, M.Y, T.S, E.Y, haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla Y.S, M.P. ve Y.A. savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, kırmızı bültenle aranan firari şüpheli Umut Altaş ise ABD'de gözaltına alınmıştı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrılmıştı. 

Karpuzun tarladaki fiyatı şok etti


 
Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, karpuzun tanesinin tarlada 5 liradan satıldığını belirterek, "Karpuz tüketenler Bafra karpuzunu tercih etsin. Her şeyi mükemmel, kabuk inceliği, lezzeti" diye konuştu.
 

25.07.2026 00:57:00
HABER MERKEZİ/AA
 
 Karpuzun tarladaki fiyatı şok etti
 Karpuzun tarladaki fiyatı şok etti

Samsun'un Bafra ilçesinde yaklaşık 12 bin 500 dekar alanda yetiştirilen karpuzun hasadı devam ediyor. Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, Bafra Ovası'nda yaklaşık 12 bin 500 dekar alanda karpuz üretimi yapıldığını söyledi.

Tanesi ortalama 7-8 kilo

Nisan ayında örtü altı olarak ekilen karpuzda 15 Temmuz'dan itibaren hasada başladıklarını aktaran Tosuner, "Bafra karpuzu Türkiye'de kilogramı en düşük karpuzdur. Bafra karpuzunun en büyüğü 12 kilogram gelir. Bunun nedeni ise Bafra'nın yüzde 90'ının kara toprak üzerine kurulu bir ovaya sahip olmasıdır" dedi. Tosuner, ovada dekar başına verimin 7-8 ton civarında olduğunu belirterek, "Bafra karpuzunun 12 kilogram olanı, yüzde 1'i bulmaz. Genelde 7-8 kilogram arasındadır. Buradan Ankara, İstanbul ve Karadeniz'in tamamına karpuz sevkiyatı oluyor. Bunun yanında Gürcistan'a da gönderiliyor" ifadelerini kullandı.

Kilosu 1 liranın altında

Karpuzun tanesinin tarlada 5 liradan satıldığını anlatan Tosuner, "Karpuz tüketenler Bafra karpuzunu tercih etsin. Her şeyi mükemmel, kabuk inceliği, lezzeti" diye konuştu.

Sudan bayağı bayağı ucuz

İstanbul'da 5 litrelik Munzur su 75, Erikli su 69, Abant su 36, Kardelen su 32.5 liraya satılıyor. Karpuzun kilosu ise marketlerde 9.9 TL ile 40 TL arasında değişiyor. 
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.