AKP hükümetinin girmek için can attığı AB’den, Birliğin hatırı sayılır üyeleri kaçmaya çalışıyor.
İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent gazetesi, “Türkiye AB’ye girmeli mi?” ve “İngiltere AB’den ayrılmak için referandum yapmalı mı” sorularına İngiliz tarihçi Norman Stone’la cevap bulmaya çalıştı. İngiliz yazar, şu andaki Euro bölgesi için söz verilen merkezileştirme yönteminin İngiltere’ye uymadığını belirtti.
Yazarın ifade ettiği “Yolsuzluk, zorbalık ve yetersizlik İngiltere’nin ayrılma tehdidiyle son bulabilir” sözleri ise AB’nin nasıl bir birlik olduğu konusuna açıklık getiriyor.
Yolsuzluk, zorbalık ve yetersizlik… Türk milletinin, iş bilmeyen siyasiler tarafından yıllarca oyalanarak girilmeye çalışılan AB’yi özetleyen üç kelime…
Hem de bu tanımlama, AB’nin lokomotif ve en büyük ülkelerinden olan İngiltere’de hatırı sayılır bir gazetenin yazarı tarafından yapılıyor.
Biz bu gerçekleri yıllardır milletimize anlatmaya çalışıyoruz ama inandıramıyoruz belki AB’nin içinden gelen bu itiraflar onları biraz olsun ayıktırır.
Gelelim yazarın Türkiye ile ilgili ifadelerine… Stone ilginç bir teklif sunuyor: “Türkler gerçekten AB’ye girmek istiyorlarsa bizim üyeliğimizi alabilirler.”
Yani biz AB’den bıktık, hiçbir faydasını göremedik, eğer çok istiyorsanız bizim yerimize girebilirsiniz diyor Stone…
İngiltere Euro para birliğine girmemesine rağmen AB’den bıkmış durumda, yolsuzluktan, zorbalıktan ve yetersizlikten yakınıyor, bir de Euro bölgesine dahil olan ülkelerin halini düşünün. Onlarda çok daha fazla bir şekilde derinden, sessiz ama patlama noktasında bir feryat hâkim.
Stone, “Eğer Avrupa, Türkiye’nin 1963’te dahil olduğundaki gibi bir oluşuma sahip olsaydı. Türkiye’nin üyeliği anlaşılabilirdi” diyor. Yani Türkiye için bugünkü Avrupa Birliği’ne girmek istemesinin hiçbir anlamı yok diyor Stone…
Stone, “Türkiye’yi Avrupa standartlarına uydurma çabaları uyumakta olan tekeli ödüllendirmek ve ülkeyi yabancı yatırıma daha çok açmak için yararlı” diyor.
Yani, Türkiye’nin sonu belirsiz AB yolculuğunun küresel tekelcilere faydası var, Türkiye’ye faydası yok demek istiyor.
AB’nin Türkiye’yi almak istememesi ve bu konuda ayak sürttüğüne delil olarak da şu misalleri veriyor: “Türkler, Güney Kıbrıs gibi bir pürüzü beklemek zorunda oldukları gerekçesiyle, saçma bir reddedilmeye mazur bırakılıyor.”
Diğer bir misal ise Türklere uygulanan vize meselesi…
Yazısında Türkiye’de uygulanan vize rejimine de değinen Stone, özellikle profesyonel Türklerin Avrupa vizesi almak için küçük düşürüldüğünü belirtiyor.
İşte size bir İngiliz’in yorumuyla AB ve Türkiye’nin AB macerası…
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı’nın AB hakkındaki tespitlerini mutlaka bir yere yazmalıyız:
“AB ülkelerinde yeraltı kaynakları bitmiştir, nüfusu yaşlanmıştır ve en önemlisi ortak paraya geçişle beraber ekonomik olarak sonlarını kendi elleri ile hazırlamışlardır.”
Herkesin ayrılmayı düşündüğü, kendi iç meselelerini bile çözmekten aciz, İngiliz yazarın deyimiyle “zorba ve yetersiz” AB’ye girme uğrunda hala niçin zamanımızı ve enerjimizi boşa harcamaya devam ediyoruz?
İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent gazetesi, “Türkiye AB’ye girmeli mi?” ve “İngiltere AB’den ayrılmak için referandum yapmalı mı” sorularına İngiliz tarihçi Norman Stone’la cevap bulmaya çalıştı. İngiliz yazar, şu andaki Euro bölgesi için söz verilen merkezileştirme yönteminin İngiltere’ye uymadığını belirtti.
Yazarın ifade ettiği “Yolsuzluk, zorbalık ve yetersizlik İngiltere’nin ayrılma tehdidiyle son bulabilir” sözleri ise AB’nin nasıl bir birlik olduğu konusuna açıklık getiriyor.
Yolsuzluk, zorbalık ve yetersizlik… Türk milletinin, iş bilmeyen siyasiler tarafından yıllarca oyalanarak girilmeye çalışılan AB’yi özetleyen üç kelime…
Hem de bu tanımlama, AB’nin lokomotif ve en büyük ülkelerinden olan İngiltere’de hatırı sayılır bir gazetenin yazarı tarafından yapılıyor.
Biz bu gerçekleri yıllardır milletimize anlatmaya çalışıyoruz ama inandıramıyoruz belki AB’nin içinden gelen bu itiraflar onları biraz olsun ayıktırır.
Gelelim yazarın Türkiye ile ilgili ifadelerine… Stone ilginç bir teklif sunuyor: “Türkler gerçekten AB’ye girmek istiyorlarsa bizim üyeliğimizi alabilirler.”
Yani biz AB’den bıktık, hiçbir faydasını göremedik, eğer çok istiyorsanız bizim yerimize girebilirsiniz diyor Stone…
İngiltere Euro para birliğine girmemesine rağmen AB’den bıkmış durumda, yolsuzluktan, zorbalıktan ve yetersizlikten yakınıyor, bir de Euro bölgesine dahil olan ülkelerin halini düşünün. Onlarda çok daha fazla bir şekilde derinden, sessiz ama patlama noktasında bir feryat hâkim.
Stone, “Eğer Avrupa, Türkiye’nin 1963’te dahil olduğundaki gibi bir oluşuma sahip olsaydı. Türkiye’nin üyeliği anlaşılabilirdi” diyor. Yani Türkiye için bugünkü Avrupa Birliği’ne girmek istemesinin hiçbir anlamı yok diyor Stone…
Stone, “Türkiye’yi Avrupa standartlarına uydurma çabaları uyumakta olan tekeli ödüllendirmek ve ülkeyi yabancı yatırıma daha çok açmak için yararlı” diyor.
Yani, Türkiye’nin sonu belirsiz AB yolculuğunun küresel tekelcilere faydası var, Türkiye’ye faydası yok demek istiyor.
AB’nin Türkiye’yi almak istememesi ve bu konuda ayak sürttüğüne delil olarak da şu misalleri veriyor: “Türkler, Güney Kıbrıs gibi bir pürüzü beklemek zorunda oldukları gerekçesiyle, saçma bir reddedilmeye mazur bırakılıyor.”
Diğer bir misal ise Türklere uygulanan vize meselesi…
Yazısında Türkiye’de uygulanan vize rejimine de değinen Stone, özellikle profesyonel Türklerin Avrupa vizesi almak için küçük düşürüldüğünü belirtiyor.
İşte size bir İngiliz’in yorumuyla AB ve Türkiye’nin AB macerası…
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı’nın AB hakkındaki tespitlerini mutlaka bir yere yazmalıyız:
“AB ülkelerinde yeraltı kaynakları bitmiştir, nüfusu yaşlanmıştır ve en önemlisi ortak paraya geçişle beraber ekonomik olarak sonlarını kendi elleri ile hazırlamışlardır.”
Herkesin ayrılmayı düşündüğü, kendi iç meselelerini bile çözmekten aciz, İngiliz yazarın deyimiyle “zorba ve yetersiz” AB’ye girme uğrunda hala niçin zamanımızı ve enerjimizi boşa harcamaya devam ediyoruz?
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD’nin güç daralması karşısında Çin’in yeni çekim merkezi / 31.05.2026
- Tencerenin sesi, koltuğun gürültüsünü yenecek mi? / 27.05.2026
- Trump’tan İran'la anlaşma bahanesiyle Abraham Anlaşması dayatması! / 26.05.2026
- Yaşlanan Türkiye, eriyen gelecek / 25.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
- Tencerenin sesi, koltuğun gürültüsünü yenecek mi? / 27.05.2026
- Trump’tan İran'la anlaşma bahanesiyle Abraham Anlaşması dayatması! / 26.05.2026
- Yaşlanan Türkiye, eriyen gelecek / 25.05.2026
- "Mutlak butlan" kararı ve demokrasinin geleceği / 24.05.2026
- Dolar imparatorluğundan “milli paralar” eksenli çok kutupluluğa / 23.05.2026
- Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik / 22.05.2026
- Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim / 21.05.2026
- Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması / 20.05.2026
- 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder / 19.05.2026
























































