İstiklal Mücadelesi'nin meşalesinin yakıldığı, bir devletin küllerinden yeniden doğuşun simgesi olan 19 Mayıs 1919, yalnızca takvimdeki bir yaprak değil; tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı en önemli dönüm noktasıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Benim doğum günümdür" diyerek onurlandırdığı ve başyapıtı Nutuk'a ilk satır olarak nakşettiği bu tarihi gün, esaret zincirlerini kırma iradesinin dünyaya ilanıdır.
Bu kutlu yürüyüşün 107. yıl dönümünde, Anadolu topraklarında yankılanan bağımsızlık sesini, o günün tarihi şartlarını ve bu büyük mirasın ekonomik-sosyal boyutlarını yeniden anlamak hayati bir önem taşımaktadır.
Samsun'da uygulamaya konulan tarihi karar
1919 yılında Osmanlı Devleti; Mondros Mütarekesi ile eli kolu bağlanmış, Sevr ile de toprakları pay edilmeye başlanmış, başkenti işgal edilmiş bir durumla karşı karşıyaydı.
İstanbul'un o günkü bunaltıcı ve teslimiyetçi atmosferinde bir milli mücadelenin yürütülmesinin imkansızlığını gören Mustafa Kemal, rotasını Anadolu'ya çevirmişti.
Ancak bu kutlu yolculuk için bir vesile gerekiyordu. Tam da bu noktada, Karadeniz'de İngilizlerin desteğiyle şımaran Rum Pontus çetelerine karşı Türk halkının başlattığı yerel direnişi bastırma görevi kendisine verildi.
Gazi, 9'uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gönderilirken, İstanbul hükümeti ve işgal kuvvetleri onun direnişi yok edeceğini, Türklerin elindeki silahları toplayacağını sanıyordu.
Oysa Mustafa Kemal'in zihninde bambaşka bir plan vardı. Nutuk'un birinci bölümünde "Benim Kararım" başlığı altında durumu şöyle özetliyordu:
"Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak."
Teğmen Hamdi Bey gibi vatanseverlerin dağa çıkarak başlattığı o lokal mukavemet, Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak basmasıyla birlikte tek yürek, tek bilek olmuş devasa bir millet direnişine dönüştü.
İngilizlerin Anadolu'yu parçalama planları, Pontusçuların devlet kurma hayalleri ve İstanbul yönetiminin acziyeti, ilahi bir kaderin tecellisiyle yerle bir oldu.
Bu yolculuk, adeta vatanın kurtuluşu için adanmış bir "seçilmişliğin" tarihi vesikasıydı.
Gençliğe emanet edilen ışık ve "Atatürk Vatandır" idrakı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yokluk ve ihanet sarmalındaki bir milleti ayağa kaldırırken gücünü sadece askeri dehasından değil, milletinin içindeki bağımsızlık aşkından alıyordu.
Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Hoş Geldin Atatürk" adlı eserinde ve "Atatürk Vatandır" tezinde ortaya koyduğu gibi; Atatürk bu toprakları haçlı zihniyetinin çizmeleri altında ezdirmeyen, camilerde yeniden ezanların özgürce okunmasını sağlayan ve işgalcileri bu topraklardan söküp atan liderdir.
Atatürk, asil bir ruhla inşa ettiği bu bağımsızlık yapısını, ömrünün son demlerinde en güvendiği kesime, yani Türk gençliğine emanet etti. Onlara duyduğu sarsılmaz güveni şu veciz sözlerle ifade etmişti:
"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz. Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum."
Bugün Atatürk'ü kulaktan dolma bilgilerle, İngiliz ya da Yunan menşeili fitne odaklarının yalanlarıyla değil; doğru kaynaklardan, onun birleştirici harç olduğunu idrak ederek tanımak her Türk gencinin asli vazifesidir.
Çünkü Atatürk'ü anlamak, vatanı savunmakla eşdeğerdir.
Askeri zaferden ekonomik bağımsızlığa
19 Mayıs 1919'da başlayan bağımsızlık yürüyüşü, yalnızca 4 yıl gibi kısa bir sürede askeri zaferle taçlanmadı; aynı zamanda kendi kendine yeten bir devletin temellerini attı.
38 yaşında genç bir komutan olan Mustafa Kemal, tam bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkün olacağını çok iyi biliyordu.
Tarımdan sanayiye kadar başlatılan kalkınma hamleleri, Osmanlı'dan kalan devasa borçları öderken, Türkiye'yi kendi ayakları üzerinde duran onurlu bir devlet haline getirdi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın günümüz şartlarına ışık tutan değerlendirmelerinde belirttiği üzere, bugün gelinen noktada bu kazanımların korunması hayati bir meseledir.
Özelleştirme politikalarıyla milli servetlerin elden çıkarılması, üretimin zayıflaması ve halkın üzerindeki ekonomik baskılar, adeta Osmanlı'nın son dönemindeki Düyûn-ı Umûmiye benzeri bir girdabı andırmaktadır.
Bugün yönetici kademelerinde israf ve şatafat sürerken vatandaşa yapılan tasarruf çağrıları, Türkiye'nin hak etmediği bir tablodur.
Ancak şartlar ne kadar ağır olursa olsun, 19 Mayıs ruhu bize çaresizliği değil, çare üretmeyi emreder.
Türkiye'yi yeniden Atatürk'ün hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracak formül; Prof. Dr. Haydar Baş'ın dünyaya armağan ettiği Milli Ekonomi Modeli ve tam bağımsızlık felsefesidir.
Galata Kulesi'ndeki yabancı bayrakları indirip yerine şanlı al bayrağımızı çeken, Osman Bey'in türbesinden Yunan postallarını temizleyen o irade, bugün de karşılaştığımız her türlü karanlığı aydınlatacak güçtedir.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun; Ata'mızın, aziz şehitlerimizin ve bizi Atatürk'le yeniden buluşturan Baş Hoca'mızın ruhu şad olsun.
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































