logo
24 HAZİRAN 2026

Sorun anayasa değil, anayasanın uygulanmaması

20.05.2026 00:00:00

Türkiye'de hükümetin ne zaman başı sıkışsa ya da gündem değiştirilmek istense, raftan indirilen ilk dosya genellikle "yeni anayasa" olur. 

Hükümet yetkilileri ve belirli siyasi odaklar sıklıkla "daha sivil, daha özgürlükçü bir anayasa" vaadiyle toplumun karşısına çıkıyor. 

Ancak bu vaat, beraberinde çok temel bir soruyu ve derin bir şüpheyi de getiriyor. 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı çarpıcı açıklamalar bu tartışmanın göründüğünden çok daha farklı bir arka plana sahip olduğunu ortaya koyuyor. 

Siyasetin "millete borç" olarak ambalajladığı yeni anayasa söylemi, aslında meclis koridorlarında kapalı kapılar ardında yürütülen bir aritmetik hesabın ürünü mü?

"Millete borç" söyleminin arkasındaki gizli siyaset matematiği

Siyasi aktörlerin sıklıkla dile getirdiği "Yeni bir anayasa Türk siyasetinin millete borcudur" ifadesi, ilk bakışta kulağa oldukça demokratik ve yapıcı gelebilir. Ancak BTP lideri Hüseyin Baş'ın deşifre ettiği "gizli mesaj", bu cümlenin aslında toplumu dışlayan bir stratejiyi gizlediğini gösteriyor. 

Hüseyin Baş'ın da altını çizdiği üzere, "borç siyasete ait" denilerek adres olarak doğrudan meclis gösterilmektedir. 

Buradaki asıl amaç, anayasa gibi devasa bir toplumsal mutabakat metnini halkın onayına sunmadan, yani bir referandum riskine girmeden meclis içinde çözüme kavuşturmaktır. 

Çünkü siyaset elitleri çok iyi biliyor ki, ekonomik krizlerin ve toplumsal kutuplaşmanın tavan yaptığı bir dönemde milletin önüne sandık koyup yeni bir anayasa için onay istemek, öngörülemez bir mağlubiyetle sonuçlanabilir.

Peki, meclis içinde bu işi çözmek nasıl mümkün? Anayasal kural açık: 400 milletvekilinin "evet" oyu, anayasa değişikliğinin referanduma gerek kalmadan doğrudan yürürlüğe girmesini sağlıyor. 

Bugün iktidar blokunun mevcut milletvekili sayısı bu kritik eşiğin altında görünüyor olabilir. Ancak Hüseyin Baş'ın "farklı gömleklerin içinde aynı atleti giyenler" benzetmesi, Türk siyasetindeki gizli ittifaklara ve transfer potansiyellerine işaret ediyor. 

Geçtiğimiz seçimlerde muhalefet listelerinden meclise giren pek çok milletvekilinin, kritik bir anayasa oylamasında nasıl bir pozisyon alacağı büyük bir muamma. 

İktidarın 400 sayısına ihtiyaç duyduğu o tarihi kırılma anında, muhalefet sıralarından kimlerin el kaldıracağını bugünden öngörmek, gelecekteki siyasi savrulmaları anlamak adına hayati bir önem taşıyor.

Olmayan özgürlük mü, uygulanmayan anayasa mı?

Yeni bir anayasa talep edenlerin en büyük argümanı, mevcut 1982 Anayasası'nın bir "darbe anayasası" olduğu ve özgürlükleri kısıtladığı yönündedir. 

Oysa gerçeğe rasyonel bir pencereden bakıldığında, Türkiye'deki temel hak ve hürriyetler sorununun metnin kendisinden değil, o metnin hayata geçiriliş biçiminden kaynaklandığı görülür. 

Bugün Türkiye'de özgürlüklerin yaşanması noktasında karşılaşılan engellerin müsebbibi anayasa maddeleri değil, o maddelere uymayan ve yargı bağımsızlığını zedeleyen siyasi iradedir.

Mevcut anayasa, iddia edilenin aksine, uygulandığı takdirde bir modern demokrasiyi ayakta tutmaya yetecek çok güçlü özgürlük maddeleri barındırmaktadır. Örneğin:

* Düşünce ve İfade Özgürlüğü (Madde 25, 26): Herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu, kimsenin fikirleri sebebiyle kınanamayacağını ve bu düşünceleri sözle, yazıyla veya resimle yayma hakkı bulunduğunu açıkça ilan eder.

* Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı (Madde 34): En çok çiğnenen maddelerden biri olmasına rağmen, vatandaşlara "önceden izin almaksızın" silahsız ve saldırısız eylem yapma hakkını yasal olarak tanır.

* Basın ve Haberleşme Hürriyeti (Madde 22, 28): Basının hür olduğunu, sansür edilemeyeceğini ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğunu hükme bağlar.

Din ve vicdan hürriyetinden (Madde 24) özel hayatın gizliliğine (Madde 20), yerleşme ve seyahat hürriyetinden (Madde 23) ekonomik girişim özgürlüğüne (Madde 48) kadar bir demokratik toplumun ihtiyaç duyduğu tüm kolonlar mevcut anayasada zaten inşa edilmiştir. 

Sorulması gereken asıl ve can alıcı soru şudur: Mevcut anayasanın özgürlükçü maddelerini uygulamayan, mahkeme kararlarını tanımayan bir siyasi anlayış, daha "özgürlükçü" bir anayasa yapsa buna ne kadar sadık kalacaktır?

Toplumsal mutabakatın iptali ve "kapalı devre" anayasa tehlikesi

Anayasalar, bir devletin organlarını düzenleyen kuru birer kanun metni değildir; onlar en geniş tabanlı, en yüksek düzeydeki toplumsal sözleşmelerdir. 

Bir ülkenin dağındaki çobandan üniversitedeki profesörüne, işçisinden işverenine kadar her bir bireyin "Bu metin beni temsil ediyor" diyebilmesi gerekir. 

Oysa bugün dayatılan "mecliste 400 vekille işi bitirme" formülü, halkı tamamen devre dışı bırakan, anayasayı adeta bir "kapalı devre siyasi pazarlık" malzemesi haline getiren bir yaklaşımdır.

Siyasetin beğenmediği, "darbe ürünü" diyerek sürekli yıprattığı 1982 Anayasası bile dönemin olağanüstü ve zor şartlarında yapılmış olmasına rağmen yüzde 90'ın üzerinde bir halk oylaması desteğiyle kabul edilmiştir. 

Halkın önüne sandık koyarak yapılan bir işlem ile halktan kaçarak meclis koridorlarında, gizli pazarlıklarla anayasa değiştirme çabası arasındaki meşruiyet farkı göz ardı edilemez. 

Millete sorulmadan, toplumun geniş kesimlerinin fikri alınmadan, sadece meclisteki vekil aritmetiğine güvenilerek yapılacak bir anayasa değişikliği, toplumsal mutabakatı derin bir yara almasına yol açacaktır. 

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yeni kelimelerle süslenmiş yeni bir kağıt parçası değil; mevcut anayasal güvencelere, hukukun üstünlüğüne ve bireysel özgürlüklere amasız, fakatsız saygı duyan bir yönetim ahlakıdır.

BTP lideri Hüseyin Baş'ın şu sözlerini tekrar hatırlatalım:

"Sürekli Türkiye'nin özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı var deniyor. Her zaman sorarım burada bir daha sorayım; mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir? Bunun cevabını versinler. Anayasada bazı maddelerin değişmesi lazım diyorlar.  O zaman yine soru basit. Hangi maddelerin değişmesi lazım? Bakın hiç açıkça bunları söylemiyorlar."

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.