HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 20 HAZİRAN 2021, PAZAR

Bu yazı tiz elden okuna ve dahi bazı midelere dokuna

05.08.2001 00:00:00
Okumuşsunuzdur eminim. Vezir-i Azam Bülent Bey'in Oran'daki mesai ofisinde hazır bulunan bir grup vükela, henüz rucû etmişti seçim bölgelerinden. Ahalinin hal-ü pürmelalini gören vükelaya bir de şu suali tevcih etmiş teb'a;

Ne olacak bu milletin hali?

Buna ilave başka sualler dahi sormuşlar.

Çağdışı uygulamaların hakim olduğu, ya da şöyle tashih-i lakırtıda bulunayım. Adına Osmanlı denen, Devlet-i muazzama devrinde teb'adan birinin paşa hazretlerine, hem de savt-i ali ile/yüksek sesle; Paşa! Paşa! Senden büyük Allah var! Haykırması vaka-i adiyedendi/sıradan şeydi.

"Fakat kafaların çağın gereklerine göre yontulduğu" bir zaman diliminde teb'adan birinin kalkıp Başvekil şöyle dursun -durabiliyorsa tabi- bir vekile; ne olacak bu milletin hali diye sual sorması azim hatalardandı.

Hele de, Kunduz Yaylası gibi yüksek bir yerde Vezir-î Azam birinci muinine; Geçinemiyoruz, vatan satılıyor, hani başörtüsünü çözecektiniz, gibi tırışkadan bahanelerle tepki göstermenin asla müstahak bir vechesi yoktur.

İşte bu ahval-ü maval, kainatta gelmiş-geçmiş, yaşamış-göçmüş cümle Etrak'ın (Türk'ün çoğuludur) anane-i şahanelerine de muhaliftir. İmdi bu halin sinelerde açtığı cerahat henüz şifayap olmadan, bir kısım haddini bilmez, hududunu tanımaz, ne yapsan bir türlü tınmaz cühelanın, hava sıcaklıklarının etkisinde kalarak, vükelanın bağzısına, Ne olacak bu memleketin hali? Nâm bir sual tevdi etmeleri affı gayr-i kabil bir cürm-ü meşhuddur.

Seçmenlerinden bu suali ahz-u kabz eden vükela, kısa bir şoktan sonra soluğu Vezir-i Azam'ın Oran'daki mütevazi ve münzevi 75 metrekarelik hanelerinde alırlar. (Buradaki Oran özel bir semt ismi olup, oran, buran, şuran kelimeleriyle hiç bir bağlantısı yoktur.)

İmdi bu sual-i teb'ayı, Oran'a kadar (lütfen kelimeye dikkat) tahmil eden/taşıyan vükelayı daha büyük bir müşkilat beklemektedir. Teb'anın bu ehem mesailini vezir-i avama kim arz edecekti? Kimin haddine, Vezir-i Azam'a; "Teb'a sual ederler, ne olacak bu memleketin hal-ü pürmelali?" söylemek?

Hadi diyelim vükeladan bir ukela, sırf polülizm (bu kelimenin Osmanlıca karşılığını bilmiyorum) olsun diye bu mahzurlu suali vezir-i azama tevdi etti.

Ya Vezir-i Azam tarih tekerrür eder ve mükerreren tağlik olur/kilitlenirse?

Meşhur çilingir de yanında yoktur o an.

Ya emir vaki olur da son derece başarılı seyr-ü sefer halinde olan ekonomik "end very comik" program sekteye uğrarsa?

Ya tek alternatifin gidişiyle ülke alternatifsiz kalırsa. (Burada yazarın Osmanlıcadan kopuşu konjektüreldir, birazdan tekrar Osmanlıcaya rucû edecektir).

İşte bu ahval ve maval (işte rucû etti bile) ortamında yapılacak en sağlıklı ve mevzuata en uygun harekat, şol serzeniş-i teb'ayı sihhat-ü afiyeti daha müsait olan, bundan da önemlisi, filhakika vezir-i azam olan Kösem Sultan'a arzetmekti.

Öyle yaptı vükela.

Vuku bulacak her önemli olay karşısında zaten hazırlıklı olan gölge Sultan hiç evkatı zayi etmeden ve teb'anın suali üzerinde tashihe gitmeden, yani sözü olduğu gibi Vezir-i Azam'a arz eyledi;

"Sultanım! Teb'a, kazan olmadığı için düdüklü tencere kaldırdı. Ahali isyanda. Hep birden tekmil sual ederler; ne olacak bu memleketin hal-i pürmelali?

Tiz elden tedbir alup bir alup bir ferman irat buyurmazsanız, mazallah, içi hava ve kuru fasülye dolu düdüklü tencere büyük bir faciaya sebep olabilir." Vezir-i Azam'ın bu sual karşısında gülmesi muhtelif şayianın şüyüğ bulmasına sebep oldu. Onlara girmeyelim.

Kendisine; evin yanıyor denen bir insanın gülmesi ile müadil ve müsavidir bu gülüş.

Sual üzerinde kısa bir zaman geçtikten sonra Vezir-i Azam, tarihi, coğrafi, politik, jeopolitik ve atropolojik cevabını tevdi buyurdular.

"Ekonomik programın gereği yerine getirilirse bir yıl içinde düze çıkabiliriz."

Başka hiç bir şey eklemeden sadece bu cümleyi, beyaz bir kağıda sinameki ile yazıp üzerinde taşıyana kurşun isabet etmez, kısmeti açık olur, padişahların huzurunda büyük itibara nail olur.

Çocuklara bakılırsa, uykudan korkarak uyanmazlar, yatağı ıslatmaz, korkulu rüya görmekten korunmuş olurlar.

Not; Dokuz kat muşambaya sarmaya gerek yoktur.

Şu cümleye dikkat eder misiniz Tanrı aşkına?

"Ekonomik programın gereği yerine getirilirse. Bir yıl geçerse..."

Rahmetlik Kasım amcayı hatırlattı bana.

Bu gibi durumlarda şöyle derdi rahmetli;

Olsa ile Bursa'yı bir birine kattılar Eskişehir çıktı.

"Bul karayı, al parayı."

"İstanbul-Bursa bir milyon vursa."

"Kadıköy-Pendik, gittik, geldik."

Aynı formatla cümlelerdir.

Sayın Başbakan şunu demek istiyor?; Bu soruyu bana niye soruyorsunuz. Bu benim meselem değil. Ekonomik program uygulanırsa aradan da bir yıl geçerse, düzlüğe çıkabiliriz. Bir de tersinden cümleyi okuyalım;

Ekonomik program uygulanmazsa, aradan bir yıl geçmezse, hapı yuttuk.

Büyük ümitlerle transfer edilen Kemal Bey de tükendiğine göre, aradan bir yıl geçmesine de gerek yok.

Her an hapı yutmaya hazır olun.

Aslında demek istenen de bu.
 
Müslim Karabacak / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.