Harbiden bugün ne yazayım, diye düşünüp durdum. Yazacak çok şey var ama neden yazayım, sorusunun cevabını kendime veremiyorum!
Mesela; malumunuz Soçi'de, İdlib için Rusya ile bir anlaşma imzaladık. Haliyle Rusya ve biz memnunuz. ABD de bu anlaşmadan memnun olduğunu açıklıyor. İsrail memnun, İran memnun, AB ülkeleri memnun, Suriye Devleti de memnun. İdlib'teki terör örgütlerinin birçoğu da memnun. Herkes memnunsa ne yazayım?
ABD ile yaşadığımız süreç belli. AKP, MHP, CHP ABD'yi ülkemize karşı yaptığı hamlelerin ihanet olduğu noktasında hemen hemen aynı çizgideler. Ama hiç biri, "defol ABD" diyemiyor. Hatta "nerede o eski günler" havası esiyor. Milletimiz de, "aman ABD ile fazla sürtüşmeyelim, beterin beteri var" havasında. Ne yazayım o zaman?
"Ekonomik saldırı altındayız, bu bir ekonomik savaştır, ekonomi ile terbiye etmeye kalkıyorlar, bu yaptırımlarla bize boyun eğdiremezler" cümlelerini hatırlıyorsunuz.
Ama liberal ekonomiden taviz vermeyeceğiz, kızıyoruz ama faizsiz de olmuyor, Rahip Brunson, McKinsey'i, müttefikliğimizin devamı için vs. duruşu da ortada.
Yani veren razı, alan razı, satan razı, millet de razı. Ne yazayım o zaman?
CHP zaten CHP. Sanki siyaseti, muhafazakâr, dinci, milliyetçi anlayışların malzemesi olmak için yapıyorlar. Şemsiyeleri de hazır; "Biz, Atatürk'ün kurduğu partiyiz."
Ya hu! Atatürk'ün hayatı emperyalistlerle mücadele ile geçti. Siz, emperyalistlerle olmak, onlara yaranmak için can atıyorsunuz. Hangi Atatürk?
Sonra CHP'de, ne rota var, ne yol haritası var, ne toplumun tamamını kucaklayacak söylem var. Habire iktidarı eleştiriyorlar. Ardından tazminat ödüyorlar. Biz yaparız, diyorlar, nasıl yapacaksınız, sorusunu sordurmuyorlar.
Kimse itiraf edemiyor ama gerçek şu ki; CHP, bu milletin kültürüyle, diniyle barışmadığı sürece, içindeki devleti, milleti ve milletin inancını tehdit eden kişileri aynı çatı altında korumaya devam ettiği müddetçe "Meclis'te olayım da iktidar kim olursa olsun" çizgisinin ötesine geçemez.
Bu yazdıklarım bugün ortaya çıkan tablo değil. 10 Kasım 1938'den bu tarafa her gün merkezden (Atatürk'ten) uzaklaşmanın tablosudur. Daha neyini yazayım?
Milletimi yazayım? Dün bir özetlemiştim. Ama ortadaki tablodan ve halinden memnun. Zam, mam geliyor. Bir iki ah, uh ediyor. Sonra kabulleniyor.
Acı bir gerçek ama vatandaşımız, ne kendisine karşı bir sorumluluk hissi içinde, ne yaradanına karşı bir sorumluluk hissi içinde.
Bu ikisi olmadığı zaman dost, akraba, komşu, vatan, millet, namus kavramları da göreceli olarak değer kaybediyor.
Bunlar gerçek. Sokaklara bakın. Gördüklerinizi siz yazın, gönderin bana.
Akın Aydın / diğer yazıları
- AB, Amerika ve Asya’ya bayrak açtı, bizi tehdit etti / 29.04.2026
- Yargıda ‘feda’ dönemi / 28.04.2026
- Yusuf Tekin’e teşekkür etmek lazım / 27.04.2026
- Ermenilere taziye, CHP’ye mehter tepkisi / 26.04.2026
- Numan Kurtulmuş’tan tarihi 'BOP' itirafı / 24.04.2026
- Madem gündem ‘ulusal egemenlik’ o halde söz sahibinin / 23.04.2026
- Türkiye’nin gerçeği ‘Kör sadakat’ / 22.04.2026
- Tom Barrack’a haddini bildirecek yok mu? / 21.04.2026
- Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu / 20.04.2026
- Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirme oyunu / 19.04.2026
- Yargıda ‘feda’ dönemi / 28.04.2026
- Yusuf Tekin’e teşekkür etmek lazım / 27.04.2026
- Ermenilere taziye, CHP’ye mehter tepkisi / 26.04.2026
- Numan Kurtulmuş’tan tarihi 'BOP' itirafı / 24.04.2026
- Madem gündem ‘ulusal egemenlik’ o halde söz sahibinin / 23.04.2026
- Türkiye’nin gerçeği ‘Kör sadakat’ / 22.04.2026
- Tom Barrack’a haddini bildirecek yok mu? / 21.04.2026
- Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu / 20.04.2026
- Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirme oyunu / 19.04.2026

























































