logo
22 EKİM 2026

Bulgaristan'a soydaş tepkisi

25.05.2011 00:00:00
 
Balkan Göçmenleri ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan, Bulgaristan'da son günlerde meydana gelen olaylara tepki gösterdi. Prof. Balkan, Türk Milletvekili Kurman İsmailov'a saldıran ATAKA partisinin lideri Siderov'un psikolojik tedavi görmesi gerektiğini söyledi

Bursa merkezli Balkan Göçmenleri ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) ve Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (Bal-Göç) Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan, Bulgaristan'da son günlerde meydana gelen olaylara tepki gösterdi. İktidarda bulunan GERB partisinin, azınlık hükümetinde destek veren aşırı milliyetçi ATAKA partisinin şımarık bir çocuk gibi davrandığını belirten Prof. Dr. Balkan, "Kimse 1989 öncesine dönülecek diye endişe etmesin. Müslümanların ibadet ve inanç özgürlüğü Anayasa teminatı altındadır. Bulgaristan'daki tüm partilerin birlikte bu olayları kınamasını bekliyoruz" dedi.

ATAKA'nın şımarık çocuğuBulgaristan'da geçen hafta bir camide namaz kılanlara düzenlenen saldırılar nedeniyle kapatılması gündemde olan ırkçı ATAKA partisinin lideri Volen Siderov'un, geçen hafta sonu bir radyo programında Türk milletvekili Kurman İsmailov'a saldırmasına tepkiler devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Bulgaristan'dan dönen BGF ve Bal-Göç Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan yaptığı açıklamada, meydana gelen olayları Türkiye'deki soydaşların da endişe içinde izlediklerini söyledi. Bulgaristan'da uzun süreden beri etnik ayrımcılığın bulunduğunu ve iktidarda bulunan GERB ve onun azınlık hükümeti olmasını sağlayan ATAKA'nın aşırı milliyetçi söylemlerle seçimlere gittikleri belirterek, hükümete destek veren ATAKA'nın şımarık bir çocuk gibi hareket ettiğine dikkati çekti.

'Sideron'un tedavi görmesi lazım'Son zamanlarda saldırıların artmasına rağmen Türklerin sağduyulu davrandıklarını ve Bulgaristan'ın büyük çoğunluğunun da ATAKA'nın yanında olmadığını anlatan Prof. Dr. Balkan şöyle konuştu: "Cuma namazı sırasında Türkler adına, Müslümanlar adına çok rencide edici ifadeler kullanarak saldırılıyorlar. Kilimleri yakıyorlar. Bir gencimiz ve 5 polis yaralanıyor. Bulgarlarla Müslümanları karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Kırcaali'de de camide bomba bulunduğu söylenerek Cuma namazı engellenmeye çalışılıyor. Ancak Müslümanlar camiiye giriyorlar ve bomba falan da bulunmuyor. Hafta sonu da radyo programı sırasında psikolojik tedavi görmesi gerektiğine inandığım ATAKA'nın ırkçı lideri Siderov Türk Milletvekili Kurman İsmailov saldırıyor." Bulgaristan'da Başmüftü ile görüştüğünü ve onun da çok endişeli ve üzgün olduğunu gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Balkan, "Bulgaristan'daki Türkler ve hiç kimse, '1989 öncesine dönülecek' diye endişe etmesin. Bulgaristan'ın yüzde 20'si Müslüman ve inanç ve ibadet özgürlükleri anayasal güvence altında. Bizim beklentimiz tüm siyasi partilerin bu saldırıları kınaması" diye konuştu.

Türk boyları birleşmeliKısa adı BAHAD olan Balkanlarda Adalet Haklar ve Kültür Derneği Başkanı Eşref Kahraman da, Türklerin Bulgaristan'a demokrasi getirilmesine katkı sağladığını vurgulayarak, saldırıların siyasi rant amacı taşıdığını söyledi. Bulgaristan'da ekim ayında yerel seçimler yapılacağını hatırlatan Kahraman, "Bulgaristan'daki Türk, Roman, Pomak azınlıkların birleşerek parti kurmalarını ve daha milletvekili, meclis üyeleri çıkartmalarını bekliyoruz" dedi. Cuma namazı sırasında meydana gelen olaylar nedeniyle Bulgaristan hükümetini kınadıklarını da vurgulayan Kahraman, "Hükümet bugüne kadar bir şey yapmadı. Bulgaristan'da Türkleri yok etmek için yeniden yasadışı komiteler kurulmaya başlandı. Bu olayı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne taşıyacağım. Görüntüleri onlara sunacağım. Bu konunun takipçisi olacağım ve gerçek suçluların cezalandırılmasını sağlayacağım" diye konuştu.

Yasa dışı üreme ticareti operasyonunda 44 şüpheli sağlık kontrolünden geçirildi

İstanbul merkezli yasa dışı üreme hücresi ticareti operasyonunda gözaltına alınan ve adliyeye sevk edilen 44 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi

22.10.2026 12:03:00
İHA
 
Yasa dışı üreme ticareti operasyonunda 44 şüpheli sağlık kontrolünden geçirildi
Yasa dışı üreme ticareti operasyonunda 44 şüpheli sağlık kontrolünden geçirildi
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul Emniyeti Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele Şubesi tarafından yürütülen yasa dışı üreme hücresi ticareti ile ilgili soruşturma çok yönlü devam ediyor.

CİMER üzerinden yapılan ihbar üzerine başlatılan soruşturmada, bir şebeke tarafından Türk vatandaşı kadınların yumurtalarını yurt dışına satıldığı tespit edilmişti.

İstanbul merkezli 14 ilde yapılan yasa dışı üreme hücresi ticareti operasyonunda haklarında adli işlem başlatılan 53 zanlıdan 44'ü gözaltına alınmıştı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen yasa dışı yumurta hücresi ticareti soruşturması kapsamında gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirildi.

Şüphelilerin sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı

İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yaşanan taşkınları yalnızca yoğun yağışla açıklamak mümkün değil

21.10.2026 18:15:00
Ahmet Turan Yiğit
 
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı
İstanbul'da etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel ve su baskınları, kentlerin iklim krizine ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yaşanan taşkınları yalnızca yoğun yağışla açıklamak mümkün değil. Plansız kentleşme, dere yataklarının yapılaşmaya açılması ve giderek artan betonlaşma, şehirleri şiddetli yağışlara karşı daha kırılgan hale getiriyor.

Uzmanlar, günümüzde kentleri sellerden korumanın yolunun suyun önüne set çekmekten değil, suyla uyumlu yaşam alanları tasarlamaktan geçtiğini vurguluyor. Çünkü doğanın işleyişini dikkate almayan şehirleşme modelleri, her kuvvetli yağışta benzer manzaraların yaşanmasına neden olabiliyor.

Sorun sadece yağmurun şiddeti değil

Uzmanlara göre son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle daha sık görülen aşırı yağışlar, kentlerdeki mevcut altyapı sorunlarını da görünür hale getiriyor.

Eskiden doğal olarak suyu emebilen alanların yerini beton ve asfalt yüzeylerin alması, yağmur sularının toprağa ulaşmasını zorlaştırıyor. Yağışla birlikte oluşan su kütlesi kısa sürede yüzeyde birikiyor ve taşkın riski büyüyor.

Bu nedenle yaşanan afetlerin yalnızca hava olaylarıyla açıklanmasının eksik bir değerlendirme olacağı belirtiliyor.

Dere yataklarına yapılan müdahaleler riski büyütüyor

Uzmanlar, dere yataklarının ve taşkın alanlarının yıllardır yapılaşma baskısı altında olduğuna dikkat çekiyor.

Doğal su yollarının daraltılması veya farklı amaçlarla kullanılması, yağış sırasında suyun yönünü değiştirmesine ve kontrolsüz taşkınlara neden olabiliyor. Suyun doğal olarak akması gereken alanlar ortadan kalktıkça, şehirlerin afetlere karşı direnci de azalıyor.

Bu nedenle dere yataklarının ve taşkın sahalarının doğal işlevlerine yeniden kavuşturulmasının önemli olduğu ifade ediliyor.

Beton yerine suyu emen kentler öneriliyor

Uzmanların dikkat çektiği konuların başında "mavi-yeşil altyapı" yaklaşımı geliyor.

Bu sistemler; yağmur bahçeleri, sulak alanlar, geçirimli zeminler, bitkilendirilmiş su kanalları ve yeşil koridorlar gibi uygulamaları kapsıyor. Amaç, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini değil, mümkün olduğunca yerinde tutulmasını sağlamak.

Uzmanlara göre suyu tutan ve yöneten bu sistemler, hem sel riskini azaltıyor hem de yeraltı su kaynaklarının beslenmesine katkı sunuyor.

Parklar sadece dinlenme alanı değil

Şehirlerdeki parklar, korular, kent ormanları ve açık yeşil alanlar çoğu zaman yalnızca sosyal yaşamın bir parçası olarak görülüyor. Ancak uzmanlar bu alanların çok daha kritik görevler üstlendiğini belirtiyor.

Yeşil alanlar yağmur sularını emebiliyor, sıcaklıkları dengeleyebiliyor ve afet risklerinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle kent planlamasında parkların ve doğal alanların yalnızca estetik unsur olarak değerlendirilmemesi gerektiği ifade ediliyor.

İklim krizine karşı yeni planlama anlayışı gerekiyor

Uzmanlara göre iklim krizinin etkileri önümüzdeki yıllarda daha belirgin hissedilecek. Bu yüzden kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli ve bütüncül planlamalara ihtiyaç duyuluyor.

Kentlerin yalnızca insanlar için değil, doğal yaşam ve ekosistemler için de sürdürülebilir şekilde tasarlanması gerektiği belirtiliyor. Su yolları, doğal vadiler, sulak alanlar ve ekolojik koridorların korunması, gelecekte yaşanabilecek afetlerin etkilerini azaltan önemli unsurlar arasında gösteriliyor.

Yağmurun kendisi bir afet değil, ancak yanlış planlanmış kentlerde afete dönüşebiliyor. Uzmanlar, sel ve taşkın risklerinin azaltılması için doğayla mücadele eden değil, doğayla uyum içinde çalışan şehirler tasarlanması gerektiğini vurguluyor. Çünkü suyun doğal akışını engellemek yerine ona yaşam alanı tanıyan kentler, iklim krizinin getirdiği zorluklara karşı çok daha dayanıklı hale gelebiliyor.

İstanbul'da 7,5 büyüklüğünde deprem senaryosu

İstanbul'da Adalar açıklarında meydana geldiği varsayılan 7,5 büyüklüğündeki deprem senaryosu kapsamında geniş çaplı afet tatbikatı gerçekleştirildi. İstanbul Valisi Davut Gül başkanlığında yürütülen tatbikatta, deprem sonrası yaşanabilecek can kayıpları, yaralanmalar, bina yıkımları, ulaşım aksaklıkları ve lojistik sorunlar kriz masalarında simüle edildi. Vali Gül, ilçelerde kurulan afet yönetim merkezlerine video konferans yöntemiyle bağlanarak senaryo kapsamındaki gelişmeleri takip etti. Arnavutköy'de ise tatbikatın koordinasyonunu Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu üstlendi

21.10.2026 16:46:00
İhlas Haber Ajansı
 
İstanbul'da 7,5 büyüklüğünde deprem senaryosu
İstanbul'da 7,5 büyüklüğünde deprem senaryosu
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nca (AFAD) "Adalar Senaryosu" kapsamında, 21 Ekim 2026 Çarşamba günü saat 11.30'da ulusal düzeyde deprem tatbikatı yapıldı. Senaryo gereği Adalar açıklarında meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki depremden İstanbul ve çevre illerdeki yerleşim yerleri etkilendi. İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Bursa, Sakarya ve Bilecik'te eş zamanlı gerçekleştirilen tatbikatta, muhtemel büyük bir Marmara depremi sonrasında kurumların müdahale kapasitesi, haberleşme ağı ve kriz yönetim süreçleri ele alındı.

Vali Davut Gül ilçelerdeki kriz merkezlerine canlı bağlandı

İstanbul Valisi Davut Gül başkanlığında yürütülen tatbikatın İstanbul'daki ana uygulama noktası Zeytinburnu olurken, diğer ilçelerde de afet koordinasyon merkezleri faaliyete geçirildi. Vali Gül, video konferans sistemi üzerinden ilçelerde oluşturulan afet yönetim merkezleriyle bağlantı kurdu. Görüşmelerde ilçelerde meydana geldiği varsayılan yıkımlar, can kayıpları, yaralanmalar, enkaz durumları, ulaşım güzergâhlarındaki aksamalar ve müdahale ihtiyaçları değerlendirildi. Kriz masalarında, muhtemel bir deprem sonrasında farklı kurumlardan gelen bilgilerin nasıl toplanacağı, ilgili birimlere nasıl aktarılacağı ve müdahale süreçlerinin nasıl koordine edileceği uygulamalı olarak ele alındı.

Arnavutköy'de afet yönetimini Başkan Candaroğlu üstlendi

Tatbikatın Arnavutköy ayağı, İlçe Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi'nde gerçekleştirildi. Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu başkanlığında toplanan İlçe Afet Koordinasyon Kurulu'nda, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri bir araya geldi. Kriz masasında deprem sonrası yaşanabilecek muhtemel gelişmeler senaryo üzerinden değerlendirildi. Kurumların görev alanları doğrultusunda müdahale ve koordinasyon süreçleri gözden geçirildi. İstanbul Havalimanı'nın bulunduğu Arnavutköy'de özellikle ulaşım ağının işlerliği, lojistik faaliyetlerin sürdürülebilmesi ve kurumlar arası koordinasyon üzerinde duruldu. İlçenin İstanbul'un dış bağlantıları açısından taşıdığı stratejik önem, tatbikatın dikkat çeken başlıklarından biri oldu.

Can kayıpları, enkazlar ve kapanan yollar senaryoya işlendi

Tatbikatta, depremden etkilendiği varsayılan bölgelerdeki hasar durumu ve müdahale ihtiyaçları kriz yönetim merkezlerinde değerlendirildi. Bazı yerleşim alanlarında binaların yıkıldığı, yapıların ağır hasar aldığı ve ulaşım altyapısında aksamalar meydana geldiği varsayıldı. Yaralı ve hayatını kaybeden kişi sayıları, enkaz durumları ve trafik yoğunluğu gibi bilgiler üzerinden kurumların koordinasyon kabiliyeti sınandı. Afet yönetim merkezlerinde görev alan kurum temsilcileri, kendi sorumluluk alanlarındaki gelişmeleri kriz masasına aktararak muhtemel bir afet durumunda izlenecek süreçleri değerlendirdi.

"Afet risklerinin azaltılması için bu tatbikatları sürdüreceğiz"

Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, İstanbul'un nüfusu ve stratejik konumu nedeniyle afetlere hazırlık çalışmalarının büyük önem taşıdığını belirtti. Candaroğlu, "Başta Türkiye'nin gözde ili, metropolü İstanbul olmak üzere hem afet risklerinin azaltılması hem de afet bilincinin artırılmasıyla ilgili bu tür tatbikatlarımızı zaman içerisinde mutlaka gerçekleştireceğiz" dedi.

Tatbikatın senaryosuna ilişkin de bilgi veren Candaroğlu, "Bugünkü senaryomuz, Adalar açıklarında meydana gelen 7,5 büyüklüğünde bir deprem. Başta İstanbul olmak üzere Marmara Bölgesi'ndeki çevre illerin de etkilendiği bir afet durumunu ele alıyoruz" ifadelerini kullandı.

"6 Şubat depremlerini hatırlamamız gerekiyor"

Deprem senaryosunda geniş çaplı hasar ve ulaşım sorunlarının öngörüldüğünü belirten Candaroğlu, 6 Şubat depremlerinde yaşanan yıkımı hatırlattı.

Candaroğlu, "Senaryo gereği depremin ardından bölgede geniş bir hasar meydana geldiği öngörülüyor. Bazı yerleşim alanlarında bina yıkımları, ağır hasarlı binalar, ulaşım altyapısında eksiklikler ve aksamalar söz konusu. Bu size 6 Şubat depremlerini hatırlatsın. 11 ilimizi etkileyen 6 Şubat depremlerinde yaşanan ağır yıkım bir gerçek" diye konuştu.

"Arnavutköy, İstanbul'un çıkış kapılarından biri"

Arnavutköy'ün muhtemel bir İstanbul depreminde ulaşım ve lojistik açısından kritik bir konumda bulunduğunu vurgulayan Candaroğlu, ilçenin İstanbul'un önemli çıkış güzergâhlarından biri olduğuna dikkat çekti. İstanbul Havalimanı'nın yanı sıra önemli ulaşım bağlantılarını da barındıran ilçede, afet sonrasında ulaşımın sürdürülebilmesi ve yardım faaliyetlerinin koordinasyonunun büyük önem taşıdığı değerlendirildi.

Tatbikat gün boyunca devam edecek

Arnavutköy İlçe Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi'nde gerçekleştirilen tatbikat kapsamında Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu'nun gün boyunca merkezdeki çalışmaları yerinde takip etmesi ve kurumların afet senaryosuna yönelik uygulamalarını denetlemesi planlandı. Tatbikatla, muhtemel büyük bir Marmara depreminde kurumların eş zamanlı hareket etme kabiliyetinin geliştirilmesi, kriz anlarında iletişim ve koordinasyonun güçlendirilmesi ve afet yönetim süreçlerindeki eksikliklerin tespit edilmesi amaçlandı.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti

21.10.2026 13:53:00
Haber Merkezi
 
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sınır güvenliğine bağlı olduğunu ve güvenlik koşulları sağlanana kadar çekilme takvimi açıklanmayacağını belirtti
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, AFP'ye yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askerî varlığının sahadaki tehditler ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirileceğini söyledi.

"Irak ve Suriye'deki askerî varlığımızı sürdürüyoruz," diyen Güler, gerekli bölgesel ve sınır güvenliği koşullarının sağlandığı değerlendirildiğinde, Türkiye'nin üs bölgelerinin ve bölgedeki askerî varlığının yeniden ele alınacağını ifade etti.

Türkiye, uzun yıllardır Suriye'nin kuzeyinde ve Irak'ta, sınırlarına yönelik tehdit olarak gördüğü PKK ve IŞİD'e karşı askerî varlık bulunduruyor. Ancak son iki yılda bölgedeki siyasi ve güvenlik koşulları değişti.

Suriye'de Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Ankara ile yakın ilişkiler kuran yeni bir yönetim iş başına gelirken, Türkiye'de PKK ile yıllardır süren çatışmayı sona erdirmeye yönelik süreçte de ilerleme kaydedildi. Bu süreç, iktidar tarafından "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılıyor.

Suriye'de askerî varlığın geleceği
Güler, Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana Türkiye ile Suriye'deki yeni yönetim arasında güvenlik alanında yakın koordinasyon kurulduğunu söyledi. Türk askerlerinin Suriye ordusunun kapasitesini güçlendirmeye ve Türkiye sınırlarının güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmalara katkıda bulunduğunu belirtti.

Güler, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığının yeniden değerlendirilmesi için bölgedeki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, sınır güvenliğinin sağlanması ve Suriye genelinde devlet otoritesinin istisnasız ve bütünlüklü biçimde tesis edilmesi gerektiğini ifade etti.

Esad yönetiminin devrildiği dönemde Suriye'nin kuzeyinde 16 bin ila 18 bin Türk askeri bulunduğu belirtilmişti. Ancak o tarihten bu yana bölgede görev yapan Türk askerlerinin sayısına ilişkin güvenilir, güncel bir veri bulunmuyor.

Geçen ay bir Türk yetkili, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığının hukuki statüsüne ilişkin görüşmelerin sürdüğünü söylemişti. Güler ise kamuoyuna açıklanmamış olası konuşlanma veya üs planları hakkında önceden değerlendirme yapmanın doğru olmayacağını belirtti.

Bakan Güler, Suriye'deki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gelecekteki konumunun belirlenmesinde ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün, iki taraf arasındaki mutabakatın, sahadaki güvenlik koşullarının ve terör tehdidinin seyrinin dikkate alınacağını kaydetti.

Irak'taki askerî varlık ve PKK süreci
Türkiye, Irak'ın kuzeyinde de uzun süredir asker bulunduruyor ve bölgede faaliyet gösteren PKK'ya karşı sınır ötesi operasyonlar düzenliyor. Ankara'nın Irak topraklarındaki askerî üsleri, iki ülke arasındaki ilişkilerde zaman zaman gerilim konusu oluyor.

AFP'ye konuşan Iraklı bir güvenlik kaynağı, Türkiye'nin Irak'ta 2015'ten bu yana asker bulundurduğunu ve ülkedeki Türk askerlerinin sayısının bugün 800 ila bin arasında olduğunu söyledi. Güler ise asker sayısına ilişkin bir rakam vermeden, askerî varlığın yalnızca personel sayısı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Bakan, sahadaki kuvvet yapısının tehdit düzeyi, sınır güvenliği ihtiyaçları ve bölgedeki gelişmeler doğrultusunda şekillendiğini söyledi.

Türkiye'de PKK ile çatışmayı sona erdirmeye yönelik süreç kapsamında örgüt, geçen yıl silah bıraktığını ve kendini feshettiğini açıklamıştı. Bu ay ise Türkiye'nin istihbarat biriminin doğruladığı açıklamalara göre örgüt, Irak'ın kuzeyindeki dört önemli mevziden çekildi.

Güler, sürecin kalıcı sonuç vermesi için PKK'nın fesih kararını bütünüyle uygulaması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin sonraki aşamaları yakından takip ettiğini belirten Bakan, sürecin ilerlemesinin güvenlik önlemlerinin gevşetildiği anlamına gelmediğini vurguladı.

Güler ayrıca, Irak'ın silahlı grupları silahsızlandırma ve devlet kontrolüne alma çabalarını yakından takip ettiklerini, Sincar bölgesindeki gelişmeleri olumlu karşıladıklarını ifade etti.

Türkiye, geçen ay Musul yakınlarındaki Başika Üssü'nün kontrolünü kademeli olarak Irak'a devretmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Devir için bir takvim paylaşılmadı. Güler, Ankara'nın Irak'la askerî ve güvenlik işbirliğini önümüzdeki dönemde daha ileri bir seviyeye taşımayı hedeflediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti fon soruşturması üzerinden eleştirdi. "Çamur at izi kalsın." siyasetine izin vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, "Biz buna eyvallah demeyiz." dedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti fon soruşturması üzerinden eleştirdi. "Çamur at izi kalsın" siyasetine izin vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, "Biz buna eyvallah demeyiz" dedi

21.10.2026 13:20:00
Haber Merkezi
 
  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti fon soruşturması üzerinden eleştirdi. "Çamur at izi kalsın." siyasetine izin vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, "Biz buna eyvallah demeyiz." dedi
  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti fon soruşturması üzerinden eleştirdi. "Çamur at izi kalsın." siyasetine izin vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, "Biz buna eyvallah demeyiz." dedi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:

- Önemli gelişmelerin yaşandığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Geçen hafta İstanbul'dan Ankara'ya gelirken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediyesi Başkanvekili Dündar Ziya Gültekin'e rahmet, Üsküdar halkına başsağlığı diliyorum. Ziya Gültekin kardeşimiz, Üsküdar aşığı, ilçesini büyük bir tutkuyla seven müstesna bir insandı. Kendisi hem teşkilatımız hem de Üsküdar'da sevilen bir isimdi.

"SOSYAL MEDYADA NEFRET KAMPANYASINA ŞAHİT OLDUK"

- Dün yapılan oylamada Üsküdar Belediyesi Başkanvekili olarak seçilen Muhammed Emin Sarıoğlu'nu tebrik ediyor, kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum. İnsanı insan yapan değerler vardır, acıya saygı bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra özellikle sosyal medyada tek merkezden yönetildiği anlaşılan alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh, hiç tanımadıkları bir insana karşı biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular. Taziye mesajı yayınlayarak insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar.

"TÜRKİYE'NİN YENİ SİYASET DİLİNE İHTİYACI VAR"

- Siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine hep dikkat çekiyoruz. Türkiye'nin yeni siyaset diline ihtiyacı var. Son üç haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Muhalefet Türkiye'ye dönük planlardan habersiz. Sorunlara çözüm önerileri yok.

"HAYIRDIR, KİMİNLE SAVAŞTASINIZ?"

- Geçenlerde bir tanesi çıkmış; şuursuzca 'savaştayız' diyor. Hırsı, aklını esir almış bu zaata sormak lazım. Hayırdır; kiminle savaştasınız? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık. Bakınız 24 yıl boyunca bu ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına bakmadan Türkiye'yi alçakça tehdit edenler oldu. Türkiye'yi içeriden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümen çevirdiler.

"MESNETSİZ İTHAMLARDA BULUNMAK BÜYÜK BİR SUÇ"

- Aynı ciddiyetsiz tavrı, fon tartışmalarında da görüyoruz. Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar. Bakın milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçta, aynı şekilde namuslu, şerefli insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suçtur. Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı halde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi ve belge olmadan kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın, sonra da çıkacaksın yüzün kızarmadan işi pişkinliğe vurup kulağının üzerine yatacaksın. Biz buna eyvallah demeyiz. Çamur at izi kalsın siyasetine teslim olmayız.

DEAŞ TÜRKİYE’DE PARA AĞI KURMUŞ

DEAŞ’ın finans ağına yönelik İstanbul ve Mersin’de düzenlenen operasyonda 7 kişi gözaltına alındı. Ankara merkezli ayrı soruşturmada ise 14 şüpheli yakalandı. Toplam gözaltı sayısı 21’e ulaştı

20.10.2026 23:00:00
Haber Merkezi
 
DEAŞ TÜRKİYE’DE PARA AĞI KURMUŞ
DEAŞ TÜRKİYE’DE PARA AĞI KURMUŞ
DEAŞ'ın finans ağına yönelik İstanbul ve Mersin'de düzenlenen operasyonda 7 kişi gözaltına alındı. Ankara merkezli ayrı soruşturmada ise 14 şüpheli yakalandı. Toplam gözaltı sayısı 21'e ulaştı.

İstanbul'da 10, Mersin'de 1 adrese düzenlenen baskınlarda, yasa dışı para transferleriyle bağlantılı olduğu belirtilen bir WhatsApp grubu mercek altına alındı. Şüphelilerin, DEAŞ'a fon sağladığı yönünde MASAK raporlarında bilgiler bulunan kişi ve kuruluşlarla para transferi ilişkileri tespit edildi.

28 İLDE 83 ŞÜPHELİ!

DEAŞ'a yönelik operasyonlar bununla sınırlı değil. İçişleri Bakanlığının 25 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, 28 ilde düzenlenen operasyonlarda 83 şüpheli yakalandı. Şüphelilerin örgüte finans sağlamak ve propaganda yapmakla bağlantılı oldukları belirtildi.

Operasyon yapılan iller arasında Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kayseri, Malatya, Mersin, Samsun ve Şanlıurfa da bulunuyordu.

PARA AĞI NASIL KURULDU?

Son operasyonlar, DEAŞ'ın yalnızca silahlı yapılanmasının değil, para transferleri ve dijital iletişim ağlarının da soruşturulduğunu gösteriyor. İstanbul ve Mersin dosyasında WhatsApp, Ankara dosyasında ise Telegram üzerinden yürütüldüğü belirtilen bağış faaliyetleri gündeme geldi.

Ankara soruşturmasında, Suriye'nin kuzeyindeki kamplarda tutulan DEAŞ mensuplarına mali destek sağlamak veya onları serbest bırakmak amacıyla bağış toplandığı yönündeki bilgiler incelendi. Soruşturmanın Almanya Büyükelçiliğinden iletilen bilgiler üzerine başlatıldığı bildirildi.

PEKİ, YETKİLİLER NEREDEYDİ?

Asıl soru şu: DEAŞ'ın finansal bağlantıları, bağış kanalları ve para transferleri hangi aşamada tespit edildi? Bu ağların ortaya çıkarılması için neden yeni operasyonlar beklendi? Daha önceki soruşturmalarda hangi bağlantılar belirlenmişti?

Bu soruların yanıtı kamuoyuna açık biçimde verilmeden, operasyonların yalnızca gözaltı sayılarıyla değerlendirilmesi yeterli değil. Önemli olan, para ağının tamamının ortaya çıkarılması, finans kaynaklarının kesilmesi ve varsa ihmallerin açıklığa kavuşturulması.

İstanbul ve Muğla'da "sahte ekspertiz" raporuyla vurgun yapmışlardı: Mağdur olan araç sahipleri konuştu

İstanbul ve Muğla'da düzenlenen operasyonda sahte ekspertiz raporu düzenleyerek haksız kazanç elde ettiği tespit edilen 16 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin bu yöntemle en az 30 kişiyi mağdur ettiği öğrenildi. Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gelen mağdurlardan bazıları yaşadıklarını anlattı

20.10.2026 19:00:00
İHA
 
İstanbul ve Muğla'da "sahte ekspertiz" raporuyla vurgun yapmışlardı: Mağdur olan araç sahipleri konuştu
İstanbul ve Muğla'da "sahte ekspertiz" raporuyla vurgun yapmışlardı: Mağdur olan araç sahipleri konuştu
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü'nce yürütülen çalışmalarda; ikinci el araçların kilometre bilgilerinde usulsüzlük yapıldığı ve sahte ekspertiz raporlarıyla ağır hasarlı araçların hasarsız gibi gösterilerek vatandaşların mağdur edildiği tespit edildi. Yapılan çalışmalarda haksız kazanç elde ettikleri değerlendirilen şüphelilerin yakalanmasına yönelik İstanbul ve Muğla'da belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, bu operasyonlarda ilk etapta 14 şüpheli yakalanarak Asayiş Şube Müdürlüğü'ne getirildi.

Çalışmaların devamında ise 2 şüpheli daha yakalanarak gözaltına alındı. Gözaltı sayısı 16'ya yükseldi. Yapılan aramalarda, kilometreleriyle oynandığı değerlendirilen araçlar, dokümanlar ve silah ele geçirildi. Ayrıca şüphelilerin bu yöntemle en az 30 kişiyi dolandırarak mağdur ettiği öğrenildi. Asayiş Şube Müdürlüğü'ne getirilen 16 şüphelinin işlemleri sürerken, mağdurlardan bazıları ifade için Asayiş Şube Müdürlüğü'ne geldi. Ardından yaşadıkları mağduriyeti anlatan vatandaşlar, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne ve Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerine teşekkür etti.

"Dolandırıcılar 'ekspertize ne gerek var' dedi"

Mağdurlar arasında yer alan Murat Koç, şüphelilerin kendisine ekspere para verme dediklerini iddia ederek, "Ben bir araba aldım. Daha doğrusu araba almaya gittim. Araba görünüş şekliyle çok güzeldi. 'Ekspertize sokalım' dedim. 'Ekspertize ne gerek var, araba bu. Ekspere 15-20 bin lira vereceğine, verme' dedi. Ben de baktım, araba güzel. Açıkçası hoşuma gitti. Ben de tatlı lafına inandım. Ekspertize sokmadım. Sonra benim oğlan, ölçüm bakımına soktu ki araç 430 bin kilometrede. Ağır hasar kaydı var. Var da var yani. Böylelerine fırsat verilmesin istiyorum. Türk polisine çok çok teşekkür ederim. Minnettarım. Onların sayesinde rahat uyuyoruz. Allah razı olsun" şeklinde konuştu.

"Araç alacaklar hiç kimseye güvenmesinler"

Bir başka mağdur Serkan Elman ise "Aracı buldum. Aracı 570 bin liraya satmışlardı. Herhangi bir hasar kaydı yok dediler. Araca gittik baktık. Araç düzgün bir şekildeydi. Bize ekspertiz raporu gösterdiler. 'İki gün önceden ekspertize koymuşuz. Aracı tekrar ekspertize koymanıza gerek yok' dediler. Araba da düzgündü. Onlara baktığımız zaman da dolandırıcı gibi bir yüzleri yoktu. Öyle de biliyorduk. Arabayı daha sonra ekspertize götürdük. Araba hurdaya çıktı. Bunlardan şikayetçiyiz. Hakkımızı istiyoruz. Allah devletimizden razı olsun. Emniyete de hepsine teşekkür ediyoruz. Araç alacaklar herhangi bir kimseye güvenmesinler. Ekspertiz olsa bile, kendi götürmediği sürece kimseye inanmasınlar, güvenmesinler" diye konuştu.

"Araç alacaklar araçları tescilli noter ve ekspertizlere götürerek alsınlar"

Mağdurlardan Şerafettin Almaç ise, "Araç satılan sitelerde bu tür cezbedici ilanlara kanmayalım. En çok da bu kısımda sıkıntılar oluşuyor. Araçları beğendiğiniz zaman özellikle tescilli noterlerden ve ekspertizlerden belirli yerlere götürüp öyle alalım. Kilometresini sorgulatalım, öyle alalım. Biz bunları yapmadık, aynı şekilde biz de mağdur olduk. Araçlarımızda kilometre problemleri çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliğine teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de

Mekke İttifakı Anlaşması'na ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. Anlaşmanın Meclis gündemine gelmesiyle birlikte Türkiye'nin askerî sorumlulukları, Suudi Arabistan'la ilişkileri ve olası bölgesel çatışmalardaki rolü yeniden tartışılmaya başlandı

20.10.2026 13:33:00
Haber Merkezi
 
Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de
Mekke İttifakı Anlaşması TBMM’de
Mekke İttifakı Anlaşması'na ilişkin kanun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. Anlaşmanın Meclis gündemine gelmesiyle birlikte Türkiye'nin askerî sorumlulukları, Suudi Arabistan'la ilişkileri ve olası bölgesel çatışmalardaki rolü yeniden tartışılmaya başlandı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasında savunma ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak anlaşmanın Türkiye'ye hangi somut yükümlülükleri getireceği ve olası bir savaş durumunda nasıl uygulanacağı merak konusu.

ANLAŞMADA NELER VAR?

1. Bir ülkeye saldırı, üç ülkeyi de ilgilendirecek

Anlaşmanın kamuoyuna açıklanan çerçevesinde, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğer tarafları da ilgilendiren ortak bir tehdit olarak değerlendirilmesi öngörülüyor. Bu yönüyle anlaşma, NATO'nun kolektif savunma ilkesine benzetiliyor. Ancak bu durum, diğer ülkelerin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmiyor.

2. Ortak savunma ve askerî iş birliği

Anlaşmayla üç ülke arasında savunma kapasitelerinin geliştirilmesi, askerî eğitim, savunma teknolojileri ve güvenlik koordinasyonunun artırılması hedefleniyor. Tarafların bölgesel güvenlik sorunlarına karşı birlikte hareket etmesi amaçlanıyor.

3. Suudi Arabistan'a askerî güç konuşlandırılması gündemde

İttifak kapsamında askerî kuvvetlerin ve savunma kabiliyetlerinin Suudi Arabistan'a konuşlandırılmasına yönelik hazırlıklar da gündeme geldi. Bu gelişme, Türkiye'nin hangi askerî sorumlulukları üstleneceği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin olası görevlerinin kapsamı konusunda soru işaretleri doğurdu.

TÜRK ASKERİ YEMEN'DEKİ ÇATIŞMALARIN TARAFI OLACAK MI?

Anlaşmayla ilgili en önemli tartışmalardan biri, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a verebileceği askerî desteğin bölgesel çatışmalara etkisi.

Özellikle Yemen'deki savaş ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki askerî rolü dikkate alındığında, Türkiye'nin bu ittifak üzerinden yeni askerî sorumluluklar üstlenip üstlenmeyeceği tartışılıyor.

Ancak anlaşmanın imzalanması, Türkiye'nin Yemen'de savaşa katılacağı veya bölgeye kesin olarak asker göndereceği anlamına gelmiyor. Böyle bir görevlendirmenin şartları, hukuki dayanağı ve kapsamı ayrıca değerlendirilmek zorunda.

EN KRİTİK SORU: TÜRKİYE HANGİ DURUMDA SAVAŞA GİRECEK?

Kanun teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte yanıt bekleyen soruların başında Türkiye'nin askerî yükümlülüklerinin sınırları geliyor.

- Taraflardan birine saldırı olduğunda Türkiye hangi adımları atmak zorunda kalacak?

- Askerî destek otomatik mi olacak, yoksa her olay için ayrı karar mı alınacak?

- Türk askerinin yurt dışında görevlendirilmesinin kapsamı ne olacak?

- Suudi Arabistan'ın bölgesel güvenlik politikaları Türkiye'nin askerî sorumluluklarını nasıl etkileyecek?

- Anlaşmanın uygulanmasında komuta ve karar alma mekanizması nasıl işleyecek?

Anlaşmanın bütün uygulama ayrıntıları kamuoyuna açık bilgilerden henüz net biçimde anlaşılamıyor. Bu nedenle Meclis görüşmelerinde yükümlülüklerin açıkça ortaya konulması önem taşıyor.

GÖZLER MECLİS'TE

Kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasıyla süreç parlamentoya taşındı. Teklifin komisyon ve Genel Kurul aşamalarında nasıl ele alınacağı, Türkiye'nin üstleneceği sorumlulukların kapsamının anlaşılması açısından belirleyici olacak.

Mekke İttifakı, yalnızca diplomatik bir yakınlaşma değil, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikası ve olası askerî yükümlülükleri bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir anlaşma. Kamuoyunun yanıt beklediği temel soru ise şu: Türkiye bu ittifakla bölgesel güvenliğe katkı mı sağlayacak, yoksa kendisini yeni çatışmaların içinde bulma riskiyle mi karşı karşıya kalacak?

Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesinde sahil güvenlik ve emniyet ekiplerince karada 39 kaçak göçmen yakalandı

20.10.2026 11:22:00
İHA
 
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Ezine ilçesinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisinin alınması üzerine Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanlığı ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri harekete geçti.

Bölgeye Sahil Güvenlik İstihbarat Şube Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Kolluk Destek Timi (Kumkale/Koldestim) ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

Ekipler tarafından 19'u çocuk olmak üzere toplam 39 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezi'ne (GÖKSEM) teslim edildi.

Migrenin 7 belirtisine dikkat!


 
Migren, dünya genelinde milyarlarca insanı etkileyen en yaygın nörolojik hastalık. Türkiye’de ise her yüz kişiden 16 ila 21’i migren hastası. Ülkemizde 13 milyondan fazla kişi migren ağrısı çekiyor! Ancak her baş ağrısı migren değil!

20.10.2026 10:44:00
Murat Çorbacı
 
 Migrenin 7 belirtisine dikkat!
 Migrenin 7 belirtisine dikkat!

Baş ağrısı, çoğunlukla migren sanılarak geleneksel yöntemlerle tedavi etme yoluna gidilen karmaşık bir durum. Mevsim geçişlerinde görülme sıklığı artan migrenle karıştırılan baş ağrılarının yanlış tedavi edilmesi, hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gibi doğru tedaviyi de geciktiriyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Levent Gül, migreni diğer baş ağrılarından ayıran belirtileri ve atakların sıklığını azaltmaya yönelik tedavi seçeneklerini anlattı. İlaç tedavilerinin yanı sıra sinir blokajı gibi girişimsel yöntemlerin de uygun hastalarda değerlendirilebildiğini belirten Prof. Dr. Gül, doğru tanının tedavinin ilk adımı olduğuna dikkat çekti.

Migrende ataklar yaşanıyor!

Migren, tekrarlayan ataklarla seyreden nörolojik bir hastalık. Erişkinlerde migren atakları genellikle 4 ila 72 saat sürüyor. Ağrı çoğunlukla başın bir tarafında hissedilse de iki taraflı da görülebiliyor. Zonklayıcı karakterdeki ağrı, orta veya şiddetli düzeye ulaşarak günlük aktiviteleri zorlaştırabiliyor.

İşte belirtileri

Prof. Dr. Hakan Levent Gül, migreni düşündüren başlıca belirtileri şöyle sıralıyor:

Uzun süren ağrı: Baş ağrısının 4 ila 72 saat devam etmesi.
Tek taraflı ağrı: Ağrının başın bir bölümünde yoğunlaşması.
Zonklama: Ağrının nabız atışı gibi hissedilmesi.
Şiddetli yakınmalar: Ağrının günlük yaşamı ve rutin işleri aksatması.
Hareketle artış: Yürümek, merdiven çıkmak veya eğilip kalkmak gibi aktivitelerle ağrının şiddetlenmesi.
Bulantı ve kusma: Baş ağrısına mide bulantısı veya kusmanın eşlik etmesi.
Işık ve ses hassasiyeti: Aydınlık ortamların, yüksek seslerin ve bazen kokuların rahatsızlık vermesi.

Bu belirtilerin bir arada bulunması migren olasılığını artırabilir. Ancak kesin tanı, kişinin öyküsü ve nörolojik değerlendirmesi doğrultusunda hekim tarafından konulmalıdır.

Bazı gıdaları tüketmemek gerekiyor

Migren ataklarını arttıran yiyeceklerin başında ise çikolata, alkol, mayalı gıdalar, paketli işlenmiş ürünler, deniz ürünleri, işlenmiş et grubu ve turunçgiller geliyor. Migren denildiğinde akla gelen belirtilerden biri de aura. Ancak migren hastalarının büyük çoğunluğunda aura görülmüyor. Aura yaşayan kişilerde ise baş ağrısından önce veya atakla ilişkili olarak geçici görme bozuklukları, uyuşma ya da konuşma güçlüğü gibi nörolojik belirtiler ortaya çıkabiliyor. Aura belirtileri genellikle 5 ila 60 dakika sürüyor. Bununla birlikte, ilk kez ortaya çıkan ani görme veya konuşma bozukluğu, tek taraflı güçsüzlük ya da alışılmışın dışındaki nörolojik belirtiler yalnızca migrene bağlanmamalı. Bu durum acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir.

15 günden fazla süren baş ağrısına dikkat!

Prof. Dr. Gül, şunları söyledi: "Baş ağrısının sıklaşması, hastalığın günlük yaşam üzerindeki etkisini artırabiliyor. Üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve bu günlerin en az 8'inde migren özelliklerinin bulunması, kronik migren açısından değerlendirme gerektiriyor. Bu nedenle baş ağrısının ne sıklıkta yaşandığını, ne kadar sürdüğünü ve hangi belirtilerle birlikte ortaya çıktığını takip etmek, tanı ve tedavi planlamasına yardımcı olabiliyor. Migren tedavisinde amaç yalnızca mevcut atağı hafifletmek değil, atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak kişinin yaşam kalitesini yükseltmek. Bu doğrultuda atak tedavilerinin yanı sıra gerekli görülen hastalarda koruyucu tedaviler de uygulanabiliyor. Koruyucu ilaçlar arasında beta blokerler, bazı antidepresanlar, antiepileptik ilaçlar ve diğer ilaç grupları bulunuyor."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.