logo
05 EYLÜL 2026

Cebelitarık Boğazı’nda sular neden birbirine karışmaz?

Cebelitarık Boğazı, Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nu birbirine bağlayan stratejik bir geçittir. Ancak bu iki su kütlesi, birbirine temas etmesine rağmen belirgin bir sınır oluşturur ve karışmaz. Bu ilginç doğa olayı, hem bilimsel hem de dini açıdan dikkat çekici bir konudur

07.04.2025 00:40:00
Hasan Gündoğdu
 
Cebelitarık Boğazı’nda sular neden birbirine karışmaz?
Cebelitarık Boğazı’nda sular neden birbirine karışmaz?
Kur'an-ı Kerim'de, denizlerin birbirine karışmadığına dair bir ayet bulunmaktadır:  
 
"Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler." (Rahman Suresi, 19-20)  

 
Bu ayet, farklı su kütlelerinin belirgin bir sınır oluşturduğunu ifade eder. Günümüzde bilimsel araştırmalar, bu olayın fiziksel nedenlerini açıklamaktadır.  
 
 

Bilimsel açıklama


  
Cebelitarık Boğazı'nda suların birbirine karışmamasının temel nedenleri şunlardır:  
 
Yoğunluk farkı: Akdeniz'in suyu, Atlas Okyanusu'na göre daha tuzlu ve yoğun olduğu için iki su kütlesi arasında doğal bir bariyer oluşur.  
 
Sıcaklık farkı: Akdeniz'in suyu, Atlas Okyanusu'ndan daha sıcak olduğu için farklı sıcaklık seviyeleri, suyun karışmasını zorlaştırır.  
 
Yüzey gerilimi: Farklı yoğunluklara sahip su kütleleri arasında yüzey gerilimi oluşur. Bu gerilim, iki suyun birbirine karışmasını engelleyen doğal bir sınır görevi görür.

 
Akıntılar ve gelgitler: Cebelitarık Boğazı'nda güçlü akıntılar ve gelgitler olmasına rağmen, su kütleleri kendi kimyasal ve fiziksel özelliklerini koruyarak hareket eder.
 
Bu bilimsel açıklamalar, Kur'an'da geçen ayetin modern bilimle nasıl örtüştüğünü göstermektedir. Doğanın bu harika dengesi, hem bilim insanları hem de inanç sahipleri için büyüleyici bir konudur.  
 
Tarihsel açıdan bakıldığında, bilimsel keşiflerin modern çağda doğruladığı bazı doğal olaylarının asırlar önce Kur'an ayetlerinde yer alması gerçekten ilgi çekici bir konu. İnsanlık, zaman içinde bilimsel yöntemlerle doğayı daha detaylı şekilde inceleme fırsatı buldu, ancak bazı ayetler, asırlar öncesinden bu olaylara dikkat çekiyor.  
 
Bu tür örnekler, bilimin ve inancın nasıl kesiştiği konusunda insanlara farklı perspektifler sunmaktadır.

 

Suların karışmadığı başka örnekler de var

 
Cebelitarık Boğazı'ndaki gibi iki farklı su kütlesinin birbirine karışmadığı başka örnekler de vardır. 
 

Baltık Denizi ve Kuzey Denizi (Skagerrak Boğazı)

 
Baltık Denizi ile Kuzey Denizi'nin birleştiği noktada, farklı tuzluluk seviyelerine sahip iki su kütlesi bulunur. Baltık Denizi'nin suyu daha az tuzlu olduğu için, Kuzey Denizi'nin yoğun ve tuzlu suyuyla karışması sınırlı bir şekilde gerçekleşir. Bu nedenle, aralarında belirgin bir geçiş hattı görülebilir.  
 

Mississippi Nehri ve Meksika Körfezi

 
Mississippi Nehri, tatlı su taşıyan büyük bir akarsu olup, Meksika Körfezi'ne döküldüğünde burada belirgin bir sınır oluşturur. Nehrin getirdiği tortu ve tatlı su, tuzlu deniz suyuyla hemen karışmaz, bu nedenle iki su kütlesi arasında net bir renk farkı oluşur.  
 

Rio Negro ve Solimões Nehirleri (Amazon Nehir Sistemi, Brezilya)

  
Rio Negro, koyu renkli suya sahipken, Solimões Nehri daha açık renkli ve çamurludur. Bu iki nehir Amazon Nehri'ni oluştururken, kilometrelerce boyunca birbirine karışmadan akmaya devam eder. Farklı sıcaklık, yoğunluk ve akış hızları, karışmayı geciktirir.  
 

Karadeniz ve Marmara Denizi (İstanbul Boğazı)

 
İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi arasında bir geçiş noktasıdır. Karadeniz'in suyu, Marmara Denizi'ne göre daha az tuzludur. Akıntılar ve yoğunluk farkı nedeniyle, iki su kütlesi belirgin bir şekilde ayrılabilir.  
 
Bu tür doğal olaylar, su kütlelerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerine bağlı olarak gerçekleşir. Özellikle farklı yoğunluk, sıcaklık ve akıntı seviyeleri, suyun karışmasını sınırlandırabilir.  

 

Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı

Silivri açıklarında yaşanan gemi kazasına ilişkin tutuklanan Alsu gemisinin 1 ve 3'üncü kaptanlarının ifadeleri ortaya çıktı. Geminin 1'inci kaptanı ifadesinde, "Biz, Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır. Gemi, bizim gemimize 'iskeleye al' uyarısı yaptıktan sonra biz, iskeleye aldığımız halde gemi kendisini iskeleye alması yerine sancağa alması nedeniyle gemimize çarpması neticesinde kazanın meydana geldiğini düşünüyorum. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum. Yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır" dedi

05.09.2026 12:25:00 / Güncelleme: 05.09.2026 12:29:02
İHA
 
Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı
Silivri gemi kazasında tutuklanan kaptanların ifadeleri ortaya çıktı
İstanbul Silivri açıklarının 18 mil güneyinde meydana gelen kazada, Kocaeli'den Aliağa'ya giden Türk bayraklı 90 metre uzunluğundaki Alsu isimli ticari gemi ile İskenderun Limanı'ndan Karadeniz Ereğli'ye giden Tuğberk İmamoğlu isimli ticari gemi çarpışmıştı. Kazaya ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatmıştı. Bu kapsamda adliyeye sevk edilen şüphelilerden geminin 1. kaptanı Ahmet Erarslan ile 3. kaptan Murat Evciman tutuklanırken, 4 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Alsu Gemisinin kaptanlarının ifadelerine ulaşıldı

Geminin 1'inci kaptanı şüpheli Ahmet Eraslan'ın Sulh Ceza Hakimliği'ndeki ifadesi ortaya çıktı. Eraslan ifadesinde, glay günü Türk bayraklı Alsu isimli geminin birinci kaptanlığını yaptığını ve gemide 1 ay önce göreve başladığını belirterek, "Gemi kazasının yaşadığı saat diliminde istirahatteydim. Kaza esnasında üçüncü kaptanımız Murat Evciman görevdeydi, yani bu saat diliminde geminin sevk ve idaresinden Evciman sorumluydu. Olayın meydana geldiği anda gemi yüksüzdü. Kaza anında yaslama sesi duydum, kalktığımda güverte reisimiz Süleyman Eker'in 'çarpıştık çarpıştık' şeklinde bağırmasını duydum. Bunun üzerine hemen yukarıya çıktım. Köprü üstüne çıktığımda ikinci kaptan Barış Hazar ve Murat Evciman bulunuyordu. Ne olduğunu sorduğumda, 'çarpıştık' diye söylediler. Köprü üstüne çıktığımda Tuğberk İmamoğlu isimli gemiyi sancak kıç omuzluğunda ışıkları yanar vaziyette gördüm. Aramızdaki mesafe yaklaşık 300 metre civarındaydı. Ben, bulunduğum gemi ile sola dönüşe geçtiğim esnada yaklaşık 2-3 dakika geminin ışıklarını gördüm, dönüşün bitmesine yakın Tuğberk İmamoğlu isimli geminin ışıklarının tamamen kaybolduğunu gördüm. Benim dönüşüm yaklaşık 5 dakikaya yakın sürmüştü, bunun üzerine radardan mevkiine baktım ve yaklaşık 1-2 dakika içerisinde gemi kayboldu ve artık radardan da gözükmedi. Ben hemen Sektör Marmara ile irtibat kurdum ve durumu bildirdim" ifadelerini kullandı.

"Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır"

İfadesinin devamında, Tuğberk İmamoğlu geminin kendisine çarptıklarını vurgulayan şüpheli Ahmet Eraslan, "Kaza anında gemi üstünde gözcü bulunmuyordu. Gemide gözcü bulundurmak kaptanın insiyatifine bağlı olup, trafiğin yoğun olduğu kısımlarda gözcü bulundurulması gerekmektedir. Biz, Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmadık, gemi bize çarpmıştır. Gemi, bizim gemimize 'iskeleye al' uyarısı yaptıktan sonra biz, iskeleye aldığımız halde gemi kendisini iskeleye alması yerine sancağa alması nedeniyle gemimize çarpması neticesinde kazanın meydana geldiğini düşünüyorum. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum. Yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır. Şayet bizim gemimiz şiddetli biçimde Tuğberk İmamoğlu gemisine çarpmış olsaydı, bulunduğumuz gemide daha büyük hasar meydana gelirdi. Bizim bulunduğumuz gemi, kazayı yaslama olarak hissetmiştir. Bizim gemimizdeki AIS cihazı aktif bir şekilde çalışmaktaydı. Tuğberk İmamoğlu gemi AIS cihazı ise kapalı konumdaydı çünkü biz gemiyi AIS'den görememiştik. Biz gemiyi yalnızca radardan takip edebilmiştik, kaza Tuğberk İmamoğlu bizim gemimize vurması neticesinde meydana gelmiştir, böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm, serbest bırakılmayı talep ediyorum" diye konuştu.

"Gemi birden sancağını alıp rotasını benim üzerime doğru çevirdi"

Öte yandan, geminin 3'üncü kaptanı şüpheli Murat Evciman ise hakimlik ifadesinde, meslekte 7 aylık tecrübesinin olduğunu belirterek, "Geminin 3'üncü kaptanı olarak kumanda bendeydi. Köprü üzerinde ayrıca bir gözcü görev yapmıyordu. Vardiya esnasında irademi etkileyecek herhangi bir şey kullanmamıştım. Tuğberk İmamoğlu isimli gemi 'iskeleye al' şeklinde telsizden seslenince ben radardan baktığımda bu gemiyi gördüm. Çıplak gözle baktığımda ise bu geminin fenerini görmemiştim. Bulunduğum gemideki ECDIS ekranına baktığımda AIS görünmüyordu, radar ekranına baktığımda Tuğberk İmamoğlu gemisinin izdüşümünü gördüm. Ben, bulunduğum gemiyi yaklaşık 5 derece iskeleye aldım, yaklaşık 2-3 dakika geçtikten sonra tekrar 'iskeleye al' sesini telsizden duydum, bunun üzerine bulunduğum gemiyi keskin bir şekilde yaklaşık 9 derece iskeleye aldım. Bu şekilde benim bulunduğum gemi Tuğberk İmamoğlu gemisinin sağ tarafında kaldı. Bu konum itibariyle gemiyle aramızda yaklaşık 700-800 metre mesafe vardı, yaklaşık 1-2 dakika sonra aramızdaki mesafe 500 metreye kadar düştü. Bu şekilde karşı gemiyle aramızda her ikimizde kendi rotamızda seyir halinde olduğumuz için bir problem yoktu. Gemi birden sancağını alıp rotasını benim üzerime doğru çevirdi. Ben, bu sırada karşıdaki geminin manevra yapacağını düşündüm ve telsizden, 'Tuğberk İmamoğlu üstüme doğru geliyorsun gelme' şeklinde seslendim. Seslendikten sonra aramızdaki mesafe azaldığı için ben bulunduğum geminin rotasını iskeleye doğru çevirdim, bu sırada gemi sancak yapmaya ve üzerime doğru gelmeye devam etti" dedi.

"Kaza Tuğberk İmamoğlu gemisinin benim bulunduğum gemiye çarpmasıyla meydana geldi"

İfadesinin devamında şüpheli Evcimen, "Tuğberk İmamoğlu gemisi, iskele baş omuzundan benim bulunduğum geminin sancak baş omuz kısmından çarptı. Çarpışma olduğu anda ben hemen köprü üst katından birkaç basamak inerek, 'çarpışma oldu' diyerek bağırdım. Hemen köprü üstüne geldim, Tuğberk İmamoğlu geminin ışıklarını gördüm. Kazadan yaklaşık 20 saniye sonra köprü üstüne ikinci kaptan Barış Hazar geldi ve gemiyi tam sağa doğru çevirip Tuğberk İmamoğlu gemiden uzaklaştırdı. Çatışmadan sonra gemiyle iletişim kurmaya çalıştık ancak bir cevap alamadık. Çatışma hakkında yaklaşık 10-15 dakika sonra Sektör Marmara'ya bilgi verildi. Kaza diğer geminin rotasını üzerimize doğru çevirmesinden kaynaklanmıştır. Bilirkişi raporunda hakkımda yapılan tespitleri kabul etmiyorum, yaşanan olayda benim bir kusurum bulunmamaktadır. Çatışmadan önce Tuğberk İmamoğlu gemisinin AIS'i görünmediği için Sektör Marmara'da bana bir uyarıda bulunmamıştı. Kaza Tuğberk İmamoğlu gemisinin benim bulunduğum gemiye çarpmasıyla meydana geldi. Böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm, serbest bırakılmayı talep ediyorum" şeklinde konuştu.

Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol tutuklandı

05.09.2026 11:58:00 / Güncelleme: 05.09.2026 12:02:56
İHA
 
Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı
Denizolgun'un ölümünde 10 yıl sonra yeni gelişme: Doktor tutuklandı
Soruşturma kapsamında daha önce tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol, beyanları ile 155 ihbar kaydı, HTS verileri ve diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler tespit edilmesi üzerine "yalan tanıklık" suçundan şüpheli sıfatıyla yeniden ifade verdi. Tutuklama talebiyle sevk edildiği Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgulanan Demirkol, "10 yıl önceki olayları net hatırlayamıyorum" savunması yaptı. Mahkeme ise HTS kayıtları, diğer tanıkların beyanları ve kolluk tutanaklarını dikkate alarak Demirkol'un tutuklanmasına karar verdi.

Dosyadaki en önemli çelişki, Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüne ilişkin yapılan 155 ihbarı üzerinden ortaya çıktı. Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun'un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söylemişti. Ancak Riva Polis Merkezi Amirliğinin hazırladığı 155 Acil Çağrı çözüm tutanağında, ihbarın Demirkol'un kullandığı telefon üzerinden yapıldığı, arayan kişinin kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi.

Savcılık bu çelişkiyi Demirkol'a doğrudan sordu. Demirkol ise "Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir" savunmasını yaptı.

"Telefonumu ortada bıraktım"

Savcılık, Demirkol'a olay günü polislerle birkaç kez görüştüğünü hatırlamasına rağmen, ilk ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını neden hatırlamadığını da sordu. Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını ileri sürerek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğine dikkat çekti. Şüpheli ayrıca olay yerinde telefonunu "ortada bıraktığını", çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.

"Aile doktoru muyum bilmiyorum"

Soruşturmada dikkat çeken bir diğer başlık da Demirkol'un Denizolgun'la doktor-hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri oldu. Demirkol daha önce "özel doktoru değildim" demişti. Ancak olay yerine giden polis ve olay yeri inceleme görevlilerinin anlatımlarında, olay yerinde kendisini "aile doktoru" olarak tanıtan bir kişinin bulunduğuna ilişkin kayıtların yer aldığı belirtildi. Bu durum sorulduğunda Demirkol "Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum" şeklinde savunma yaptı.

HTS kayıtları da masada

Başsavcılık, Demirkol'un ilk ifadesindeki konum bilgileriyle HTS kayıtlarının da örtüşmediğini değerlendirdi. Demirkol, 26 Ağustos'taki ifadesinde olay günü Kısıklı'daki ikametinde bulunduğunu söylemişti. Ancak savcılık sorgusunda kendisine, 6 Eylül 2016 saat 18.12'den 8 Eylül 2016 saat 17.46'ya kadar Kısıklı bölgesinde baz kaydının bulunmadığı bildirildi. Demirkol bu duruma "Benim iki gün baz kaydımın olmaması mümkün değildir. O gün ikametimdeydim. Baz kayıtlarının neden bu şekilde çıktığını bilmiyorum" cevabını verdi. Savcılık ayrıca Demirkol'un, olay yerine gittiğinde Denizolgun'un zaten hayatını kaybettiğini söylediğini ancak HTS kayıtlarında 7 Eylül 2016 günü 21.16-21.42 saatleri arasında Hisar Hastanesi adına kayıtlı telefonla art arda görüşmeler yaptığının görüldüğünü bildirdi.

Bu görüşmelerin nedeni sorulan Demirkol "O gün yaptığım görüşmeleri hatırlamıyorum" dedi.

Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söylemişti. Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş'in de olay yerinde bulunduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş'in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56'da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.

Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında ardışık arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi. Bu kayıtlar sorulan Demirkol "O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum" dedi. Savcılık sorgusunda Demirkol'a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş'in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyadaki başka bir tanık anlatımında, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat bulunduğunu ve Alihan Kuriş'in olay yerinde olduğunu söylediği belirtildi.

Ayrıca Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu kendisine hatırlatıldı. Demirkol ise bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum'la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.

"Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum"

Mahkemedeki sorgusunda Demirkol savcılık ifadesini tekrar ederek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamasının mümkün olmadığını söyledi. Demirkol, yıllarca doktorluk yaptığını, çok sayıda hasta ve ölüm vakası gördüğünü belirterek, "Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Problem 10 sene önceki olayı net hatırlayamamamdan kaynaklıdır" şeklinde savunma yaptı.

Tanık ve şüpheli ifadelerinin stres altında alındığını da söyleyen Demirkol; migreni bulunduğunu, ilaçlarını alamadığını ve ifade süreçlerinde fiziksel olarak zorlandığını ileri sürdü.

"Maktulün ağzında sızıntı vardı"

Mahkeme sorgusunda Denizolgun'un bulunduğu andaki durumuna ilişkin de ayrıntılar veren Demirkol, olay yerine ulaştığında Denizolgun'un hayatını kaybetmiş olduğunu söyledi. Demirkol, maktulün ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını ifade etti. Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.

Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliği ise savunmayı yeterli görmedi. Mahkeme kararında; olay yerindeki kişilerin geliş ve gidiş saatlerine ilişkin HTS raporları, Demirkol'un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, diğer tanıkların beyanları, kolluk tutanakları arasında çelişkiler bulunduğuna dikkat çekti.

Hâkimlik, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını değerlendirerek Nurettin Demirkol'un "yalan tanıklık" suçundan tutuklanmasına karar verdi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik soruşturma sürüyor.

Kötü ağız hijyeni baş-boyun kanseri riskini yükseltiyor


 
 
Baş-boyun kanserlerinin gelişiminde yaşam tarzı alışkanlıklarının yanı sıra ağız ve diş sağlığı da önem taşıyor. Kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişler riski artırırken; tütün kullanımı ve HPV (papillom virüsü) enfeksiyonu da öne çıkan etkenler arasında yer alıyor. 
 

05.09.2026 07:32:00
Murat Çorbacı
 
Kötü ağız hijyeni baş-boyun kanseri riskini yükseltiyor
Kötü ağız hijyeni baş-boyun kanseri riskini yükseltiyor

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 900-950 bin kişide baş-boyun kanserlerine rastlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Emre Üstündağ, "Bu kanserlerden korunmak için tütün ürünlerinden uzak durmak, ağız bakımına özen göstermek ve düzenli diş hekimi kontrollerini ihmal etmemek şart" dedi.
Baş-boyun kanserlerinin büyük bölümünün ağız, boğaz ve gırtlak gibi bölgelerin iç yüzeyini kaplayan hücrelerden kaynaklandığını açıklayan Prof. Dr. Emre Üstündağ, "Kullanılan sigara miktarı ve kullanım süresi arttıkça tehlike de artıyor. Özellikle papillom virüsü HPV-16 tipi, bademcik ve dil kökünü kapsayan orofarenks kanserleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle uzun süre sigara kullananların, HPV enfeksiyonu taşıyanların, daha önce baş-boyun kanseri geçirenlerin ve 40 yaş üzerindeki bireylerin daha dikkatli olması gerekiyor. Hastalık çoğunlukla 50 yaş üzerinde görülse de HPV ile ilişkili kanserlere daha genç yaşlarda da rastlanabiliyor" şeklinde konuştu.

Korunmada tütün kullanımı ve ağız sağlığına dikkat

Baş-boyun kanserlerine karşı alınabilecek en önemli önlemlerden birinin tütün ürünlerinden uzak durmak olduğunun altını çizen Üstündağ, "Sigara, pipo, puro ve dumansız tütün ürünleri özellikle ağız boşluğu, gırtlak ve yutak kanserleriyle güçlü bir ilişkiye sahip. Kullanım süresi ve miktarı arttıkça risk yükselirken, sigaranın bırakılması bu olasılığın zaman içinde belirgin şekilde azalmasını sağlıyor. Ağız hijyeni ve diş sağlığı da korunmada önem taşıyor. Kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişler bazı ağız kanserleriyle ilişkilendirildiği için düzenli diş hekimi kontrolleri, iyi ağız bakımı ve uygun protez kullanımı koruyucu önlemler arasında yer alıyor" dedi.

Belirtiler iki–üç haftadan uzun sürüyorsa dikkat

Baş-boyun kanserlerinin farklı bölgelerde çeşitli belirtilerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Üstündağ, "Ağız içinde iyileşmeyen yara, beyaz veya kırmızı plaklar, dilde ya da ağız tabanında sertlik ve kitle, yutma güçlüğü, ağrılı yutkunma, boğazda takılma hissi ve uzun süren ses kısıklığı erken belirtiler arasında yer alabilir. Boyunda ağrısız, giderek büyüyen veya antibiyotik tedavisine rağmen geçmeyen bir kitle, tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan burun kanaması, yüzde uyuşma ya da şişlik de göz ardı edilmemeli. Erişkinlerde kulak muayenesinde herhangi bir sorun görülmediği hâlde devam eden, nedeni açıklanamayan tek taraflı kulak ağrısı da önemsenmeli. Bu belirtilerden herhangi biri iki–üç haftadan uzun sürüyorsa bir KBB uzmanına başvurulmalı" dedi.

Görüntüleme yöntemleri tedaviye yön veriyor

Baş-boyun kanserlerinde erken ve doğru tanının, en uygun tedavinin planlanması açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekleyen Üstündağ, "Bilgisayarlı tomografi tümörün boyutunu, çevre dokulara yayılımını ve kemik tutulumunu; manyetik rezonans ise dil, ağız tabanı, nazofarenks ve kafa tabanı gibi yumuşak dokuları ayrıntılı biçimde gösteriyor. PET-BT gizli lenf nodu ve uzak metastazların araştırılmasında, ultrasonografi ise lenf bezlerinin değerlendirilmesi ve biyopsiye rehberlik edilmesinde kullanılıyor. Kesin tanı için şüpheli dokudan örnek alınması gerekiyor. Lezyonun bulunduğu bölgeye göre endoskopik, ince iğne aspirasyon veya daha büyük doku örneği alınmasını sağlayan 'tru-cut' biyopsi uygulanabiliyor. Henüz her merkezde rutin olarak kullanılmasa da özellikle patoloji ve görüntüleme alanlarında hızla gelişen yapay zekâ sayesinde dijital ortama aktarılan doku örnekleri daha ayrıntılı değerlendirilebiliyor. Bu teknolojinin gelecekte tümörün özelliklerinin ve saldırganlık potansiyelinin belirlenmesine katkı sağlaması bekleniyor" bilgilerini verdi.

Bolu Belediyesinde "araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük" iddiasına ilişkin 7 zanlı tutuklandı

Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, görevinden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında olduğu 7 şüpheli tutuklandı

05.09.2026 03:00:00
AA
 
Bolu Belediyesinde "araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük" iddiasına ilişkin 7 zanlı tutuklandı
Bolu Belediyesinde "araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük" iddiasına ilişkin 7 zanlı tutuklandı

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 7'si daha İl Jandarma Komutanlığındaki işlemlerin ardından adliyeye getirildi.

Dün savcılığa sevk edilen 8 zanlı ile bugün getirilen 7 şüphelinin işlemleri tamamlandı.

Görevden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 7 zanlı tutuklama, 8 zanlı ise adli kontrol talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.

Şüphelilerden 8'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Özcan, Belediye Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T ile yüklenici firmanın sahibi ve 2 çalışanı tutuklandı.

Bu arada, firari 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği öğrenildi.

Süreç

Cumhuriyet Başsavcılığınca Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın başka bir suçtan tutuklu olması nedeniyle, Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, gerçekleştirme görevlisi S.E, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T, komisyon üyeleri M.E.G, T.Y, M.Y, İhale ve Satın Alma Birim Sorumlusu E.Ö, Mali Hizmetler Müdürlüğü personeli H.C, Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli E.Ö.Ö, temizlik şirketlerinin yetkilileri Ç.A, S.K, F.Ş.E, S.K, H.B, F.D, İ.T, A.G, yüklenici firma yetkilileri F.G, A.Y, F.L. ve Y.E. olmak üzere 22 zanlı hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Teknik incelemede, bazı çöp toplama araçlarının fiilen çalışmadığı günlerde çalışmış gibi gösterildiği, bu kayıtlar esas alınarak yüklenici firmaya ödeme yapıldığının belirlendiği aktarılan bilirkişi raporunda, Bolu Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünce düzenlenen 19 ayrı hakediş kapsamında, MCY-Yeşilçam İş Ortaklığına fiyat farkı ve KDV dahil toplam 34 milyon 288 bin 376 lira 61 kuruş fazla ve yersiz ödeme gerçekleştirildiği belirtilmişti.

Gözaltına alınan 21 şüpheliden 14'ü adliyeye sevk edilmişti. Adliyeye sevk edilenlerden 6'sı savcılık sorgularının ardından dün çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 

Oya Lale Arslan tutuklandı

Sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "terör örgütü propagandası yapma" suçlarından gözaltına alınan Oya Lale Arslan, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı

05.09.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
 
Oya Lale Arslan tutuklandı
Oya Lale Arslan tutuklandı
Sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "terör örgütü propagandası yapma" suçlarından gözaltına alınan Oya Lale Arslan, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle Oya Lale Arslan hakkında TCK 217/A kapsamında 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' ve 'terör örgütü propagandası yapma' suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı doğrultusunda şüpheli gözaltına alınmış, ikametinde yapılan aramada dijital materyallere el konulmuştur.

Mevcutlu olarak Başsavcılığımızda hazır edilen şüpheli Sulh Ceza Hakimliğine sevkedilmiş olup, hakkında tutuklama kararı verilmiştir. Soruşturma işlemleri titizlikle devam etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Oya Lale Arslan'ın savcılık ifadesi 

Sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "terör örgütü propagandası yapma" suçlarından soruşturma yürütülen gazeteci Oya Lale Arslan'ın savcılık ifadesi ortaya çıktı.

Sosyal medya ve YouTube platformunda yaptığı yayın ve paylaşımlar nedeniyle gazeteci Oya Lale Arslan, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "terör örgütü propagandası yapma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Arslan savcılık ifaresinde, "Ben daha öncesinde gazetecilik yapmaktaydım. Ancak şu anda basın kartım bulunmamaktadır. Gazetecilik ve yayıncılık faaliyetlerime Youtube üzerinden devam etmekteyim. Lale Özan Arslan isimli Youtube ve X hesapları bana aittir. Bu hesapların içeriklerini kendim hazırlıyorum ve yayınlıyorum. Yayın başlıklarını da kendim hazırlıyorum. Yayın esnasında konukların ileri sürdüğü iddialar spontane gerçekleşiyor. Biz sadece konu başlıklarını daha önceden belirliyoruz. Konularla ilgili herhangi bir yerden bilgi temin etmiyoruz" dedi.

Yayınların kamu düzeni, iç dış güvenlik konusunda tehlike oluşturmayacağını düşündüğü yayınları paylaştıklarını ifade eden Arslan, "Genellikle gündemde olan konuları yorumluyoruz. Bu yorumların çoğu da konuklar tarafından gerçekleştirilmekte ben ise moderatörlük yapmaktayım. 'iktidarın seçim için kaos planı' adlı 3 Nisan 2023 tarihinde yayınlanan yayınla ilgili olarak kastetmiş olduğumuz oyların durumları ile ilgili vatandaşlardan gelen endişeleri paylaşmaktır.

Bilgi kaynakları da vatandaşlardan gelen şikayetlerden oluşmaktadır. Kaos planı iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum kastettiğimiz bu değildir. '15 Temmuz sonrası soyadı değiştirilen bürokratlar gizleniyor mu' başlıklı yayını aradan uzun zaman geçmesi sebebi ile şu an hatırlayamamaktayım. 'Büyük tehlike! cemaat tarikat TSK çocukları' başlıklı yayından kastetmiş olduğum çocukların istismarıdır, TSK dan kastım ise FETÖ gibi yapıların askeriye içerisinde yapılandığına ilişkin duyumlardır, Ancak buna ilişkin herhangi bir bilgi sahibi değilim. Bu iddiamı destekleyen somut bilgi ve belgem bulunmamaktadır" ifadelerine yer verdi.

"Zaman gazetesinin neden evimde olduğunu dair bilgim bulunmamaktadır"

FETÖ/PDY'yi bir terör örgütü olarak bildiğini aktaran Arslan, "Eylemlerini asla kabul etmiyorum. Herhangi bir yayınında FETÖ/PDY mensuplarını mağdur olarak nitelendirmedim. Yayınlarımda devlet kurumları ve kamu görevlileri hakkında 'Operasyon, kumpas, kaos, gizli plan' gibi ibareler kullanmamın nedeni daha çok dikkat çekecek yayınlar olmasını istememden kaynaklanmaktadır. Evimden ele geçirilen Zaman gazetesinin neden evimde olduğunu dair bilgim bulunmamaktadır" dedi.
Herhangi bir suç işleme kastı bulunmadığını ifade eden Arslan, suçlamaları kabul etmedi.

Uykunun sırları çözülüyor


 
 
Çoğumuz uykuyu, yoğun geçen bir günün ardından yalnızca dinlenmek ya da ertesi güne enerji toplamak için ayırdığımız pasif bir zaman dilimi olarak görüyoruz. Oysa uyku, bedenin adeta 'bakıma alındığı', hücrelerin yenilendiği, organların onarıldığı ve biyolojik dengenin yeniden kurulduğu en aktif süreçlerden biri. Uykuda hiç bir şey uyumuyor

05.09.2026 00:06:00
Murat Çorbacı
 
Uykunun sırları çözülüyor
Uykunun sırları çözülüyor

Günün yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz. Ancak uyuduğumuz saatlerde dinlenen aslında biz değiliz. Beynimiz toksinleri temizliyor, bağışıklık sistemimiz adeta yeniden programlanıyor, hormonlarımız dengeleniyor, kalbimiz ve damarlarımız günün yorgunluğunu atıyor, hücrelerimiz ise hasar gören dokuları onarmaya başlıyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, "Kalitesiz veya yetersiz uyku, sadece ertesi günü yorgun geçirmenize neden olmaz. Uzun vadede insan fizyolojisinin temel yapı taşlarını etkileyerek sistemik bir çöküşe zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kaliteli uyku, sağlıklı yaş almak için de vazgeçilmezdir" dedi. Sağlıklı bir yaşamın temelinin kaliteli ve yeterli uykudan geçtiğini belirten Kırışoğlu, "Kalitesiz veya yetersiz uyku sadece ertesi günkü yorgunlukla sınırlı kalmaz; nöronal bağlardan hormonlara, kalbin kasılma dinamiklerinden bağışıklık ve üreme hücrelerine kadar tüm insan fizyolojisini sarsan sistemik bir çöküşe zemin hazırlar" diyerek, uyku sırasında bedenimizde değişen 10 hayati süreci sıraladı.

1. Beyin gün boyu biriken yükü temizliyor

Gün boyunca beynimiz durmadan çalışıyor; düşünüyor, öğreniyor, karar veriyor ve bunun sonucunda metabolik atıklar birikiyor. Kaliteli uyku sırasında beyin adeta gece vardiyasına geçerek bu atıkları temizliyor, gün içinde öğrendiklerimizi hafızaya yerleştiriyor ve ertesi güne hazırlanıyor. Bu temizlik süreci yeterince gerçekleşmez ise beyin zamanla 'toksik yük' altında kalıyor. Uzun süreli uykusuzluk Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların riskini artırabiliyor.

2. Kalbiniz de gece dinlenmeye ihtiyaç duyuyor

Sağlıklı bir uykuda kalp atışları yavaşlıyor, tansiyon düşüyor ve damarlar günün yükünü atıyor. Ancak yetersiz uyku bu doğal dinlenme sürecini bozabiliyor. Kalp sürekli çalışmaya devam ettiği için damarlar daha fazla yıpranıyor; yüksek tansiyon, ritim bozukluğu, kalp krizi ve felç riski artabiliyor. Kalp krizi ve inme vakalarının sabahın erken saatlerinde zirve yapmasının temel nedeni, uykusuzluğun yarattığı bu sistemik stres yükü.

3. Bağışıklık sistemi gece güç kazanıyor

Vücudumuz enfeksiyonlarla mücadele edecek savunma hücrelerinin önemli bir bölümünü uyku sırasında hazırlıyor. Uykusuz kalan bir bireyde, vücudun virüsleri tanıma ve onlara karşı antikor üretme kapasitesi önemli ölçüde düşer. Araştırmalar, uyku süresi kısıtlı kişilerin, yeterli uyuyanlara göre soğuk algınlığına yakalanma ihtimalinin 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermekte. Hatta uykusuzluk aşılardan alınan koruyucu etkinliği bile azaltabiliyor.

4. Kanserle mücadelede de uyku etkili

Uyku sırasında vücudumuz yalnızca dinlenmiyor, hasar gören hücreleri de onarıyor. Gece salgılanan melatonin, yalnızca bir uyku hormonu değil; aynı zamanda hücre içi DNA hasarlarını onaran çok güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra tümör baskılayıcı genlerin çalışmasını destekliyor. Özellikle gece vardiyasında çalışanlarda veya sirkadiyen ritmi bozuk bireylerde meme, prostat ve kolon kanseri riskinin artması, uykunun kanserle mücadeledeki rolünün önemine dikkat çekiyor. 

5. Mikrobiyata uykusuzluğu

Bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler de tıpkı bizim gibi bir biyolojik ritme sahip. Gündüz besinlerin sindirilmesine yardımcı olurken, gece bağırsak duvarını onarmaya başlıyorlar. Yetersiz uyku bu düzeni bozarak reflü, şişkinlik, hazımsızlık ve bağırsak problemlerini artırabiliyor.

6. Doğal GLP-1 : uyku

Az uyuduğunuz günün ertesi sabahı neden daha çok tatlı veya hamur işi istediğinizi hiç düşündünüz mü? Bunun nedeni sadece irade değil. Uykusuzluk, tokluk hissini azaltırken açlık hissini artıran hormonları değiştiriyor. Aynı zamanda kan şekerinin dengelenmesini zorlaştırıyor ve zamanla diyabet riskini yükseltebiliyor.

7. Böbrekler gece mesaisine çıkıyor

Uyku sırasında böbrekler vücudun su ve mineral dengesini yeniden düzenliyor. Bu nedenle kaliteli uyku, böbreklerin daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor. Geceleri 5 saatten az uyuyan bireylerde böbrek fonksiyonlarında hızlı gerileme ve Kronik Böbrek Hastalığı gelişme riskinin, 7-8 saat uyuyanlara kıyasla iki katından fazla olduğu görülmüştür.

8. Doğurganlık da uykudan etkileniyor

Kaliteli uyku, kadın ve erkek üreme hormonlarının düzenli salgılanması için de büyük önem taşıyor. Uzun süreli uykusuzluk erkeklerde sperm kalitesini azaltabilirken, kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı olumsuz etkileyebiliyor.

9. Ruh halimiz gece şekilleniyor

Uyku sırasında beyin yalnızca dinlenmiyor, gün içinde yaşadığımız olayları da işleyerek duygusal yükümüzü hafifletiyor. Bu süreç yeterince gerçekleşmediğinde kişi daha gergin, kaygılı, tahammülsüz ve mutsuz hissedebiliyor. Uzun süreli uykusuzluk depresyon ve anksiyete riskini de artırabiliyor.

10. Güzellik uykusu gerçekten var

Gece boyunca ciltte kan dolaşımı artıyor, kolajen üretimi hızlanıyor ve gün içinde oluşan hasarlar onarılıyor. Bu nedenle kaliteli uyku cildin daha canlı görünmesine katkı sağlarken, kronik uykusuzluk cildin daha mat görünmesine ve kırışıklıkların daha erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Cep telefonunu bir kenara atın


Öte yandan Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar da sağlıklı ve kaliteli uykunun önemine değinerek, "Özellikle uyumadan önce baktığımız telefon veya bilgisayar ekranları nedeniyle maruz kaldığımız mavi ışığın, 'melatonin' dediğimiz uykuyu sağlayan hormonun salgısını yüzde 50 oranında azalttığı görülüyor" dedi. Uçar, "Uzun yıllar hem tıp camiasında hem de kamuoyunda uyku, fizyolojik bir süreç olarak görüldü ve gereken önem verilmedi. Oysa sağlıklı bir uyku gündüz yaşantımızı doğrudan etkiliyor. Gece yeterince dinlenemeyen bir kişi ertesi gün birçok sorunla karşı karşıya kalabiliyor" şeklinde konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek, partideki görevlerinden istifa ettiğini açıkladı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve MYK üyesi Berhan Şimşek, hakkında devam eden davalar sonuçlanana kadar partideki görevlerinden ayrılma kararı aldığını duyurdu

04.09.2026 14:20:00
Haber Merkezi
 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek, partideki görevlerinden istifa ettiğini açıkladı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek, partideki görevlerinden istifa ettiğini açıkladı
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve MYK üyesi Berhan Şimşek, hakkında devam eden davalar sonuçlanana kadar partideki görevlerinden ayrılma kararı aldığını duyurdu.

Şimşek'in 10 yıldır birlikte olduğu Özlem Şanver'e şiddet uyguladığı anlara ilişkin ortaya çıkan görüntülere tepki yağmıştı. Görüntülerde Şimşek'in Şanver'in ayağına tekme attığı, ardından elinden kurtulmaya çalışan kadını zorla evin içine sokmaya çalıştığı görülmüştü. Videoda, içereyi götürülen Şanver'in, "Bırak beni" diye bağırdığı da duyuldu.

Berhan Şimşek'in 10 yıllık hayat arkadaşı Özlem Şanver, Nisan 2026'da fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını öne sürerek mahkemeye başvurmuştu.

Başvuruyu değerlendiren İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun kapsamında Şimşek hakkında 2 ay süreyle uzaklaştırma ve koruma tedbiri uygulanmasına karar verdi. Söz konusu tedbir kararının daha sonra 2 ay daha uzatıldığı belirtilmişti.

KKTC Başbakanı Üstel: "Girne'deki gemi faciasında can kaybı 12'ye yükseldi"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında batan gemiye yönelik çalışmalarda 2 kadının naaşına ulaşıldığını, faciada toplam can kaybının 12'ye yükseldiğini, kayıp 16 kişiye ulaşılması için arama çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Üstel, kazanın araştırılması amacıyla Cumhuriyet Meclisi'ne araştırma önergesi sunduklarını bildirdi

04.09.2026 12:19:00
İHA
 
KKTC Başbakanı Üstel: "Girne'deki gemi faciasında can kaybı 12'ye yükseldi"
KKTC Başbakanı Üstel: "Girne'deki gemi faciasında can kaybı 12'ye yükseldi"
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, geçtiğimiz pazar günü Girne Limanı'ndan Mersin Taşucu'na gitmek üzere hareket ettikten sonra alabora olan gemiye ilişkin yürütülen arama çalışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Başbakan Üstel, pazar gününden bu yana büyük bir acı yaşandığını belirterek gemide bulunan vatandaşlara ulaşılması amacıyla KKTC ve Türkiye'nin tüm ilgili kurumlarının arama-kurtarma çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Kazada yaşamını yitirenlerin ve kayıp kişilerin bulunduğunu ifade eden Üstel, Türkiye'ye ait arama-kurtarma gemisi TCG Işın'ın KKTC'ye ulaşmasının ardından çalışmalara başladığını kaydetti. Üstel, TCG Işın'ın ardından TCG Alemdar'ın da bölgeye geldiğini belirterek geminin arama çalışmalarını 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız sürdürdüğünü ifade etti.

"Çalışmalar robotik sistemlerle yürütülüyor"

Arama çalışmalarının çok zorlu şartlar altında gerçekleştirildiğine dikkati çeken Üstel, geminin 554 metre derinlikte bulunduğunu ve bu derinliğe insanların inemediğini söyledi. Çalışmaların tamamen robotik sistemler aracılığıyla yürütüldüğünü aktaran Başbakan Üstel, aramaların başlamasının ardından önce 1 naaşa, dün ise 2'nci naaşa ulaşıldığını belirtti.

Yılmaz'ın taziye ziyareti

Üstel, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın dün KKTC'yi ziyaret ettiğini hatırlatarak Yılmaz'ın hem geçmiş olsun dileklerini ilettiğini hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın süreci yakından takip ettiğini ve taziye mesajlarını ilettiğini söyledi. Yılmaz'ın acılı ailelerle bir araya geldiğini belirten Üstel, ailelere arama-kurtarma çalışmaları hakkında bilgi verildiğini kaydetti.

Faciada can kaybı 12'ye yükseldi

Her sabah hem ailelere hem de basına açıklamalarda bulunduklarını ifade eden Üstel, gece yürütülen çalışmaların sonucunda 2 kadının naaşına daha ulaşıldığını belirterek, "Böylece 554 metre derinlikten çıkarılan naaş sayısı 4'e yükseldi. Yani vefat edenlerin sayısı 12 oldu" ifadelerini kullandı. Arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiğini belirten Üstel, kayıp 16 kişiye daha ulaşılması için TCG Alemdar'ın çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Üstel, Türkiye Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu'na, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı'na, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı'na, TCG Alemdar'da görev yapan askerlere ve çalışmalara katkı koyan herkese teşekkür etti. Denizin 554 metre derinliğinde yürütülen çalışmaların zorluğuna dikkati çeken Üstel, çalışmalarda zamana ihtiyaç duyulduğunu ailelerle de paylaştığını söyledi.

"Sorumlular hukuk önünde hesap verecek"

Arama çalışmalarının kayıp kişilere ulaşılana kadar devam edeceğini vurgulayan Üstel, kazanın meydana gelmesinde ihmal veya başka bir unsurun bulunup bulunmadığının araştırılacağını kaydetti. Üstel, kazanın yaşanmasında sorumluluğu bulunan kişilerin, görev ve konumlarına bakılmaksızın hukuk karşısında hesap vereceğini belirtti. Kazanın araştırılması amacıyla Cumhuriyet Meclisi'nde de çalışma başlatılacağını açıklayan Üstel, hükümet olarak Meclis'e araştırma önergesi sunduklarını bildirdi. Üstel, "Bu konuda Cumhuriyet Meclisimizde bir araştırma komitesi kurulması ve çalışmaların Cumhuriyet Meclisinde başlaması için dünden itibaren müracaatımızı yapmış bulunmaktayız" ifadelerini kullandı.

Başbakan Üstel, gelişmelere ilişkin akşam saatlerinde yeniden halka ve ailelere bilgi vereceğini kaydederek bütün naaşlara tek tek ulaşmayı ümit ettiklerini söyledi.

"Kesin süre veremiyoruz"
Basın mensuplarının arama çalışmalarının ne zaman tamamlanacağına ilişkin sorusunu yanıtlayan Üstel, umudun hiçbir zaman tükenmeyeceğini söyledi. Deniz Kuvvetleri personelinin umutların gerçeğe dönüşmesi için 7 gün 24 saat çalıştığını belirten Üstel, çalışmaların ne zaman sonuçlanacağına ilişkin kesin bir süre verilemeyeceğini ifade etti. Konunun tamamen teknik olduğunu dile getiren Üstel, 554 metre derinlikte çok zor şartlarda yürütülen bir çalışmadan söz edildiğini vurguladı.

Ulaşılan 2 naaşın kimlik tespiti çalışmaları sürüyor

Üstel, ulaşılan 2 naaşın kimlik tespitine ilişkin bir gelişme olup olmadığı yönündeki soru üzerine naaşların Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne götürüldüğünü açıkladı. Kimlik tespitinin ardından ailelere bilgi verileceğini belirten Üstel, "Kimlik tespiti yapıldıktan sonra ailelerimize duyuracağız" dedi.

İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, duruşmaların canlı yayımlanması tartışmasına ilişkin, yalnızca bundan sonraki duruşmaların değil, davanın ilk gününden itibaren tüm kayıtların kamuoyuna açılmasını istedi

İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, duruşmaların canlı yayımlanması tartışmasına ilişkin, yalnızca bundan sonraki duruşmaların değil, davanın ilk gününden itibaren tüm kayıtların kamuoyuna açılmasını istedi. İmamoğlu, “Her milimi yayınlansın, millet izlesin” dedi

04.09.2026 12:17:00
Haber Merkezi
 
 İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, duruşmaların canlı yayımlanması tartışmasına ilişkin, yalnızca bundan sonraki duruşmaların değil, davanın ilk gününden itibaren tüm kayıtların kamuoyuna açılmasını istedi
 İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, duruşmaların canlı yayımlanması tartışmasına ilişkin, yalnızca bundan sonraki duruşmaların değil, davanın ilk gününden itibaren tüm kayıtların kamuoyuna açılmasını istedi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik davada tutuklu yargılanan Ekrem İmamoğlu, duruşmaların canlı yayımlanmasına ilişkin çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nin X hesabından İmamoğlu'nun duruşmadaki sözleri paylaşıldı. İmamoğlu, davanın canlı yayınlanmasını istediğini belirterek geçmiş duruşmaların da kamuoyuna açılmasını talep etti.

İmamoğlu, "Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum" diyerek, davanın başladığı ilk günden bugüne kadar yapılan duruşmaların da yayımlanması çağrısında bulundu.

Duruşmaların SEGBİS sistemi üzerinden kayıt altına alındığına dikkat çeken İmamoğlu, teknolojik imkanların bulunduğunu belirterek, "Her milimi yayınlansın, millet izlesin" dedi.

İmamoğlu, kamuoyundan saklayacağı bir sözü olmadığını savunarak vatandaşların davayı doğrudan izlemesi gerektiğini söyledi. "Millet dinlesin, millet görsün. Millet kendi kararını versin" ifadelerini kullanan İmamoğlu, kendisine yönelik iddialara karşı hesabını kamuoyu önünde vermeye hazır olduğunu belirtti.

İmamoğlu'nun açıklamasından öne çıkan bölüm şöyle:

"Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum. Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. Her milimi yayınlansın, millet izlesin."

Mersin'de iki ayrı iş kazası: 1 ölü, 2 yaralı

Mersin'in Tarsus ilçesinde 2 ayrı inşaatta yaşanan kazalarda 1 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı

04.09.2026 12:15:00 / Güncelleme: 04.09.2026 12:17:48
İHA
 
Mersin'de iki ayrı iş kazası: 1 ölü, 2 yaralı
Mersin'de iki ayrı iş kazası: 1 ölü, 2 yaralı
Alınan bilgiye göre, ilçeye bağlı Atatürk Mahallesi Atatürk Caddesi üzerindeki inşaatta çalışan T.B. (48) ile M.B. (38) iskeleden düştü. Mesai arkadaşlarının ihbarıyla olay yerine sevk edilen ambulanslarla 2 işçi ilçe devlet hastanesine kaldırıldı.

Kırklarsırtı Mahallesi 2673 Sokak'ta yaşanan kazada da iddiaya göre, inşaatta çalışan Abdülkadir Polat (43), dengesini kaybederek aşağı düştü.



Haber verilmesi üzerine olay yerine sevk edilen ambulansla hastaneye kaldırılan Polat, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Her iki olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.